TÜMSİAD 6. Genel Kurulu’nda Yaptıkları Konuşma

31.01.2015

TÜMSİAD 6. Genel Kurulu’nda Yaptıkları Konuşma

Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği’nin Kıymetli Başkanı,

Yönetim Kurulu’nun Değerli Üyeleri,

Divanın Başkanı ve Üyeleri,

Değerli Bakan Arkadaşlarım,

Değerli Milletvekillerimiz,

STK’ların Değerli Başkanları,

TÜMSİAD’ın Çok Değerli Mensupları,

Hanımefendiler, Beyefendiler;

Sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyor, Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği 6. Genel Kurulunun ülkemiz, milletimiz, ekonomimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Sayın Genel Başkan’a, Yönetim Kurulu’nun değerli üyelerine, TÜMSİAD’ın tüm mensuplarına, Türkiye’nin büyümesine, kalkınmasına, demokratikleşmesine verdikleri katkılardan dolayı, emeğinizden ve alın terinizden dolayı şahsım, ülkem ve milletim adına sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Bu Genel Kurul ve buluşma vesilesiyle TÜMSİAD’ın tüm mensuplarına, gerek demokrasi mücadelemize sağladığınız destek, gerek 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde şahsıma verdiğiniz güçlü destek için çok çok teşekkür ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

TÜMSİAD’la çeşitli vesilelerle bir araya geliyoruz. 2013 yılında 5. Genel Kurulda bir araya geldik, 2013 Ramazanında, 2014 Ramazanında iftar sofralarında yine bir araya geldik. KOBİ Şûrası’nda Brüksel’deki istişare toplantısında, diğer toplantıda, ziyaret, kabullerde sizlerle bir arada olduk.

Açıkçası, TÜMSİAD’la yol arkadaşlığımız sadece resmi temaslardan, resmi buluşmalardan ibaret olmadı. Biz aynı davaya inandık, aynı davanın neferleri olduk, aynı dava için birbirimize yol arkadaşı, kader arkadaşı, aynı davanın hizmetkârları olarak birbirimize kardeş olduk. Son 1-1,5 yılda birçok önemli meselede imtihana tabi tutulduk, Gezi olaylarında, 17-25 Aralık darbe girişiminde, 30 Mart seçimlerinde, 10 Ağustos seçimlerinde çok çetin imtihanlardan geçtik.

Şunu tüm samimiyetimle söylemek isterim: Bizim bütün bu hadiselerde en başta kardeşliğimiz, en başta uhuvvetimiz, muhabbetimiz test edildi. Eğer birbirimizin arasında bu sarsılmaz uhuvvet, bu sarsılmaz muhabbet olmasaydı, inanın bu dava bugün burada olmazdı, sizler belki bu salonda olmazdınız, şahsen ben belki bu kürsüde olmazdım. Kaleleri zapt ederler, köyleri, şehirleri tahrip ederler, ülkeleri, toprakları işgal ederler, ama o gönüldeki aşk var ya, o gönüldeki ateş, o gönüldeki özellikle o uhuvvet, o muhabbet var ya, onu yıkamadıkları, onu tahrip edemedikleri sürece, inanın asla ve asla mutlak kazanamazlar.

Kardeşlerim,

Unutmayın, bir fatihler vardır, bir de işgalciler vardır. Fatihler toprakları değil kalpleri fetheder, kalpleri açar ve gönüllere girerler. İşgalciler ise toprakları alsalar bile gönülleri zapt edemez, gönüllere giremez ve işte onun için işgal ettikleri topraklarda dahi tutunamazlar.

Kimi zaman oldu haksız rekabetle üzerimize geldiler, yasaklarla, cezalarla, iftiralarla, montajlarla, kirli manşetlerle, ulusal ve uluslararası operasyonlarla üzerimize geldiler, ellerindeki tüm imkânları, tüm fırsatları, ellerindeki tüm silahları, kalemleri, sayfaları, ekranları yalanlarla, iftiralarla kullandılar. Ama Allah’a sonsuz hamdüsenalar olsun, uhuvvetimizi sarsamadılar, muhabbetimizi sarsamadılar, kardeşliğimize el uzatamadılar. İşte onun için bizim kardeşliğimiz son derece değerlidir, bunu iyi bilmemiz lazım. Bizim kardeşliğimiz, çok açık söylüyorum, Türkiye’nin istikbalidir, hatta ve hatta bizim kardeşliğimiz ümmetin, tüm mazlumların, tüm mağdurların tutunacakları yegâne umut dalıdır.

