TESK Heyetini Kabulde Yaptıkları Konuşma

04.02.2015

TESK Heyetini Kabulde Yaptıkları Konuşma

Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonumuza,

Sayın Başkana,

Yönetim Kurulu Üyelerine teşekkür ediyorum.

Kendi evinize, milletin evine, Cumhurbaşkanlığı külliyesine, hoş geldiniz. Burasını devletimize yakışır, milletimize yakışır, yeni Türkiye’ye yakışır, büyük Türkiye’yi temsil edecek bir yer olarak, sizlerin hizmetine sunmaktan duyduğum memnuniyeti de ifade etmek istiyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Buraya harcanan her kuruş, verilen her emek, milletimizin ve devletimizin itibarını yükseltmek içindir. İtibardan tasarruf olmaz, itibar çok çok önemlidir. Bizler bugün varız, yarın olmayacağız. Ama bu mekân, inşallah kadim medeniyetimizin diğer eserleri gibi burada nice cumhurbaşkanlarına ev sahipliği yapacak, nice misafirlere, konuklara ulusal-uluslararası bazda ev sahipliği yapacak.

Çünkü her şey gibi mekânlar da insanla anlam kazanır, bunu böyle bilmemiz gerekiyor. Biz de çeşitli vesilelerle burada farklı kesimlerden insanlarımızla biraraya geldik ve yine bu mekânın ruhunu inşa etmenin gayreti içerisinde olduk ve bunun manasını da güçlendirmeye, tahkim etmeye çalıştık.

Geçtiğimiz günlerde burada muhtarlarımızı ağırladık. Hedefimiz inşallah, şimdi burada yeni yapacağımız yine çok amaçlı bir salon ve sergi salonunda da, yine her ay 1000-2000 muhtarımızı burada ağırlayacağız, hedefimiz inşallah 50 bine varan muhtar sayımız, hepsini kendi evinde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde ağırlayacak, onlarla hasbihal edeceğiz.

Bugüne kadar Cumhurbaşkanlığı makamına gelememiş veya gelemeyen tüm muhtarlarımız inşallah artık buraya gelecek. Muhtar, ismi üzerinde, muhtar olduğuna göre buraya gelmesi lazım.

Oda ve borsa başkanlarımızı yine burada ağırladık. Öğretmenlerimizi, bilim, kültür ve sanat camiasından misafirlerimizi, sivil toplum kuruluşlarımızın temsilcilerini, pek çok uluslararası devlet başkanı, hükümet başkanlarını, bakanlarını yine burada ağırlama imkânı bulduk.

Bugün de esnaf ve sanatkârlarımızı temsilen 1 milyon 650 bin esnaf ve sanatkârımızı temsilen sizler, Cumhurbaşkanlığı Külliyesini şereflendirdiğiniz için, burada sizleri ağırlayabildiğimiz için ayrıca mutluluğumuzu, memnuniyetimizi ifade etmek isterim.

Değerli Kardeşlerim,

Milletimizle buradaki buluşmalarımız, kucaklaşmalarımız bundan sonra da inşallah devam edecek.

Esnafımızla, sanatkârımızla, işte son 5 ay içerisinde az önce Bendevi Bey’in de ifade ettiği gibi üç kez biraraya geldik. Yine her fırsatta biraraya gelmeye, hasbihal etmeye, dertleşmeye özel önem veriyorum. Çünkü esnaf ve sanatkârlarımızı toplumumuzun omurgası olarak görüyorum. Bu omurga, ne kadar sağlam olursa, ülkemiz de o kadar güçlü olur. Omurgasız bir bedenin ayakta kalması nasıl mümkün değilse, esnaf ve sanatkârının güçlü olmadığı bir Türkiye’nin de tüm ihtişamıyla ayakta kalabilmesi, geleceğine umutla bakabilmesi mümkün değildir.

