Adalet Akademisi’nde Yaptıkları Konuşma

02.02.2015

Adalet Akademisi’nde Yaptıkları Konuşma

Sayın Bakan,

Türkiye Adalet Akademisi’nin Sayın Başkanı,

Adalet Teşkilatımızın Çok Değerli Mensupları;

Sizleri benim için çok çok anlamlı bir günde en kalbi duygularla selamlıyorum.

Adli ve idari yargı hâkim ve savcılarımızın yetiştirilmesi amacıyla kurulmuş bu güzide kuruluşumuzu ziyaretim vesilesiyle sizlerle biraraya gelmenin şu anda memnuniyeti ve heyecanı içerisindeyim.

Akademimiz bugüne kadar yetiştirdiği, mesleki gelişimine katkı sağladığı hâkim ve savcılarla ve az önce de önümde gördüğüm bilimsel yayınlarıyla, kendi alanındaki diğer çalışmalarıyla gerçekten takdire şayan bir performans ortaya koymuş vaziyette. Bugüne kadar akademi çalışmalarına katkı sağlayan, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Halen Akademi’de eğitim gören hâkim ve savcılarımıza şimdiden başarılar diliyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Adalet kavramı tarihi insanlıkla birlikte başlayan ve her dönemde üzerinde düşünülen, konuşulan, tartışılan bir kavramdır. Adaletin egemen olduğu bir toplum, bir devlet, bir dünya ideali daima insanlığın temel hedeflerinden biri olmuştur. Bugün dünya üzerinde geçerliliği olan tüm yönetim sistemleri, adaletin ne olduğu ve nasıl uygulanması gerektiği tartışmaları çerçevesinde şekillenmiştir. Siyaset felsefesinin temel meselesinin de adalet ve onunla birlikte ahlak, hukuk, din ve iktisat gibi konular olduğunu görüyoruz.

Günümüz dünya düzenine yönelik en sert, en can alıcı, en geçerli eleştiriler yine adalet kavramı üzerinde ifade ediliyor. Bizim de Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası kuruluşların çalışmalarına yönelik eleştirilerimizin temelinde adalet kavramı yatmaktadır. Dünya beşten büyüktür derken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto hakkı olan beş devletin yol açtığı adaletsizlikleri, haksızlıkları ifade ediyoruz. Dünya beşten büyük, evet beşten büyüktür, dünya. Çünkü beş tane ülkeye siz 196 tane ülkeyi mahkûm edemezsiniz. Hatta beş tane ülke de değil, bu beş daimi üyenin içerisinden bir tane üyenin iki dudağı arasına, siz tüm dünyayı mahkûm edemezsiniz. Ama ne yazık ki şu anda dünya bu beş daimi üyenin beşine veya bir tanesine mahkûm, buna kimsenin hakkı yok. Öyleyse biz bu dünyada adalet var diyemeyiz.

Kaldı ki oradaki temsile baktığımız zaman üç kıtayı görürsünüz, din olarak baktığınız zaman İslam’ın dışında hangileri varsa, orada o var. Yani Müslümanlar yok, gayrimüslim veya diğerleri, onlar orada var, peki bu adalet mi? Değil.

Kıtalara baktığınız zaman Avrupa var, Asya var, Amerika var. Afrika niye yok, diğerleri niye yok, bunu sorgulamak, adalet adına bizim hakkımız değil mi? İnsanlık adına, vicdan hakkına bizim hakkımız değil mi? Siz hala birinci dünya savaşının sonrası dünya şartlarını bugün egemen kılamazsınız. Bunları bir defa aşmamız gerekiyor. Onun için de dünyanın beşten büyük olduğunu iddia edenlerin sayısının artması ve kusura bakmayın, gelin bakalım şu Birleşmiş Milletler’i bir gözden geçirelim. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde şu anda beş tane daimi üye var, 10 tane geçici üye var, siz 10 tane geçici üyeyi oraya işte böyle laf ola beri gele koyuyorsunuz, hiçbir yetkileri var mı? Yok. Dostlar alışverişte görsün diye, onların da şöyle bir düşüncelerini alırlar, ama sonuca müdahale etme noktasında en ufak bir tesirleri söz konusu değil.