Kardeşlerim,

Büyüklerimizin güzel bir gözü var; önce refik, sonra tarik, yani önce yol arkadaşı bul, sonra yola çık, işin aslı bu. Onun için, refik çok önemli, ondan sonra da tarik, yol çok önemli. Yine çok bilinen bir söz vardır, dostunu yolda tanırsın, bu da çok önemli. Dostunu alış verişte tanırsın, bu da çok önemli. Bunun dışındakiler, öyle lafla filan tanımak mümkün değil. İşte biz bu kutlu yola, bu kutlu mücadeleye herkesimden dostlarla, her kesimden yol arkadaşlarıyla, her kesimden kardeşlerimizle ve kardeş bildiklerimizle çıktık. Bu uzun ve ince yolda defalarca dostluğumuz, kardeşliğimiz test edildi. Kimin gerçek dost ya da kardeş olduğunu, kimin de dostluk ve kardeşlik maskesi altında gizli niyetleri olduğunu, gizli niyetlerin peşinde olduğunu bu süreçte defalarca gördük, yaşadık ve onlarla yolumuz ayrıldı. Gidenlere, yolunu değiştirenlere, yolunu saptıranlara uğurlar olsun.

Kardeşlerim,

Bize biz yeteriz ve bize Allah yeter. Bizim kardeşliğimiz Allah’ın izniyle bugüne kadar Türkiye’ye çok değerli hizmetler kazandırdı, bundan sonra da kazandırmaya devam edeceğiz. Biz Allah’ın izniyle birbirini sırtından hançerleyen o nankörlerin, o hainlerin seviyelerine hiç inmeyecek, hiçbir zaman onların düştükleri tuzaklara, çukurlara düşmeyeceğiz. Bunu dün Kırşehir’de gördüm, hamdolsun, Kırşehir’de siyasi hayatımda bugüne kadar yapmış olduğumuz açılışların ve mitinglerin en muhteşemini yaptık, demek ki halkımız, kardeşlerimiz işte bütün bu olanları gördükçe daha kavi bir şekilde birbirine dayanıyor.

Biz uhuvvetten, muhabbetten, kardeşlik hukukundan asla taviz vermeyeceğiz. Bizim kardeşliğimiz birbirimize karşı aynı zamanda mesuliyetimizdir. Bir aramızdaki kardeşliği bununla birlikte 78 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kardeşliğini ne kadar muhafaza eder, ne kadar güçlendirirsek işte o kadar muzaffer olur, bu ülkeyi o kadar büyük bir ülke yaparız. Bırakın hainler hain olmanın gereğini yapsınlar, onlar hıyaneti, nankörlüğü, fitneyi, özellikle de birtakım çevrelerin maşası olmayı tercih ettiler, yollarını öyle çizdiler. Bırakın dostlarıyla yürüsün, dostlarıyla haşrolsunlar. Fakat biz bünyan-ı mersus, yani birbirine kenetlenmiş tuğlalar gibi dimdik, sapasağlam büyük Türkiye mücadelesini, yeni Türkiye mücadelesini vermeye devam edeceğiz.

Burada bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum; bizim hep birlikte sevdamız Türkiye sevdası oldu, millet sevdası oldu. Hep söyledim, biz milletimizi seviyoruz ya, bizi milletimizden ayırmak mümkün değil, bizim milletimize aşkımız var. Elhamdülillah, bizim tabularımız yok, biz uluhiyette, rububiyette Rabbimizden başkasını tanımıyoruz, biz böyle çıktık bu yola.

Bizim mücadelemiz, davamız büyük Türkiye oldu, yeni Türkiye oldu, güçlü Türkiye oldu. Biz birileri gibi çıkarları peşinde koşan, kendi şahsi iktidarları peşinde koşanlardan asla olmadık, onun için milli irade dedik, onun için sağlam irade dedik, onun için önce millet dedik böyle yola çıktık, önce insan dedik böyle yola çıktık. Önce devlet demedik, devleti arkaya aldık, önce insan dedik.

Kardeşlerim,

Bu paralel yapının ne olduğunu, nasıl doğduğunu ve bugünlere nasıl ulaştığını hep birlikte düşünmemiz, tahlil etmemiz, üzerinde de hassasiyetle durmamız gerekiyor, çünkü yaşadığımız süreç aslıda tarihi bir süreçtir, bir o kadar da ibretlik bir süreçtir.

Bakın biz bunlara biliyorsunuz ne dedik? ‘Haşhaşiler’ dedik hatırlayın. Niye Haşhaşiler?  Çünkü Haşhaşiler 11. yüzyılda ortaya çıkmışlardı ve aynen bugünkü gibi paralel yapı kurarak, Büyük Selçuklu Devleti’ne ağır zararlar vermişlerdi. Bizim o günden sonraki tüm devletlerimiz, Anadolu Selçuklu Devleti de, Osmanlı Devleti de bu olaylardan ibret almış ve bu noktada çok hassas davranmışlardı. Maalesef 70’lerden itibaren Türkiye Cumhuriyeti bu konuda gerekli hassasiyeti gösteremedi, 10 asır sonra aynı tarzda, aynı şekilde bir başka Haşhaşi yapı ulusal güvenliğimizi tehdit eder boyuta ulaştı. İşte biz bu hadiseden ibret çıkaracak, inşallah asırlar boyunca tekrar yaşanmaması için de tedbirlerimizi bugünden alacağız.

