14 Mart Romanlar Günü Toplantısında Yaptıkları Konuşma

14.03.2015

Sevgili Kardeşlerim,

Değerli Vatandaşlarım,

Sevgili Çanakkaleliler,

Çanakkale’nin ev sahipliğinde ülkemizin değişik yerlerinden şu anda burada bulunan sevgili Roman Kardeşlerim; sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Çanakkale’de siz değerli Roman kardeşlerimizle buluşuyor olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Sizler aracılığıyla Türkiye’deki, dünyadaki tüm Roman kardeşlerimize de sevgilerimi gönderiyorum. 14 Mart Romanlar Günü’nüzü kutluyor, bu güzel programı düzenleyenlere şükranlarımı sunuyorum.

Aslında dünyada Romanlar Günü biliyorsunuz, 8 Nisan’da kutlanıyor. Ama bizdeki Roman kardeşlerimiz bu kutlamayı artık 14 Mart’ta yapacaklar. Bu tarihin seçilmesinin sebebi de, geçmişte yine bir 14 Mart tarihinde Roman kardeşlerimle yaptığımız buluşmada verdiğimiz mesajlar, olarak ifade ediliyor ve böyle bir mutabakat aramızda oluştu.

Bizim Roman kardeşlerimizle temasımız Başbakanlığım döneminde, Cumhurbaşkanlığım döneminde başlamadı. Ben çocukluğumdan itibaren Roman kardeşlerimle birlikteyim, onlarla birlikte büyüdüm, İstanbul’un Kasımpaşa’sında, Kulaksız’ında, Kaptanpaşa Mahallesi’nde onlarla birlikte büyüdüm, aynı ilkokulda sınıfı paylaştım, beraber okuduk. Geldiğim hiçbir görevde de onları unutmadım, ihmal etmedim, İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkanı oldum, Roman kardeşlerimin yanında yer aldım, dertlerinin, sıkıntılarının çözümü için çalıştım. Başbakan oldum, aynı şekilde onların yanında yer aldım, çalıştaylar düzenleyerek, toplantılar yaparak meselelerinizin takipçisi oldum. Kanunlardaki, yönetmeliklerdeki incitici ifadelerin ayıklanmasından, toplu konut inşasına, sosyal desteklerden sanatçı kimliklerinin tesciline kadar her alanda çalışmalar yapılmasını sağladım, sağladık.

Her fırsatta da sizlerle biraraya geldim. Çok değil, daha 36 gün önce 6 Şubat 2015 tarihinde Bursa’da Türkiye’nin dört bir tarafından gelen Roman kardeşlerimizle buluştuk, görüştük, hasbihal ettik. Şimdi de burada, Çanakkale’de sizlerle bir kez daha buluşuyor, aynı coşkuyu, aynı heyecanı yine sizlerle birlikte yaşıyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Ben Roman kardeşlerimi etnik kimliğinden, parasından, pulundan, şusundan, busundan dolayı sevmiyorum, sadece Allah rızası için seviyorum. Allah nazarında aynı haklara, aynı mükellefiyetlere, aynı değere sahip insanlar olduğumuzun bilinciyle sizleri seviyorum. Ne diyor o güzel Roman şarkısında? ‘O da Allah kuludur, her kim olursa olsun, ille de Roman olsun.’

Bizler aynı kıbleye yönelen, Hakk’tan gelen ve Hakk’a dönecek olan, tüm sıfatlarının ötesinde insan sıfatına haiz kullarız. Her kim ki diğer sıfatlarından birini, insan sıfatının önüne çıkartır, işte o zarardadır, o gaflettedir, o acz içindedir.

Biz aynı sıkıntıyı kadınlar konusunda yaşıyoruz, aynı sıkıntıyı Kürt kardeşlerim, Suriye’den, Irak’tan gelen Arap kardeşlerim konusunda yaşıyoruz, Ahıska Türkleri, Boşnak kardeşlerim, bunlar konusunda da yaşıyoruz. Kimi zaman etnik ayrımcılıkla, kimi zaman cinsiyet ayrımcılığıyla, kimi zaman kültürel ayrımcılıkla, diğer vasıflardan biri insan sıfatının önüne geçirildiğinde sorun başlıyor.