Bizim tarihimizde, kültürümüzde de esnaf ve sanatkâr, özel yeri olan bir kesimdir. Esnaf-sanatkârı, toplumdan tecrit etmeye kalkarsanız, o toplumu zayıf düşürürsünüz. Esnafı-sanatkârı, toplum yapımızdan, tarihimizden çıkardığınızda geriye anlamlı bir şeyin kalmadığını görürsünüz.

Bu coğrafyada milletimiz ne zaman sıkıntıya girdiyse, başı ne zaman dara düştüyse, esnaf ve sanatkârımız ülkenin ve toplumun birleştirici, bütünleştirici gücü olarak devreye girmiştir. Yükselme dönemlerimizin lokomotif unsurunun da esnaf ve sanatkârımız olduğunu biliyoruz. Ahilik geleneğimiz esnafımıza işte böyle bir ahlak, işte böyle bir disiplin kazandırmıştır.

Ahiliğin her zaman ifade ettiğim üç açık ve üç kapalı şartını burada bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Üç açık şartı neydi; elini açık tut, kapını açık tut, sofranı açık tut, biz böyle bir gelenekten geliyoruz.

Sizler bu geleneğin bir devamısınız. Geçen Cuma günü Kırşehir’deydim, Ahi Evran diyarındaydım. Orada hakikaten muhteşem bir açılış töreni gerçekleştirdik. Siyasi tarihimde hakikaten Kırşehir’de böyle bir buluşma olmamıştı.

Üç kapalı şartı neydi? Üç kapalı şart da; dilini bağlı tut, gözünü bağlı tut, belini bağlı tut. Bu ilkelere sıkı sıkıya bağlı olan bir esnaf teşkilatı ve onun mensupları her türlü krize, her türlü sıkıntıya karşı zırhlanmış, şerbetlenmiş demektir. Esnafımız bu hasletleri sayesinde, kendisiyle beraber tüm toplumu da aydınlığa ulaştırır, feraha kavuşturur. Sizler her sabah besmeleyle ekmek teknenizi açıp akşam hamdederek kapatmayı sürdürdükçe bu ülke de, bu millet de ilelebet var olacaktır.

Esnaf ve sanatkârımız Ahilik geleneğinde ifadesini bulan ahlaka sahip çıktığı, bu geleneği yaşattığı sürece hiçbir güç sizlere, sizin şahsınızda bizlere zarar veremez. Hiçbir güç sizleri ortadan kaldıramaz.

Ülkesinin, milletinin, devletinin karını-zararını kendisininkinden önce gören, böyle düşünen esnaflık anlayışı, Ahilik geleneği bu ülkenin varlığının ve bekasının teminatıdır.

Devletin de esnafa, sanatkâra böyle bakması, bu gözle bakması, bu anlayışla yaklaşması gerekir. Geçmişte esnafın ve sanatkârın ihmal edildiği, yok sayıldığı, görmezden gelindiği dönemler maalesef yaşandı. Esnafın sokakta gösteri yapmaya mecbur bırakıldığı, esnafla devletin karşı karşıya getirildiği günler oldu. Başbakanlığımız döneminde de, Cumhurbaşkanlığımız döneminde de, attığımız her adımda esnafımızla birlikte hareket ettik, ediyoruz. Kamuya olan borçların yapılandırılmasından, kredi imkânlarının genişletilmesine kadar her konuda esnafımızı güçlendirecek, esnafımızın önünü açacak düzenlemeleri birer birer hayata geçirdik.

En son, perakende ticaretin düzenlenmesine ilişkin kanunu da uzun istişareler, çalışmalar sonunda hep birlikte çıkardık. Bu vesileyle perakende ticaretin düzenlenmesine ilişkin kanunun tüm esnaf ve sanatkârlarımız için bir kez daha hayırlı olmasını Allah’tan diliyorum. Verdiğiniz teşekkür ilanındaki iltifatınız, kadirşinaslığınız için de sizlere şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye büyüdükçe, güçlendikçe, imkânları ve kabiliyeti arttıkça yeni ihtiyaçlar ortaya çıkıyor. Benim bir süredir tartışmaya açtığım, üzerinde konuşulmasını istediğim başkanlık sistemi, işte böyle bir ihtiyacın ürünüdür.