Şunu burada tekrar hatırlatacağım: Bu yapı, altını çizerek söylüyorum, sadece benim şahsıma, benim aileme, benim arkadaşlarıma taarruz eden bir yapı değildir. Bunu maalesef bugün dahi göremeyen var, bugün bile ürkenler var, korkanlar var, bu paralel yapının aslında neye, kime taarruz ettiğini tam olarak anlamayanlar, idrak edemeyenler var. Kardeşlerim, bu yapı benim şahsımdan ziyade öncelikle Türkiye’nin ulusal güvenliğine, ulusal bütünlüğüne taarruz etmiştir. İşte geçenlerde gördünüz, soruyorum size, Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın, bakanların, Anayasa Mahkemesi’nin, Genelkurmay’ın, bütün kuvvet komutanlarının telefonları dinlemek ne demek ya; böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir sivil toplum örgütü veya onun içinde barınanlar böyle bir şeyi nasıl yapabilirler? Bu vatana ihanet değil de nedir? Bu bir ajanlık değil de nedir? Dışişleri Bakanlığı’ndaki çok gizli toplantıyı dinleyip uluslararası şebekelere servis etmek ne demek? MİT’in Suriye’de Türkmenlere yardım götüren tırlarının önünü kesmek, oradan fotoğraflar almak, o fotoğrafları da büyük bir ahlaksızlık içinde iftirayla dünyaya servis etmek ne demek? Ve ahlaksızla şunu söylüyorlar: ‘Bu tırlar terör örgütlerine silah götürüyorlardı’ diyorlar, Bayırbucak Türkmenlerine değil, böyle de ahlaksızla yalanları söyleyebiliyorlar.

Yalan, Sevgililer Sevgilisi O Nebi’nin, en çok nefret ettiği şeydi. Birçok suçu işleyebilirsin, şunu yaparsın, bunu yaparsın vesaire, ama Nebi’ye dediler ki, yalan, orada ayağa fırladı, ‘asla’ dedi, çok tehlikeli bir şey.

Bunların yerli olduğunu, bunların bu ülkenin evladı olduğunu, bu yaptıklarına rağmen hala düşünen varsa, açık söylüyorum, çok büyük bir gaflet ve delalet içindedirler. Bu yapı bu milletin dini hassasiyetlerine apaçık suikast düzenlemek istemiştir. Kendilerinden başkasını dindar, hatta Müslüman görmeyecek kadar enaniyet içinde oldular ve kendilerine her yöntemin meşru kabul edildiği bir sapkın yol çizdiler. Bunlar elimizde artık var, her yol bunlar için meşru. Ve ifade şu: Amaç için her yol meşrudur. Böylece de maalesef dini hassasiyetlere çok ağır zulmettiler. Bu yapı, milletimizin yardımlaşma, dayanışma hasletlerini kendisine hedef yapmıştır.

Kardeşlerim,

Başka cemaatlere, derneklere, vakıflara hayat hakkı tanımadılar, başka yardım kuruluşlarına burs veren, yurt veren teşkilatlara hayat hakkı tanımadılar. Şimdi özgür basın diye feryat ediyorlar değil mi? İşte ‘tahşiye operasyonu’ diyerek, kitaplara el koyan, kitapları suç, delil olarak kullanan bizzat bunların kendisiydi. Basın özgürlüğünden bahsediyorsunuz, tahşiye operasyonu diye yaptığınız operasyonun altında kimler yatıyordu? Yazarlar, çizerler, orada kitapları olan birçok insan vardı, bunlar gittiler 16 ay 17 ay içeride yaptılar, bunu neyle izah edeceksiniz? Onlar yazardı, niye onlara bu şeklide yalanla, iftirayla saldırdınız?

Kardeşlerim,

Bu yapı aynı zamanda bu aziz milletin ahlak değerlerine de suikast düzenledi. İftirayı, şantajı, montajı, yalanı, takiyeyi, her türlü haksızlığı meşru gördüler, meşru gösterdiler, bu milletin ahlak damarlarını tahrip etmeye çalıştılar.

Kardeşler, bunlar milli değiller, bunlar yerli değiller, buna rağmen bugün hala bunlarla iş tutanlar, bunlarla yol arkadaşlığı yapanlar, bunlarla işbirliğine girenler inanın çok yakında büyük bir mahcubiyet yaşayacaklar, bunu söylemek zorundayım. Biz yandık, onlar yanmasın.

