'Büyük Roman Ödülü' Töreni'nde Yaptıkları Konuşma

06.02.2015

'Büyük Roman Ödülü' Töreni'nde Yaptıkları Konuşma

Sevgili Kardeşlerim,

Değerli Vatandaşlarım,

Türkiye’nin değişik yerlerinden Bursa’ya gelmiş Roman Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Bursa’da siz değerli Roman kardeşlerimizle buluşuyor olmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade ediyor, sizin şahsınızda Türkiye’deki, dünyadaki tüm Roman kardeşlerimize de buradan sevgilerimi, selamlarımı yolluyorum.

Az önce Ahmet Kardeşim bir tespit yaptı, 14 Mart 2010 tarihinde İstanbul’da çevre illerden gelen binlerce Roman vatandaşımızla buluştuk, büyük bir coşku içinde, büyük bir neşe içinde Roman kardeşlerimizle muhabbet ettik. Sonrasında Roman kardeşlerimizin temsilcileriyle zaman zaman buluşmalarımız oldu, görüşmelerimiz oldu. Bugün de Cumhurbaşkanlığı vazifemin 6. ayı içinde bu kez Cumhurbaşkanlığı sıfatıyla bir kez daha Bursa’da Romanlarla buluşuyor, bir kez daha sizlerle hasret gideriyoruz.

Öncelikle Ahmet Çokyaşar Kardeşime konuşmalarındaki tespitleri, konuşmalarındaki vurguları sebebiyle teşekkür ediyorum.

Bunun yanında yine gerçekten buradaki sanata yönelik yanlarını bilirim, ama burada oluşturdukları okullarıyla geleceğin müzisyenlerini yetiştirme noktasındaki gayretleriyle ve yine buradaki şu anda sanatını icra eden özellikle Aysun Taşçeşme Hanımefendiye, yanında da yine bütün saz ekibine şahsım ve buradaki beraberimde bulunan heyetimle teşekkür ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Ben aslında Romanlara yabancı değilim. Yani biraz Roman kültürünü bilen birisiyim, çünkü Kasımpaşa Kaptanpaşa’da doğdum büyüdüm. Ve Kasımpaşa Kaptanpaşa’da Roman kardeşlerimle iç içe doğdum büyüdüm. Aynı mahalleyi onlarla paylaştım. Beraber aynı okulu paylaştım, beraber aynı mahallenin top sahasında onlarla top koşturdum. Dolapdere’de yine onlarla beraber oldum. Hacıhüsrev’de, Yenişehir’de Roman kardeşlerimle birarada büyüdüm. Birlikte o futbol oynadığım günleri hatırladım, Ahmet konuşurken. Ve onlarla acıyı beraber yaşadım, hüznü beraber yaşadım, kederi, sevinci hep birlikte paylaştım. Sizin meseleniz elbette benim de meselemdir.

2010 yılındaki buluşmada söylediğimi bugün bir kez daha gönülden ifade ediyor ve diyorum ki “İlle de Roman olsun, ister taştan çamurdan olsun. O da Allah kuludur her ne olursa olsun.”

Evet, bizim hayata bakışımız budur, farklı bakamayız. Çünkü yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven bir anlayışın mensupları olarak, biz kimseye farklı bakamayız. Biz, batıcı bir anlayışın uyduları değiliz, onlar bizim gibi bakamazlar. Avrupa Birliği müktesebatının içerisine Romanlarla ilgili başlığı koyarlar, ama ondan sonra da ülkelerinden Romanları dışarı atarlar. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin içerisinde bunları hep gördük, hala yapıyorlar, yapmaya devam ediyorlar. Hani Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde vardı, niye Romanları ülkenizden kovuyorsunuz, neden? Sizin insana bakışınız bu mu? Evet, Batının insana bakışı bu. Onlar bizim gibi bakamazlar. Biz, 1 milyon 700 bin Suriyeliyi ülkemizde şu anda misafir ediyoruz sadece, Türkiye olarak biz, koskoca Avrupa’nın tamamında 130 bin kişi; tablo bu.

