14 Mart Tıp Bayramı Dolayısıyla Çanakkale'de Düzenlenen Toplantıda Yaptıkları Konuşma

14.03.2015

Sağlık Camiamızın Değerli Mensupları,

Değerli Kardeşlerim,

Kıymetli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor; 14 Mart Tıp Bayramı’nın ülkemiz, milletimiz ve tüm sağlık camiamız için hayırlara vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Öncelikle hem 14 Mart Tıp Bayramını kutlamak, hem de bu yıl Yüzüncü Yıl Dönümünü idrak ettiğimiz Çanakkale zaferimizi yâd etmek üzere bu etkinliği düzenleyen, Sağlık Bakanlığımızı, Sayın Bakanımızı ve ekibini tebrik ediyorum. Bu anlamlı programın tertibinde görev alan, katkı sunan herkesi kutluyorum. Yurtiçinden ve yurtdışından programımızı teşrif eden kıymetli misafirlerimize de hoş geldiniz diyorum.

Değerli Kardeşlerim…

Bu yıl 14 Mart Tıp Bayramının Çanakkale’de düzenlenmesini son derece anlamlı ve önemli bulduğumu belirtmek isterim. Evet, bugün üç tarihi olayı birlikte kutluyor, beraberce hatırlıyoruz. Bir tanesi, 14 Mart 1827’de ülkemizde ilk tıp okulunun açılışıdır. İkincisi, 96 yıl önce, 14 Mart 1919 tarihinde, İstanbul’daki işgal kuvvetlerinin topları Tıbbiyenin üzerine doğrulttuğu bir günde, okulun iki kulesi arasına astıkları Türk bayrağıyla, işgale başkaldırışlarıdır. Üçüncüsü de, 4 gün sonra idrak edeceğimiz 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ile Nisan ayında kavuşacağımız Kara Savaşlarının 100’üncü yıldönümüdür.

Çanakkale Savaşımızın da, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla taçlandırdığımız İstiklal Mücadelemizin de en önemli kahramanlarından biri, hiç şüphesiz sıhhiye personelimizdi. Kimi zaman cephe gerisinde kimi zaman da bizzat cephe hattında fedakârca görev yapan, şehit olan, yaralanan, sıhhiye personelimize millet olarak çok büyük minnet borcumuz var.

Çanakkale 18 Mart Üniversitemizin ve Sağlık Bakanlığımızın ortak çabaları sonucu hazırlanan “Sıhhiye 1915” kitabında ve sergisinde, doktor ve sıhhiye görevlilerimizin sergiledikleri özveriyi görebiliyoruz. O 300 fotoğrafta, bizi biz yapan değerlere, vatan, millet ve hürriyet uğruna ortaya konan azim ve kararlığa, bugünlerimiz için ödenen bedellere şahitlik ediyoruz. Biz Türkiye Cumhuriyetini bu fotoğraflarda gördüğümüz fedakârlıklar, acılar, dramlar ve kahramanlıklar üzerine inşa ettik, durup dururken bu yükselmedi, bunun bir bedeli var. Bu bedeli atalarımız, büyüklerimiz yaşadılar ve bizler şu anda onların mirası, onların bakiyesi üzerinde şu anda yaşamımızı sürdürüyoruz.

Ben bu vesileyle Çanakkale Savaşında, İstiklal Harbimizde, diğer cephelerde şehit olan, gazi olan sıhhiye personelimizi bir kez daha rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyorum. Biz, ilahi mesajda da çok net bir şekilde ifade edildiği gibi, şehitlerin ölüler olmadığına, onların diri olduğuna inanıyoruz. Bu topraklar üzerindeki varlığımız, öncelikle Allah'ın bize nimeti, ardından da aziz şehitlerimizin bize mirasıdır. Akif'in ifadesiyle, sıksan, "Şüheda Fışkıracak Bu Topraklar", hiç kuşkusuz, aziz şehitlerimizin yüzü suyu hürmetine, onların hatırasıyla huzur ve emniyet içindedir. Allah onlardan razı olsun, Rabbim onların mekânlarını cennet eylesin.

Değerli Arkadaşlar,

Şu anda bulunduğumuz toprakların kıymetini iyi bilmeliyiz. Burası, altında yatan yüzbinlerce şehit düşünülmeden, üzerinden geçilip gidilecek topraklar değildir.  Evet, 100 yıl önce burada yazılan destanı, Çanakkale lafzının gerisindeki manayı çok iyi anlamalıyız.