Siyasi partilere söylüyorum, STK’lara, derneklere, vakıflara söylüyorum, hatta ve hatta içimizde, yanı başımızda gizlendiğini zannedenlere söylüyorum; kim ki bunlara karşı tavır almasa, Türkiye’ye haksızlık etmiştir, milletine haksızlık etmiştir, dinine, ahlakına, vicdanına haksızlık etmiştir.

Şahsen en başından itibaren bu yapının tabanı ile üst kademesini hep ayrı değerlendirdim. Üst kademe çok bariz şekilde başka odakların, başka çevrelerin maşası, kuklası olmuş durumda, hatta bir üst akıl olarak ifade ettiğim uluslararası egemen güçler, emperyal güçler bunları gayet iyi kullandılar ve hala kullanıyorlar. Ama tabandakilerin artık bazı soruları kendilerine sormaları, bazı şeyleri sorgulamaları kaçınılmaz bir hal almıştır. Bütün bu ortaya çıkan gerçeklerden, bütün bu ortaya dökülen pisliklerden sonra samimi insanların hala o çatı altında durmasının hiçbir mazereti olamaz. Acaba bu devlet, bu Hükümet neden bu kadar açık ve net olarak bu tavrı koyuyor diye kendi kendilerine bu soruyu bir sormaları lazım.

Paralel yapının tabanındaki samimi insanlar, bu yapının kimlerle işbirliği yaptığını, kimlerle yan yana geldiğini, kimlerle aynı karede fotoğraf verdiğini lütfen görsünler ve bu gidişi sorgulasınlar. Hala bu yapının Mossad’la işbirliği tutuğunu göremiyorlarsa yazıklar olsun. Çünkü her şey çok açık, net ortada.

Bakın bir gazete, hani şu Sevgililer Sevgilisi Peygamber’e hakaret eden, yani tüm Müslümanlara hakaret eden, karikatürleri pervasızca yayınlayan gazete, bundan 4-5 yıl önce bir savcıyla ilgili çok ağır hakaretler ediyor, çok ağır manşetler atıyordu. Bugün bakıyorsunuz, aynı gazete aynı savcıya sahip çıkıyor, aynı savcıya iki gün üst üste sayfalarında yer veriyor. O savcı da çıkmış, 17 Aralık darbe girişimini nasıl yaptıklarını utanmadan, sıkılmadan itiraf ediyor.

Allah aşkına, hukukta -burada çok hukukçu vardır- “bence” diye bir yaklaşım, böyle bir bakış açısı olabilir mi, buradan adalet doğabilir mi? Bir hukuk devletinde ‘bence’ diyerek, şahsi duygularını, şahsi çıkarlarını mensubu olduğu örgütü öne çıkaran bir savcı o koltukta kalamaz, pişkin bir şekilde çıkıp konuşamaz. Bu, darbenin apaçık itirafıdır. Bu açıklamalar ihanetin, illegal örgütlenmenin apaçık itirafıdır.

Hep söylüyorum, yargı en başta içindeki Haşhaşileri temizlemeli, en başta bünyesindeki zehri atmalıdır. Ben yargının o samimi, dürüst mensuplarını asla bunlarla bir tutamam, onlar bu işin istisnasıdır, ama bu Haşhaşilerin içlerinde olduğunu zaten biliyorlar, ben de buna inanıyorum, çünkü zarar gören sadece yargımız değil, zarar gören Türkiye.

Twitter’dan, gazete sayfalarından, adliye önlerinden savcılar, hâkimler keyfice açıklamalar yaptılar, yapıyorlar. Dünyanın neresinde bunun bir örneği var ya, böyle bir şey olabilir mi? Sen anarşist misin? Sen nasıl olur da gelir bir savcı olarak adalet sarayının önünde broşür dağıtırsın ya? Böyle bir şeyi biz hayatımızda yaşamadık, görmedik. Yani öğrencilik yıllarımızda bu tür şeyleri biz okulların önünde broşür dağıtırdık, ama sen savcısın ya, sen nasıl böyle şeyleri dağıtırsın? Yani burada da zihinsel bir rahatsızlığın içine girdiği belli. Ver de birileri yapsın bunu. Adam mı kalmamış, ver de birileri yapsın, sen niye yapıyorsun? Merak ediyorum, acaba bu ülkenin savcıları, hâkimleri bu durumu vicdanlarına nasıl izah ediyorlar?

Bakın, rafa kaldırılmış bazı dosyalar raftan indiriliyor, üzeri örtülmüş bazı hadiselerin üzerindeki toz temizleniyor, ortaya sadece cinayetler, kumpaslar, yapılan zulümler çıkmıyor, ortaya aynı zamanda hukuk cinayetleri çıkıyor. İşte bütün bunlara rağmen birileri hala çıkıp bu paralel yapıyla, bu örgütle el ele, kol kola iş tutuyorsa, onlara da yazıklar olsun.