Şu çözüm sürecine bakın, her televizyona çıkan, varsa yoksa Kürt sorunu Kürt sorunu, Kürt sorunu ve bununla ülkemizi adeta parçalamanın, bölmenin gayreti içerisine giriyorlar.

Bu ülkedeki mevcut etnik unsurların hepsinin kendine sorunları vardır, varsa yoksa Kürt sorunu, diye bir şey yok. Ben 2005’te Diyarbakır’da bunu ifade ettim ve bu süreç kapandı, bizim sorunumuzdur, dedik ve biz bu işi kapattık, bitirdik, hala bunu devam ettirmek isteyenler var, Bunu niye devam ettirmek istiyorlar? Molotof kokteylini eline almak için. Niye? Havai fişeklerle insanları öldürmek için. Niye? Beşinci kattan, o kurbanlık eti dağıtmak isteyen Yasin’leri öldürmek için.

Değerli Kardeşlerim,

Bunları etnik kimliklerinden kaynaklanan bir sorun bu ülkede yok, çünkü biz yaratılanı Yaratandan ötürü seven bir medeniyetin, bir inancın mensuplarıyız. Biz, Türk’ü de, Kürt’ü de, Laz’ı da, Çerkez’i de, Roman’ı da, Boşnak’ı da, Gürcü’yü de, Abhaza’yı da, Ahıska’yı da, hepsini de aynı şekilde severiz, bir ayrım yok.

Çünkü müminler ancak kardeştir, bizim ölçümüz bu. Tüm hayatımız boyunca bu ayrımcılıklara karşı mücadele ettik, etmeyi sürdüreceğiz. Ben işte bu yaklaşımla, samimi bir kardeşlik bilinciyle, uhuvvet bilinciyle sizleri seviyorum, sizleri kucaklıyorum.

Bu toprakların yüzyıllar boyunca farklı kimlikleri, farklı kültürleri, farklı inançları birarada barış ve kardeşlik içinde yaşatma tecrübesi var. Biz, işte böyle bir medeniyetin bugünkü temsilcileriyiz, sizler de bu medeniyetin ayrılmaz bir parçasısınız; dün de öyleydiniz, bugün de öylesiniz, inanıyorum ki yarın da öyle olacaksınız. Tek fark, bugün artık size dün yapılan haksızlıkların, ayrımcılığın, ötekileştirmenin yapılamıyor olmasıdır, rahatsız oldukları konu budur.

Yunus Emre ne diyor:

“On sekiz bin alemin cümlesi bir içinde

Kimse yok bir’den ayrı, söylenir bir içinde

Cümle bir onu bir’ler, cümle ona giderler

Cümle dil onu söyler, her bir tebdil içinde.”

Bizim davamız işte bu birliğin davasıdır, en batıdan en doğuya kadar, en kuzeyden en güneye kadar. Bizim için herkes bu bir’in bir parçasıdır, tamamlayıcı cüzü’dür. Maalesef geçmişte ülkemizde insanlarımızın inancından ötürü, dilinden, kılığından, kıyafetinden, kültüründen ötürü horlandığı, tahkir edildiği, ikinci sınıf addedildiği dönemler yaşadık,  Roman kardeşlerim bunu çok yakından biliyor, aynı şekilde Kürt kardeşim de biliyor, imam hatipli kardeşim biliyor, başörtülü kardeşim biliyor. Bu ülkede o kadar çok insanı ötekileştirdiler ki, devletle milletin arasına adeta uçurum ördüler.

Ankara’nın Ulus’una, Kızılay’ına kasketli, şalvarlı vatandaşlarımızın alınmadığı günleri yaşadı bu ülke, iş o dereceye varmıştı. ‘Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece’ diyen Âşık Veysel’i bile Ankara’ya sokmuyorlardı düşünebiliyor musunuz? Neler yaşadı bu ülke ya. Bir devlet milletine, kendi insanına böyle bir muameleyi reva görür mü? Gördü işte.

