"100. Yılında Çanakkale Ruhu ve Gençlik" Adlı Özel Programda Yaptıkları Konuşma

13.03.2015

Memur-Sen Konfederasyonu’nun Çok Değerli Onursal Başkanı ve Genel Başkanı,

Genç Memur-Sen’in Değerli Genel Başkanı,

Değerli Yönetim Kurulu Üyeleri,

Sevgili Gençler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi muhabbetlerimle selamlıyorum.

Genç Memur-Sen tarafından düzenlenen “Ülkemiz İçin, Birliğimiz İçin, Türkiye İçin Yeniden Çanakkale Ruhu ve Gençlik” özel programının hayırlı olmasını, başarılı olmasını diliyorum. Bu güzel program dolayısıyla, tüm Memur-Sen camiasını, bilhassa da Genç Memur-Sen’li kardeşlerimi tebrik ediyorum.

Memur-Sen, gerek bugüne kadar sürdürdüğü başarılı sendikacılığıyla, gerekse ülkemizin ekonomisine, demokrasisine, hak ve özgürlük mücadelesine verdiği destekle gerçekten çok önemli görevler ifa etmiş bir kuruluşumuz.

Tüm bu hizmetlerinden dolayı Memur-Sen ailesine şükranlarımı sunuyorum. Elbette, sözlerimin hemen başında Memur-Sen’in kurucusu, değerli şair ve mütefekkir ağabeyimiz, güzel insan Akif İnan’ı da rahmetle yad ediyorum.Kendisi görememiş olsa da, Türkiye’nin zor günlerinde, 1995 yılında diktiği fidanın, artık koca bir çınar olduğuna, bizler bugün hep birlikte şahitlik ediyoruz. Mekanı cennet olsun inşallah.

Değerli Kardeşlerim…

Memur-Sen, ülkemizde sendika üyesi olan memurlarımızın yarısını bünyesinde barındıran, tüm iş kollarında yetki sahibi sendikalarıyla, kendi alanında ülkemizin en büyük konfederasyonudur. Kurulduğundan beri, bilhassa da 28 Şubat döneminden başlayarak, Türkiye’nin tüm zor dönemlerinde, demokrasiden ve özgürlüklerden yana tavrıyla Memur-Sen, diğer sendikalardan farklı bir konumda yer aldı. Kadınlara, engellilere, gençlere yönelik özel komisyonlarıyla, her kesime hitap eden Memur-Sen, milli iradenin yanında ortaya koyduğu kararlı ve samimi duruşuyla da ayrıca takdiri, şükranı hak ediyor. 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçimi krizinde, AK Parti’nin kapatılma davasında hakkaniyet, hakikat Memur-Sen, hakkaniyet mücadelenin en ön saflarındaydı. Yeni Anayasa çalışmalarında, Çözüm Süreci’nde, 17-25 Aralık darbe teşebbüsünde Memur-Sen yine mücadele safının en önündeydi. Eğitimde 4+4+4 projesinin hayata geçmesinde, kamuda görev yapan kadınlarımızın başörtü sorunlarının çözümünde sergilediği öncü rolle Memur-Sen, hakkın, hakikatin, adaletin yanında olduğunu gösterdi.

İmam hatip okullarının katsayı mücadelesinde Memur-Sen onların yanında yer aldığını gösterdi. İmam hatip okullarının, meslek liselerinin orta kısımlarının kapatılması olayında yine hakkın ve hakikatin yanında yer aldı. İçeride ve dışarıda yürüttüğü yardım faaliyetleriyle… Ve inşallah diyorum ki artık katsayı kalktı, orta kısımlar açıldı. Bundan böyle artık istediğiniz üniversiteye girecek ve oralardan istiklalimizin ve istikbalimizin nesli olarak yetişeceksiniz.

Değerli Kardeşlerim,

Sizler, ülkemizdekii 400 bin üyenizle Türkiye’nin en büyük sivil gençlik teşkilatı olarak gururumuzsunuz, ümidimizsiniz. Sizlerin bir farklılığı var; Sizleri, bu ülkede, taşla, motolofla, maskeyle, yakmakla, yıkmakla değil; fikirle, ilimle, irfanla, kültürle, saygıyla, sevgiyle mücadele verilebileceğini gösteren, gerçekten örnek bir gençlik olarak görüyorum.

Sizleri, Üstat Necip Fazıl’ın deyimiyle; “Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik…” olarak görüyorum.  Buradaki her bir genç kardeşimin, “kim var!” diye seslenildiğinde, sağına ve soluna bakmadan, “ben varım!” Cevabını vereceğine, “dava taşını gediğine koyacağına” yürekten inanıyorum.