Bildiğiniz gibi, bu paralel yapı montaj konusunda ustadır. Bizim Somali’de çocuklara dağıttığımız bir boyama kitabının kapağını değiştirmişler, montaj yapmışlar, sosyal medyada piyasaya sürmüşler, hep buna alışmışlar ya. Yetmemiş, bu montaj, Ana Muhalefet Partisi Başkanının eline tutuşturmuşlar, sen bunu kürsüden salla dur. Artık seçimler yaklaşıyor, salla, tutar demişler. Tabii o da bunlara uymuş.

Dün Kırşehir’de de söyledim, ‘kılavuzu karga olanın…’ dedim, evet, böyle dedim. Ya bu kaç oldu? Eline tutuşturulan sahte belgeleri, yalan yanlış bu tür notları kaçıncı defadır kürsüden sallıyor. Ya bir montaj oradan film izletiyor veyahut da bu tür şeyleri sallayıp duruyor.

Üniversite sınavlarıyla ilgili sahte bir maili gösterdi, rezil oldu. Kayseri’yle ilgili sahte belgeleri gösterdi, yargı kararlarını verdi, rezil oldu, ama tazminat nedeniyle hakikaten Kayseri sucuğa doydu. Bu arada ben de çok dava kazandım, onu da söyleyeyim yani. Biraz daha diyorum biriksin de, biz de artık şöyle büyük bir meydanda bu tür bir dağıtım mı yaparız, yoksa fakir fukara, garip gurebanın olduğu bir vilayette bir çalışma mı organize ederiz, edeceğiz.

Bakın, TÜMSİAD’ın Genel Kurulu’nda bir konuya daha değinmek durumundayım. Paralel yapı ile iş tutan sadece muhalefetteki siyasi partiler değil, bildiğiniz gibi başka çevrelerden de bu yapıyla iş tutan, bu yapıya kol kanat gerenler var. İşte Türkiye’nin en büyük işveren derneği durumunda olan, STK’sı durumunda olan ve kısa zaman önce görevi bırakan Başkanı biliyorsunuz çıktı, ‘ben bir paralel devlet görmüyorum’ dedi, böyle bir açıklama yaptı; duydunuz değil mi? Okumuşsunuzdur. Aslında bal gibi görüyor, görüyor da bunu söylemek, bunu itiraf etmek işine gelmiyor. Kim bilir, onun da belki bir montajı vardır, onunla ilgili de belki bir şantaj vardır. Öyle bir cesaret yok, öyle bir basiret yok. Çünkü kardeşlerim, bunların zaten huyu bu.

Sizinle karşı karşıya geldikleri zaman hemen böyle elleri ovuştururlar, nasılsınız, iyi misiniz, hoş musunuz filan, falan, bunları sorarlar, işte ‘eve mantıya bekliyoruz’ derler, ‘eve akşam yemeğine bekliyoruz’ derler, ‘kahvaltıya bekliyoruz’ derler. Bunlar hep iyi, güzel de, ama kalkıp sen bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na saygısızlık yaparsan, Başkanı’na saygısızlık yaparsan, Hükümeti’ne saygısızlık yaparsan bunun cevabını öyle veya böyle alırsın. Çünkü bunlar bir kere olmadı, iki kere olmadı, üç kere olmadı, defaatle oldu. Ve biz her defasında acaba düzelirler mi, acaba düzelirler mi, acaba dürüst olurlar mı, hep bunun gayreti içerisinde olduk, olmadılar. Çünkü bunlar şuna alışmışlardı: Bunlar 24 saat içerisinde hükümet devirir, hükümet kurarlardı, bunu biliyorlardı. Ama o devirler artık eski Türkiye’de var, yeni Türkiye’de bunlar yok.

Bunlar işine geleni görürler, işine gelmeyeni görmezler. Bunlar başörtüsünü görüyorlardı, imam hatip liselerini görüyorlardı ve bunlarla ilgili özel raporlar hazırlamışlardır. Kesintisiz eğitim zulmünün görüyorlardı, ama yüksek faizi hiçbir zaman görmediler. Niye? Oradan besleniyorlar. Reel yatırım dediğin zaman, eh, sallana sallana, ama finans sektörü dediğin zaman, koşarak, çünkü para orada, büyük para, büyük imkânlar orada. Ve kendi cebinden koyduğu parayla değil, önce pompaya biraz su dolduruyor, ondan sonra bol bol basıp oradan istediği kadar suyu çekiyor. Niye? Mevduat dediğin olay bütün vatandaş, fakiri de, orta hallisi de, hepsi oraya parayı akıtıyor nasıl olsa.