Ama farklı gerekçelerle, farklı sebeplerle yürütülen bu ayrıştırma politikaları sonunda iflas etti. Milletimiz her fırsatını bulduğunda hakkına, hukukuna, inancına, kültürüne saygı duyanlara ülke yönetimini teslim etti. 2002 Kasım her alanda olduğu gibi bu alana da Türkiye için bir milattır, tarihi bir dönem noktasıdır. Ülkemizdeki her kesim gibi, her vatandaşımız gibi Roman kardeşlerimiz de demokrasi ve özgürlük ikliminde haklarına kavuşmaya başladı, inşallah bu süreci kesintisiz devam ettirecek, herkesle birlikte Roman kardeşlerimizin de bu ülkenin tüm imkanlarından adil şekilde faydalanmalarını temin etmeyi sürdüreceğiz.

Kardeşlerim,

Bakın Batı, Roman kardeşlerimizi ülkelerinden sürüyorlar. Halbuki Avrupa Birliği müktesebatına göre böyle bir şey yapamazlar, ama buna rağmen, isim vermeyeceğim, bazı ülkeler var ki, Romanları ülkelerinden şu anda çıkarıyorlar, dünya bunları yaşıyor. Dünyanın sesi var mı? Yok, hiç sesleri çıkmıyor. Ama biz bunları bilmemiz lazım, onun için Türkiye farklı bir ülke.

Kardeşlerim,

Tarih bize çok anlamlı ibretler, çok özel deneyimler, güzellikler sunduğu kadar, acı hatıralar, kötü uygulamalar, buruk mağlubiyetleri de sunuyor. Maalesef tarihte çok sayıda millet sırf inancından, renginden, kimliğinden dolayı kötü muamele görmüş, vatanından, toprağından sürülmüş, işkencelere, toplu ölümlere, soykırımlara maruz bırakılmıştır. Çok uzağa gitmeye gerek yok, Endülüs Medeniyeti sadece Müslümanlar için değil, Batılılar için de çok önemli bir merkez olmuş, ilmin, bilginin, irfanın kaynağı haline gelmişti. Endülüs, Hıristiyan’ı, Yahudi’si, Müslüman’ıyla herkesi birarada yaşatmayı başarmış örnek bir medeniyettir. Peki bugün kendisine medeni denen Avrupa ne yaptı? O, Yahudi’leri biliyorsunuz Endülüs’ten sürdü ve bunların beşyüz binini ecdadımız Osmanlı nerede kabul etti? Burada kabul etti, İstanbul’da kabul etti, Türkiye’de kabul etti; ecdadımız böyle bir ecdat. Kadın, çoluk çocuk demeden Endülüs’te Müslümanlara büyük bir soykırım uyguladı, koskoca bir coğrafyayı Müslümanlardan arındırdı. Sadece Müslümanlardan mı? İşte az önce söylediğim Yahudilerden de ve soykırıma tabii tutuldular.

Burada işte Roman kardeşlerim var, buradaki kardeşlerimin atalarını sorsanız, köklerini araştırsanız mutlaka Batıdan gelenler de vardır. İstisnasız Batı ülkelerinin tamamında Romanlar zulme uğradı, katliamlara maruz bırakıldı, yerlerinden, yurtlarından çıkarıldı. Şimdi bu zulmü, bu insanlık dışı muameleyi yapanlar, bugün dünyaya nizam vermeye, akıl vermeye, insanlık dersi vermeye, insan hakları, özgürlükler, barış, diyorlar ama, ülkelerindeki yaşananları görmezden gelip çiftçe standart uygulamaya devam ediyorlar.

Beğenmedikleri, istemedikleri kim varsa hemen bir terörist yaftası yapıştırıyor, o kesime topyekun tavır alıyorlar. Kendileri hakkında olumsuz yazı yazanları hemen dışlıyorlar, ama bizim Peygamberimize hakaret edenlere demokrasi diyerek, fikir özgürlüğü diyerek sahip çıkıyorlar. Böyle fikir özürlüğü olur mu?