Kardeşlerim,

Bizim için önce can gelir. Canın içine girdiği şu beden kafesine değil, biz öze bakarız, yani cana bakarız. Hani diyor ya Yunus: “İşbu söze Hak tanıktır, bu can gövdeye konuktur. Bir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibi.”  Evet, mühim olan nedir? Şu beden kafesi değil, mühim olan candır can. İşte onun için derisinin rengine bakmayız, cana bakarız. Diline bakmayız öze bakarız. İnancına, mezhebine, yaşam tarzına bakmayız, biz ruha, ruhtaki o güzelliğe bakarız. Canlar arasında, insanlar arasında, yani yaratılmışlar arasında ayrım yapmadık, yapmayız, yapılmasına da izin vermeyiz.

Roman kardeşlerimize Türkiye’de geçmişte yapılan ayrımcı yaklaşımların tamamını biz elimizin tersiyle ittik. Mevzuatı ayrımcılıklardan biz temizledik, hamd olsun. Bitmedi, ne vardı biliyor musunuz o mevzuatın içinde, belki birçoğunuz bunu bilmiyorsunuz. Belki Ahmet Kardeşim bilir ama Roman kardeşlerimin birçoğu bilmiyordur. Çok enteresan, burada İş Kanununda anarşistler, casuslarla çingeneler birlikte anılıyordu, böyleydi. Ve kardeşlerim, bunları biz temizledik. Niye? Bu bizim değerlerimize terstir de onun için, bu bizim inancımıza terstir, ilkelerimize terstir, böyle bir şey olamaz dedik, temizledik, koyduk bir kenara, attık. Ve nüfus cüzdanlarını bedelsiz hale getirdik, çünkü orada da bedel vardı, onu da kaldırdık.

Bitmedi, Adnan Menderes Üniversitesi’ne Roman Merkezi’ni kurduk,  yine biz, bunu hallettik. Ne olacak, yani kalkıp Kürdoloji Enstitüsü kuruyorsun da Roman Merkezi kurmaktan niye çekineceksin? Bunu da yaptık.

Biz Roman kardeşlerimizin iskân kültürünü bilen insanlarız, onu niçin dedik ki, Toplu Konut İdaresi onlara yönelik kentsel dönüşüm, değişimde onların kültürüne uygun konutlar inşa etmeye başlayacak dedik, bunu getirdik. Onunla kalmadık, toplum yararına çalışma statüsü onlara da verdik.

Bir de dedik ki, mesleki eğitim noktasında öyle bir adım atalım ki, çünkü sen kalkıp da Roman kardeşlerimiz için eğer bu konutları yapıyorsan, oraya bir defa -aynen şimdi burada kardeşlerimiz dinledik- onun için müzisyen okulunu da kuracaksın, salonuyla, her şeyiyle onu yapacaksın, çünkü o onlar için ayrı bir özellik. Ve oradan onlara müzisyenlerimizi tüm enstrümanlarıyla, her şeyiyle beraber yetişme imkânını vereceğiz. Allah’ın onlara verdiği bir vergi, orada yetişecekler ve bizim sanat dünyamızın içerisinde de yerlerini alacaklar.

Bunların dışında, mesela bizim oralarda farklı sanat dallarında da icraatları vardı, o imkânları da yine o meslek edindirme kurslarında getirmeliyiz dedik, bu adımları attık.

Tabii Roman kardeşlerimin çok enteresan özelikleri var da, bir de tabii onların çok ilginç, güzel onlara yönelik, Romanların kinleri mendil kuruyana kadar; öyle mi, yanlış söylemiyorum değil mi? Ama dostlukları okyanuslar kuruyana kadardır.

Kardeşlerim,

Biz bu konuda Türkiye’yle sınırlı değiliz. Dünyanın neresinde olursa olsun Romanlara ya da bir başkasına yapılan aşağılamayı, tahkiri, ayrımcılığı, öfke ve nefreti asla kabul etmeyiz, asla onaylamayız. Biz Roman kardeşlerimizin bütün haklarının, bütün sorunlarının takipçisiyiz ve takipçisi olmaya devam edeceğiz. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın neresinde olursa olsun Roman kardeşlerimizin haklarını da en güçlü şekilde savunmaya devam edeceğiz.

Kardeşlerim,

Irkçılık ve ayrımcılık dünyanın neresinde olursa olsun, hangi bahanenin, hangi gerekçenin, hangi maskenin arkasına saklanırsa saklansın tartışmasız ve tereddütsüz şekilde kötüdür. Irkçılık ve ayrımcılık dünyada en fazla kan döken, en fazla can alan, en fazla zulüm üreten kavram ve yaklaşımdır. Kendisi dışındakini deri renginden, dilinden, kültüründen, yaşam tarzından, dininden ve inancından dolayı dışlamak insanlığa yakışmaz.