Buradan milletime sesleniyoruö; Bu ülkenin gençliği, Gezi’de gördüğünüz vandallar değildir. Bu ülkenin gençliği, etek giyerek sokakları ateşe veren o provokatörler değildir. Bu ülkenin gençliği, masum kızlarımızı alçakça katleden o ırz düşmanları asla değildir. Bu ülkenin gençliği, işte buradadır. 400 bin üyesiyle, Türkiye’nin en büyük sivil toplum kuruluşunun temsilcisi olarak, işte burada, karşımda duran gençler, sizler, bu ülkenin gençliğinin ta kendisisiniz.

Birileri ısrarla diğerlerini gündeme getirebilir, diğerlerini ön plana çıkartabilir. Ama biz biliyoruz ki, bu ülkenin, bu milletin gençlerini asıl temsil edenler; ahlakınızla, çalışkanlığınızla, bilginizle, enerjinizle sizlersiniz. Rabbim sizden razı olsun. Rabbim çalışmalarınızda size güç versin, kuvvet versin, aşk versin, sabır versin.

Sevgili Gençler…

Bu yıl, 18 Mart’ta, Çanakkale Deniz Zaferimizin 100’üncu yıldönümünü kutluyoruz. Aziz Çanakkale şehitlerimizi bir kez daha rahmetle, minnetle yadediyor, hepsine Allah’tan rahmet diliyorum. Onlarla birlikte, tarih boyunca vatanları için, milletleri ve bayrakları için canını feda etmiş tüm şehitlerimize Rabbimden rahmet niyaz ediyorum.

Çanakkale Savaşları’nın 100’üncü yıldönümünü çok farklı etkinliklerle, çok farklı programlarla, Mart ayı başından itibaren kutlamaya başladık. Yarın Çanakkale’deyiz, Tıp Bayramını inşallah orada kutlayacağız. Bu, unutulacak bir şey değil, o istikbal ve istiklal mücadelesinde Yahya Kemal’in ifadesiyle, çok enteresandır, o sıkıntılı günlerde ne diyordu:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yarabbi!

Senin uğrunda ölen ordu budur Yarabbi!

Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın” diyordu.

Tüm üniversiteli gençler Çanakkale’deydi, liseli gençler Çanakkale’deydi, çünkü mermi atacak insan bulunmadığı için onlar cepheye sürülmüştü, tıp öğrencileri, lise öğrencileri, hepsi oradaydılar. Bu farklı bir mücadeleydi, onun için bizler işte oradan alıyoruz asıl gücümüzü. Çanakkale’de ve ülkemizin pek çok farklı yerinde çeşitli kurumlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız tarafından düzenlenen etkinliklere bu önemli yıldönümünü en güzel şekilde idrak etmeye çalışıyoruz.

Her yıl 18 Mart’ta yapılan törenlere bu yıla kadar bizzat Başbakan olarak hep katıldım, şimdi bu yıl inşallah Başbakanımız 18 Mart’ta oraya katılıyor. 24 Nisan’da yüzüncü yıl kutlamalarına dünya devlet başkanlarını, hükümet başkanlarını davet ettik ve öyle zannediyorum ki şu ana kadar bize geri dönüşlere baktığımızda 30’a aşkın devlet başkanı, hükümet başkanı bizlerle beraber Çanakkale’de olacaklar. Bakanlarla, diğer temsilcilerle bu rakam çok daha yüksek olacak.

Genç Memur-Sen tarafından Çanakkale Zaferimizi ve şehitlerimizi anmak için düzenlenen bu programı da, takdire şayan bir kadirşinaslık örneği olarak görüyorum. Kendilerine yakışanı yaparak, tarihlerine ve ecdatlarına sahip çıktıklarını gösterdikleri için gençlerimizi tebrik ediyorum. Esasen, Çanakkale Savaşı, diğer birçok özelliğinin yanısıra bir genç savaşıdır. Ülkemizdeki pek çok lise, üniversite kurumu, Çanakkale Savaşlarının olduğu yıllarda mezun vermemiştir. Niçin biliyor musunuz? Çünkü, o okulun, o sınıfların tüm öğrencileri Çanakkale cephesine gitmiş, orada kahramanca mücadele etmiş, kimi şehit olarak, kimi gazi olarak bir daha okullarına dönme imkanı bulamamıştır.