1940’ların, 1970’lerin, 1990’ların Türkiye’si ile bugünün Türkiye’si çok farklıdır. Dün topluiğne bile üretme imkânı olmayan, asgari ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çeken bir Türkiye vardı. Dün 70 sente muhtaç ekonomisiyle kendisine yön vermekte, istikamet çizmekte zorlanan bir Türkiye vardı.

Bugün hamdolsun, 78 milyonu bulan nüfusuyla, 800 milyar dolarlık milli geliriyle 158 milyar dolarlık yıllık ihracatıyla, yüzde 10’un altına düşmüş işsizliği ve enflasyonuyla bölgesel ve küresel konulardaki liderlik konumuyla bambaşka bir Türkiye var.

Kardeşlerim,

Artık Türkiye’deki bu idari yapıda elbise Türkiye’ye dar geliyor. Artık bunu aşmamız lazım. Türkiye’yi hala eskinin kriterleriyle, eskinin ölçüleriyle, eskinin parametreleriyle değerlendirenler bu gerçeği göremiyorlar. Bu Türkiye’yi, yeni Türkiye’yi, büyük Türkiye’yi anlamayanlar, anlayamayanlar diğer pek çok mesele gibi Başkanlık Sistemi tartışmasında da yanlış yerde duruyorlar, konuya yanlış pencereden bakıyorlar, üstelik bunu açıkça da ifade ediyorlar.

Çok enteresan, bir Muhalefet Partisinin Genel Başkanı çıkmış diyor ki; ‘Biz, Erdoğan’ın beyaz dediğine siyah, siyah dediğine beyaz’ deriz. Bu ne demek biliyor musunuz? Tam şecaat arz ederken sirkatin söyleyenler bunlar. Güya büyük bir laf edecek, ama bunu yaparken küçüldükçe küçülüyor.

Kardeşlerim,

Bu ne demek? Yani sen bunun beyaz olduğunu biliyorsun, ama bunu Erdoğan söylediği için kabul etmiyorsun ve diyorsun ki, ‘hayır siyahtır.’ Böyle siyaset olabilir mi? Söylenen sözün, yapılan işin doğruluğuna, yanlışlığına, faydasına, zararına değil de, sadece söyleyene bakarak tavır aldığını ifade edebilen bu anlayış tam eski Türkiye prototipidir. Halbuki bizim tartışılmasını teklif ettiğimiz başkanlık sistemi o siyasi partinin yıllarca savunduğu, yıllarca dile getirdiği bir sistemdir. Bu görüş Rahmetli Türkeş tarafından tarih ve töremize uygun olarak ‘Başkanlık Sistemini savunuyoruz’ diye açıkça ifade edilmiş olan bir sistemdir. Şimdi sırf biz önerdik diye kendi tarihlerine, kendi törelerine ters düşmek pahasına başkanlık sistemine karşı çıkıyorlar. Neymiş efendim, bu ülkede Duçe, Führer, çar çıkmazmış.

Biz bu ülkede bir daha Milli Şef özentileri çıkmasın diye Başkanlık Sistemi diyoruz. Biz bu ülkede bir daha vesayet odaklarından güç alınarak milletin iradesini hiçe saymaya kalkışılmasın diye Başkanlık Sistemi istiyoruz. Bu ülkede hiç kimse millete efendilik taslamayı, mürebbi edasıyla parmağını sallayarak milleti terbiye etmeyi aklından geçiremesin diye Başkanlık Sistemi’ni teklif ediyoruz.