Alemlere rahmet olarak gönderilmiş Hazreti Peygamber’in Veda Hutbesinde söyledikleri, o gün bize emrettikleri yaklaşım son derece nettir. Hazreti Nebi bizlere şöyle buyurdu:” İnsanlar, Rabbiniz birdir, babanız da birdir, hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da, Arap’a üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır. Allah nezdinde en kıymetli olanınız Allah’tan en çok korkanınızdır.” Evet, mesele bu, ölçü bu.

Dikkatinizi çekiyorum, ilk ve en büyük ırkçı kimdir biliyor musunuz? Şeytandır. Şeytan bir melek iken kendisine insana secde etmesi emredilmiş, ama o kendisinin ateşten, insanın ise topraktan yaratıldığını söyleyerek, kendisinin üstün olduğunu söyleyerek kibir göstermişti. Bu kibrinden, bu asabiyetinden ve bu ırkçılığından dolayı da şeytan ebediyen lanetlenmişti. Kim ki kendi ırkını üstün görüyorsa, o şeytanın tuzağına düşmüştür, hatta şeytanlaşmıştır. Kim ki başkasını doğuştan edindiği vasıfları nedeniyle tahkir ediyorsa, onu aşağılıyorsa inanın o şeytanın izinde, şeytanın yolundadır.

Türk diyerek, Kürt diyerek, Arap, Gürcü, Boşnak, Rum, Ermeni, Roman diyerek hiç kimse hiç kimseyi aşağılayamaz, tahkir edemez, hele hele onun haklarını elinden alamaz, onu en temel haklarından mahrum edemez.

Kardeşlerim,

Irkçılığın ve ayrımcılığın şeytanı bir tavır, şeytani bir yol olduğunu bugün her zamankinden daha fazla hatırlatmak, hatırlamak ve vurgulamak zorundayız. Zira İslam coğrafyasının bir kısmında farklı olana karşı tahammülsüzlüğün ve insanlık dışı şiddetin uygulandığını görüyoruz. Aynı şekilde Batıda başta Müslümanlar olmak üzere farklılığa karşı bir hoşgörüsüzlüğün, yani ırkçılığın tehlikeli şekilde tırmandığını görüyoruz.

Şunu burada çok net bir biçimde ifade etmek isterim: Bizim dinimizde, bizim inancımızda, bizim kadim kültür ve medeniyetimizde farklı olana tahammülsüzlük, farklı olana zulüm ve eziyet yoktur. Bizim topraklarımızda kendisi gibi düşünmeyeni yok etmek, yani terör yoktur.  Kameraların önünde insanların boğazını kesmek, kadınları aşağılamak, insanların hürriyetlerini kısıtlamak, farklı din, mezhep ve etnik kökenden diyerek insanlara zulmetmek, hele hele insanları ateşte yakmak gibi insanlık ve insaf dışı vahşice, canice davranışların içine girmek bu topraklara ait bir yaklaşım değildir.

Kendi hırsları ve kirli ideolojileri çerçevesinde insanları sokak ortasında vurmak, öldürmek, yazarlara, çizerlere şiddet uygulamak bizim medeniyetimizde asla kendisine yer bulamamıştır. Bu canileri, bu vahşileri, bu teröristleri İslam diniyle ve Müslümanlarla özdeşleştirenler, çok açık söylüyorum, bu cinayetlerin, bu vahşetin ve bu terörün en büyük destekçidir, en büyük teşvik edenidir. Vahşi, cani, teröristin bu sıfatlardan başka bir sıfatı ihtiyacı yoktur.

Masum bir cana kasteden, bütün insanlığa kastetmiştir. Ortadoğu’da vahşice ve canice cinayetler işleyip, bunu da İslam parantezine alanlar apaçık bir sapkınlık, dalalet içindedirler. İslam coğrafyasının bir kısmındaki cinayetleri bütün Müslümanları ve İslam Dinini karalamak için kullananlar da en az kınadıkları kadar ırkçı ve ayrımcıdır. Müslümanları topyekûn bir şekilde terör parantezine almaya çalışanların artık aynada kendilerine bakmaları gerekiyor.