Topraklarından arındırmak istediğin kim varsa onlara yapılan saldırılara ses çıkarmayacaksın, sonra gelip dünyaya demokrasi, insan hakları dersi vereceksin. Dünya ırkçılıktan çok çekti, dünya ve İslam âlemi mezhepçilikten, sen-ben kavgasından çok çekti.

Biz öncelikle kendi içimizde, sonra bölgemizde ve dünyada İslamofobiyayla, ırkçılıkla, mezhepçilik ile mücadeleyi sonuna kadar yürütmeye kararlıyız. Bizim dinimiz öldürmeyi değil yaşatmayı, zulmü değil merhameti, şefkati, rahmeti esas alır. Farklılıklar bu ülkenin zenginliğidir, farklı kültürler, farklı kimlikler Türkiye’nin en büyük gücüdür.

Roman kardeşlerimizin bu ülkenin birinci sınıf vatandaşları olduğunu herkes bilmelidir, bunu böyle kabullenmelidir. Buna karşı çıkan, buna aykırı iş yapan herkesten önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve makamını karşısında bulur. Ama şunu da açık söylüyorum: İçinden geldiğim Hükümeti de karşısında bulur.

Romanlar bu toprakların üvey evladı değil, asli unsurudur.

İşte bu yıl Çanakkale Zaferinin 100. Yıldönümü, zaferde Romanların payı yok mu? Elbette var. Sizlerin dedeleri Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşında savaştı, şehit düştü, gazi oldu. Herkesin bu ülkede ne kadar hakkı varsa, Roman kardeşlerimin de o kadar hakkı var, ne bir eksik, ne bir fazla.

Romanları kötü gösterme, horlama, potansiyel suçlu kabul etme, o dönemler artık geride kaldı. Bu ülkede artık hiç kimse, Romanları buçuk millet olarak tarif edemez. Bu ülkede artık hiç kimse, ‘sen bir garip çingenesin, telli zurna neyine gerek’, diyerek Romanların hakkını, hukukunu çiğneyemez.

Hani Neşet Usta diyor ya, “Dinle sana bir sözüm var, kimseyi hor görme gardaş. Kim nasıldır, Allah bilir, kötüleyip yerme gardaş”, Neşet Ertaş böyle diyor. Evet, Romanları yerme, hor görme, onları potansiyel suçlu kabul etme dönemi kapandı, eski Türkiye’nin alışkanlıklarıydı onlar, geride kaldı. İşte burada toplanan sizler eski Türkiye’nin sona erdiğinin, eşitlik içinde, kardeşlik içinde, barış, huzur içinde sizler, yeni Türkiye’nin kapılarının sonuna kadar açıldığının en büyük ispatısınız.

Kardeşlerim,

Bu ülke bugüne kadar Romanlar hiçbir zarar görmemiştir. Şimdi şu ifadelerimi altını çizerek söylüyorum: Romandan terörist çıkmaz, Romandan bölücü çıkmaz, Romandan hain çıkmaz. Romanlara yöneltilen suçlamalara bakın, hepsi de her şehrimizde, her ilçemizde, her köyümüzde rastlanabilecek tamamen insana dair, tamamen imkana dair hususlardır. Buna karşılık Romanların ülkemize kattığı çok şey vardır, Türkiye’yi Romansız düşünmek bile içimizi karartmaya yeter. Çünkü sizler bu ülkenin gülen yüzü, neşesi, sevincisiniz. Roman’ın kışı olmaz, sizler hep bir baharsınız. Roman karamsar, kötümser olmaz, sizler hep bir inancın, ümidin temsilcisisiniz. Soruyorum, asık yüzlü Roman olur mu? Roman’ın yüzünde hep bir bahar çiçeği bulunur.

Zaman zaman yollarda görüyorum, küçük Roman çocukları, gençleri, kendilerinden büyük derme çatma el arabalarıyla kâğıt topluyor, hurda topluyor. Helalinden kazanılan her kuruş paraya sonsuz saygım var, ama benim gönlümden geçen Roman manzarası asla bu değil. Ben istiyorum ki, Roman kardeşlerim çocuklarının eğitimine ihtimam göstersin.