Bu ülkede batık bankalar sendromunu yaşamadık mı, o senaryoları yaşamadık mı? Kimi rivayete göre 26 milyar dolar, kimi rivayete göre 40 milyar dolar, kimi rivayete göre daha da yukarılarda. Eğer faiziyle vesairesiyle hesapladığınız zaman 100 milyar doları aşan o sendromu bu ülke yaşamadı mı? Yaşadı.

Kardeşlerim, biz Zorunlu Tasarruf adı altında dönemimde 13,5 milyar bu ülkede, yani 13,5 katrilyon biz ödedik. İşçi, memura yaptıkları, ödettikleriydi. Konutla ilgili Konut Edindirmede dönemimde 3,5 katrilyon yine aynı şekilde ödedik. Neden? İşte hep bu zulüm sebebiyle, alan götürdü, alan götürdü,

Yüksek enflasyonu görmediler, görmezden geldiler, çünkü yüksek enflasyonun onlara bir zararı yok ki. Ve bakın, Ben Cumhurbaşkanı olarak tezimi yine ileri sürüyorum; enflasyon sebep değildir, enflasyon neticedir, faiz sebeptir, faiz enflasyonu doğurur, bunu böyle biliniz. Eğer bu ülkede yatırım istiyorsak, faizlerin düşmesi gereken ne düşük noktaya inmesi gerekiyor, yatırım istiyorsak. İstihdam istiyorsak yatırım olması lazım. Yatırım neyle olacak? Girişimcinin önüne düşük faizle kredi imkânı sağlayacaksın ki, yatırım yapabilsin.

Şu anda yüksek banda bakıyorsun 11,7-11,8 en yüksek, bunla komisyonları filan kaktığın zaman 15-16-17, gidiyor. Ya bunun altından kalkılır mı? Bu piyasaya nasıl yansır? Bunun hesabını şöyle bir yaptığımızda, maliyetler yükseleceği için patron nereye bunu vuracak? Tabi ki o sattığı ürüne verecek. Bu inşaat sektöründe de böyledir, diğer sektörlerde de böyledir, hepsinde. Ama bakıyorsun, birileri çıkıyor şunu söylüyor: Sanayiye önem vermemiz lazım, inşaat sektörüne o kadar önem vermenin anlamı yok. Ya inşaat sektörü emek yoğundur, inşaat sektörü olmadan bir ülkede kalkınma olmaz, bunu böyle bilmemiz lazım. Ve biz en zor zamanda inşaat noktasında ara vermedik, ona böyle devam ettik. İnşaat ve sanayi, bunların at başı gitmesi lazım, ne sanayiyi terk edeceksin, ne inşaat sektörünü terk edeceksin. Bu ülke büyüyor ya, bu ülke gelişiyor.

Ve artık bu ülkede kentsel dönüşümlerle, değişimlerle modern bir Türkiye’yi inşa edeceksek, bizim bir defa kesinlikle inşaat sektörünü görmemezlikten gelemeyiz. Hamdolsun, nüfusumuz da artıyor, istediğimiz gibi artmıyor, az artıyor, daha fazla artması lazım. Evet, şu anda 77.8, buralardayız, hedefimiz bizim biliyorsunuz 2023’te 85, gönlüm tabii daha fazlasını arzu eder. Niye? Çünkü bir ülkenin dinamizmi genç nüfustur, o genç nüfusu yakalamazsa o ülke bitmeye doğru gider; şu anda Batı gidiyor. Biz tam aksini yapmamız lazım, bir defa artış oranımızın yüzde 2’nin üzerinde olması lazım, yüzde 2 veya 6 bize yaramaz, bunun üstüne çıkmamız lazım. Onun için ben buradan açıkça söylüyorum, en az 3, bir defa bizim olmazsa olmazımızdır. Siz sağda, solda konuşulanlara, yazılanlara bakmayın, onlar yine 1’de kalsınlar, 2’de kalsınlar o yazanlar çizenler ama bizler, 3’ü, 4’ü filan düşünmemiz lazım. Beypazarlı amcamızın o nasihatini unutmamak lazım, bir olur garip olu, iki olur rakip olur, üç olur denge olur, dört olur bereket olur, gerisi Allah kerim, buna böyle bakmak lazım.

Değerli Kardeşlerim,

O genç, dinamik nüfus işte emeğin sahibidir. Emek olmadan ekonomi olur mu? İnsanın türevidir bunlar ya, insan olursa bunlar olacak, insan yoksa bunların hiçbiri yok.