Avrupa’da yükselen ırkçılığı, ayrımcılığı, camilere, ibadethanelere saldırıları görmeyenler, hakkın tarafında duruyor olamazlar. İşte İsviçre’de 3 camimizi yaktılar, Almanya’da kundakladılar ve gamalı haçlarla camilerimizi boyadılar; bunları görmeyecek mi? Kutsallara saldırıyı ifade özgürlüğü gibi lanse etmeye çalışanlar, demokrasiden ve insan haklarından yana olamazlar. Bizim Roman kardeşlerimize Batıda, Avrupa topraklarında tahammül gösteremeyenler evrensel insan haklarından, evrensel değerlerden bahsedemezler.

Dikkatinizi çekiyorum, İsrail’i, İsrail vahşetini eleştiren en hafif bir yazı, bir resim, bir karikatür dahi antisemitizm suçlamasına maruz kalabiliyor. Antisemitizm yaftası yazarlara, çizerlere, düşünürlere diz çöktürebiliyor, geri adım attırabiliyor, özür diletebiliyor.

Kadın haklarından bahsedenlere sesleniyorum, bütün dualarında her gün, “Ey Tanrım, beni iyi ki kadın yaratmadın” diyen Musevilere karşı niye sesinizi çıkarmıyorsunuz? Her gün bütün dualarında, ‘bizi iyi ki kadın yaratmadın’, Bu nedir? Kadını bu kadar aşağılayan bir anlayış, bir mantık olabilir mi? Bu tabii tahrif edilmiş bir Tevrat’ın ortaya koyduğu neticedir.

Aynı hassasiyeti İslam’a karşı veya İslam karşıtı olanlara, İslami değerleri tahkir edenlere göstermediklerini görüyoruz. Museviliği değil, İsrail vahşetini, İsrail terörünü eleştirmek antisemitizm suçlamasına maruz kalırken, Müslümanların en kutsal değerlerine yapılan alçakça saldırıları, bırakınız İslamofobiyi, ayrımcılık olarak dahi görmüyor, ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriyorlar.

Ben, İslamofobiya noktasında attığım adımdan önce, antisemitizmi İslam dünyasında lanetleyen, kınayan ilk Başbakanım. Çükü ben İsrail vatandaşının da, Musevi’nin de beni yaratan Allah tarafından yaratıldığına inanan bir insanım. Ama onlar bizim baktığımız gibi bakmıyorlar. Biz Türkiye olarak bunlara sessiz kalmayacağız. Ne Ortadoğu’daki vahşete, ne de Batıda tırmanan ırkçılığa karşı biz sessiz kalmayacağız. Her türlü ırkçılık ve ayrımcılığın şeytani olduğunu cesaretle, kararlılıkla vurgulamaya devam edeceğiz.

Kardeşlerim,

Burada bir kez daha şu hususu vurgulamak isterim: Romanlar, 78 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının her biri gibi bu ülkenin birinci sınıf vatandaşıdır, birinci sınıf insanlarıdır.

Romanlara ya da bir başkasına yapılan ırkçı ve ayrımcı yaklaşımların tamamı bizim ayaklarımızın altındadır. Bu meseleyi inşallah daha ideal anlamda çözüyoruz, çözmeye devam edeceğiz. Birbirimizi dinleyecek, anlayacak, birbirimizin dertlerine, sorunlarına kulak verecek, inşallah tüm ayrımcı yaklaşımları sona erdireceğiz.

Bugün burada tüm samimiyetimle tekrar söylüyorum; bu ülkede hiç kimseye, ama hiç kimseye buçuk muamelesi yapılamaz. Hele benim Roman kardeşlerime buçuk muamelesi yapılmasına, onların ayrımcılığa, dışlanmaya maruz bırakılmasına bizim tahammülümüz olamaz. Biz, bunu sadece sözde değil, fiilde de göstermiş bir kadroyuz. Az önce de söyledim işte, 2006 yılında Roman vatandaşlarımıza yönelik ayrımcı ifadeler içeren 2510 Sayılı İskân Kanunu’nu değiştirdik ve ayrımcı ifadeleri oradan kaldırdık. Yine 2006 yılında polis talimatnamesindeki Roman vatandaşlarımıza yönelik ayrımcı ifadeyi yine biz kaldırdık.