Bakıyorsunuz biri çıkıyor, Kuzey Kore’yi, Afrika’yı örnek gösteriyor, öteki kurtuluş savaşı vermekten söz ediyor. Türkiye’ye bakıp da Kuzey Kore’yi, Afrika’yı gören anlayış, her şeyden önce milli iradeye, milletin tercihlerine saygısızlık yapmaktadır. Aynı şekilde savaş kelimesini telaffuz eden kişi, bunun millete karşı bir savaşa ifade ettiğinin farkında bile değil. Milletin yüzde 52’sinin oyuyla göreve gelmiş Cumhurbaşkanına, ‘ondan Cumhurbaşkanı olmaz’ diyebilen bir anlayış elbette Türkiye’ye bakınca Kuzey Kore’yi görür.

Güya bizi eleştiriyorlar, ama aslında gönüllerindeki özlemi ifade ediyorlar. Bize diktatör diyenlerin kendi partilerinde, kendi camialarında yaşanan en küçük bir farklılığa nasıl tahammülsüz olduklarını gördük, görüyoruz. İhraç ediyorlar mı? Ediyorlar. Niye tahammül edemiyorlar? Hadi tahammül edin. Kendilerinin de içinde bulunduğu bir seçimle iş başına gelmiş olan bizi, bu şekilde eleştirenlerin Mısır’da, Suriye’de kendi halkını insafsızca katleden diktatörler için ağızlarını açtıklarını duydunuz mu?

Bakın ben bu vesileyle DEAŞ’ın Ürdünlü pilotu yakma eylemini şu anda huzurlarınızda tel’in ediyorum, lanetliyorum. Ve tabii pilota rahmet dilerken ailesine de başsağlığı diliyorum, Ürdün milletinin de başı sağ olsun diyorum. Böyle bir vahşet olamaz. Böyle bir şeyi kabullenmek mümkün değil, bunun bizim dinimiz İslam’la yakından uzaktan alakası yoktur. Bunların da İslam’la alakası yoktur.

İşte buyurun, Mısır’da bakın şimdi 183 kişiye idam cezası verildi. Peki, bu idam cezasını veren yargı ve onun arkasında duran darbeci yönetimi acaba Batıcı ülkeler şu anda telin ediyor mu? Avrupa’da idam yasak, yok. Peki, çıkın konuşun ya, bunlara bir şeyler söyleyin. Aynı şekilde Amerika, çıkın bir şeyler söyleyin. Aynı şekilde Rusya, çıkın bir şeyler söyleyin. Nasıl oluyor da hiçbir suçu olmayan bu insanlar darbeye karşı çıktıkları için 183 kişi idam ediliyor. Diyorlar ki; ‘Sayın Cumhurbaşkanım, siz işte bu konularda biraz sakin olsanız’. Nasıl sakin olacağız. İstiklal Şairimiz Akif ne diyor: “Ağlarım ağlatamam, hissederim söyleyemem, dili yok kalbimim ondan ne kadar bizarım” diyor. Peki, Rabbimiz ne diyor, Sevgili Habibi ne diyor, değerli kardeşlerim, temel olarak, toplu olarak medeniyetimizin bu noktadaki yaklaşımını alıyorum; ya elimizle müdahale edeceğiz, ya dilimizle müdahale edeceğiz, buna da muktedir değilsek kalbimizden buğz edeceğiz.  Bunlar darbelerle, ara dönemlerin sisli ortamlarında iktidara gelmeye alışmışlar. Millete müracaat ederek, milletin desteğini alarak, milletin teveccühüyle iktidara gelmek gibi bir düşünceleri, bir umutları, bir hayalleri yok. İstiyorlar ki Türkiye bir kitap fırlatmasıyla, bir demeçle, bir fiskeyle bir gecede yerle yeksan olan zayıf bir ülke olarak kalsın. Onlar da bu kaos ortamından kendilerine güç devşirsin ve iktidar devşirsin. Hiç kimse kusura bakmasın, o günler geçti, o Türkiye geride kaldı, artık manşetlerle, manipülasyonlar, lobilerle yönetilen, istikameti çizilen, geleceği belirlenen bir Türkiye yok.