Öyleyse bunun değişmesi lazım. Bu çok enteresandır. Ama işte bir tane ülke var ki, buna müsaade etmez. Niye? Yakaladıkları saltanatın elden gitmesini istemiyorlar. Şu anda bakınız Suriye’de 350 bin insan öldürülmüş vaziyette. 7 milyon insan evinden barkından, her şeyinden uzak vaziyette. Fakat iki ülke bağlıyor işi. Neresi? Çin ve Rusya. Defaatle konuşmamıza rağmen iş çözülemiyor. Nerede adalet? 350 bin insan ölüyor, hala müdahaleniz yok. 7 milyon insan evinden barkından şu anda kopmuş durumda, müdahale yok. Hani İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi?, lafta. Ülkemde 1 milyon 700 bin insan şu anda sığınmacı. Bizim ülkemizdeki kadar Lübnan’da sığınmacı var. 1 milyona yakın Ürdün’de sığınmacı var. Şimdi bizim burada adaleti aramaz hakkımız değil mi? 5,5 milyar dolar, ülkemizde şu anda yapmış olduğumuz harcama. Avrupa’da ne kadar var? 130 bin. Peki, Türkiye’ye gelen bir destek, yardım var mı? Şu ana kadar 250 milyon dolar, yaptığımız harcama 5,5 milyar dolar.

Şimdi sormazlar mı insana, adaletin bu mu dünya? Şimdi bu konuda Orhan Baba soruyor, ama işte bak başkaları sormuyor. Bunları çözmemiz lazım. Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da ve dünyanın diğer pek çok bölgesinde yaşanan olaylara ilişkin eleştirilerimizin temelinde de oradaki insanların maruz kaldığı adaletsizlikler ve zulümler yatıyor.

İşte geçen Etiyopya’ya gittim, Cibuti’ye gittim, oradan Somali’ye geçtim, oraları dolaştım. Şimdi oradaki insanların yaşam koşullarını gördüğüm zaman benim ciğerim param parça oluyor. Tenekelerin içinde, teneke barakaların içinde yaşayan insanlar. Bakıyorsunuz, şöyle ağaç dallarını filan birleştirmişler, üzerlerini naylonlarla örtmüşler, onların içinde yaşayan insanlar. Ne hastane var, ne şu var, ne bu var? İşte 2011’den sonra biz bir adım attık, hamdolsun orada bizim STK’larımız da bazı ufak hastaneler yaptılar. Ama biz muhteşem 200 yataklı bir hastaneyi orada inşa ettik, 450 hemşireye inşallah hitap edecek bir eğitim kurumunu orada kurduk. Bunun dışında bazı okullar orada yine inşa ettik ve tek şu anda imar, projeye dayalı büyükelçilik binasını biz yapıyoruz, bu yılsonu inşallah 10 bin metrekarelik bir büyükelçilik binamız olacak, kapalı alan itibariyle, ama 80 bin metrekarelik bir arazi içerisinde.

Şimdi, bu insanlara elini uzatırsan adilsin, işte onun için ‘Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu, gelir de adli ilahi sorar Ömer’den onu’ diyerek, biz ta Somali’deki kardeşlerimize de elimizi uzatalım diyoruz. Ama Türkiye’de bazıları mesela bunu hazmedemiyor. Şimdi orada 10 bin konut ilk etapta yapma girişimi içerisinde olalım dedik ve inşallah 45, 65, 85 metrekarelik konutlarla orada bir insani yaşam imkânını sağlayalım. Havalimanını sağ olsun bizden bir müteahhit firmamız cesur davrandı ve yaptı. Onun terminal binasının açılışını yaptık. Ve bir duble yok şehir merkezine yine aynı şekilde oradaki Türk firması cesur davrandı, o üstlendi, yaptı. Mogadişu Limanını yine aynı şekilde bir Türk firması şu anda işletmesini aldı. Hem Somali Devletine oradan belli bir imkân her ay sağlanmış oluyor, hem kendisi de kazanıyor. Ama terörün estiği bir yerde bu icraatı yapmak, adalete inanmış insanların işidir. Adalet o kadar önemli.

