Balıkesir Toplu Açılış Töreninde Yaptıkları Konuşma

15.03.2015

Sevgili Balıkesirliler,

Değerli Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, bugün resmi açılışlarını gerçekleştireceğimiz eser ve yatırımların Balıkesir’imize, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Sözlerimin hemen başında, bugün yükseköğretime geçiş sınavı YGS’ye giren tüm gençlerimize, evlatlarımıza başarılar diliyorum.

Bugün bu törenle Balıkesir’imize kazandırdığımız 2 katrilyon 645 trilyon lira yatırım bedeli olan kamu ve özel sektöre ait 38 eser ve hizmetin toplu açılışını gerçekleştiriyoruz.

Milli Eğitim Bakanlığımızca yapılan 286 dersliği, 3 kapalı spor salonunu, 2 pansiyonu, 1 yurdu ve 1 öğretmen evini, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın inşa ettirdiği öğrenci yurdunu, futbol sahasını, gençlik merkezini ve 2 spor salonunu bugün burada resmen hizmete alıyoruz.

Sağlık Bakanlığımız, az önce Değerli Bakanım ifade ettiler, ben tekrar üzerinde durmayacağım, ama en önemlisi şehir hastanesi ki onun inşaatı da devam ediyor.

TOKİ 128 konut ile bir sosyal tesisi, ayrıca Bandırma’da bir halk eğitim merkezini tamamladı. Vakıflar Genel Müdürlüğümüz 3 tarihi camimizi restore etti. İçişleri Bakanlığımız bir vali konağı, 2 hükümet konağı, bir yazma eser kütüphanesi restorasyonu gerçekleştirdiği. Adalet Bakanlığımız da Burhaniye’de, bir modern cezaevi inşa etti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız, çeşitli enerji altyapı projelerini hayata geçirdi. Bugün bu yatırımları bugün resmen hizmete alıyoruz.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığımız şehrimiz için çok önemli olan Balıkesir-Havran-Edremit-Küçükkuyu Yolunu, Balıkesir-Bigadiç Yolunu, Balıkesir Batı Çevre Yolunu, Gökköy lojistik terminal binasını, Kocaseyit Havalimanı terminal binasını tamamladı.

Orman ve Su İşleri Bakanlığımız 57 kilometre orman yolu, 27 yangın havuzu, 2 gölet pompa sulaması, 3 dere ıslahı, 4 havza ıslahı ve çeşitli ağaçlandırma projelerini bitirerek, şehrimize kazandırdı. Tüm bu hizmetlerin de resim açılışlarını bugün burada gerçekleştiriyoruz.

Bitmedi, Balıkesir Büyükşehir Belediyemiz ve özel sektörümüzün yaptığı yatırımların açılışı da var. Büyükşehir Belediyemiz zaten az önce ifade ettiler, onu da geçiyorum. Çok daha güzel inşallah eserleri hep birlikte izleyeceksiniz, izleyeceğiz.

Özel sektörümüz tam bir katrilyon 150 trilyon liralık bir yatırımla 16 adet rüzgar enerji santrali inşa etti, tamamladı. Organize sanayi bölgemizde 539 trilyon liralık yatırımla 59 adet işletme faaliyete geçti. Ayrıca, 10 adet gıda ve süt işletmesi de tamamlanarak işletmeye açıldı. Tüm bu tesislerin, bu eserlerin de resmi açılışlarını bu vesileyle gerçekleştirmiş oluyoruz.

Açılışını yaptığımız, ana başlıklar olarak, 38 kalem, 2 katrilyon 645 trilyon liralık bu yatırımların ülkemize ve şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu eselerin şehrimize kazandırılmasında emeği geçen herkesi, kamu kuruluşlarımızı, Büyükşehir Belediyemizi, özel sektörümüzü tebrik ediyorum.

Gençler, evvel Allah, siz böyle dik durdukça hiç endişe etmeyin. Unutmayın, sizin bu enerjiniz bize daha farklı enerji veriyor, çünkü siz Asım’ın neslisiniz, çünkü siz fetih neslisiniz, çünkü siz kim var dendiğinde sağına, soluna bakmadan ben varım diyen bir nesilsiniz.