Türkiye’yi yönetmek mi istiyorsun, iktidar olmak mı istiyorsun, başbakan, cumhurbaşkanı olmak mı istiyorsun? Öyleyse gideceksin millete, meramını anlatacaksın, ufkunu, vizyonunu ortaya koyacaksın, eğer millet sana inanırsa, güvenirse, destek verirse, imkân sağlarsa, işte o zaman gelir ne yapmak istiyorsan onu yaparsın.

Şimdi diyorlar ki, ‘Cumhurbaşkanı denetim mekanizmalarını kaldırıyor, böyle bir özlemin içinde’; haşa haşa, Bakın, bugün Amerika’da çift kamaralı bir sistem var, yani bir Temsilciler Meclisi denilen milletvekillerinden oluşan bir yapı, bir de onun üstünde Senato.

Değerli Kardeşlerim,

Burası çok güçlü bir denetime sahiptir. Biz de diyoruz ki, çift olmasın, tek olsun diyoruz, yani şu andaki yapımız gibi olsun ve bu Parlamento neye müsaade ederse, başkan onu yapabilir ve o kadar yapabilirse, müsaade etmediğini yapamaz. Bakınız biz burada sağlık reformunu yaptık, ama Sayın Obama hala sağlık reformunu yapamadı, niye? Müsaade etmedikleri için.

Sen peki bunu niye istiyorsun? Ya bizim derdimiz başka, ama hiç olmazsa verdiği yetkiyi başkan sonuna kadar kullanabiliyor. Ve atananların değil, seçilmişlerin daha hâkim, daha kudretli olduğu bir yapı ortaya çıkıyor, yani gerçek demokrasi bu, ileri demokrasi bu. Seçilenlerin atananları, atananların seçilenleri, buradaki ayrımı yaptığın zaman, atananlar seçilenleri değil, seçilenler atananları ne yapacak? Yönetecek, olay bu, yani bir bürokratik oligarşi burada emperyal bir anlayışla egemenlik sürdürmeyecek.

Sen, tercihlerinden dolayı gece-gündüz millete hareket et, seçim günü gelince de git milletten destek iste. ‘Göbeğini kaşıyan adam’ dediğin millet, sana oy verir mi? Vermez. Millet kendisine saygısı olmayana itibar etmez. Ülkeyi yönetme sorumluluğunu hiç vermez, önce millete, milletin tercihlerine saygı göstermeyi öğreneceğiz.  Anayasa’nın, hukukun, yasaların sana vermediği bir hakkı, milletin sana teslim etmediği bir gücü hakaretle, küfürle, tehditle, terbiyesizlikle elde etmeye kalkarsan, cevabını alırsın.

Hiç kimsenin bu ülkeyi kaosa sürüklemesine, bu ülkedeki demokrasi iklimini zehirlemesine izin veremeyiz. Bu, her şeyden önce Cumhurbaşkanı olarak benim, en başta gelen görevimdir. Ayrıca nefsi müdafaa hakkı diye de bir şey var, bana saldıranlara, bana hakaret edenlere karşı gereğini yapmak öncelikle hukuk ortamında benim nefsi müdafaa hakkımdır.

Aslında bunların şöyle sıkı bir Ahilik dersine ihtiyacı var. Biraz önce ifade ettik, neydi Ahiliğin 3 kapalı şartı? Bir, dilini bağlı tutacaksın. İki, gözünü bağlı tutacaksın. Üç, belini bağlı tutacaksın. Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli -onun sözüne de bunlar kulak vermezler- ne diyor, ‘eline, beline, diline sahip çıkasın’, çıkmazsan sonuçlarına katlanırsın. Onun için ne demişler? Edep ya hu demişler. Edep ya hu’daki de nedir biliyor musunuz? El, dil, bel, budur. Bu ilkelere uymayanlar hak ettikleri dersi Ahilerimizden, sanatkârımızdan, milletimizden almışlardır, almaya devam edeceklerdir.