Zulmün alternatifi nedir? Adalettir, olay bu kadar basit. Adaletin düşmanı nedir? Zulüm. Olay bu kadar basittir. Onun için de bu işin üzerine üzerine hep birlikte gitmek durumundayız. Esasen bizim tarihimizde, kültürümüzde, inancımızda adalet kavramı hayatın merkezinde yer alıyor. “Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder”, ilahi emrindeki vurguyu gayet açıktır. Atalarımız adaletle zulüm birarada bulunmaz demişlerdir. Biz de bu kadim anlayışa uygun şekilde 2001 yılında kurduğumuz partimizin isminde adalet ifadesini en başta yerleştirdik ve yola böyle çıktık.

Peki, bu kadar önemli olan, bu kadar hayati olan adalet nedir? Adaletle ilgili pek çok tanım olmakla birlikte bunların her yerde ve herkes tarafından benimsenmiş ortak bir çerçeveye oturtulmadığını görüyoruz. Adaletle ilgili tanımları belki herkese hakkını, payını verme konusunda birleştirebiliriz. Ama yine de bu yetersiz, yavan bir tanım olur. Ben burada çok daha derin anlamlar içerdiğine inandığım Mevlana’nın adalet tanımını ifade etmek istiyorum. Diyor ki Mevlana, adalet nedir? Ağaçları sulamak. Zulüm nedir? Dikene su vermek. Devam ediyor Mevlana: Adalet bir nimeti yerine koymaktır, su emen her kökü sulamak değil. Zulüm ise, bir şeyi konmaması gereken yere koymaktır. İşte buyurun Mevlana’dan adalet tanımı.

Gerçekten de adaletle zulüm arasında böylesine ince bir çizgi, böylesine ince bir sınır vardır. Bir de buna adaleti tesis etmekle yükümlü hukuk insanlarının vicdanları yerine başka birtakım güç odaklarının emrine girmesi eklendiğinde ortaya çıkan manzara gerçekten çok vahim, çok endişe verici olabiliyor.

Değerli Arkadaşlar,

Bilindiği gibi ülkemiz 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde böyle bir felaketi yaşadı. Emniyet ve Adalet Teşkilatları içinde yuvalanmış bir çete ülkenin güvenliği ve adaletin tesisi için kendilerine emanet edilmiş imkânları kullanarak bir darbe yapmaya teşebbüs ettiler. İnsanlık tarihi boyunca peşinde koşulan bir özlemin sembolü olan adalet teşkilatımız, bir kısım savcı ve hâkim aracılığıyla ülkesine ve milletine ihanet içindeki bir çete tarafından istismara kalkışıldı. Bu süreçte gördük ki hukukun değil, mahşeri vicdanın değil, başka birtakım güçlerin emrindeki savcıların, hâkimlerin adaleti tesis etmesi mümkün değildir.

Bakın Değerli Kardeşlerim, Sevgili Gençler;

Şunu iyi bilmemiz lazım: Kul, iradesini Allah’tan başka kimseye teslim etmemelidir, asla. Ne Cumhurbaşkanı’na, ne Başbakan’a, ne elinde sermayeyi tutan para babalarına, kimseye, hiçbir egemen güce, asla. Teslim etmediğimiz sürece işte o zaman yaratılmışların en şereflisi olan insan oluruz. Çünkü yaratılmışların en şereflisi insan, işte odur. Bunu bir defa asla unutmayacağız.

Hele hele sizler yarın çıkacağınız o kürsülerde, o makamlarda işte bunu ortaya koymanız lazım. Size hiç kimse herhangi bir hükmü vermede-verdirmede tesir edememeli. Siz bir zamanlar hani ‘vicdan-cüzdan’ diye bir şey gündeme gelmişti, onu da söyleyen bu işte duayen haline gelmiş bir insandı ve o kahredici bir ifadeydi aslında, asla böyle bir şey olamaz. Ya, derse ki, ‘ben hak, hukuk, vicdan, bunun arasındayım’; onu öper başımıza koyarız. Çünkü hukuk dediğimiz kavram neyle bütünleşiyor, hakla bütünleşiyor.

Bakın biz aslında bir kanun devletinin mensupları veya temsilcileri olmaktan öte geçmeliyiz. Ya ne olmalıyız? Bir hukuk devletinin temsilcileri olmalıyız. Hukuk başka şeydir, kanun başka bir şeydir. Hukuk mu, kanun mu derseniz? Benim o zaman savunacağım şey hukuktur, kanun değil. Çünkü kanun önüne gelenin istediği gibi, arzu ettiği gibi nefsi neyi emrediyorsa buna göre hazırlamış olduğu bir yazılar silsilesidir veya yasalar manzumesidir. Ama hukuk öyle değil.