Ben Romanları sadece çalgı çalan, sadece çiçek satan, sadece kağıt toplayan değil, doktor olarak, mühendis olarak, öğretmen olarak, iktisatçı, işletmeci olarak görelim istiyorum. Niçin Roman çocuklarının hayalleri küçük olsun? Niçin sizin çocuklarınız hedeflerini küçük tutsun? Bunun yolu eğitimden geçiyor.

Değerli Arkadaşlar,

Çocuklarınızın ellerinden tutacaksınız, okula götüreceksiniz, gitmiyorsa yine tutup götüreceksiniz, gerekirse başında bekleyeceksiniz. Hiç kimse sizin hakkınıza, sizin kadar sahip çıkmaz, çıkamaz. Çocuklarınızı okutmak için imkanınız mı yok? Valiliğe gideceksiniz, bütün valiler sizin haminizdir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, bizim dönemimizde sosyal devlet olmanın erdemine ulaşmıştır. Kaymakamlığa, belediye gidin, mutlaka size el uzatan devletin eli çıkacaktır. Yine de bulamadınız, işte bu salonlara bu kardeşiniz geliyor, bu salonlardan bir tanesinde beni yakalayacaksınız, bana diyeceksiniz ki, ‘benimle vali ilgilenmedi, kaymakam ilgilenmedi’, bana hemen adını vereceksin, kimliğini, gereğini ben yapacağım.

Bakınız, 2023 diyoruz, yeni Türkiye diyoruz, bunun için bizim yetişmiş insana ihtiyacımız var. Bu insanları kendimizin bu kadar nüfusu, bu kadar potansiyeli varken dışarıdan alıp getirmeyeceğiz. Herhalde sizler çocuklarınızı yetiştireceksiniz ki,  geleceğin Türkiye’sinde onlar hak ettikleri yeri alabilsinler.

Roman kardeşlerimin büyük düşünmesinin zamanı artık geldi. Önümüzde seçimler var, 2019’da 3 seçim birden var, sizler seçen olduğunuz kadar seçilen olma hakkına da sahipsiniz. Temsilcilerinizi belediye meclislerine gönderdiniz, ama yeterli değil, il genel meclislerine gönderdiniz, ama yeterli değil, büyükşehir meclislerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne göndermelisiniz. Bunun için tek ihtiyacınız olan, çocuklarınızın eğitimine önem vermek ve aranızdaki birliği, beraberliği güçlendirmelisiniz.

Bunları yaptığımızda kilitli gibi duran tüm kapıların birer birer kendiliğinden sizlere açıldığını göreceksiniz. Biz bunun altyapısını oluşturmaya devam edeceğiz.

TOKİ sizler için evler yapıyor, belediyeler kentsel dönüşüm kapsamında sizlere yeni yaşam alanları oluşturuyor.

Bu çalışmaların sonuna kadar destekçisiyim. Roman kültürünün bu ülkenin önemli bir değeri olarak korunması, yaşatılması konusunda tüm kuruluşlarımızı göreve çağırıyorum. İşte az önce burada bir ilahi, aynı zamanda bir de burada birçok enstrümanı kullanan yavrularımızı gördünüz. Bunlar şimdi Kocaeli’nde, bakın kardeşlerimizin, yani Roman Konfederasyonu’nun oluşturmuş olduğu bir konservatuarda yetişiyorlar. Bakın, küçücük yaşta hepsi kemani olmaya başladılar, org çalıyor, bunu da gördünüz, inanıyorum ki bunların içinde kanuni de var. Bu akşam o kadar geniş tabii gelmediler.

İnşallah yeni Türkiye’yi sizlerle birlikte inşa edeceğiz. Yeni Türkiye sizlerin de katkılarıyla kardeşliğin, barışın, huzurun, bir büyük kucaklaşmanın adresi olacak. Ben bu düşüncülerle bir kez daha sizlerle birada olmaktan duyduğum memnuniyeti özelikle belirtiyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, Allah’a emanet ediyorum.