“Çanakkale Ruhu ve Gençlik” Konulu Kompozisyon Yarışması Ödül Töreninde Yaptıkları Konuşma

19.03.2015

Sevgili Gençler,

Çok Değerli Kardeşlerim,

Değerli Katılımcılar,

Aziz İstanbullular,

Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Bu ödül töreni vesilesiyle, umudun, sevginin, aydınlığın, geleceğin timsali olan siz gençlerimizle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Rümeysa’yı dinlerken umudum ziyadesiyle arttı, Rümeysa’yı dinlerken gururlandım, Rümeysa’yı dinlerken, evet, Çanakkale ruhu bende çok daha farklı bir şekilde hamdolsun ayağa kalktı.

Böyle güzel bir yarışmayı tertip ettikleri, bizleri biraraya getirdikleri için Birlik Vakfı’na, Sayın Başkana, Mütevelli Heyeti’ne, vakfın tüm çalışanlarına ve gönüldaşlarına en kalbi şükranlarımı sunuyorum.

Aynı şeklide bu anlamlı yarışmanın tertibine destek veren, katkı sunan Milli Eğitim Bakanlığımıza, Milli Türk Talebi Birliği’ne ve Genç Birlik’e teşekkür ediyorum.

Ülkemizin dört bir tarafından yarışmaya kompozisyon gönderen, eline kalemi alıp hissiyatını kağıda döken tüm gençlerimize, öğrencilerimize de teşekkür ediyor, elinize, kaleminize, yüreğinize sağlık diyorum. Yazdıkları eserlerle dereceye giren kardeşlerimizi de tebrik ediyorum, kendilerine hayat boyu başarılar temenni ediyorum.

Sevgili Genç Kardeşlerim,

Bu sene ülke, bölge ve dünya tarihi açısından son derece önemli bir yıl dönümünü idrak ediyoruz. Çanakkale Savaşları’nın 100. Yıl Dönümünü çok farklı etkinliklerle, çok farklı programlarla Mart ayı başından itibaren kutlama başladık, inşallah bu etkinlikler yurt içinde ve dışında yıl boyunca devam edecek.

14 Mart’ta Çanakkale’deydim, Tıp Bayramıyla birlikte orada bir dizi programlar yaptık. 18 Mart’ta, evet, Başbakanımız aynı şekilde Çanakkale’deydi ve onlar da orada bir dizi programlar icra ettiler. Çanakkale Deniz Zaferimizin 100. Seneyi Devriyesi dündü ve süreç aynı şekilde devam ediyor. Dün yer yıl mutat olduğu üzere, Deniz Zaferimizin yıl dönümünü Gelibolu’da büyük bir coşkuyla, çok anlamlı, çok güzel bir törenle yad ettiler, 100 yıl öncesinde yaşanan kahramanlıklar, Mehmetçiklerimizin sergilediği cesaret, ödedikleri bedeller tekrar tekar hatırlandı, tüm şehitlerimize dualar edildi, Fatihalar gönderildi.

Ben bu vesileyle, Çanakkale Deniz Zaferimizin 100. Yıl Dönümünün bir kez daha kutlu ve mübarek olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Azimleri, sabırları ve fedakârlıklarıyla “Çanakkale geçilmez” sözünü tarihe nakşeden aziz şehitlerimizi, gazilerimizi tekrar rahmetle, hürmetle, minnetle anıyorum. Onlarla birlikte, tarih boyunca Hakk için, vatanları, milletleri ve bayrakları için canlarını feda eden, bir gül bahçesine girercesine kara toprağa giren tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet temenni ediyorum, Rabbim onları şefkatiyle, rahmetiyle kuşatsın, mekanları inşallah Cennet olsun diyorum.