Çanakkale, imanın, inancın, fedakârlığın, bağımsızlığın ve bin yıllık medeniyet değerlerimizin ete kemiğe büründüğü, şaha kalktığı yerdir. Çanakkale, çelik ve barutun, teknoloji ve kemiyetin; iman, azim ve keyfiyet karşısında diz çöküşünün sembolüdür. Tarihte eşine çok az rastlanan bu büyük destan, vatanın, milletin bekası için gözlerini kırpmadan canlarını feda etmeyi göze alan yüzbinlerce kahramanın eseridir.

Çanakkale aynı zamanda Nabluslu Ahmet’in, Musullu Selahaddin’in, Sudanlı Muhammed’in, Tunuslu Ali’nin, Bosnalı Murat’ın zaferidir. Anadolu’dan Ortadoğu’ya, Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar yöresi, kökeni, rengi ve mezhebi ne olursa olsun Mehmetçikler, bu aziz topraklarda gönüllerini buluşturmuş, birlikte şahadet şerbetini içmişlerdir. "Bayrakları Bayrak Yapan Üstündeki Kandır. Toprak Eğer Uğrunda Ölen Varsa Vatandır" diyerek şehit olmuşlardır, işte burada, hemen yanı başımızda ete kemiğe bürünmüş, anlam kazanmıştır.

“Bir gül bahçesine girercesine kara toprağa giren” kınalı kuzular, göz kamaştıran mücadeleleriyle Çanakkale Geçilmez sözünü tarihe nakşetmişlerdir. Bu açıdan Çanakkale Muharebeleri, yalnızca askeri bir başarı değil, aynı zamanda 200 yıldır sürekli tahkir edilmiş bir milletin, küllerinden tekrar dirilişinin hikâyesidir.

Milletimizin makûs talihini tersine çevirenlerin bu fedakârlıklarını, azimlerini ve mücadelelerini iyi anlamak mecburiyetindeyiz. Onun için, Çanakkale çok farklı, onun için Çanakkale çok anlamlı. Ve 12 yıl önce yılda Çanakkale’ye gelenlerin sayısı 250 bindi, hamdolsun bugün Çanakkale’ye gelenlerin sayısı 3 milyona çıktı. Ben inanıyorum ki, bu 18 Mart, 24 Nisan’dan sonra bu rakam çok daha yükseklere çıkacak ve inşallah milyonlarca gencimiz, yavrumuz buraları ziyaret edeceği gibi, dünya da en ücra köşeden, kıtalar ötesinden buraya gelerek bu tabloyu yerinde takip edecek, okuyacaklardır.

Yüz binlerce şehidin toprağa düşmesine, birçok lise ve üniversitenin mezun verecek öğrenci dahi bulamamasına, neredeyse her evden bir şehidin şehadet şerbeti içmesine sebep olan bu mücadeleyi, iyi tefekkür etmeliyiz. Aynı şekilde, bundan yüz yıl önce, dünyanın en ücra köşelerinden buraya gelip savaş veren mantığı, buna neden olan motivasyonu, sâiki de iyi düşünmek durumundayız.

Unutmamalıyız ki, geçmişimizden aldığımız her ders, geleceğimizi aydınlatan bir ışıktır.

Değerli kardeşlerim…

Bugün de içinde bulunduğumuz coğrafya son derece sancılı bir süreçten geçiyor, çok zor günler yaşıyor. Kime ve neye hizmet ettiği belli olmayan bir örgüt, güya yüce dinimiz adına, en kanlı cinayetleri, en vahşi katliamları gerçekleştirmekten imtina etmiyor. Her gün kadim mirasımızın en nadide eserleri, kitapları, kütüphaneleri, türbeleri ve camileri bu örgüt tarafından yok ediliyor. Aynı şekilde, Suriye’de eli kanlı bir diktatör, kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla, işkence ve zulümle iktidarını uzatmanın çabası içinde.

Düşünebiliyor musunuz, 350 bin insan öldürülüyor ve 6 milyon insan sığınmacı, mülteci durumunda, sadece bizim ülkemizde Irak ve Suriye’den bize sığınanların sayısı 2 milyon, koskoca Avrupa’da 250 bin insan var. Dünyanın sesi çıkıyor mu, Batının sesi çıkıyor mu? Hayır. Sadece bizimle biraraya geldikleri zaman, siz ne büyük milletsiniz, 2 milyon insanı burada ağırlıyorsunuz, Paraya gelince hiç ellerini cebine uzatmıyorlar. Fakat öbür tarafta 3 tane kendilerinden kaçan vatandaşlarıyla ilgili dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Öbür tarafta yine aynı şekilde bir başka yerde bakıyorsunuz, bir başka mücadelenin içerisinde olanlara milyarlarca dolarları, on milyarlarca dolarları aktarabiliyorlar. Biz şu ana kadar 5,5 milyar dolar harcadık, bize verdikleri destek, 250 milyon dolar, aradaki fark bu.