Şimdi Kırşehir’e gidişimi yadırgayan siyasi genel başkanlar var ve diyorlar ki, ‘meydanlara çıkıyor, Cumhurbaşkanlığı yeminini unutmuş, meydanlarda konuşuyor’. Tabii bunlar Cumhurbaşkanlığı yeminin muhtevasını da herhalde pek iyi bilmiyorlar. Her zaman söylüyorum; ben tarafım, ama bu bir siyasi partinin tarafı olmak anlamına gelmeyecek. Nedir? Ben milletin tarafındayım, onlar bunu görmüyorlar. Şimdi Kırşehir’de bir toplu açılış töreni ve bu toplu açılış törenine Cumhurbaşkanı olarak davet ediyorum, ben oraya gitmeyecek miyim? Gittik, oraya 10 binlerce insan geldi, onlara konuşmayacak mıyız? Yapılan bu, niye rahatsız oluyorsunuz?

Şimdi Cuma günü Bursa’dayım, orada da açılışlar yapacağız, orada Roman vatandaşlarımızla bir araya geleceğiz, onlara da hitap edeceğiz. Daha sonra başka illerde hem teşekkür ziyaretlerini, hem bu tür ziyaretleri de aynı şekilde yapacağız; niye bunlardan rahatsız oluyorsunuz?

Değerli Arkadaşlar, ne dedim? ‘Masada sadece gelen evrakları imzalayan bir Cumhurbaşkanı olmayacağım’ dedim. ‘Koşan, koşturan, yatırımları yerinde takip eden, izleyen bir Cumhurbaşkanı olacağım’ dedim. Bu benim en doğal hakkım. Niye bundan rahatsız oluyorsun? Yatırımları yerinde takip etmek de acaba bu yemine aykırı mı düşüyor, nasıl bir iştir bu? Ve bunları kontrol etmek, takip etmek en doğal hakkımdır, milletim adına bunları takip etmek benim görevimdir.

Değerli Arkadaşlar,

Şunu da söylüyorum: Diyorum ki, ‘7 Haziran, bu ülkede milletimizin yeni Türkiye için bir irade ortaya koyma günüdür’ diyorum. ‘7 Haziran, bu ülkede maalesef başaramadığımız yeni anayasa olayını başarabilmek için iradesini ortaya koyma günüdür’ diyorum.

Bundan niye rahatsız oluyorsunuz? Eğer milletimiz kime bu yetkiyi verecek olursa, bu yetkiyi alan da diyorum anayasayı yapabilecek bir güçle alsın ki, gelsin hem yeni Türkiye’nin temellerini atsın, hem de yeni anayasayla birlikte isterse başkanlık sistemini getirir, isterse getirmez, karar milletindir, benim değil.

Sonunda 7 Haziran’da benim de sizler gibi 1 tane oy hakkım var, ben gidip o 1 tane oy hakkımı kullanacağım. Ben ailemin de oylarına karışamam, kulübenin içerisine girdiği zaman nereye oy verdiğini bilebilir miyim? Bilemem. Yıllardır bu fikirleri ifade ediyor, gündeme getiriyoruz.

Dikkat ederseniz, ne anayasa, ne başkanlık sistemi tartışmasında ortaya koyduğumuz bir ön şart, bir dayatma yok. Türkiye’nin bu değişime, bu dönüşüme ihtiyacı olduğuna inandığımız için herkesin görüşünü serbestçe ortaya koymasını istiyoruz. Bunların hepsi konuşulacak, tartışılacak, bir formata kavuşturulacak, bir metne dönüştürülecek ve sonuçta nihai kararı elbette milletimiz verecek.