Sevgili Gençler,

Bilhassa içinden geçtiğimiz şu günlerde Sarıkamış Harekâtını, Çanakkale Zaferimizi, Kut’ül Ammare Zaferimizi, Medine Müdafaası’nı ve bunların yaşadığı Birinci Dünya Savaşı’nı iyi düşünmeli, iyi tefekkür etmeliyiz. Devlet olarak, derneklerimiz, vakıflarımız, sivil toplum kuruluşlarımız olarak, anne, babalar olarak, fert olarak bu seneyi çok iyi değerlendirmek zorundayız.

Bu sebeple, ben 81 vilayetimizden imkan bulabilen herkesin Çanakkale’ye gitmelerini, oradaki kabirleri, şehitlikleri görmelerini, oradaki manevi iklimi yaşamalarını çok ama çok önemsiyorum.

İnşallah bu yıl 24 Nisan’da Çanakkale’de Kara Savaşları’nın 100. Yılı’nı dünyanın dört bir yanından gelen dost ve kardeş ülkelerin devlet başkanları ve başbakanları ve temsilcileriyle birlikte yâd edeceğiz. Bu tarihi törene 30’a yakın devlet ve hükümet başkanının katılımına yönelik geri dönüşlerini aldık.

Daha önce de ifade ettim, Çanakkale Savaşı, savaşlardan bir savaş değildir. Çanakkale’yi diğer savaşlardan ayıran en önemli özellik, savaşın kendine özgü askeri ve siyasi mantığının ötesinde insani değerlerin ön plana çıkmasıdır. Bu savaş dünya barışı için, insani değerlerin 20. yüzyıla taşınması için yeni bir ufuk açmıştır. Tarihin kaydettiği en büyük savaşlardan biri olan bu mücadelede Mehmetçik karşısındaki sadece bir düşman olarak görmemiştir, kendisi gibi ümitleri, kendisi gibi sevdaları, hayalleri, aileleri olan birer insan, bir can olarak görmüştür.

Her iki taraf da cephede olmasına, birbiriyle savaşmasına rağmen insani ilişkiler kurmayı başarabilmiştir. İki tarafın askerleri arasında doğan saygı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ileride o gün savaştığı ülkelerle kurduğu dostluk ve işbirliğinin insani dokusunu oluşturmuştur. O gün Çanakkale’de bize karşı savaşan milletlerle siperden sipere, cepheden cepheye büyüyen yeni dostluk köprüleri kurulmuştur. İnşallah bu yıl 23 Nisan’da İstanbul’da düzenleyeceğimiz Uluslararası Barış Zirvesi ile Çanakkale’nin bu özelliğini tekrar vurgulayacak, dünyaya çok farklı bir mesaj vereceğiz.

Yüzyıl önce savaşın tarafları olarak karşı karşıya gelen milletlerin evlatları, inşallah 23 ve 24 Nisan’da bütün dünyaya barış ve kardeşlik mesajı vermek için birarada olacak, aynı çatı altında buluşacaklar.

Türkiye olarak amacımızın sadece kendi ülkemizde değil, bölgemizde ve tüm dünyada, barış, huzur ve sükun ikliminin tesisi olduğunu bir kez daha ilan edeceğiz. Biz hiçbir zaman ayrılıkları derinleştirmenin, acıları büyütmenin, kabuk bağlayan yaraları tekrar tekrar kanatmanın peşinde olmadık.

Her zaman barışın yanında durduk, sulhun peşinden koştuk, helalleşmenin gayesini güttük. Ama içimizdeki ve dışımızdaki bazı çevreler bu yılı kendi amaçlarını, kendi gündemlerini dayatmak için bir fırsat olarak kullanıyor. Birinci Dünya Savaşı’nda milletimizin yaşadığı acıları yok sayarak, sadece Çanakkale’de verilen 250 bin şehidi görmezden gelerek tek yanlı bir tarih anlayışını bize empoze etmeye çalışıyorlar. Daha önce de ifade ettim, bizim utanacak, çekinecek, saklanacak hiçbir durumumuz yoktur. İşte arşivler hemen şuracıkta, Osmanlı arşivi burada. Sabah orada bir konuşmam oldu.

