Kırşehir, Mucur Geycek Rüzgar Enerji Santrali’nin Açılış Töreninde Yaptıkları Konuşma

30.01.2015

Kırşehir Mucur Geycek Rüzgar Enerji Santrali’nin Açılış Töreninde Yaptıkları Konuşma

Kıymetli Misafirler,

Polat Grubu'nun Değerli Mensupları;

Hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, açılışını yaptığımız Geycek Rüzgar Enerji Santralinin Mucur’umuza, Kırşehir’imize, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.

Geycek Rüzgar Enerji Santrali, az önce de ifade edildiği gibi 150 megavatlık kurulu gücüyle, kendi alanında ülkemizin en büyük enerji santrallerinden biri. Bu güzel tesisi, 285 milyon dolarlık bir yatırımla Mucur’umuza ve ülkemize kazandıran Sayın Adnan Polat Beyin şahsında ortaklarıyla birlikte Polat Enerji Şirketi’ni tebrik ediyorum.

Buraya gelmeden önce Kırşehir’imize eğitim, sağlık, tarım başta olmak üzere pek çok alanda hizmet verecek toplam 76 milyon liralık yatırımın açılışını gerçekleştirdik. Bu eserlerin de bir kez daha Kırşehir’imize hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli Kardeşlerim;

Türkiye geliştikçe, Türkiye büyüdükçe, üretimi arttıkça, refah seviyesi yükseldikçe enerji talebi, dolayısıyla enerji yatırımı ihtiyacı sürekli artıyor. ‘Bir ülkenin refah düzeyi nedir’ diye baktığınız zaman, o ülkenin enerji tüketimine bakılır. Eğer o ülkede enerji tüketimi fazla ise refah düzeyi de fazla demektir.

Bugün Türkiye 12 yıl öncesine göre 2 kat daha fazla enerji tüketiyor. Gelişmeler 2023 yılında da bugüne göre, 2 kat daha fazla enerji tüketimimiz olacağını gösteriyor. Bunun için de 120 milyar dolarlık yeni enerji yatırımına ihtiyacımız var. Enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmamız, hem stratejik açıdan, hem cari açığın azaltılması bakımından hayati öneme sahip. Hangi kaynağa dayanırsa dayansın devreye giren her enerji tesisi bizim için altın kıymetinde. Bununla birlikte doğalgaz ve petrol yerine, mümkün olduğu kadar kömüre dayalı termik santraller, hidroelektrik, rüzgar, güneş ve jeotermal kaynakları ikame etmenin çabası içindeyiz.

Burada tabii bir şeyi söylemek zorundayım; Siz bakmayın Batıdaki çevreci akımların sürekli kömürü, nükleer enerjiyi kötülediklerine, bugün Almanya, Amerika gibi gelişmiş ülkelerin tamamında birinci sıradaki enerji kaynağının hala kömür olduğunu görürsünüz. Aynı şekilde nükleer enerjiyi en çok kullanan ülkeler de yine gelişmiş ülkelerdir. Çin’de neredeyse her hafta yeni bir kömür santrali devreye alınıyor. Sıra Türkiye’ye gelince herkesin çevrecilik damarı kabarıyor. Aslında burada dert çevrecilik hassasiyeti sergilemek değil Türkiye’nin gelişmesini, büyümesini, kalkınmasını engellemek.

Açık söylüyorum; en büyük çevreci biziz. Şurada son 12 yılda, bu alanda ortaya konan performansı hiçbir dönemde, hiçbir iktidar ortaya koyamamıştır. Şu anda ülkemizdeki yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamını seferber etmiş durumdayız. Bizden önce böyle bir şey yok denecek noktada. Örneğin, şu rüzgar enerjisi santralleriyle Türkiye adeta bizim dönemde tanıştı, ondan önce böyle bir şey yok ve hızla da artarak devam ediyor. Türkiye’nin hedeflediğimiz şekilde büyümesini sadece bu kaynaklarla gerçekleştirebilmesi de mümkün değil. Onun için bunların yanında kömürü de kullanacağız, nükleer enerjiyi de kullanacağız. İşte onun için hem kuzeyde, hem güneyde biliyorsunuz Sinop ve Akkuyu’yla ilgili çalışmalarımız devam ediyor.

Elbette tahrip etmeden, çevreyi bozmadan, çevrenin bize Allah’ın bir emaneti olduğu gerçeğini unutmadan bunu yapacağız. Ne çevreciliğin kalkınmamızı engellemek için bir silah gibi kullanılmasına izin vereceğiz, ne de tabiatın felaketi pahasına bir kalkınmacılık anlayışına geçit vereceğiz? Şu 12 senede bizim Türkiye genelinde diktiğimiz ağaç ve fidan miktarı nedir biliyor musunuz? 3,5 milyar fidan ve ağaç. Bunların yaklaşık 600 milyonu yetişmiş ağaçlardır, diğerleri fidandır ve süratle de bunu dikmeye devam ediyoruz. Dengeli, sürdürülebilir bir kalkınma anlayışıyla ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırmakta kararlıyız.

Değerli Dostlar,

Her alanda olduğu gibi enerji yatırımlarında da önceliği özel sektöre veriyoruz. Özel sektörün kurulu enerji gücümüzdeki payı şöyle geçmişe bakarak 12 yıl önce yüzde 32 iken, bugün bu rakam, bu oran nereye ulaştı biliyor musunuz, yüzde 72, artış sürüyor. Özel sektörümüzü bu alanda yatırım yapmaya teşvik ediyoruz, yine edeceğiz.

Yenilenebilir enerji yatırımları için çok daha özendirici teşvikler veriyoruz. Açılışını yaptığımız bu santral, yenilenebilir enerji yatırımları konusunda önemli ve örnek bir tesis. Bakınız, geçmişte büyüklerimiz hep şunu söylerdi, nereler için? Derelerimiz için, ırmaklarımız için. ‘Su akar, Türk bakar’ derlerdi. Ama şimdi ne yapıyoruz? Şimdi ‘su akar, Türk yapar’ diyoruz. Ve şimdi bir taraftan barajlar, bir taraftan hidroelektrik santrallerle hem enerji üretimimizi artırıyoruz, bunun yanında içme suyu, kullanma suyu, bunları üretiyoruz. Aksi takdirde durumumuz bizim çok büyük bir felaket olabilirdi. 20 milyon ağaca tekabül eden emisyon azaltımıyla çevre dostu bir tesis olan şu andaki santralin üreteceği enerji sayesinde doğalgaz faturamızdan yılda 40 milyon lira, yani eski rakamla 40 trilyon lira tasarruf edeceğiz. Bu tesisle jeotermal kaynaklar bakımından zaten zengin olan Kırşehir’in esen rüzgarı da ekonomimize kazandırılmış oluyor.

Bir başka güzelliği daha var biliyor musunuz? Şimdi şöyle dağ-tepe bakıyorsunuz, bunlar olmadan önce buralar tamamen böyle işte dağ-tepe, öyle görüyorsunuz. Fakat şimdi hakikaten bu dikili olan rüzgar enerji santrallerinin o kanatları döndükçe buraya farklı bir hava veriyor, adeta farklı bir mimari estetik de kazandırıyor. Yurt dışında bunları geçmişte gördüğümüz zaman, bizim ülkede niye bunlar yok, acaba bunlar nedir diye bakardık. Sonra, bunlar ‘rüzgar üretilen santrallerdir’ denildikten sonra, tabii ben böyle 30 yıl öncesini falan söylüyorum, dedik, bizim ülkede niye yok? Bizim ülkedeki siyasi mantalite bu işe çok uzaktı. Dertli değillerdi, araştırma yoktu. Bizi işte evde o kömürün kokusuna, külüne vesairesine hep mahkûm etmişlerdi. Analarımız neler çekti, babalarımız neler çekti, o günleri bir hatırlayalım. Ama biz geldik, bakınız, siyasi hayatımın en etkin dönemlerinde İstanbul gibi bir yerde doğalgazı tüm çevresine yaydık. Türkiye’mizde şu anda doğalgazın gitmediği artık 8-9 tane ilimiz kaldı. Bunun dışında her ile doğalgazı götürdük. Niye? Ayşe, Fatma, Ahmet, Mehmet niçin onlar da huzurlu bir şekilde evlerinde oturmasınlar? Yani şöyle hemen düğmeye bastığı zaman niçin banyosunda sıcak suyu akmasın, evinin her yeri ısınmasın. Bizim insanca yaşamak hakkımız değil mi? Erzurum’daki kardeşimin insanca yaşamak hakkı değil mi? Konya’dakinin insanca yaşamak hakkı değil mi? Bunları yapalım. Diyarbakır’dakinin insanca yaşamak hakkı değil mi? Trabzon, Samsun, insanca yaşamak hakkı değil mi? 780 bin kilometrekarelik vatan toprakları üzerinde bunu sağlamak siyasilerin görevi, vatandaşımızın da insanca yaşama hakkıdır. Hamdolsun bu adımlar atıldı, işte bu RES’lerle de, yani rüzgar enerji santralleriyle de inanıyorum ki yenilenebilir enerjide bir çevrecilik dersini veriyoruz.

Bu tür tesislerin inşaat ve işletme aşamasında yapıldıkları bölgeye sağladıkları katkı da dikkate alınmalıdır. Polat Grubu buna ilave olarak tüm bölgeye hizmet verecek bir spor tesisini de ülkeye kazandırdı. Bunun için de kendilerini tebrik ediyorum. Herhalde bitti değil mi?

Değerli Kardeşlerim,

Büyüyen, güçlenen Türkiye, zorlukları birer birer aşarak hedeflerine doğru kararlılıkla ilerliyor. Elbette bundan rahatsız olanlar var. Türkiye’yi yeniden 70 sente muhtaç olduğumuz o eski günlere götürmek isteyenler var. Bizi o günlere döndürmek için tüm güçleriyle çalışanlar her fırsatta biliyorsunuz bunu değerlendirmenin gayreti içindeler.