Biz, işte böyle bir fedakarlığın, işte böyle bir ruhun, işte böyle bir azmin neticesi olarak bugünlerimize kavuşmuş bir milletiz. Her zaferin unutmayın, elbette bir bedeli vardır. Evet, biz Çanakkale’de kazandığımız o muhteşem zaferle, bu milletin 200 yıllık makus talihini tersine çevirdik.Bu, yüzbinlerce gencimizin, şehit olarak, gazi olarak hayatlarını baharında sönmesi pahasına elde edilen bir zaferdir. Çanakkale Zaferi olmasaydı, muhtemelen Kurtuluş Savaşını verecek takati, azmi ve umudu kendimizde bulamayacaktık. Elbette en doğrusunu Allah bilir. Ama şu bir gerçek ki, Çanakkale Zaferinin sonuçlarını ve bedelini çok iyi değerlendirmemiz, bundan çok iyi dersler çıkarmamız gerekiyor.  Zaferin 100’üncü yılı etkinliklerinin bu bakımdan da bizler için bir tefekküre vesile olmasını temenni ediyorum.

Değerli Kardeşlerim…

Sevgili Gençler…

Çanakkale Savaşı pek çok yönden ayrıntılı olarak incelenmeyi, analiz edilmeyi hak eden, insanlığa pek çok dersler veren bir hadisedir. Ben burada, bu savaşların sadece bir yönü üzerinde kısaca durmak istiyorum.

Çünkü, bugünlerde bölgemizde ve dünyada hepimizin yüreğini yakan, ruhunu inciten öyle hadiseler yaşanıyor ki, Çanakkale’ye bakıp oradan ders çıkartılmasını ummadan edemiyoruz. Bakınız, bu savaşta bulunmuş bir Fransız Generali, hatıralarında şöyle bir olayı naklediyor: Savaşta şahit olduğu bir manzarayı anlatan bu General diyor ki;

“Yerde bir Fransız askeri yatıyor, bir Türk askeri de kendi gömleğini yırtmış, onun yaralarını sarıyor. Kendisine, tercüman aracılığıyla niçin yardım ettiğini sorduğumuzda, Fransız askerinin elinde tuttuğu kadın resmini işaret ederek, ‘bu herhalde annesi, benim kimsem yok, o kurtulsun, annesinin yanına dönsün istedim’ diyor. Üstelik bu Türk askerinin göğsünde, Fransız askerinİN daha derin bir yara vardı. Biraz sonra her ikisi de öldü.” İşte böyle anlatıyor Fransız Generali…

Bir başka örnek, 1956 yılında Avustralya’da müsabakaya giden meşhur bizim şampiyonumuz Vehbi Emre anlatıyor bunu; Güreş Milli Takımımızın Kafile Başkanı bu yaşadıklarını anlatıyor, Vehbi Emre Kafile Başkanı. Avustralya’ya vardıklarında oradaki bir aile kendilerini ısrarla evlerine yemeğe davet ediyor. Biliyorsunuz, Avustralya, Yeni Zelenda, bunlar Çanakkale’ye gelenler. Bakınız nerelerden Çanakkale’ye gelmişler. Yemeğin sonunda orada bulunan ve Çanakkale Savaşında bulunmuş bir Avustralyalı kendilerine şunları anlatıyor, bu da çok manidar: İngilizler 17 yaşındayken beni askere alıp Çanakkale’ye gönderdiler. Bir akşam şiddetli bir çatışmada bir Türk askeriyle karşı karşıya geldim  -çok enteresan burası- ve “süngüsünü göğsümde hissettim, tam artık her şey bitti, öldüm herhalde diye düşünürken, Türk askerinin bana bağırarak, geriyi, arka tarafı göstererek, bizim siperleri işaret ettiğini gördüm, hemen toparlanıp siperime geri döndüm. Oradaki tercümana, Türk askerinin ne söylediğini sordum. Tercüman bana Türk askerinin, be çocuk, burası er meydanı, senin ne işin var burada? Haydi, git yerine diye bağırdığını söyledi.” Evet… Çanakkale’de bunlar gibi o kadar çok ibretlik hadise yaşanmıştır ki, inanın anlatması, konuşması günler sürer.

Hem bizim ülkemizde, hem savaşa katılan diğer ülkelerin kayıtlarında, askeri raporlarda, kişisel hatıratlarda bunları görmek, okumak mümkün.