Değerli Kardeşlerim,

Biz Ermeni diasporasına sesleniyoruz, Ermenistan’a sesleniyoruz, tüm dünyaya sesleniyoruz. Eğer dürüstseniz, eğer kendinize güveniyorsanız, bizim şu anda arşivlerimizde tasnifi yapılmış olan 1 milyon belge var. Çıkarın belgelerinizi, tarihçiler, hukukçular, arşivciler incelesinler, o zaman biz nihai kararı verelim. Ama ortaya çıkamıyorlar, çünkü dürüst değiller. Arşivleriniz varsa açın diyoruz açamıyorlar, niye? Çünkü arşivleri yok. ‘Beraberce bir komisyon oluşturalım, ilim adamları hep birlikte otursunlar samimi bir şekilde objektif olarak değerlendirmelerini yapsınlar, biz de artık bu meseleyi tamamen gündemimizden çıkaralım’, diyoruz, yine yok. Avrupa ülkelerinin parlamentolarına, Amerika Birleşik Devletleri Senatosuna, diğer ülkelerin meclislerine etki edilerek, farklı yollara tevessül edilerek netice alınamayacağının artık görülmesi gerekiyor. Lobilerle bu iş yürümez, lobilerle hak tecelli etmez, çünkü dik duran bir Türkiye var, bunun karşısında bunu yapamazsınız. Şayet samimiyseniz, sorunu çözmeye, adil bir hafızaya özellikle niyetiniz varsa işte biz buradayız; arşivlerimizle buradayız, tarihçilerimizle buradayız, özgüvenimizle buradayız. Aynı tavrın artık herkes tarafından da gösterilmesini bekliyoruz.

Değerli Gençler,

Çanakkale destanını en iyi anlatan ifadelerden biri nedir biliyor musunuz? “Geldiler, gördüler ve döndüler”; bu cümledir. Çanakkale merhum Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’mızda “Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda” sözünün tam manasıyla karşılık bulduğu topraklardır. Çanakkale, uhuvvetin, muhabbetin, birliğin ve beraberliğin en çarpıcı örneklerinin yaşandığı yerdir. Çanakkale, Anadolu ve Trakya’yla birlikte Kafkasya’dan Balkanlar’a, Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar çok geniş bir coğrafyadan gelen insanların omuz omuza verdiği yerdir. Her ilimizden Çanakkale’de şehitlerimiz, gazilerimiz var. Saraybosna’nın, Üsküp’ün, Prizren’in, Gümülcine’nin, Bakü’nün, Batum’un, Gazze’nin, Kudüs’ün, Beyrut’un, Halep’in şehitleri var Çanakkale’de. Halepli Ahmet’le Bosnalı Murat, Kırımlı Mehmet Faik Bey ile Gazzeli Abdülkadir o mukaddes topraklarda beraberce koyun koyuna yatıyor. Onlar aynı amaç için Çanakkale’deydiler, aynı gaye için gözlerini kırpmadan can verdiler, aynı mezarı paylaştılar.

Esasen biz bin yıldır bu mücadeleyi veriyoruz. Bin yıldır birlikte şehit oluyoruz. Çanakkale bu kadim kardeşliğimizi bize tekrar hatırlatmış, bizi tekrar tek bir millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet haline getirmiştir.  Evet, onlar diridirler ve bu da emri ilahidir, sokakta gezenlerin veya gidenlerin lafı değildir. ‘Ve onlara ölüler demeyiniz, onlar diridirler, ancak siz bilemezsiniz’.