Kardeşlerim, hamdolsun artık dünyada bütün bu idari yapıların uygulandığı ülkelerin ileri derecedeki temsilcilerini gördüm, gezdim, inceledim. Amerika en ileri demokrasi deniyor değil mi, en ileri ekonomi deniliyor. Peki, Amerika neyle idare ediliyor? Başkanlık sistemiyle. Hayır, bunun şahsım olması, bir başkası olması önemli değil. Millet kimi bu noktada, bir defa önce sistem, sonra da kimi buna layık görürse onu getirecektir, bu konuda şu veya bu meselesi değil.

Köşe yazarları, ekranlara bakıyorum televizyonlarda bazı konuşmacılar ileri, geri birçok şeyler konuşuyorlar ve burada Sayın Başbakanla benim arama bazı şeyleri sokmak, bu tür gayretlerin içerisine girmek istiyorlar. Boşuna uğraşmasınlar, kusura bakmasınlar, biz dertliyiz, milletimize bedel ödettirecek hiçbir kararın altında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzası olmaz, bunu bir defa bilmeleri lazım. Ve 12 yıllık hassasiyetimiz neyse, bundan sonra da aynı hassasiyetimiz devam eder ve böyle de gidecektir, çünkü Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkması lazım.

Bizim özlemimizde şu var: İstiyoruz ki 2023’te kişi başına milli gelir bu ülkede inşallah 23 bin dolar olsun, bunu yakalayalım, 25 bin, 25 bin dolar olsun. Şu anda hamdolsun 10 bin doların üzerine çıktık, bunu oraya ulaştırmak için gayret sarf etmemiz lazım. Birileri paçalarımızdan ayağa çekmeye gayret ediyor. Neyle? Faizle. Olmaz, bu doğru bir adım değil. Şu anda benim esnafım burada, sanatkârım burada, az önce Nurettin Bey Halk Bankası’nın vermiş olduğu destekleri, kredileri filan açıkladılar, geçmiş de bugünle mukayese edilmez, faiz uygulamasına baktığınız zaman hamdolsun mukayese mümkün değil. Fakat yeterli mi? Yine değil, bunu daha iyi bir noktaya getirmemiz lazım.

Ve bu konuda ‘enflasyon şuraya inerse faizi biz de düşüreceğiz’ gibi bir mantık yanlış bir mantıktır, böyle bir mantık olmaz, enflasyona göre faiz ayarlanmaz. Faiz enflasyonu zaten oluşturur, eğer sen faizi yüksek tutarsan, enflasyon yüksek olacaktır, ama faizi düşürürsen enflasyon da düşecektir, hala bunu anlayamayanlar var.

Eğer faizi düşürürsek, eğer biz yatırımcıya, girişimciye düşük faizle krediyi verirsek ne olacaktır? Yatırımlar olacak. Yatırım olunca ne olacaktır? İstihdam olacaktır. İstihdam olunca ne olacaktır? Üretim olacaktır. Düşük faiz olması hasebiyle uluslararası rekabette yatırımcılarımızın yeri olacaktır, o zaman ihracatımız 158 değil, belki 258’e fırlayacaktır, bunlar olacaktır, bu adımları atmamız lazım.

Ama şimdi siz bir bakıyorsunuz, hala Merkez Bankası’nın açıklamış olduğu bu faizde yüksek bantta bakınca, 11.7 değil mi, 11.7, buna bir de komisyonları ilave ettiğiniz zaman 15, 16, 17 gidiyor. Şimdi kardeşim, bu faizle benim girişim, sanatkârım, esnafım ne yapacak? İşte adı bağımsız kurul, bağımsız, böyle olunca gelinen nokta maalesef bu. Bizim daha iyi noktayı yakalamamız lazım, bunu başarmamız lazım.

Biz başkanlık sistemi konuşulsun derken, illa şöyle bir sistem olsun demiyoruz: Bu konuda en başta olumlu veya olumsuz görüşünü, fikrini, projesini ortaya koyması gerekenler siyasi partilerimizdir, siyasetçilerimizdir, gelin düşüncelerinizi ortaya koyun.