Fatih Sultan Mehmet ne diyor? “Hüner bir şehir bünyâd etmektir, Reâyâ kalbin âbâd etmektir.” Biz de diyoruz ki, ‘Bu şehre hizmet ederek sizlerin kalbini kazanan herkesten Allah razı olsun’. Bu hizmetler, bu yatırımlar, bu eserler inşallah atarak devam etsin.

Değerli Kardeşlerim,

Dün Çanakkale’de 14 Mart Tıp Bayramı kutlamasına, toplu açılış törenlerine ve Romanlar günü etkinline katıldım, çeşitli ziyaretler yaptık. Sizlere Çanakkaleli kardeşlerimin selamlarını getirdim. Çanakkale Şehitliğini ziyaret ettim, oradan size şehitlerimizin selamını getirdim. Çünkü bu diyar sıradan bir diyar değil. Şu anda Savaştepe nerede? Burada. “Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!. Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüdâ, etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” Biz buyuz, bu nesil bu. Onun için 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferimizin 100. Yıldönümünü bir kez de buradan, Balıkesir’den kutluyorum.

Bu yıl bir farklı, inşallah 18 Mart’ta Başbakanımız Çanakkale’de, 24 Nisan’da bu defa dünya liderlerini buraya davet ettik, inşallah 30’u aşkın devlet başkanı, başbakan ve bakanlar Çanakkale’de birarada olacağız ve 24 Nisan’da Çanakkale’de toplanacağız, orada inşallah şehitlerimizi hayırla yâd edeceğiz. Ve Yeni Zelanda’dan, Avustralya’dan inşallah başbakanlar buraya gelecek. İnşallah Pakistan, Azerbaycan, buradan aynı şekilde devlet başkanları bizimle beraber olacaklar. Milletçe biraraya geleceğiz, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Balıkesir, Çanakkale’de en çok şehit veren ilimizdir, Bursa’nın hemen arkasından Balıkesir ikinci sırada yer alıyor. İnşallah çok çalışacağız, inşallah millet ne derse o olacak.

Bu zaferin şerefi elbette tüm milletimizindir, ama şehitlerinin çokluğu itibarıyla tabii ki Balıkesir’in yeri bir başkadır.

Bu vesileyle, Anadolu’nun kapılarını milletimize açan Sultan Alparslan’dan, Anadolu’yu ebedi vatanımız olarak mühürleyen Çanakkale Savaşlarının kahramanlarına kadar, vatanın istiklali, milletin istikbali için şehitlik mertebesine erişen, gazilik şerefine nail olan tüm kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyor, hepsini minnetle, hürmetle, rahmetle yad ediyorum.

Dün de ifade ettim, Çanakkale Savaşı bizim için savaşlardan bir savaş değildir, Çanakkale bin yıllık hesabın yeniden görüldüğü bir savaştı, hamdolsun bu hesaplaşmadan anlımızın akıyla çıktık. Çanakkale’de ikinci bir Balkan faciası yaşamış olsaydık, inanın bugün çok farklı bir yerde olurduk. Gaybı elbette Allah bilir, ama şundan eminiz: Çanakkale’de dökülen her bir damla kan boşuna gitmemiştir. 2020’de Meclisimizin açılışının, 2023’te Cumhuriyetimizin Kuruluşu’nun 100. Yılı’na hazırlanıyorsak, bu, bugün Çanakkale Zaferimizin 100. Yıldönümünü kutlayabildiğimiz içindir.

Çanakkale Savaşı bir mucizeler savaşıdır. Bu savaşta insan aklını, havsalasını, mantığını zorlayan o kadar çok şey yaşanmıştır ki, düşmanlarımız dahi bu işe şaşmış kalmıştır. Mesela Balıkesirli Seyit Onbaşı’nın hikâyesi, Seyit Onbaşı bugün haltercilerin sadece yerinden kaldırmakla dahi büyük başarı elde ettiği ağırlığın çok daha fazlasına sahip top mersini onlarca metre yürüyerek, merdiven çıkarak topa yerleştirmiştir. Tek bir top mermisiyle dönemin en büyük, en modern savaş araçları olan zırhlı gemileri devre dışı bırakan topçularımızdan, kendilerinden 50 kat fazla düşmanı durduran neferlerimize kadar sayısız kahramanlık destanı bu savaşta yazıldı.

Bir avuç mayınla koskoca filolar darmadağın eden gemicilerimizden, düşmanını yarısını kendisininkinden önce saran şefkat dolu yüreğe sahip kınalı kuzularımıza kadar ibretlik pek çok hadise bu savaşta yaşandı. Ne büyük milletiz, bu dedelerimiz bizim ne büyük millet. Orada kendi yarasını, kendi acısını bırakıyor, gömleğini yırtarak, düşmanın yarısını sarıyor; millete bak. “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz! Gelmişiz dünyaya millet,  milliyet nedir öğretmişiz.” Biz böyle bir milletiz. Bu millet bir kabile, bir göçmen değil, bu milletin bilinci çok çok farklı. Bu millet bilincine kavuşmak herkesin kârı değil.

Bugün dünyada yaşanan çatışmalarda, savaşlarda insanlık adına, vicdan adına eksik olan ne varsa, hepsine de Çanakkale Savaşında şahit olundu. Dolayısıyla, Çanakkale aynı zamanda bir insanlık dersidir, ahlak dersidir, vicdan dersidir. Çanakkale bugün için dahi bize pek çok ibretler sunan, yol gösteren, ışık tutan bir zirvedir.

Zaferin 100. Yıldönümü vesilesiyle, tüm kurumlarımızın, tüm araştırmacılarımızın, bilim adamlarımızın, edebiyatçılarımızın, sinemalarımızın, belgeselcilerimizin, ilgili herkesin Çanakkale’yi tüm yönleriyle milletimize ve dünyaya tanıtmasını özellikle arzu ediyorum. Böyle muhteşem bir mücadeleyi tarih kitaplarının iki kapağı arasına mahkum edemeyiz.

Allah orada bulunan, ülkesinin ve milletin mukadderatı için ölüme dahi tereddütsüz yürüyen tüm kahramanlarımızdan razı olsun. Dualarımız, aminlerimiz onların üzerine olsun. Allah bu milleti bir daha o imtihandan geçirmesin. Ama aynı zamanda Çanakkale’deki o inançtan, o ruhtan, o iradeden de ayrı koymasın.

Değerli Kardeşlerim,

Günümüz dünyası, siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel, ahlaki, her bakımdan büyük savrulmaların yaşandığı bir dönemden geçiyor. Biz de bu savrulmaların içine yuvarlanıp istikametimizi şaşırırsak, inanın kaybeden sadece kendimiz olmayız. Türkiye hiçbir zaman sadece 780 bin kilometrekare vatan toprağından ibaret bir yer olmadı, bugün de sorumluluğumuz sadece kendi sınırlarımızdan ibaret değil.

Balkanlar’dan çekilmiş olabiliriz, ama oradaki kardeşlerimizle gönül bağımız da, akrabalık bağımız da güçlü şekilde devam ediyor.

Kafkasya’dan uzaklaşmış olabiliriz, Ortadoğu’yla aramızda sınırlar girmiş olabilir, aynı şekilde oralardaki kardeşlerimizle de gönül bağımız, akrabalık ilişkilerimiz sürüyor.

Afrika bizim için asla Kaf Dağı’nın arkasındaki meçhul bir yer olmadı. İşte geçenlerde Etiyopya’daydım, Cibuti’deydim, Somali’deydim; niye? Çünkü oralara gitmek zorundayız da onun için. Oralarda ecdadımız Osmanlı’nın gittiği yerleri bizlere gösterdiler ve arkadaşlarımı oralara gönderdim ve şimdi biz oradaki yıkılmış eserleri yeniden ayağa kaldırıyoruz; niye? Dedemizin bıraktığı mirasa sahip çıkmak için.

Orta Asya bizim için asla atalarımızın bin yıl önce geldikler meçhul topraklar anlamına gelmedi. Pakistan, Hindistan, Güney Asya kesinlikle bize yabancı yerler değil. Moğolistan, bize yabancı yer olmadı, ta Karakurum’a giden biz olduk, Orhun Anıtlarına giden biz olduk, oralardaki müzeleri ihya eden biz olduk. Milli değerlerse, bu milli değerlere sahip çıkman biz olduk. Bu işler lafla yapılmaz, uygulamayla yapılır, bu uygulamaları ortaya koyan biz olduk. Mısır’da Esma yavrularımıza sahip çıkan biz olduk. Onların o ruh dünyasına, o gönül dünyasını sahiplenenler biz olduk, çünkü Rabia sadece bir Esma kızın şahadeti değildi, o bir izdi ve o izin sürmek önemliydi.

Eğer ‘dünya 5’ten büyüktür’ diyorsak, bunun bir anlamı vardı, bunu biz dillendirdik. Zira tüm dünyayı bir ülkenin iki dudağı arasına terk edecek kadar haktan, hakikatten, adaletten, özgürlükten uzak olmak, dünya halklarına saygısızlıktı, bunu dillendirmemiz gerekiyordu, bunu biz dillendirdik; Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda da dillendirdik, uluslararası toplantılarda da dillendirdik, ikili görüşmelerde de bizzat kendilerine söyledik.

Bugün Birinci Dünya Savaşının şartları değil, İkinci Dünya Savaşının şartları değil, artık dünyanın şartları güncelleniyor, güncellenecek ve 196 ülkenin mukadderatını içindeki 5 ülke belirleyemez. Bu adalet midir? Bu hak mıdır? Bu hakikat midir? Bu demokrasi midir? Böyle bir şey olmaz, öyleyse gereğinin yerine gelmesi lazım.

İşte biz bu coğrafyaların hepsiyle de gönül bağımızı, kardeşlik bağımızı, ortak medeniyet tasavvurumuzu sürdürüyoruz, sürdürmeye de devam edeceğiz. İşte tüm bu bölgelerde dünyanın yaşamış olduğu o büyük dönüşümü, sancıları içinde kıvranan kardeşlerimiz, bilesiniz ki bizi izliyor, bizi takip ediyor, rehber olarak Türkiye’yi görüyorlar. Biz nereye yönelirsek onlar da aynı tarafa yöneliyor, yönelmek istiyorlar. Bu büyük medeniyetin günümüzdeki temsilcisi, varisi olarak gördükleri Türkiye’nin kendilerini içinde bulunduğu belirsizlikten kurtaracağına inanıyorlar ve böyle bir mücadele, şu anda sürüp gidiyor. Ne kendi evlatlarımızı, ne de bu insanları hayal kırıklığına uğratamayız, böyle bir vebali asla üstlenemeyiz.

Bölgemizde yaşanan müessif olaylar, dünyanın kalanı nezdinde tüm Müslümanları töhmet altında bırakan, tüm Müslümanları terörist olarak gösteren bir kötü dönemin kapısını aralıyor. Batı nezdinde Müslüman zannetmeyin ki Afrika çöllerinde devesini güden gariptir. Batı nezdinde Müslüman, evvela biziz, bu topraklardır, bu ülkedir. Dolaysıyla, Müslümanlara yönelik her hareketin, her tepkinin ilk hedefi de biz oluyoruz. Avrupa’da neler yaşandığını, hangi derneklerimizin, hangi vakıflarımızın, hangi camilerimizin, hangi kültür merkezlerimizin saldırıya uğradığını gayet iyi biliyoruz, hepsini de takip ediyoruz, izliyoruz.

Müslümanlarla teröristleri özdeşleştirme çabası bir proje olabilir, bu, bilinçli olarak altyapısı hazırlanmış bir süreç olabilir. Birileri yaşananları istismar etmek, kendi emelleri için kullanmak istiyor olabilir. Bize düşen, buna karşı kendi medeniyetimizin o tüm insanlığı kucaklayan değerleri ile mukabele etmektir.

Eskiler güzel bir ifade kullanıyor, neydi o? “Kem aletle kemalat olmaz”, yani kötü vasıtalarla, yanlış araçlarla doğru sonuçlar elde edilemez. Müslüman’ı terörist, İslam dünyasını terörün, cinayetlerin, kavgaların kaynağı olarak gösteremeye çalışanlara karşı kendi değerlerimizle mücadele edeceğiz. Onlar Müslümanları öldürebilir, biz daima Müslümanların, masumların yanında olacağız, mağdurların yanında olacağız. Onlar milyarca insanın mağduriyeti pahasına kendilerine bir refah düzeni kurabilir, biz mağdurun yanında yer alacağız. Onlar çıkarları için tüm dünyayı ateşe atmayı göze alabilir, biz hakkın, adaletin, merhametin, şefkatin yanında yer alacağız, çünkü bizim inancımız, bizim medeniyetimiz, bizim tarihimiz, bizim kültürümüz bunu emrediyor. Ne diyor Hazreti Peygamber? “Müslüman dilinden ve elinden insanların selamette olduğu kişidir. Mümin ise, insanların canları ve malları konusunda emin oldukları kişidir.” Bu emri alan hiçbir Müslüman, hiçbir mümin masumlara kötü söz söyleyemez, masumlara el kaldıramaz, masumların gırtlağını kesemez, masumlara kurşun sıkamaz, masumlara bomba atamaz. Bizim medeniyetimizin olduğu hiçbir yerde DEAŞ olamaz, Boka Haram olamaz. Aynı şekilde bizim medeniyetimizin olduğu hiçbir yerde, ırkçılık da olamaz, soykırım da olamaz, mezhepçilik de olamaz.

Bugün İslam dünyası mezhepçilik fitnesinin, siyasi bölünmüşlüğün, sosyal çalkantıların sancısı içinde kıvranıyorsa, dönüp önce kendimizi sorgulayacağız. Alevilik, Sünnilik; neymiş bu, var mı böyle bir şey? Olmadığı halde bunu varmış gibi göstermek, bunu varmış gibi pompalamak, ülkeyi bölmekten başka bir şey değil.

Kürtçülük; Kardeşlerim, bu ülkede hiçbir zaman bizim Kürt diye bir sorunumuz olmadı, ama kasıtlı olarak bu gündemde tutuluyor. 2005’te Diyarbakır’da yaptığım konuşmayla biz bu işi bitirdik. Benim Kürt vatandaşımın sorunu olabilir, Türk vatandaşımın ne kadar sorunu varsa, onun da o kadar sorunu var. Abhaza’nın, Laz’ın, Çerkez’in, Boşnak'ın, Arnavut’un, Roman’ın, onların da sorunu var, 36 ayrı etnik yapının, hepsinin kendine göre sorunları var; varsa Kürt sorunu, yoksa Kürt sorunu. Türkiye’yi şurada yıllardır bununla meşgul ediyorlar ve bunun sebebiyle 40 bin insan öldürüldü bu ülkede.

Bölücü terör örgütüyle ülkemizin Güneydoğu Bölgesi ne hale getirildi görüyorsunuz. Biz havalimanı yapacağız, yaptırmıyorlar. Hani sen Kürt’ü seviyordun, hangi Kürt’ün temsilcisiydin? Yalan. Iğdır’a havalimanı yaptık, gittim açtım, Kars havalimanını yaptık, Ağrı havalimanını yaptık, hep burada benim Kürt kardeşlerim yaşıyor. Bunlar mı yaptı bunları ya? Biz yaptık. Yollarını yaptık. Hakkâri havalimanı yapacağız, yaptırmadılar, ama gene yapacağız, onlara rağmen yapacağız, bölücü terör örgütüne rağmen yapacağız, istemeseler de yapacağız, çünkü bu 780 bin kilometrekare vatan topraklarında biz ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Batıda ne varsa güneydoğuda da olacak, doğuda da olacak, kuzeyde de, güneyde de, her yerde bu olacak.

Kardeşlerim,

Biz, Kürt’ü Türk’ten ayırmadık, Türk’ü de Kürt’ten ayırmadık, çünkü biz yaratılanı Yaratandan ötürü sevdik.

Kardeşlerim,

Biz, ret politikalarını yıktık, inkâr politikalarını yıktık, asimilasyon politikalarını yıktık, onları ayaklarımızın altına aldık; biz buyuz. Biz 80 milyonun tamamını Allah için sevdik. Ama bunlar ikide bir ortaya çıktılar, Kürt sorunu da, Kürt sorunu. Bırakın bu işleri, bu milleti aldatmayın, bizim böyle bir sorunumuz yok. Bize siyasi Kürtçülük yapmayın.

Eğer siyaset yapacaksınız çıkın yapın, olayın aslı bu, çıkın yapın. Evlatları dağlara kaçırıp Diyarbakır’ın göbeğinde anneleri ağlatmayın. Bu ülkede nice anneler ağladı, bu yüzden nice anneler ağladı, buna hakkınız yok. Balıkesir’de anneler ağladı, Bursa’da anneler ağladı, sadece Çanakkale’nin kurtuluşunda değil, şimdi bile askere gittiğinde nice Mehmetler maalesef oralarda şehit oldu, bunları yaşadık. Bunları yaşamak istemiyoruz, onun için bir olmaya hep birlikte gayret edeceğiz. Onun için ne dedik hep? Tek millet. Ne dedik? Tek bayrak… ("Tek bayrak" sesleri) Tek vatan… Şu bayraklar var ya şu bayraklar, işte mesele bu. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır”, bu yolda böyle yürüdük, böyle yürüyeceğiz. Kaybettiğimiz her an, her gün iyilik karşısında kötülüğün, masum karşısında zalimin fersah fersah mesafe kat edişinizi izlemek durumunda kalırız, onun için çok çalışacağız.

Peki, yeni Türkiye’ye hazır mıyız? Maşallah. Peki, yeni anayasaya hazır mıyız? Başkanlık sistemine hazır mıyız? ("Evet" sesleri) İşte bütün bunlar için yapılacak olan çalışma, 400 vekil. 400 milletvekiline hazır mısınız? Bunun için çok çalışmak lazım, kapı kapı dolaşmak lazım, ilçe ilçe dolaşmak lazım ki 400 vekille beraber yeni Türkiye’nin temelleri atılsın, yeni anayasa hazırlansın ve yeni anayasayla birlikte de inşallah başkanlık sistemine geçilsin, geçlisin ki hızla mesafe alalım. Artık bizim çok farklı bir hızla yürümemiz lazım, çok farklı.

Ziya Paşa çok güzel bir tespit yapmış; “Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün viraneler gördüm” diyordu dün Ziya paşa. Bugün Ziya Paşa, kızlar, genç kızlar, bugün Ziya Paşa, aynı yerleri dolaşsa herhalde, dolaştım mülk-i İslam’ı bütün akan kanlar gördüm, ağlayan çocuklar, kadınlar, yaşlılar gördüm derdi.

Tabiat boşluk kabul etmez, diye bir söz var. Bizim medeniyetimizin, değerlerimizin boş bıraktığı bir yer, başkalarının hoyrat, zalim, ayrıştırıcı, gönül yıkıcı, kan dökücü elleriyle dolduruluyor. Buna karşı biz medeniyetimizi yeniden ayağa kaldıracağız, zulmü şefkatle, kötülüğü iyilikle, şiddeti merhametle yeneceğiz. Bizim medeniyetimizde kalemin kılıçtan üstün olduğunu asla unutmayacağız. Kendimizi, ailemizi, çocuklarımızı en iyi şekilde, en donanımlı şekilde yetiştireceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Değişen dünyada Türkiye’nin yerinde kalması düşünülemez. Eski Türkiye tüm alışkanlıklarıyla, tüm eksikleriyle, tüm yanlışlarıyla artık geride kaldı, şimdi yeni Türkiye’yi inşa etme zamanı. 80 yılda yapılanları 12 yılda 3’e katladık, ama hala 1960 darbesinin, 1980 darbesinin ruhunu biçimlendirdiği, kurumları oluşturduğu bir sistemle yolumuza devam etmeye çalışıyoruz. Halbuki Türkiye’nin hızlı karar almaya, bunları hızla uygulamaya ihtiyacı var.

Şu andaki durumumuz neye benziyor biliyor musunuz? Bilgisayar çağında hala kağıt-kalemle 10 haneli, 20 haneli rakamları çarpmaya, bölmeye, toplamaya çalışıyoruz. Elbette sonunda iyi-kötü işlemi bitiyoruz ama, bu arada atı alan da Üsküdar'ı geçiyor. 1940 model araba ile 2015 model arabaların yarışındayız. Evet, arabamızın antika değeri var, ama yarışta bize tur üstüne, tur bindiriyorlar. Ben diyorum ki, gelin bu yorgun sistemi değiştirelim, yeni Türkiye yolunda kendimize önce yeni bir anayasa hazırlayalım. Bu, milletimizin tüm ihtiyaçlarını, taleplerini, beklentilerini karşılayan, gelecek hedeflerimize uygun bir anayasa olsun, bu anayasala birlikte de başkanlık sistemine geçelim.

