Girişimci İşadamları Vakfı, Girişimcilik Ödül Töreninde Yaptıkları Konuşma

31.01.2015

Girişimci İşadamları Vakfı, Girişimcilik Ödül Töreninde Yaptıkları Konuşma

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, Girişimci İşadamları Vakfımızın yönetimini bu güzel etkinliği için tebrik ediyorum.

Girişimcilik ödüllerini alma hak kazanan kurumlarımızı, şirketlerimizi, girişimcilerimizi tebrik ediyor, başarılarının artarak devamını diliyorum.

Bu güzel, bu anlamlı mekânda sizlerle bir araya gelmekten duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum. Bu ülke için, bu millet için üreten, yatarım yapan, yeni iş kuran, işini geliştiren, yurt içinde ve dışında başarılarıyla göğsümüzü kabartan her girişimcimiz bizler için birer iftihar vesilesidir.

Bismillahla kapısı açılan her iş yeri, her işletme, üretilen ve satılan her ürün, sunulan her hizmet, sadece işadamlarımız için değil, onlarla birlikte tüm milletimiz, ülkemiz, vatanımız için gerçekten bir bereket, bir kazançtır. Türkiye’nin gayrisafi milli hasılası, işte bu anlayışla yola çıktığımız zaman 2002 sonlarında 230 milyar dolar iken bugün 820 milyar dolara, ihracatı 36 milyar dolardan 158 milyar dolara çıkmış bulunuyor.

Bu gayretle geçtiğimiz 12 yılda, Türkiye yılda ortalama yüzde 5 büyüdü; yeterli mi? Değil, bunun tabii ki, daha fazla olması arzumuzdur, hedefimizdir. 2002’de 46 milyar lira olan yıllık yatırım tutarı 318 milyar liraya kadar yükseldi. Son 12 yılda 3 kat büyüyen Türkiye daha çok çalışarak, daha çok üreterek, inşallah önümüzdeki 8 yılda da aynı başarıyı ortaya koyacak ve 2 trilyon dolar milli gelir hedefine ulaşacaktır. Bu ancak azimle olur, bu inançla olur, bu gayretle olur, eğer azmedersek bunu başarırız.

Ben, sizlerin desteği ve katkısıyla Türkiye’nin 2023 hedeflerine ulaşacağına, onunla da kalmayarak, 2053 ve 2071 vizyonunu şekillendireceğine inanıyorum.

Siz girişimci işadamlarımız başta olmak üzere, bugüne kadar elde edilen başarıda payı olan, katkısı olan herkese, huzurlarınızda şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Girişimci İşadamları Vakfımızın üyeleri arasında tesis ettiği dayanışma anlayışını, düzenlediği birçok eğitimi ve faaliyetlerini ben de yakından ve takdirle takip ediyorum. Vakfımızın kendisine vizyon olarak iktisadi hayatın ahlakı temelde şekillenmesini belirlemiş olmasını çok daha önemli, çok daha hayati buluyorum.

Gerçekten de her alanda olduğu gibi iş hayatında da ahlaki ölçüler esas alınmadan atılan her adım, belki para kazandırabilir, ama ferdi de, toplumu da uçuruma sürükler, bedbaht eder. Kesinlikle ne pahasına olursa olsun, kazanılan değil, bizler hak ölçüsünde, hakkaniyet ölçüsünde, helal ölçüsünde kazanılan bir iktisadi sistemi arzu ediyoruz.

Esasen bunun kendi tarihimizde, kendi kültürümüzde, dün Kırşehir’deydim, orada da açıkladık. Ahilik diyarı, böyle bir bölgede Ahilik adıyla kurumsallaşmış güçlü bir geleneği var. Ahilik geleneğimiz bize, haksız rekabet, kıran kırana rekabet yerine, insanı insanın kurdu olarak görmek yerine, komşunun siftahını da düşünen, onu da dert edinen bir anlayışı tavsiye ediyor. Her alanda hırsın ve tamahın öne çıktığı günümüz dünyasında Ahiliğin o kanaat anlayışını esas alan yaklaşımını yeniden diriltmeye, yeniden canlandırmaya ihtiyacımız var. Dayanışmanın, paylaşmanın, dostluğun, kardeşliğin olmadığı bir iklimde, sınırsız kazanma hırsı kimseyi mutlu etmez, kimseyi abat etmez.