Onun için işte bu millet büyük millet. Onlar uzatsa da ellerini, uzatmasa da ellerini, biz yüreğimizden neyimiz var, neyimiz yok ortaya koyabiliyoruz darda kalan insanlara, bu milletin farklılığı bu.

Kardeşlerim,

ESED ve DEAŞ terör örgütü, aynı sakat anlayışın iki farklı tezahürüdür. Bunlar aynı üst aklın kullandığı maşanın iki ucudur.Bu durum karşısında, kendi içimize kapanıp, kardeşlerimize sırt çevirmek bize yakışmaz. Böyle bir tavır, her şeyden önce aziz şehitlerimizin ruhunu muazzep eder. Medeniyetimizin ve tarihimizin bize yüklediği sorumluluk; kimliğine, ideolojisine, rengine, ırkına, mezhebine bakmadan mazlumun yanında olmak, mağdura yardım etmek, zalime karşı durmaktır.

En başından beri biz de bunu yapıyor, önce Suriye’deki sonra Irak’taki savaştan kaçarak kapımıza gelen, bize sığınan kardeşlerimize sahip çıkıyoruz. Zira biz şunu biliyoruz: Zulme rıza zulümdür ve bu inançla da yolumuza devam ediyoruz. En başından beri biz bunu yaptık, yapıyoruz ve mağdurun, mazlumun yanında yer almaya devam edeceğiz. Suriye’deki, sonra Irak’taki savaştan kaçarak kapımıza gelen, bize sığınan bu kardeşlerimize sahip çıkıyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Bu topraklarda barınanlar, kendi ülkelerinde şartlar normale dönmeden şüphesiz ki evlerine gitmeyecektir. Biz onlara diyoruz ki, ne zaman arzu ederseniz topraklarınıza o zaman dönebilirsiniz. Kimi zaman bazı çevreler, bize ne, Suriye’den, Irak’tan,  Libya’dan, Filistin’den, Afganistan’dan, Somali’den diyorlar. Ben birçok kez bu sözü ifade edenlere, bizi eleştirenlere, gelin dedim, Çanakkale’ye, buraya gelin, şu Çanakkale’deki kabristanları bir ziyaret edin ve o kabristandaki başlıklara bakın, o başlık taşlarında, o tablolardaki isimleri görün, hangi ülkelerden kimler bu Çanakkale mücadelesine gelmişler onları bir görün.

Çünkü burada bir gün geçiren, siperleri ziyaret eden, şehitliğe giren, orada mezar taşlarında yazan isimleri, şehirleri okuyan birinin böyle bir düşünceye kapılması mümkün değildir. Şehitliklerimiz incelendiğinde görülecektir ki, Çanakkale tüm bu coğrafyanın dayanışmasının zaferidir. Çanakkale aslında aramızdaki sınırların ne kadar suni olduğunun, ne kadar iğreti olduğunun ifadesidir. Çanakkale’ye biraz da bu nazarla bakmamız, bu şekilde değerlendirmemiz gerekiyor.

Değerli Kardeşlerim,

Elbette her meslek kutsaldır, her meslek saygıyı sonuna kadar hak eder, ama tüm bu meslekler içinde hekimlerimizin ayrı bir yeri, ayrı bir önemi vardır, çünkü hekimlerimiz doğrudan insan hayatına, doğrudan insan canına dokunan, şifaya aracılık eden insanlardır; bunun için hekimlik mesleğinin bizim medeniyetimizde ve kültürümüzde farklı bir konumu vardır. Kanuni’nin sözü hepimizin malumudur, ‘halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi’, bu söz dünyadaki en değerli şeyin, en güzel mutluluğun sağlık olduğunu ifade ediyor. Peygamberimizin kıymetinin ancak kaybedildiğinde anlaşılabildiğini belirttiği hususlardan biri de nedir? Sıhhattir, sağlıktır. Biz hekimlerimizle el ele vererek, az önce Değerli Bakamın da ifade ettiği gibi, Şeyh Edebali’nin ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ ilkesini her alanda olduğu gibi, sağlık hizmetlerinde de hayata geçirmenin çabası içinde olduk.

Az önce sergiyi dolaşırken, evet, atlara, merkeplere bağlanmış sedye ve yanlarındaki, koltuk diyemeyeceğim, sandalyeler ve oralardan şimdi nereye geldik? Ambulans jete, ambulans helikoptere, paletli ambulanslara ve en modern şekilde ambulanslara geldik; nereden nereye geldik.