Şüphesiz Çanakkale’yi Çanakkale yapan, 1000 yıllık bir hesabı görmek için dünyanın en ücra köşelerinden buralara gelenleri Gelibolu’da, Seddülbahir’de, Kirte’de, Arıburnu’nda, Anafartalar’da karşılayan o asil ruhtur. Bu öyle bir ruhtur ki gençler, çelik ve barut inancın, imanın ve azmin karşısında diz çökmüştür. Bu ruh, Yarabbi bize iki güzelden birisini nasip et diyerek ya şehit, ya gazi olmak için siperlere koşan yiğitlerin inancının adıdır. Bu ruhta milletin ve vatanın bekası için daha 13’ünde, 15’inde cepheye yollanan kınalı kuzuların, Mehmetçiklerin masumluğu vardır. Bu ruhta kendi öz oğlu önüne getirilmişken, kurtarılma ihtimali daha yüksek olan diğer yaralılarla ilgilenen Doktor Tarık Nusret’lerin fedakârlığı vardır. Bu ruhta, ya Allah diyerek 215 kiloluk top mermisini kaldıran Balıkesirli Seyit Onbaşı’nın kuvveti ve imanı vardır. Bu ruhta ‘sağ kolumu kaybettim, zararı yok, sol kolum var, onunla da pekala iş görebilirim’ diyen Mehmet Çavuş’un aşkı var. Bu ruha sahip çıkmak bugün hepimizin boynunun borcudur. Unutmayınız ki Çanakkale destanı hasta adamın diriliş cehdidir.

Gençler,

İkiyüz yıldır hor görülen, üzerinde türlü oyunlar oynanan bir milletin adeta küllerinden yeniden doğuşunun adıdır. Türkiye, Çanakkale gibi, İstiklal Harbi gibi büyük mücadelelerin, büyük fedakarlıkların üzerine inşa edilmiş bir devlettir. Çanakkaleli şehitlerin torunları olarak, istiklalimizden, istikbalimizden ve özgürlüğümüzden hiçbir şekilde taviz vermeyiz ve vermeyeceğiz. Milletimizin imanı ve kardeşliği, şimdiye kadar nasıl Çanakkale ruhunun çiğnenmesine müsaade etmemişse, bundan sonra da asla etmeyecektir.

Sevgili Gençler,

Çok Değerli Genç Kardeşlerim;

Unutmayınız, insan tarihte sadece geçmişini değil geleceğini de arar. Geçmişten gerekli dersleri çıkarmazsak, tarih sürekli tekerrür eder. Yaşananlar unutulursa, yaşananlardan ders alınmazsa bilin ki bunlar tekrar yaşanır. Bugünlere kolay gelmedik. On yıllar boyunca bize bu ülkede öteki muamelesi, ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldı. On yıllar boyunca biz üstat Necip Fazıl’ın ifadesiyle, ‘öz yurdumuzda garip, öz vatanımızda parya’ olduk. İmam hatip okullarının orta kısımlarını kapattılar. Okullarımıza, üniversitelerimize başörtülü olarak girmek için yavrularımızı ikna odalarına soktular.

Eğer bu azim olmasaydı, bu inanç olmasaydı bugünlere gelemezdik. Hamdolsun şu anda artık bunların hepsi aşıldı. Artık okullarımıza yavrularımız başörtüleriyle de girebiliyorlar, istedikleri şekilde girebiliyorlar. Katsayıları kaldırıldı, artık katsayı diye bir engel var mı? İstediğimiz üniversiteye girme şansımız var mı? Öyleyse bundan sonrası size ait.

Sizlerden bu ülkenin tarihini, kahramanlıklarını, mücadelelerini çok iyi öğrenmenizi istiyorum. Çanakkale’yi muhakkak ziyaret etmenizi istiyorum. Oradaki ruhu yaşamanızı istiyorum. Orayı muhakkak gidin görün, bol bol tefekkür edin. Sizlerden yakın tarihimizde çekilen çileleri, ödenen bedelleri, bugünlere ulaşmamıza imkan sağlayan fedakarlıkları çok iyi idrak etmenizi bekliyorum.