Şu anda eğer benim hukukumu bir yasal düzenleme koruyamıyorsa, ben ona hukuk diyemem ki, bunları yaşadık. Şahsımda yaşadım. Ben Milli Eğitim’de Talim Terbiye Kurulu’nun, tasvip ettiği bir dörtlüğü okudum diye hapse girdim. Ve birincil mahkemeden tutun da üst mahkemeye varıncaya kadar ne yazık ki, baktık ki birçok şeyler oralarda dönüyor. Avukatlarıma aynı şekilde birçok talepler, teklifler geliyor. Anladık ki demek ki vicdanla cüzdan arasında dolaşan bir yapı var.

İşte 17-25 Aralık’ta, o da aşıldı, orada da bir yerlerden gelen talimatlarla hareket eden işte orada da bir kesim var. Adalet sisteminin asgari şartlarda işlemesi için öncelikle hâkimlerimizin, savcılarımızın hem zihnen, hem vicdanen bağımsız olmaları gerekiyor. Zihnini ve vicdanını birtakım güçlerin emrine vermiş kişiden hâkim de olmaz, savcı da olmaz, olamaz; bunu böyle bilmeniz lazım.

Siyasi görevlerde bulunanlar, toplum tarafından sürekli murakabe edilen, yaptığı güzel şeylerin de, yanlışların da hesabını veren kişilerdir, en azından sandıkta bunun hesabını verir.

Adalet sisteminde görev yapanların lafzi sınırlarını kanunlar tayin eder, murakabesini ise vicdanları yapar. Vicdanının kapıları hukuka, adalete değil de başka yerlere açılanların yaptıkları zulümdür, çünkü onlar Mevlana’nın deyimiyle dikenlere su vermeye başlamışlardır.

Büyük Türkiye, yeni Türkiye için adalet sistemimizden başlayarak, tüm kurumlarımızı, tüm toplumu bu kanser hücrelerinden hep beraber temizlememiz gerekiyor. 2023 hedeflerimizi, 2053, 2071 vizyonumuzu hayata geçirebilmemiz için ortak idealler etrafında birleşmiş, kenetlenmiş, güçlü kurumlara ihtiyacımız var.

Diğer sorunlarımız gibi, diğer sıkıntılarımız gibi bu meselenin çözümü de demokrasiden, milli iradeye, milletimizin tercihlerine saygılı olmaktan geçiyor. Bu konuda ise en büyük desteği, soruşturmalarını hukuk adına yapan savcılarımızın hükümlerini millet adına veren hâkimlerimizin vermesi gerekiyor. Demokrasilerde hukuk eliyle bir vesayet sistemi özellikle devre dışı kalırken, onun yerine bir başkasını ikame etmek diye bir şey asla yoktur.

Demokrasilerde esas olan her türlü vesayet teşebbüsüne karşı milletin yanında, milli iradenin yanında yer almaktır. Gücünü milletten, meşruiyetini almayan hiçbir grup, hiçbir kesimin bu ülkeye, bu millete hükmetme çabasına izin vermedik, vermeyeceğiz.

Ben bu akademide yetişen tüm hâkim ve savcılarımızın görevlerini bu anlayışla yapacaklarına, sadece ve sadece anayasaya, yasalara bağlı olarak görevlerini yürüteceklerine inanıyorum. Siyasetçi siyasetini, hâkim-savcı da kendi işini yapacak. Siyasallaşan her kurum gibi adalet teşkilatı da milletimizin nazarında itibar kaybına mahkûm olacaktır. İtibarı olmayan adalet sisteminin gerçek anlamda işlerliğinin kalmayacağı da açıktır. Biz yıllarca siyasetin itibarını, siyasetçinin itibarını yükseltmek için var gücümüzle çalıştık, her türlü fedakârlığı yaptık.