Öyleyse kardeşlerim, buradan demokrasi ve ekonomi noktasındaki at başı gidişi de sürdürmemiz lazım. Bizden önceki dönemlerde bütün antidemokratik uygulamaları, baskıları, zulmü, adaletsizliği görmezden geldiler, hatta üzerini örttüler, darbeleri dahi görmezden geldiler. Bunları huyudur, yerli olanı, milli olanı görürler, üzerine giderler, ama gayri milli olanı asla görmezler, görmezden gelirler.

Kendi çarkları dönüyorsa, Türkiye batmış bunların umurunda olmaz. Kendi çarklarını döndürmek için Türkiye’yi bataklığa sürüklemeden de hiç ama hiç çekinmezler. İşte paralel yapı konusunda da bizi hiç şaşırtmadılar. Neymiş? Muhatapları Cumhurbaşkanı değilmiş. Sen kimsin ya, sen kimsin?  Bu fakiri, milleti muhatap görmüş, sen beni muhatap görsen ne yazar, muhatap görmesen ne yazar?

Bakın işte bunun için TÜMSİAD gibi, MÜSİAD gibi ASKON gibi, daha buna benzer birçok dernek ve vakıf son derece önemlidir.

Biz bu ülkede milli iradenin üzerindeki vesayeti kaldırdık, siz de bu ülkede sermayenin üzerindeki vesayeti kaldırdınız, kaldırıyorsunuz. Biz siyasette tekelleri alt üst ettik, siz ekonomide tekelleri sarstınız. Bu şekilde korkmadan, çekinmeden ilerlemeyi sürdüreceğiz.

Hepsi bir araya geldi, hala geliyorlar, içeride, dışarıda demokrasinin, büyük ekonominin, büyük Türkiye’nin ne kadar hasmı ve hazımsızı varsa bir araya geldiler. Fotoğrafa bakın, aynı karenin içinde Esad’ı görürsünüz, aynı karenin içinde CHP’nin temsilcilerini görürsünüz, aynı karenin içinde diğer muhalifleri görürsünüz, İsrail’i, paralel yapıyı işte o malum dernekleri, uluslararası bazı örgütleri, sözüm ona insan hakları örgütlerini, sözüm ona gazetecilik örgütlerini görürsünüz.

İşte geliyor bize, bazı uluslararası gazete dernekler, soruyorlar, güya bizi hesaba çekiyorlar, diyorlar ki, işte cezaevinde şu kadar mahkûm gazeteci var? Soruyorum, kaç tane var? Sayı vermiyor. Ya söylesene kaç tane var? İsimleri varsa onları ver. ‘Bize öyle dediler’. Ya bırakın ‘dedi’leri, söyleyin, size bunları kimler söylüyor onu söyleyin? ‘Söyleyemeyiz’. O zaman ben söyleyeyim, bizim şu anda ülkemizin cezaevlerinde mahkûm olarak 7 kişi var ve bunlar gazeteci değil, ellerine bir kart tutuşturuyorlar, bunları gazeteci yapıyorlar, böyle gazeteci olmuşlar.

Peki, bunlar düşüncesinden, yazısından dolayı mı içeri girmiş? Hayır, ya çoğu zaten bunların DHKP-C terör örgütü mensubu, ya polis öldürmekten, ya bekçi öldürmekten, ya ruhsatsız silah bulundurmaktan veyahut da banka soymaktan, bundan dolayı içeri girmiş ve mahkûm olmuşlar. Ve bunların da 3 tanesi bizim dönemde, diğerleri bizden önceki hükümetler döneminde. Bunu söyleyince de sus pus oluyorlar. Peki, duruyorlar mı? Gidince yurt dışına tekrar aynı şeyleri söylemeye devam ediyorlar. Ya biraz dürüst olun be, samimi olun be. Bunlarda dürüstlük mürüstlük de yok ha. İftira at, tutmazsa iz bırakır, mantık bu.

Aynen işte paralel yapının yaptığı da buydu Türkiye’de, insanlara nasıl zulüm ettiler, 16 ay, 17 ay düşünün içeride yattılar. Bakın kendileri bazıları için neler yazıyorlar çıkartsınlar diye. Peki, 14 yaşında Yakup Kardeşimizi içeri aldınız, adam mı öldürmüştü, ne yapmıştı da içeride bu kadar tuttuktan, yatırdıktan sonra 11 sene, çocuk yaşta içeri aldınız, şimdi de çocuklarından ayrı olarak tekrar içeri alıyorsunuz.

Değerli Kardeşlerim,

Zulüm aynen bu şekilde devam etti, bunları yaptılar. Ama boşuna çırpınıyorlar, boşuna nefes tüketiyorlar, biz 2023 hedeflerimize ulaşacağız. Bu yolun yolcusu olmaktan, bu mücadelenin neferi olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Biz biliyoruz, uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece, gideceğiz gündüz gece.

Değerli Kardeşlerim,

2023’e yaklaşırken yeni bir anayasanın ne büyük bir ihtiyaç olduğunu görmek durumundayız. Bu yeni anayasa içerisinde şüphesiz ki bir yeni Türkiye hedefi vardır ve bu yeni Türkiye içerisinde de takdir ederseniz ki bu hızı artıracak bir sistem değişikliğine şiddetle ihtiyaç vardır.

Bu sistem değişikliği bir defa ayaklarımızı prangalardan kurtaracaktır. Ve dün Kırşehir’de de söyledim, burada da söylüyorum, Haziran 7, Türkiye’nin adeta bir kırılma noktasıdır ve bu seçimlerde inanıyorum ki, 400’ü alan iktidar yeni anayasayı da hazırlayacaktır, yeni Türkiye’nin de temel taşlarını döşeyecektir, bunu böyle görmemiz lazım. İşte bunun için TÜMSİAD, ASKON, MÜSİAD, birçok böyle sivil toplum kuruluşlarına çok büyük görevler düşüyor.

Ve 2011 seçimlerinin yapıldığı günün akşamı yeni bir anayasa ihtiyacını hatırlattım ve bunun için mücadele edeceğimizin sözünü verdim, çünkü bizim anayasa çalışmaları içerisinde en önemli başlıklardan bir tanesi de bizim başkanlık sistemi olayı idi.

Hızlı gitmemiz gerekiyor, seri kararlar almamız gerekiyor, bir yerlere takılmama. Düşünebiliyor musunuz, birisini görevden alıyorsunuz, işte şimdi bu paralelcilerle olan işlerde, siz bir taraftan alıyorsunuz yargı bir taraftan geri iade ediyor, siz alıyorsunuz onlar iade ediyor. Ya böyle devlet idare edilir mi?

İşte burada özel sektör var, iki şeyiniz vardır, ihbar tazminatını öderseniz, kıdem tazminatını öderseniz, memnun değilsiniz, kapıya koyarsanız; öyle mi? İlanihaye çalıştırmaya mecbur musunuz?

Ve bu yeni anayasayla birlikte memur-işçi ayrımını da ortadan kaldırmak lazım. Aynen gelişmiş ülkelerdeki gibi çalışanlar sistemini getirmek suretiyle bu işi ilerletmek lazım. Bizim yeni bir anayasayı artık Türkiye’ye, milletimize kazandırmamız kaçınılmaz hale gelmiştir. Yani bir anayasa, yeni bir idare sistemi inanın Türkiye ekonomisinin de, demokrasinin de, siyasetin de üzerindeki tüm yükleri kaldıracaktır; bunu daha fazla ertelememek gerekir. Önümüzdeki seçimlerin de yeni bir anayasayı merkezine alması, yeni bir anayasayı yazacak şekilde teşekkül etmesi Türkiye’yi 2023 hedefleriyle buluşturacak yegane yoldur ve yöntemdir, bunu artık başarmak zorundayız. Yeni bir Türkiye için, yeni bir anayasayı yazmak en başta ekonominin ayağındaki prangaları söküp atmak durumundayız.

Başta TÜMSİAD olmak üzere ekonominin içinde demokrasiye ve Türkiye’ye gönülmüş vermiş herkesi, seçimler öncesinde bu meseleye daha fazla yoğunlaşmaya davet ediyorum; bunu artık yapalım, Türkiye’yi şahlandıracak yeni anayasayı artık yazalım ve başkanlık sistemini artık daha etraflıca başlayalım, Türkiye’nin şanına yakışır bir idari sistemi inşa edelim.

Muhalefet başkalık sistemini istiyor mu?  İstemiyorsa demek ki çok doğru bir iş bu, bu kadar basit.

Büyük devlet olmak için, büyük dönüşümleri gerçekleştirmek zorundayız. 7 Haziran’ın bu yönde bir milat olması için hep birlikte inşallah çok çalışacağız.

Ben bu duygularla sözlerime son verirken, bir kez daha ekonomiye, demokrasiye, büyük ve yeni Türkiye’ye katkılarınızdan dolayı her birinize teşekkür ediyorum.

TÜMSİAD’a emeği geçmiş olan başta Hasan Sert Kardeşim olmak üzere tüm ekibine tekrar ömür boyu mutluluklar diliyorum ailece, aynı şekilde ekibine ve şimdi yeni seçilen kardeşimiz Yaşar Bey olmak üzere ekibine de ben başarılar temenni ediyorum.

Allah kardeşliğimizi, uhuvvetimiz, muhabbetimizi daim eylesin, Rabbim bu milletin kardeşliğini muhafaza etsin, zeval vermesin diye dua ediyorum.

TÜMSİAD’ın 6. Genel Kurulu’na başarılar diliyorum, Allah yar ve yardımcınız olsun, yolunuz, bahtınız açık olsun,