Değerli Kardeşlerim,

10 Aralık 2009’da tarihi bir adıma attık ve Türkiye’nin 36 ilinden 5 federasyon ve 80 dernek temsilcisinin katılımıyla Roman Çalıştayını topladık. Şimdi inşallah sizleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne bekliyorum. 36 ilden 5 federasyon ve 80 dernek temsilcilerini inşallah tüm Romanlar adına Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne bekliyorum. Bak Ahmet Bey yanında Genel Sekreterim var, hemen Fahri Beyle telefonlarınızı alıyorsunuz, ona göre irtibatı kuracaksınız ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde hasbihalimizi yapacağız.

Roman vatandaşlarım ilk kez bir hükümet tarafından Başbakanlık dönemimde muhatap alındı. Ortak bir platformda dertlerini, sıkıntılarını anlatma fırsatı buldular. Az önce de söyledim, Roman vatandaşlarımızın barınma ve konut sorunlarını çözme noktasında son derece önemli projeleri Toplu Konut İdaremiz başlattı. TOKİ’nin inşa ettiği birçok konutu hak sahiplerine teslim ettik, bazı projeler de hızla devam ediyor. Roman vatandaşlarımız için tabii ki onların kültür, gelenek, az önce söyledim yaşam biçimlerini azami ölçüde dikkate alıyoruz. Konutlarla birlikte sağlık tesislerini, dini tesisleri, eğitim tesislerini, sosyal tesislerini de unutmuyor, onları da inşa ediyoruz. İşsizlik ve mesleki eğitim, sağlık, örgütlenme, ayrımcı düzenlemeler ve kolluk kuvvetlerinin yaklaşımı konularında sorunların inşallah takipçisi oluyoruz.

Eğitim önemli, ben burada tüm Roman kardeşlerime sesleniyorum; çocuklarınızı lütfen okullara gönderin. Özellikle de kız çocuklarınızı okula göndermenizi, eğitimden onları mahrum bırakmamanızı bir kez daha sizlerden Cumhurbaşkanınız olarak rica ediyorum. Sadece çocuklar değil okuma-yazma bilmeyen tüm Roman kardeşlerimin de bir an önce okuma yazma öğrenmesini istiyorum. Yaşı geçmiş olabilir, okuma-yazmanın yaşı yoktur. Biz yaş itibariyle de yaşı geçmiş olanlara da okuma-yazmayı öğretiriz.

Lütfen ön yargıların giderilmesi noktasında sizler de hassasiyetinizi ortaya koyun. Türkiye genelinde sizlere yönelik yanlış algılamaları ve önyargıları hep birlikte yıkalım. Yoksulluğu, eğitimsizliği, kötü barınma şartlarını, sosyal sorunları, ekonomik sorunları hep birlikte aşacak güce ve kararlılığa sahibiz. Ben Roman kardeşlerimin kanalizasyonların açıkta aktığı yerlerde yaşamasını istemiyorum. Roman kardeşlerimin şöyle berbat barınaklar içerisinde yaşamasını istemiyorum. Onların da insanca yaşamalarını istiyorum. Onun için dar gelirli gruplara yönelik TOKİ’de biliyorsunuz bizim planlamalarımız, projelerimiz var. Buralardan istifade etmek suretiyle alt gelir gruplarına yönelik meslek edindikten sonra ödeme kolaylıkları olan adımlarımız var. Bunlarla beraber biz Roman kardeşlerimizi inşallah onlara uygun yapılacak bu konutlarda görmek istiyoruz. İnşallah birlikte çalışacağız, birlikte üreteceğiz. 78 milyonun bir, beraber ve kardeşçe yaşadığı yeni Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz.

Az önce tabii şarkısı içerisinde Aysun Hanım oraya güzel bir giriş de yapmış yeni Türkiye’yle ilgili. Bundan dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum. Yoksa Ahmet, güftesi sana mı ait? Aysun Hanıma mı ait? Size mi ait, maşallah. Bak okulda öğretmişler bu işi, tebrik ediyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha sizlerle buluşmanın, sizlerle hasret gidermenin memnuniyeti içinde olduğumu vurgulamak istiyorum. Şahsınızda tüm Roman kardeşlerime selamlarımı iletmenizi sizlerden rica ediyorum. Neşeniz bol olsun. Nefesiniz, sesiniz, coşkunuz, heyecanınız bu gök kubbeden asla silinmesin, asla eksilmesin.

Şahsıma tevdi ettiğiniz ödül için bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. Yolunuz, bahtınız açık olsun diyor, sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum.