Güven Çayyolu Sağlık Kampüsü ve “Göğüs Göğüse Kalp Kalbe Çanakkale Sergisi” Açılış Töreni'nde Yaptıkları Konuşma

18.03.2015

Değerli Misafirler,

Güven Sağlık Grubu Ailesinin Kıymetli Mensupları,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, açılışını yaptığımız Güven Çayyolu Sağlık Kampüsü’nün ülkemize, milletimize, Ankara’mıza, Güven Sağlık Grubuna hayırlı olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Bu sağlık kampüsü, tam teşekküllü bir hastanede bulunması gereken tüm bölümleri, en modern donanımları bünyesinde barındırarak bizim arzu ettiğimiz hastane modeline uygun bir yapı adeta arz ediyor. Güven Çayyolu Sağlık Kampüsünün ülkemize kazandırılmasında emeği geçen tüm aile mensuplarını huzurlarınızda kutluyorum. Bu vesileyle Güven Hastanesinin kurucuları Doktor Ahmet Küçükel ve Doktor Aysun Küçükel’i rahmetle anıyorum. Ahmet ve Aysun Küçükel çifti tüm hayatları boyunca ülkemizde sağlık hizmetlerinin standardını yükseltmek için çalışmış örnek şahsiyetler. Güven hastanesi gibi bir sağlık markasını ülkemize kazandıran Küçükel çiftinin bu vermiş oldukları emeklerin bugün bir kez daha karşılığını bulduğuna inanıyorum, Rabbim mekanlarını cennet eylesin.

Değerli Misafirler;

Buradaki törenin ardından yine Güven Sağlık Grubumuz tarafından hazırlanan “Göğüs Göğse Kalp Kalbe Çanakkale” konulu serginin açılışını gerçekleştireceğiz. Çanakkale Zaferi’nin 100. Yıl Dönümü vesilesiyle açılan bu sergi için Çanakkale şehitlerimize, orada hizmet veren doktorlarımıza, hemşirelerimize, diğer sağlık personelimize, gönüllülerimize gösterdikleri vefa için Güven Eğitim ve Sağlık Vakfımıza huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Sıhhiyecilerimiz, Çanakkale Savaşı’mızın görünmeyen kahramanlarıdır. Çanakkale, kendi öz oğlu yaralı olarak önüne getirildiğinde dahi durumu çok ağır olduğu için onu bir kenara bırakıp kurtarılma ihtimali daha yüksek olan diğer askerle ilgilenen Doktor Tarık Nusret’lerin destanıdır.

Bu doktorumuz bir süre sonra hayata gözlerini yumarak şehit olan oğlunun cenazesini ancak yaralıların arkası kesilince kucağına alıp acısını yaşayabilmiştir. Biz böyle bir ecdadın torunlarıyız.

Çanakkale Zaferi, gözlerinin nuru evlatlarını gerektiğinde vatan uğrunda şehit olsunlar diye kafalarına kına yakarak askere gönderen Yozgat Sorgunlu Hatice Anaların, onları kendi öz evladından önce kurtarmak için canını dişine takan Tarık Nusret’lerin sayesinde kazanılmıştır.

Çanakkale Zaferi, işte bu ruhun, işte bu fedakarlığın, işte bu serdengeçtiliğin hikayesidir.

Bugün açılışını yapacağımız sergiyi Çanakkale’deki sağlık personelimize şükranımızın, minnetimizin, teşekkürümüzün bir ifadesi olarak görüyorum. Serginin hazırlanmasında emeği geçenleri de ayrıca kutluyorum.

Değerli Kardeşlerim;

2002 yılında ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimizde Türkiye’yi 4 temel taş üzerinde yükseltme sözü vermiştik. Bunları da; eğitim, sağlık, adalet, emniyet diye ifade etmiştik.

Geriye dönüp baktığımda sağlığın en büyük başarıları elde ettiğimiz alanların başında geldiğini görüyorum. Hatırlarsanız Türkiye’de sağlık hizmetleri çok dağınıktı, hatta hatta devletin kendi kurumlarının bile kendilerine ait hastanelerinin olduğu bir dönemdi. Deniz Yolları’nın kendilerine ait hastanesi vardı, PTT’nin kendisine ait hastanesi vardı, değişik kurumların kendilerine ait hastaneleri vardı, SSK öyle, Emekli Sandığı öyle. Biz ortaya çıktık dedik ki; bunların hepsini bütünleştireceğiz ve tek çatı altında toplamak suretiyle bu vatanın evlatları istediği hastaneden gidip hizmeti alabilecek. Ve şimdi bunu bu hale getirdik. Artık köylüsü-şehirlisi, işçisi-memuru hiçbir ayrım olmadan istediği hastaneden gidip bu hizmetleri alabiliyor. Yani ayrımcılığın bu alanda sona erdiği bir dönemi yaşıyoruz. Sadece kamuda değil, özel sektörde de aynı şekilde sağlık alanında bu ön açılması olduktan sonra çok büyük ilerlemeler yaşandığına şahit oluyoruz.

Dünkü Türkiye’de hastaneler, bu noktada o bölünmüşlüğün acısını yaşarken, şimdi artık dünyaya hizmet verir hale geldi. Bakın artık Avrupa’dan buraya tedavi için gelen, buraya ameliyat için gelen artık hastalar var. Avusturya’dan, Hollanda’dan, İskandinav ülkelerinden yoğun bir şekilde artık ülkemize hastalar gelmeye başladı. İnanıyorum ki, çok kısa bir süre sonra bu çok daha ileri bir noktaya gelecek.

Tabii biz ülkemizde tedavi parasını ödeyemediği için hastanelerde rehin kalan, eşin-dostun senet imzalamasıyla, ancak evine dönebilen vatandaşlarımızı biliyoruz. Ölülerin rehin kaldığı dönemi biliyoruz. Bir memurun, bir işçinin, bir emeklinin özel hastaneye gidebilmesi hayal bile edilemeyecek kadar uzak bir ihtimaldi.

Biz işte bu köhne sistemi baştan sona değiştirdik. Vatandaşlarımız bakımından kamu hastanesi-özel hastane ayrımını ortadan kaldırdık, dileyenin az önce de ifade ettiğim gibi dilediği hastaneye gidebileceği bir sistemi kurduk. Mevcut hastanelerimizi baştan aşağı yeniledik. 2 bin 500 yeni sağlık tesisini ülkemize kazandırdık. Sağlık çalışanlarının sayısını -burası çok önemli- 178 binden 780 bine çıkartarak, bu alandaki eksikleri de büyük ölçüde telafi ettik, bu önemliydi.

Aile hekimliği uygulamasını başlattık, 21 bin hekimimizi bu sisteme dâhil ettik. Şimdi toplum sağlığı merkezleriyle neredeyse mahalle düzeyde hastalarımızın takibini yapacak bir sistem kuruyoruz.

Evde sağlık hizmeti yaygınlaşarak devam ediyor. Olur ya hastaneye gelemeyebilir, işte doktor onun evine gitmek suretiyle evinde ona gerekli olan hizmeti veriyor.

Avrupa’nın en büyük medikal kurtarma ekibini oluşturduk, ülkemizin her köşesinde hizmet veren ve sayıları 2155’e ulaşan 112 acil sağlık istasyonlarımızla, ambulanslarımızla, uçak ve helikopter ambulanslarımızla, paletli ambulanslarımızla, denizde ambulanslarımızla bu alanda gerçekten çok çok önemli bir yere geldik.

Şimdi 2 tanesi de Ankara’da olmak üzere ülkemizin büyük şehirlerinin bir kısmında şehir hastaneleri kuruyoruz. Biliyorsunuz burada gerek Etlik, gerekse Bilkent’te inşallah kurmakta olduğumuz bu şehir hastaneleri Başkentimizin çok önemli bir sıkıntısını gidermiş olacak. Çok modern ve içine girildiği zaman artık cadde veya sokakta sedyeyle dolaşan hasta görmeyeceğiz, o dönemler tarih olacak. Bilirim, çocukluğumda Çapa Tıp Fakültesinde bir bloktan bir diğer bloğa dışarıda sedyeler üzerinde taşınan hastalar bilirim, bugünleri hep yaşadık, hep gördük. Sabahın erken saatinde, saat 5’te, 6’da sadece bir numara alabilmek için Okmeydanı SSK Hastanesi’nde kuyruğa girdiğim günleri hatırlarım. Aynı şekilde babam denizci olduğu için Tophane’de yine hastaneye sabah erken saatte gidip numara aldığımız günleri hatırlarım. Biz buralardan şimdi buralara geldik, şimdi numarayı bizzat elektronik olarak veren ve bu şekilde hastasını tedaviye alan bir sistem geçmiş bulunuyoruz.

Sağlık eğitiminde uzlaşmayı teşvik ederek artık daha derinlemesine bir hizmet standardını hedefliyoruz.

Genel sağlık sigortası ile sağlık hizmetlerinin finansmanı konusunda adeta bir devrim yaptık, her vatandaşımız ya ailesi, ya kendisi doğrudan genel sağlık sigortası sistemine dahil oluyor, primini kendi ödeyebiliyorsa kendi ödüyor, ödeyemiyorsa devlet onun adına kademeli olarak bu primi yatırıyor, ama hiç kimse sistemin dışında kalmıyor.