Sizlerden adalet teşkilatının özellikle itibarına sahip çıkmanızı istiyorum. Gelin bu mücadeleyi hep birlikte yürütelim, Türkiye’yi hep birlikte aydınlık geleceğe taşıyalım.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye’de adalet teşkilatını, diğer tüm güçlerin baskılarından, etkilerinden, tazyiklerinden kurtarma konusunda geçtiğimiz 12 yılda çok önemli adımlar attık, çok önemli düzenlemeler gerçekleştirdik. Bunların en önemlisi, 2010 referandumuyla getirilen yeniliklerdir. Bunların bir bölümü biraz önce ifade ettiğim gibi, maalesef adalet ve emniyet teşkilatı içindeki bir çete tarafından istismar edilmeye kalkıldı, derhal bunun önlemlerini aldık, almaya da devam ediyoruz, daha bitmedi.

Cumhurbaşkanı olarak diğer görevlerimin yanı sıra yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişkinin ahengini ve işlerliğini sağlamakla da yükümlüyüm. Yaşadığımız son hadiseler, yasama ve yürütmede olduğu gibi yargının da ülkenin tüm renklerini, tüm farklılıklarını yansıtan bir yapıya kavuşması gerektiğini ortaya koydu.

Son dönemde hayata geçirilen özellikle uygulamalarda, bundan sonra da bu zenginliğin korunması, geliştirilmesi için çalışacağımı özellikle belirtmek istiyorum.

Aynı şekilde yargı mensuplarının özlük hakları ve çalışma şartları başta olmak üzere görevlerini huzur içinde, güven içinde yapabilmelerini sağlayacak düzenlemelerin de en başta gelen teşvikçi ve destekçisi olduk ve olacağız.

Tabii karşımda şu anda çok genç bir ekip görüyorum, heyet görüyorum. Şöyle bir 12 yıl öncesine doğru gittiğimizde Türkiye’yi dolaşırken ‘adalet sarayı’ diye bir kavram yoktu, adliyeler derlerdi. Ve Anadolu’nun bazı yerlerinde adeta merdiven altı adalet dağıtma gayretleri olurdu. Zaten odalar yoktu, odacıklar vardı ve buralara sıkışmış, buralarda işte hâkimi, savcısı, mübaşiri oralarda görevler yapar haldeydi. Dedik ki, bu yakışmıyor, öyleyse bizim süratle adalet mekanizmamızda önce fiziki mekânların bir defa halledilmesi gerekir ki biz buralara da gelecek hâkimlerimizi, savcılarımızı huzur içinde çalışmaları imkânını sağlayalım. Geçtiğimiz 12 yılda inşa ettiğimiz 189 adalet sarayı ile hâkim ve savcı sayısında, yardımcı personel sayısında yaptığımız artışlarla bu konuda çok önemli ilerlemeler kaydettik.

Şimdi tabii burada Adalet Bakanımız, Müsteşar, benim Genel Sekreterim, hepsi de aynı tabandan gelme oldukları için, burada Başkanımız Yılmaz Hocamıza da söylüyorum, yani bir defa hakikaten bizim yemekhanede konuşmamız doğru değil. Onun için süratle bir defa Türkiye Adalet Akademisi’ne yakışır bir konferans salonunu yapmak lazım. Ve bunun da en az bin kişilik bir konferans salonu olması lazım. Tabii konferans salonunun dışında da ayrıca özel daha küçük toplantı salonlarının olması gerekir. Böyle bir konseptin oluşturulmasıyla inanıyorum ki, Türkiye Adalet Akademisi daha da büyük bir güç kazanacaktır. Ve şu anda bir proje çalışması olduğunu da duydum, bundan dolayı ayrıca mutluyum. İnşallah proje çalışması olduğuna göre, süratle başlandığı takdirde şöyle 1-1,5 yıl içerisinde bu biter. Yani 1 yıl içinde iyi bir müteahhit böyle bir konferans salonunu bitirir ve Türkiye Adalet Akademisine kazandırır, bu olur.

Önümüzdeki dönemde de hem sayı, hem nitelik, hem de özlük hakkı bakımından adalet teşkilatımız çalışanlarını Avrupa Birliği standartlarına ulaştırma çabalarının devam edeceğine inanıyorum. Çünkü hükümetimizin de bu noktada başta Sayın Başbakanımız olmak üzere gayretleri olduğunu biliyorum.

Bu düşüncelerle Türkiye Adalet Akademisinin değerli yöneticilerine, burada yetişen hâkim ve savcılarımıza bir kez daha çalışmalarında başarılar diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.