Bizim geçmişimizde sömürgecilik lekesinin bulunmayışı, devlet ve toplum sistemimize hâkim olan Ahilik geleneğimiz sayesindedir. Komşunun hakkını gözeten bir anlayışın diğer toplumların, diğer coğrafyaların kaynaklarını insafsızca, fütursuzca istismarı mümkün müdür? Kendi nefsini ıslah edenlerin toplumu ifsadı mümkün müdür? Malının, kazancının çokluğuyla değil,  bunların bereketiyle, helal yoldan elde edilmesiyle gurur duyan insanlardan oluşan bir toplumda kimse hakkının, hukukunun gaspı söz konusu olabilir mi? Türkiye’de sosyal düzenin, ekonomik işleyişin temelinde yatan bu ruhu, bu geleneği bilmeyenler, bizi doğru analiz edemiyor, doğru değerlendiremiyor.

Bakıyorsunuz bir finans krizi gelişmiş ülkelerin tüm ekonomik ve sosyal dengelerini altüst edebiliyor. Oysa Türkiye defalarca bu tür krizlere maruz kaldığı halde her seferinde kısa sürede toparlanıp yoluna devam etmeyi başardı. Bunu tüm örselenmişliğine rağmen hala varlığını sürdüren Ahilik geleneğimize, çeşitli dayanışma mekanizmasıyla donatılmış güçlü sosyal yapımıza borçluyuz. Hacıbektaş Veli Hazretleri’nin hani o bir olalım, iri olalım, diri olalım düsturunu rehber edindiğimiz sürece, gelişmemizi de, krizler karşısındaki mukavemetimizi de kesinlikle sürdürürüz, bundan kimsenin endişesi olmasın. Evet, ne yapıp edip bu yapıyı muhafaza etmek, güçlendirmek mecburiyetindeyiz. Bu konuda işadamlarımıza, esnafımıza, girişimcilerimize büyük görevler düşüyor.

Biz Başbakanlığımız döneminde de, şimdi Cumhurbaşkanlığı görevini üstlendikten sonra da, daima işadamlarımızın, esnafımızın, girişimcilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. İnşallah bundan sonra da yanınızda olmaya, iktisadi hayatı ahlaki temeller üzerinde şekillendirme gayretinize deste vermeye devam edeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Girişimcilik deyip, kesinlikle geçmememiz gerekiyor. Bugün dünya ekonomisine yön veren, tek başlarına Türkiye dâhil pek çok ihracatından fazla ciro elde eden şirketlere bir bakın, bunların önemli bölümünün 20-30 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu, arkalarında da bir veya birkaç girişimcinin cesaretinden, azminden, inancından başka bir şey bulunmadığını görürsünüz.

Biz de geçtiğimiz 12 yıllık dönemde girişimcilerimizi teşvik edecek, önlerini açacak, onların azmini, heyecanını, cesaretini güçlendirecek bir sistem kurmak için pek çok önemli düzenlemeyi hayata geçirdik. Gerek KOBİ destekleriyle gerek, gerekleri faizleri düşürmek suretiyle, gerek ekonomide sağladığımız istikrarla, gerekse diğer pek çok uygulamayla girişimcilerimizin yanında olduğumuzu gösterdik.

Göreve geldiğimizde biliyorsunuz devletin borçlanma faizi yüzde 63’tü, hamdolsun 12 yıl içerisinde tek haneli rakamlara indirdik ve 4,6’ya kadar indi. Ne oldu? Bir Gezi olayı patladı. Bu tabii bir üst aklın yönettiği bir operasyondu ve bu üst aklın yönettiği operasyonla 4,6’dan hemen bir anda çift haneli rakama tekrar yükseldi. Tabii burada özellikle bizim bu faiz anlayışının karşısındaki duruşumuzu test etmemiz lazım. Sürekli söylüyorum, yine söyleyeceğim ve şu anda bağımsız bir kurul olarak Merkez Bankamızın, özellikle Avrupa’da, dünyada faiz oranları düşerken, hala bu faiz oranında direnmesini doğru bulmuyorum, düşürmesi lazım.

Biz biliyoruz ki, faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Eğer biz girişimcimizi teşvik edeceksek, bu faiz oranlarının düşmesi lazım ki, yatarımlar artsın. Eğer bunu düşürürsek yatırımı arttırırız, bunu düşürürsek istihdamı arttırırız, bunu düşürürsek üretimi arttırırız, bunu düşürürsek girişimcimizle beraber ülkemizin dünyadaki piyasalarda rekabet gücünü arttırırız.