Başkanlık sistemi deyince birilerinin tüyleri diken diken oluyor. Bugün dünyada en geçerli sistem hangisidir diye baktığımızda hep bunu görüyoruz. Üstelik bu sistem bizim yönetim geleneğimizin de yabancısı değil. Sanmayın ki başkanlık sistemi, tüm gücü, tüm kontrolü, tüm sistemi başkanın emrine veriyor. İşte Amerika’da Sayın Obama hala sağlık reformunu yapamadı. Niye? Kongre sebebiyle. Başkanlık sisteminde denetim mekanizmaları mevcut parlamenter sistemden bile daha güçlüdür. Bir defa meclis çok güçlü, aynı şekilde yasal denetim çok güçlü, hepsinden önemlisi milletin denetimi çok güçlü. Nasıl mı? Her seçim döneminde başkan gidecek millete hesap verecek, üstelik partim şöyle yaptıydı, bakanlar böyle ettiydi gibi bahaneleri de olmayacak, çünkü başkan milletin karşısına kendi programıyla, kendi taahhütleriyle çıkacak, ona göre destek isteyecek.

Göreve geldiğinde de bakanlarını, bürokratlarını istediği gibi, parlamento içinden değil, parlamento dışından ne yapacak? Atayacak, sonra da dönecek millete hesabını verecek.

Buradaki asıl mesele ne biliyor musunuz? Muhalefet yeni anayasayı, başkanlık sistemini niye istemiyor biliyor musunuz? Çünkü işin ucunda milletin karşısına çıkıp, ülkenin geleceğine ilişkin projelerinizi anlatma, sonunda da yine çıkıp hesap verme var. Bizdeki muhalefetin en çok korktuğu şey bunlar. Projeymiş, çalışmaymış, hesap vermeymiş, bunlar bizim muhalefeti bozar. Onlar oturdukları yerden Cumhurbaşkanı’na, Hükümete hakaret etmekten, iftira etmekten başka bir şey bilmezler. ‘Ben, çalışan, koşan, terleyen bir Cumhurbaşkanı olacağım’ dedim, bundan bile rahatsız oldular. Kendileri gibi bir cumhurbaşkanı istiyorlar, avara kasnak gibi sürekli dönüyor gözüken, ama aslında hiçbir işe yaramayan, sadece görüntüden ibaret bir siyaset anlayışıyla Türkiye bir yere gidemez.

Ben buradan, Balıkesir’den, Kuvayi Milliye Meydanı’ndan tüm Türkiye’ye sesleniyorum; 7 Haziran seçimleri ülkemiz için büyük bir fırsat, gelin bu fırsatı iyi değerlendirelim. Bir sonraki seçimler 4 yıl sonra, bu 4 yıl yeni Türkiye vizyonumuz için çok önemli, yeni anayasayı yapacak, başkanlık sistemini hayata geçirecek bir Meclisi bu seçimlerde oluşturmalıyız. Ben Türkiye'nin doğrudan milletin oylarıyla göreve gelen ilk Cumhurbaşkanı’nı seçen milletimin başkanını da seçme iradesini göstereceğine inanıyorum.

Şimdi sizlere soruyorum; Balıkesir tekrar yeni Türkiye’yi istiyor mu? Balıkesir yeni anayasayı istiyor mu? Balıkesir Başkanlık sistemini istiyor mu? Balıkesir bu büyük değişimin öncülüğüne hazır mı? Maşallah. Buradaki coşkunun dalga dalga ülkemizin tamamına yayılacağına inanıyorum. Evet, tişörtleri görüyorum. 400 vekil tamam mı? Tişörtler zaten hazır, demek siz şimdi maratona da hazırsınız.

Açılışını yaptığımız eserlerin, hizmetlerin bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Muhabbetiniz, ilginiz, coşkunuz, ahde vefanız, her birinize bu gösterdiğiniz ilgi sebebiyle çok çok teşekkür ediyorum, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

Şimdi her akşam 23-24 seansında beddua seansları yapıyorlarmış. Ama bizim böyle bir derdimiz yok değil mi?  Biz insanların hidayetiyle görevliyiz, bizim görevimiz bu, biz buna devam edeceğiz.

Şimdi hazır mıyız?. “Beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey sizi hatırlatıyor, bana her şey tüm milletimi hatırlatıyor.”

Kalın sağlıcakla.