‘Sokağa dökülürüz’, diyor. Şurada iç güvenlikle ilgili biliyorsunuz şu anda bir yasal düzenleme çalışması var, molotof suç olmayacakmış. Böyle bir mantık olabilir mi? Ve siyasetçi kalkıp şunu söyleyebilir mi: ‘Ben o elinde molotoflu olanların önünde giderim’ diyor; böyle bir mantık olur mu?

Kardeşlerim, milletin önüne yeni bir ufukla, yeni bir fikirle, yeni bir projeyle gelemedikleri sürece milletimiz bunları hep muhalefete mahkûm edecektir. Projesi olanı da tahkir etmeyi siyaset diye sunmaya kalkarsanız, işte bu olmaz. Bu yöntemin işe yaramadığını geçtiğimiz 12 yılda, 7 seçim ve 2 referandum ortaya koydu, açık, net ortada. Sürekli aynı şeyleri yaparak, her seferinde farklı bir sonuç beklemek akıl karı bir iş değildir.

Biz Cumhurbaşkanlığı seçiminde milletimize ne vaat ettiysek onu yapıyoruz. Ne yeni anayasa, ne başkanlık sistemi meselesi ilk defa konuşulmuş, ilk defa söylenmiş, ilk defa gündeme getirilmiş hususlar değildir. Belediye Başkanlığımdan bu yana, yani 1994’te İstanbul’a Belediye Başkanı oldum, o günden sonra sürekli televizyon programlarında, gazetelere verdiğim röportajlarda bu konu hep sorulmuştur, ben de bu konudaki düşüncemi hep söylemişimdir.

Bu sistemi savunanların arasına şöyle baktığınızda orada Türk-İş’i görürsünüz, Rahmetli Turgut Özal’ı görürsünüz ve Demirel’i görürsünüz, onlar da bunu savundular. Samimi olarak Türkiye’nin bu yol, bu yöntem vasıtasıyla köklü bir değişime ihtiyacı olduğuna inandığımız için yeni anayasa ve başkanlık sistemi meselesinin takipçiyiz. Mevcut durumun, evet, birtakım zorlukları, sıkıntıları var, ama unutmayın ki, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık makamlarında kimlerin bulunduğu belli.

Şu anda Türkiye’de şöyle ilginç bir durum var: Mevcut durumdan memnun olması, bu hali muhafaza etmek için uğraşması gerekenler tam tersine, yani bizler değişim için mücadele ediyor, değişimden yana olması gerekenler ise ‘Hayır, illa mevcut durum devam etsin’ diye çabalıyor.

Kardeşlerim, zaten mevcut durumda iktidar olamıyorsunuz, bu denendi, sistemin değişmesi sizin için de bir fırsat olabilir. Ben samimiyetle Türkiye’nin yeni anayasaya, Başkanlık Sistemi’ne ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Bu yöndeki telkinlerimi, tekliflerimi, düşüncelerimi ifade etmeye devam edeceğim. Bu mesele milletimize mal olduğunda, onun hayata geçmesinin önünde hiçbir gücün duramayacağına da inanıyorum. 7 Haziran olarak tarihi kesinleşen önümüzdeki seçimlerin, bu konuda belirleyici, yön verici bir seçim olacağına inanıyorum.

Esnaf ve sanatkârlarımızdan da toplumun diğer kesimleriyle birlikte bu meseleyi konuşmalarını, müşavere etmelerini, tartışmalarını özellikle istiyorum. Hani müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar, o güzel sözü var ya, yani fikirlerin çarpışmasından, müsademesinden hakikat güneşi doğar, budur. Fikirlerin, düşüncelerin, tekliflerin tartışılması inanıyorum ki bizi hakikate doğru götürecektir.

Ben bu duygularla teşriflerinizden dolayı bir kez daha sizlere şükranlarımı sunuyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.