Ben zaman zaman arkadaşlarıma da söyledim, Amerika’da faiz oranı kaç? Yüzde 1, bazen 1.5, Japonya’da eksi, buralarda, Avrupa’ya geliyorsun 1-1.5, buralarda. Peki, kardeşim, size ne oluyor da hala siz buralarda direniyorsunuz? Olabilecek bir şey mi? Bu adımın bir defa atılması gerekiyor. Bakın şu anda Türkiye’de finans sektörünün içerisinde olanlara dikkat edin, reel yatırımda güçlü bir şekilde yer almazlar. Niye? Çünkü finans sektöründen kazandığı parayı reel kazanımdan kazanamıyor ki. En büyük parayı finans sektöründen kazanıyor, reel yatırımda risk var, finans sektöründe onun için öyle ciddi riskler yok. Şimdi buradaki duruşumuzu, hele hele gelişmekte olan bir ülke statüsündeki durumu itibarıyla Türkiye’nin bu kararını vermesi lazım, bunda gecikemeyiz.

Bakın daha da ileri gidiyorum, 1 puan faize 2,5 milyar dolar ödemenin ve bunu ödetmenin vebalini bu kararı alanlar asla ödeyemezler; yıllık bunun bedeli budur. 63’ten buraya kadar zor, kavga geldik, adeta şimdi bir durağanlık içerisinde. Ve yanlış yaklaşım yine, ne diyorlar? İnsanı böyle adeta çıldıracaklar, enflasyon düşürse, faizi düşüreceklermiş. Bu anlayış, anlayış değil, bu yanlış bir mantık, doğru bir mantık değil. Çünkü enflasyon sebep, faiz netice değildir, faiz sebep, enflasyon neticedir, bunu öğrenmeleri lazım.

Ve bakın biz faizi 63’ten aşağı çekmeye başladık, enflasyon da onunla beraber indi. Faizi o, 4.6’dan Gezi olayları sonrası tırmandılar, enflasyon da bir anda hemen yüzde 10’a geldi, dayandı. Her şey ortada, illa bunun için bilim adamı filan olmaya gerek yok. Sadece Nasrettin Hoca gibi damdan düştüğünde doktor aramaya gittiklerinde ne dedi? ‘Bana doktor getirmeyin, damdan düşen bir adam getirin’ dedi. Evet, bu iş için piyasa adamı olmak yeter, sıkıntı burada. Ve piyasanın içerisinde olan işte girişimci bedel ödüyor ve bir de bakıyorsun hemen kredi borçlarında bir geri çağırma başladığı zaman zaten o firma batmayla karşı karşıyadır. Finans sektörünün böyle bir rahatlığı da var, hep kendisi garantide olacak. Garantide olmayan kim? Girişimci. Bir de bakarsanız böyle karınca gibi yazılarla da bir protokol, sözleşme hazırlarlar, getirirler önüne koyarlar, sen o sözleşmeyi okumaya bile fırsat bulamazsın, çünkü o paraya çok ihtiyacın var, altına da imzayı atarsın, ondan sonra da önüne yarın bakarsın bir kara tablo çıkar, ayıkla pirincin taşını. Bu mantıkla bu iş olmaz, onun için burada ciddi bir reforma, kararlı bir duruşa ihtiyaç var.

İnşallah kurmakta olduğumuz girişimcilik akademisinin bilhassa genç girişimcilerimize kılavuzluk yapmasını temenni ediyorum. Olay tabii sadece girişimcilik piyasasında kalması da şart değil, bu girişimcilerimizin artık bu akademiden mezun olanların aynı zamanda finans sektörü içinde yer almak suretiyle de girişimcilerin önünü açmalarında büyük fayda var. Parayı yönetmek, finansı yönetmek, en önemli olay bu.

Üç şey başarının sırrıdır: Bir; insanı yönetmek. İki; bilgiyi yönetmek. Üç: finansı yönetmek. Bu başarıldığı anda neticeyi yakalamak çok daha kolay olacaktır.

Aynı şekilde bu yıl faaliyete geçirdiğiniz Bahariye Melek Yatırım Ağı’nın da hayırlı ve verimli bir teşebbüs olduğuna inanıyorum. Devletin işadamına güvenin bir tezahürü olarak gördüğüm melek yatırımcı uygulamasının bu çatı altında çok daha güçlü, daha çok daha verimli olarak değerlendirileceğine inanıyorum.