Çok uzun yıllar bu topraklar üzerinde farklılığa, farklı olana tahammül edilmedi, edilemedi. Milli manevi değerler ayaklar altına alındı, çiğnendi, yok sayıldı. Yüzlerce kitap, binlerce kitap dini eser olduğu gerekçesiyle, eski harflerle yazıldığı –eskimez- gerekçesiyle ya da farklı düşünceler ihtiva ettiği gerekçesiyle yasaklandı, yakıldı. Sadece Kur’an-ı Kerimler, ilmihal kitapları, mevlit kitapları değil Elifba’lar, Hazreti Ali Cenkleri, gazete ve dergiler, sağcı-solcu yazarların kitapları toplatıldı. Bu ülkenin camileri tamamen keyfi nedenlerle kapatıldı, satıldı, başka amaçlar için kullanıldı. İnsanlar mürteci, yobaz, takunyalı, başörtülü, takkeli diye tahkir edildi, takip edildi, fişlendi. Mütefekkirlerimiz, münevverlerimiz, talebe yetiştiren âlimlerimiz hapislere düştüler, eza çektiler, zulüm gördüler.

Milli Şairimiz Mehmet Akif dahi uzun yıllar irticacı yaftasıyla polis takibine maruz kalmış, her hareketi adım adım kaydedilmiştir. Sadece ülkemizde değil sürgünde yaşadığı dönemde de bu takipten kurtulamamıştır. Çok acıdır, Mehmet Akif’in Mısır sürgününden İstanbul’a dönmesinin ardından orada bastırdığı Safahat’ın son cildi ‘Gölgeler’ bölümü bu memlekete girişine izin verilmemiştir. O Akif ki büyük yoksulluk içinde yaşadığı halde 500 liralık para ödülünü yoksul kadınlara ve çocuklara örme işleri öğreten Dar’ül Mesai adlı hayır kurumuna bağışlayan yüce bir ruha sahiptir. İstiklal Harbinde aziz dostu Eşref Edip ile şehir-şehir, kasaba-kasaba dolaşıp, Anadolu’da bağımsızlık ateşini hazırlayan bir şaire bu zulümler reva görülebilmiştir. Allah aşkına soruyorum, dünyada cenazesine devlet erkanının katılımı yasaklanan kaç tane milli şair var, kaç tane? Düşünebiliyor musunuz? Maalesef ülkemiz bu ayıbı da yaşadı.

Kardeşlerim,

Bu ülkenin sadece şairleri eza görmekle kalmadı, milletin oylarıyla iktidara getirdiği başbakanlar, bakanlar asılsız iddialarla, uydurma gazete haberleriyle darbe mahkemelerinde yargılandı ve idam edildi. Millet iradesinin güç kazandığı, Anadolu’nun, Trakya’nın sesini yükselttiği her dönemde vesayet adına demokrasiye müdahale edildi.

Gençler,

Şunu unutmayın: Bugün de aynı rüyayı görenler, millet iradesinden hazımsızlık duyanlar var. Umudunu kaosa, kargaşaya, kavgaya, ekonomik krize, terörün yeniden alevlenmesine bağlamış olanlar var. Tahkir edemeyince bu sefer sokakları tahrik etmeye çalışanlar var. Gezi olayında bunu denediler mi? Sonuç alabildiler mi? (“Hayır” sesleri) Nerede tencere-tavacılar, neredeler?

Aynı oyunu 17-25 Aralık darbe girişiminde bu defa paralel ihanet şebekesiyle denediler. İşte 6-7 Ekim hadiselerinde bölücü terör örgütünün yandaşları aracılığıyla sözde siyasetçiler elleriyle sokakları ateşe vererek, masumları katlederek, aynı çaba içine girdiler. Diyarbakır’daki Yasin’i 5. kattan atmak suretiyle üzerinden geçerek nasıl şehit ettiklerini gördünüz. Ve bunlar şu anda özgürlükten bahsediyorlar, demokrasiden bahsediyorlar. Ne demokrasisi ya, ne özgürlüğü ya? Sizin dünyanızda ne özgürlük var, ne demokrasi var, sadece toplumu terörize etmek var, başka bir şey yok. Şimdi aynı şeyi üniversitelerimizde yapıyorlar, bunu deniyorlar, başarmaya çalışıyorlar. Allah’a hamdolsun bizim gençliğimiz, Asım’ın nesli burada. Unutmayın, biz de sizinleyiz, beraberiz, hiç endişeniz olmasın. Biriz, iriyiz, diriyiz, hep birlikte Türkiye’yiz, bunu unutmayın.