Hatırlayın, köpeklerin çektiği kızaklarla hamile hanım kardeşlerimiz, dağlardan şehre indirilme mücadelesi çok da uzak değil, şurada 10-15 senelik işler. Ama şimdi oralara karda, kışta paletli ambulanslar hamdolsun çıkıyor, yeri geliyor helikopterlerle oralara inip oralardan insanlar alınabiliyor. Ve şehirlerde daha doğumuna birkaç gün kala misafir edilebiliyor, bu sürece geldik. Nedir bu? İnsana verilen değerin ta kendisidir.

Ülkemizin sağlık sisteminin 12 yıl önceki halini sizler gayet iyi biliyorsunuz. Hele hele, Savaş Ay’ın bir programını izlemiştim, o programı izlediğim zaman zaten şok olmuştum. Hepiniz herhalde izlemişsinizdir. O program neydi Yarabbi. O zamanın SGK Genel Müdürü’nü de biliyorsunuz zaten, aman Yarabbim, aczini, kendisinden 10 yıl öncesinin daha iyi olduğunu söyleyecek kadar bir durumda şecaat arz ederken, sirkatin söylüyor.

Biz ise bir şeyin mücadelesini verdik, sağlıkta bu köhne sistemi değiştirip ülkemizin her köşesindeki vatandaşımızın aynı kalitede hizmet almasını sağlayacak bir sağlık sistemini kurmak için çok çaba sarf ettik, hep beraber çok çalıştık, çok mücadele verdik, hamdolsun bugün bu noktada çok önemli, çok farklı bir yerdeyiz. Eksikler yok mu? Tabii ki var, ama hız, azim, kararlılık o eksikleri de giderme istikametinde, onlar da hallolacak. Bunları da birer birer gideriyor, sorunları birer birer çözüyor ve bu alanda ülkemizin standartlarını her yıl daha da yükseltiyoruz.

Sizler de takip ettiniz, Perşembe günü Hükümetimiz yeni bir paket açıkladı, bu kapsamda sağlık çalışanlarımızın nöbet ücretlerinde yüzde 50 artış sağlandı, aynı şekilde aciz servislerde ve riskli noktalarda çalışanların mesai ücretlerine yüzde 75 zam yapıldı, isteyen hekimlerimize emeklilikten sonra 70 yaşına kadar çalışma imkânı getiriliyor, mali sorumluluk tazminatının limiti 2 katına kadar yükseltiliyor. Tüm bu düzenlemelerin hekimlerimiz, hemşirelerimiz, sağlık personelimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

Diğer yandan, ülkemizin yüzkarası olarak gördüğüm, sağlık personeline yönelik şiddet konusunda Bakanlığımız çeşitli önlemler aldı, almaya da devam edecek. Bu meselenin çözümünde fiziki tedbirler, cezalar elbette önemli, ama daha önemlisi, sağlık personelimizin, doktorlarımızın halkımız gözündeki yerini, itibarını doğru yere oturtmaktır.

Kültürümüzde, tarihimizde hekimlerimize saygının, sevginin en güzel örnekleri varken, nasıl olup da bugün sağlık personeline şiddeti konuştuğumuz günlere geldiğimizi iyi değerlendirmeliyiz, iyi tartmalıyız. Hayat kurtaran, insanın en değerli nimeti olan sağlığına kavuşmasına vesile olan fedakâr hekimlerimizin, bu sıkıntılarının çözümünü süratle sağlamak mecburiyetindeyiz. Bunu sadece idareden beklemek, Hükümetten beklemek yanlış olur, milletçe el ele vermek suretiyle bunu sağlamalıyız.

Bir doktora, bir hemşeriye kalkan elin bir defa bir ihanet zincirinin uzantısı olduğunu bilmemiz lazım, bu çok yanlış bir şey.

Bu noktada geçtiğimiz günlerde çok önemli bir adım atıldı, iç güvenlik paketinin kabul edilen maddelerinden biri, sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti önlemeye matuf. Gözaltı sürecini hızlandıran ve sürelerini artıran bir düzenlemedir bu. Bu konuda yürütülecek tüm çalışmalarda yanınızda yer aldığımı, atılan her adımın takipçisi olacağımı bilmenizi isterim.

Ben de bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha bütün doktorlarımızın ve sağlık camiamızın 14 Mart Tıp Bayram’ını kutluyorum. Başta Çanakkale’de ve İstiklal Harbimizde olmak üzere görevleri başında şehit olan tüm sıhhiye personelimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ülkemizin dört bir yanında, yurt dışında görev yapan hekimlerimize, hemşirelerimize ve tüm sağlık çalışanlarına ülkem ve milletim adına en kalbi şükranlarımı sunuyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.