Girişimcilere destek olmanın, en az diğer hayır, hasenat işleri kadar değerli olduğunu düşünüyorum. Bu şekilde iş hayatına atılan, çalışan, üreten her kardeşimiz oluşturacağı istihdamla kendisiyle birlikte onlarca, yüzlerce kişinin de hayatına olumlu yönde katkıda bulunma imkânı elde edecektir. Ben bu uygulamayı da yine Ahilik geleneğimizde yeni iş kuranlara yapılan yardıma benzetiyorum, o da çok önemli. Yine bu uygulamayı Ahilik geleneğimizdeki komşusunun siftahını gözeten anlayışın modern bir uygulaması olarak görüyorum.

Pek çok kamu kurumu yeni girişimciler için, bilhassa da gençlerimiz için bu tür teşvik edici uygulamaları zaten sürdürüyor. Bunu işadamlarımızın tecrübesiyle, imkânıyla birleştiren melek yatırımcı programı inşallah girişimcilerimizin önünde yeni bir ufuk, yeni bir pencere açacaktır.

Girişimcilerimiz için tahsis edilen her kaynağın, onlara verilen her desteğin üretim olarak, istihdam olarak, ihracat olarak katbekat fazlasıyla ülkeye ve millete geri döneceğine samimiyetle inanıyorum. Hükümete, ilgili kurumlara da, bunun için mümkün olan en fazla kaynağı tahsis etmelerini tavsiye ediyorum.

Sevgili Dostlar,

Büyüyen, güçlenen, bölgesinde ve dünyada söz sahibi olan, uluslararası platformlarda tüm mazlumların, mağdurların sesi haline gelen Türkiye’nin bu çizgisinin pek çok kesimi rahatsız ettiğini biliyoruz. Dikkat ederseniz, 2003 yılından bu yana ülkemizde ekonomik, sosyal ve siyasal düzlemde kriz çıkarmaya yönelik pek çok hamle yapıldı, pek çok adım atıldı. Özellikle her seçim dönemi öncesinde Türkiye’nin istikrarına yönelik birtakım hamleler yapıldı; bunun için kimi zaman terör saldırıları, kimi zaman bildiriler, kimi zaman hukuk darbeleri, kimi zaman başka yöntemler kullanıldı. Son olarak Gezi olaylarını ve 17-25 Aralık darbe girişimini hep birlikte yaşadık. Gezi olaylarında ağaç bahanesiyle, çevre bahanesiyle sokakları terörize edenlerin halini biliyorsunuz. O terörize edenlerin kendi sorumluluğunda olan belediyelerde nasıl o canım 30 yaşında, 40 yaşında ağaçları kestiklerini de gördünüz. Ne oldu, çıktı mı o tencere, tavacılar sokağa? Çıkmadı, çünkü sorun Taksim’de o 12 tane ağaç değildir, sorun başkaydı. Kaldı ki, o ağaçlar sökülüp atılan değil, farklı bir yere taşınarak oraya dikilen ağaçlardı. Onlar milletin huzuruna kastettiler, ekonomiyi durdurma çağrısı yaptılar.

17-25 Aralık darbe girişiminde de milletin oylarıyla iş başına getirdiği bir kadro, bir iktidar, emniyet ve adliye içinde yuvalanmış bir çete tarafından alaşağı edilmek istendi. Hedefleri arasında yine ekonomimiz vardı, milli bankalarımız vardı, büyük projeler vardı, işadamlarımız vardı.

Hamdolsun, bu atılan adımların da, bu teşebbüslerin de hepsi milletimizin feraseti ve bizlerin dik duruşuyla sonuçsuz kaldı. Geçtiğimiz 12 yılda yaşadığımız hadiseler, Türkiye’nin artık siyaset mühendislikleriyle içeride ve dışarıdaki birtakım güçlerin ayak oyunlarıyla rayından çıkartılacak, istikameti değiştirilecek bir ülke olmadığını herkese gösterdi.

Milletimiz namusu bildiği oyuna, iradesine güçlü bir şekilde sahip çıkarak, hiçbir şekilde vesayete izin vermeyeceğini ortaya koydu. Meseleyi Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi sananlar, zaman geçtikçe yanıldıklarını, asıl maksadın ne olduğunu görmeye başladılar ve görecekler. Bu süreçte bize, en büyük destek sivil toplum kuruluşlarımızdan geldi. Girişimci İşadamları Vakfımız da sağ olsun Milli İrade Platformda yer alan safının ülkesinin, milletinin yanında olduğunu gösterdi. Bu kadirşinaslığınız, bu ahdevefanız için de sizlere bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Bu düşüncelerle Girişimcilik Ödüllerini almaya hak kazanan kurumlarımızı ve girişimcilerimizi ben bir kez daha kutluyorum.

Girişimci İşadamları Vakfımızın yönetimine çalışmalarında başarılar diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.