Bakınız, Amerika’da Başkan Obama buna benzer bir sistemi getirmek için çok uğraştı, buna rağmen ancak kısmen başarabildi. Bir Cuma Namazı’nı Sultanahmet’te kıldım, namazdan çıkıyoruz, turistler orada birikmişler, turistler beni görünce biraz el kol hareketi yaptılar, ben de yaklaştım yanlarına, meğerse benim o hafta Amerika’ya gideceğimi de biliyorlar. Bana dediler ki, ‘siz bu sağlık reformunu nasıl yaptınız? ‘ Ben kendilerine biraz hatırlattım, anlattım filan. Dediler ki, bunu ‘Sayın Obama’ya da anlatın olur mu’ dediler. Biz de tabi Sayın Obama’yla olan görüşmemizde bu konuları da görüştük. Fakat tabi oradaki, yani olumsuz refleks Sayın Obama’nın işini gerçekten çok zorlaştırdı ve kısmen halledebildi, tamamıyla halledemedi.

Şimdi Avrupa’dan ve dünyanın pek çok yerinden sağlık sistemimizi, sağlık hizmetlerimizi incelemek için ülkemizi ziyaret ediyorlar, bizi örnek alarak kendi ülkelerinde benzer sistemleri kurmaya çalışıyorlar. Eksiklerimiz yok mu? Var, ama bu eksikler de artık değişmesi kolay bir zemine oturdu, artık iyi gidiyoruz, zemini bulduk, yakaladık ve bu işi başaracağız.

Eskiden bizim vatandaşlarımız daha iyi sağlık hizmeti alabilmek için hatırlayın, yurt dışına giderdi, şimdi yurt dışından her yıl on binlerce, yüz binlerce hasta ülkemize geliyor, bunu yakaladık. Niçin biliyor musunuz? Ülkemizdeki sağlık hizmetlerinin standardı hem daha yüksek, hem daha hesaplı da onun için geliyorlar. Bizim doktorlarımız, bizim hemşirelerimiz, bizim sağlık personelimiz daha iyi hizmet veriyor da, onun için geliyorlar, bu da bir gerçek. Hamdolsun bugünleri gördük, inşallah bundan sonra daha iyi olacak, buna da inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Sağlık hizmetleri yeni Türkiye hedefimizin de en öncelikli alanlarından biri olmaya devam edecek. Biz, önce insan diyen, insanı yaşat ki devlet yaşasın diyen bir anlayışla bugünlere geldik, bundan sonra da aynı şekilde devam edeceğiz.

Bize göre vatandaşına en iyi eğitimi vermeyen devlet, başarısız bir devlettir, vatandaşına en iyi sağlık hizmetini vermeyen devlet, başarısız bir devlettir, vatandaşına adalette, emniyette başarılı örnekler sergilemeyen devlet, aciz bir devlettir, vatandaşının yollarını, altyapısını yamayan bir devlet, adeta yok sayılabilecek bir devlettir. Ama artık Türkiye bunları aşmış ve hızla geleceğe yürüyen, aydınlık yarınların yeni Türkiye’sini kuran bir devlet durumundadır.

Dünyada 1990’lardan beri biliyorsunuz çok çok sağlıkta sayısız örneğini görebileceğimiz maalesef olumsuzluklar, çirkinlikler var. Şimdi biz ülkemizi sadece bir alanda değil, her alanda ayağa kaldırmanın, ihya etmenin, değiştirmenin, dönüştürmenin çabası içindeyiz; 2023 hedeflerimizin gerisinde gaye budur. Yeni Türkiye derken bunu kastediyoruz. Bu değişimin istikrarlı ve güçlü şeklide devam etmesi için, yeni anayasa ve başkanlık sistemi diyoruz, bunun halli için buna ihtiyacımız var; çözüm sürecine bunun için önem veriyoruz.

Bakınız önceki gün Gölbaşı’nda savunma sanayimiz bakımından önemli bir tesisin, ASELSAN’ın Radar ve Elektronik Harp Merkezi’nin açılış törenine katıldık. Siz sağlıkta neyseniz, inanın bana savunma sanayinde de o olursunuz, onu yapmadığınız sürece zaten başarılı olmanız mümkün değil. Eski Türkiye sağlık alanında döküldüğü gibi, savunma sanayi alanında da dökülüyordu. Yeni Türkiye sağlık alanında dünyaya örnek olduğu gibi, savunma sanayi alanında da dışa bağımlılığını ortadan kaldıracak atılımlar, hamleler içinde. İnşallah önümüzdeki dönem bu büyük değişim sürecinin başarıyla sonuçlandığına ve Türkiye’nin yeni bir döneme adım attığına hep birlikte şahit olacağız.

Ben bu düşüncelerle açılışını yaptığımız Güven Hastanesi Çayyolu Sağlık Kampüsünün bir kez daha Ankara’mıza, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Güven Hastanesi’nin kurucuları Ahmet ve Aysun Küçükel çiftini bir kez daha rahmetle yad ediyorum.

Göğüs Göğse Kalp Kalbe Çanakkale konulu sergiyle Çanakkale’nin o gizli kahramanları olan sağlık personelimize ve tüm şehitlerimize gösterdiğiniz vefa için özellikle sizlere şükranlarımı sunuyorum.