Bildiğiniz gibi 17-25 Aralık darbe teşebbüsünün hedeflerinden biri de ekonomimizdi, ekonominin omurgası olan, lokomotifi olan iş adamlarımızdı, onlarla birlikte, başta Enerji Bakanımız olmak üzere bu alanda görev yapan kamu personeli de hedefler arasında yer alıyordu. Biz buradaki asıl amacı, asıl gayeyi biliyoruz. Amaç, Türkiye’yi ekonomik olarak çökertmekti, enerji projelerimize darbe vurmaktı. Amaç, Türkiye’yi geçmişte defalarca yaptıkları gibi yeniden faiz lobisine teslim olmaya zorlamaktı. Ülkemizde yaşanan ekonomik krizlere baktığımızda, en belirgin tezahürlerin akıl almaz düzeylere ulaşan faiz oranları, faiz ödemeleri olduğunu görüyorsunuz.

Toplanan vergilerin tamamının tek başına faiz ödemelerini karşılayamadığı dönemleri yaşadık, Türkiye’de. Biz ülkemize o günleri bir daha asla yaşatmamakta kararlıyız.

Bildiğiniz gibi, Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranları konusundaki itirazlarımı her fırsatta, her platformda dile getiriyorum. Bu ülkede faiz ödemesine giden her fazla kuruş, milletin hakkının gaspıdır. Çünkü faize gitmeyen o para, ister kamuda olsun, ister özel sektör olsun nereye gidecek söyleyeyim, bu kaynak aynen burada olduğu gibi yatırıma dönüşecek, üretime dönüşecek, istihdama dönüşecek.

Diyorlar ki, ‘yatırım notumuz zarar görür’. Eğer işimiz Batıdaki derecelendirme kuruluşlarına, ekonomik analiz yapan çevrelere kalsa, bize yağmurlu havada bir bardak su vermezler, bunu böyle biliniz. Ekonomik potansiyeli bizimle mukayese dahi edilemeyecek ülkeler, allanıp pullanırken, Türkiye sürekli riskli gösterildi. Hatta son ekonomik kriz sonrası yerle yeksan olmuş kimi ülkeler hala bizim üzerimizde tutuluyor, bizden daha güçlü gösteriliyor; hepsi yalan.

Bizim bunların hiçbirine eyvallahımız olmadı, olmayacak. Biz bugüne kadar onlara rağmen yatırım çektik, onlara rağmen büyüdük, onlara rağmen güçlendik, ama bunu kendi içimizdeki birtakım kurumlarımıza hala anlatamadık.

Faiz oranı, enflasyon öngörüsünün neredeyse 2 katı; böyle bir çarpıklık olabilir mi? İnşallah bunların hepsi de düzelecek. Türkiye’de geçtiğimiz 12 yılda pek çok şey nasıl düzeldiyse, nasıl hale, yola girdiyse bu mesele de inşallah makul bir çizgiye, milletin ve memleketin hayrına bir yere gelip, oturacak.

Aynı şekilde Türkiye’yi siyasi ve ekonomik olarak çökertmek isteyen üst aklın da, onun kuklalarının da hevesleri kursaklarında kalmaya devam edecek. Milletin iradesi yerine, o veya bu vesayet sisteminin devamını arzu edenlerin, bu yönde gayret gösterenlerin çabaları bugüne kadar sonuç vermedi, bundan sonra da inşallah vermeyecek. Paralel yapı başta olmak üzere, demokrasimize, ekonomimize, istikrarımıza kasteden herkese karşı mücadelemiz sonun kadar sürecek.

Bizim milletimizin kendisine hizmet edene vefası, şükranı ne kadar samimiyse, ihanet edene de tepkisi o kadar şiddetlidir.

Biz, ülkemize ve milletimize hizmet eden, yatırım yapan, üreten, Türkiye’yi 2023 hedeflerine yaklaştıracak adım atan herkesin daima yanındayız, daima destekçiyiz, işte bunun için bugün buradayız. Nerede bir yatırım varsa, nerede bir hizmet varsa, orada bulunmak benim için en büyük mutluluktur.

Az önce Adnan Bey bir şey söyledi, ‘Mayıs ayında Soma’da 250 megavatlık yine bir rüzgar santralinin açılışı var’ dedi. Buyurun, bakın burada şimdi 150, bunu açıyoruz, Soma’da daha büyüğünü açacağız. Şimdi bu nereden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından önemli. Bu tür yerlerde, dedik ya, taş üstüne kim taş koyarsa bizim orada olmak sorumluluğumuzdur, görevimizdir ve tabii ki bizler de olacağız.

Benim kavgam, bu ülkeye ve bu millete düşmanlık edenlerledir, benim öfkem sadece ve sadece ülkesine ve milletine düşmanlık edenlere karşıdır. Bu ülkeye, bu millete hizmet eden herkese gönlüm de, kapım da sonuna kadar açıktır.

Bu düşüncelerle Polat Grubu’nu, bu güzel yatırım için tekraren tebrik ediyor, Geycek Rüzgar Enerji Santrali’nin bir kez daha hayırlı olmasını diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.