Sizin şu duruşunuz var ya, sizin şu vakarınız var ya, işte o bu oyunları bozacaktır, bozmuştur. Çünkü sizin bu vakarınız, sizin asaletiniz, sizin sabrınızı zorlayanları hep mahcup etmiştir. Milletimizin duasıyla, sizlerin basiretiyle oynan oyunların hepsi boşa çıktı, bundan sonra da inşallah başaramayacaklar. Bu ülkenin insanlarını, bu ülkenin gençlerini birbirine kırdırmaya asla muvaffak olamayacaklar.

Gençler,

Şunu hiçbir zaman unutmayın: Korkaklar tarih boyunca hiçbir zaman zafer anıtı dikememiştir. Tarih, zalimleri değil, kahramanları, cesurları hatırlar ve hayırla yâd eder.

Gençler,

Sizler, çok büyük bir medeniyetin mensuplarısınız. Sizler köklü bir kültürün, kadim bir tarihin mensuplarısınız. Sizler, Çanakkale’de destan yazan bir milletin torunlarısınız. Sizler, büyük bir devletin, güçlü bir devletin, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarısınız. Sizler, Ortadoğu sokaklarındaki, Afrika şehirlerindeki gençlerin ilham aldıkları, gıpta ettikleri bir ülkenin evlatlarısınız. Ezeli kardeşliğimizi ebediyen yaşatmak, biliniz ki, sizlerin elindedir. Sizler, bu ülkenin umudu, bu ülkenin geleceğisiniz. Unutmayın, yerinde sayanlar yürüyenlerden daha fazla gürültü çıkarır.

Bir anınızı, bir dakikanızı bile heba etmeden vaktinizi iyi değerlendirmelisiniz. Kendinizi ilim ve irfanla donatarak, bilgi ve hikmetle donatarak, geleceğe çok iyi hazırlanmalısınız. Okuyan, araştıran, düşünen ve neticelendiren bir gençlik olmalısınız. Ve Akif’in şu muhteşem ifadesiyle:

Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...

Alçak bir ölüm varsa, eminim, budur ancak.

Yeis öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.

Ümide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!

Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;

Me'yûs olanın ruhunu, vicdanım bağlar.

Sahipsiz olan memleketin batması haktır;

Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.

Evet, işte bu vatana, bu memlekete Asım’ın nesli olarak sizler sahip çıkacaksınız. Ama şunu da unutmayacaksınız: Gençler, ‘kim var‘ denildiğinde sağına soluna bakmadan ‘ben varım’ diyen bir gençlik olacaksınız.

Onca musibete ve ihanete rağmen hamdolsun bu aziz vatan şehitlerin bereketiyle halen dimdik ayaktadır. Çanakkale ruhuna da, 23 Nisan ruhuna da sımsıkı sahip çıkacak olanlar sizlersiniz. Siz onların emanetine hakkıyla sahip çıktığınız müddetçe, şehitlerimiz kabirlerinde huzur içinde uyuyacaklar.

Gençler,

Ben bu noktada hepinize güveniyorum. Omuzlarınızdaki bu tarihi mirasa canınız pahasına sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha Birlik Vakfı’na, Genç Birlik’e bu güzel yarışmayı ve bu güzel toplantıyı tertip ettikleri için teşekkür ediyorum.

Yarışmaya katılan ve derece alan tüm genç kardeşlerimi tebrik ediyorum. Tabii bu defa bu yarışmada 35 yarışmacının 30’u kız olduğu için -derecede- kızlarımızı ayrıca tedbir ediyorum. Gençler, rekabet olsun.

Ve bir kez daha bundan yüzyıl önce bize bu toprakları vatan olarak bırakan bütün şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor, aziz hatıraları önünde tazimle, hürmetle eğiliyorum.

Allah yar ve yardımcımız olsun. Yolumuz, bahtımız açık olsun diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.