Bugün ise, güya medeniyetin, insan haklarının, özgürlüklerin zirve yaptığı günümüz dünyasında, çocukların, kadınların, yaşlıların, masum sivillerin acımasızca katledilmelerini acıyla, üzüntüyle duyuyoruz, görüyoruz. . İşte Suriye, işte Irak, işte Mısır’da Esma’larımız şehit oldu. Bitmedi, Myanmar’da, Ruanda’da bütün bunlar oldu, Somali’de bütün bunlar oldu. Dünya ne yapıyor? Dünya seyrediyor. Biz Suriye’den ve Irak’tan 2 milyon insana ev sahipliği yaparken, tüm Avrupa’da 250 bin kişi var. Bizi de gördükleri zaman ne diyorlar? ‘Bütün bu yaptıklarınız her türlü takdirin üstündedir.’ Ey Batı, kendine gel kendine, bu bizim medeniyetimizin, inancımızın gereğidir de, onun için bunu yapıyoruz. Çünkü biz Çanakkale’de de aynı ruhla bunu yaptık, savaşın da, savaşmanın da bir şerefi, bir haysiyeti, bir ahlakı vardır. Bugün Suriye’de, Irak’ta, Mısır’da, Filistin’de, Libya’da, Afrika’da, Myanmar’da ve daha pek çok yerde yaşanan çatışmalarda, maalesef bu asil duruşu göremiyoruz. Masum insanlar, kadın, çocuk, yaşlı denmeden üzerlerine bombalar atılıyor. İsrail Gazze’de bu bombaları yağdırdı. O, annesinin kucağında, plajda babasının kucağında atılan silahlara, bombalara yapacak hiçbir şeyi olmayan yavrunun nasıl sarıldığını anasına biliyoruz değil mi? Ve orada şehit oldu. Dünya bütün bunlara karşı ne oldu? Sessiz. Uluslararası sularda Marmara gemimize nasıl saldırdıklarını gördük değil mi? Bütün bu olaylar ortada. Kafalarına kurşun sıkılarak, palalarla doğranarak, askeri araçlarla üzerlerinden geçilerek insanlar katlediliyor.

İşte ülkemizde, şimdi soruyorum, Diyarbakır’da, 5 kat yükseklikte apartmandan atılarak, üzerinden geçilen genç hakkında, acaba onlar adına sokaklarda bulunlar, o gençler bunu nasıl izah edecekler? Kalkıp da işte dün yine İstanbul’da, Türkiye’nin değişik yerlerinde her tarafı kan gölüne çevirmek isteyenler, acaba Yasin’le ilgili olan o tavırlarını neyle izah edecekler?

Değerli Kardeşlerim,

Adil olmadıktan sonra, hakkın ve hakikatin yanında yer almadıktan sonra, hiçbir toplumun iflah etmesi mümkün değildir. Denizdeki balıktan gökteki kuşa, topraktaki karıncaya kadar her konuda hassas olan modern vicdan, ne acıdır ki, bu hadiseler karşısında adeta üç maymunu oynuyor. Bu zulümleri ne görüyor, ne duyuyor, ne konuşuyor. Ne zamana kadar? Ta ki, işin ucu, ateşin sıcaklığı kendisine dayanana kadar. O zaman da meseleye, sadece ve sadece kendi güvenliği, kendi refahı açısından bakıyor ve yeni zulümlere, yeni acılara sebebiyet verecek bir tavır içine giriyor. Suriye’deki çatışmalardan kaçan mültecilere Avrupa kapıları, Amerika kapıları tam anlamıyla duvar. Kendi vatandaşlarının burnu kanadığında dünyayı ayağa kaldıranlar, Akdeniz’in adeta bir mülteci mezarlığı haline dönüşmesine, adeta seyirci kalıyor.

DEAŞ denen örgüt kafa keserek, insanları topluca kurşuna dizerek, camileri, türbeleri, kütüphaneleri, okulları yıkarak bir medeniyet katliamı gerçekleştirirken, onlar sadece örgüte katılan 3-5 vatandaşlarının derdindeler.  Esed kendi halkından 350 bin kişiyi katlederken, bir ülkeyi, bir tarihi yok ederken, onlar hala Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki dengeleri gözetmenin çabası içindeler.  İşte onun için diyorum ki; dünya 5’ten büyüktür. Eğer Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri bu konuda samimiyseler, Birleşmiş Milletler’in reforme edilmesini artık kabul etmeleri lazım. Artık biz Birinci Dünya Savaşını yaşamıyoruz, o günün şartlarını yaşamıyoruz. İkinci Dünya Savaşını yaşamıyoruz, o gününün şartlarının artık çok çok dışındayız. Artık Birleşmiş Milletler’e bir güncelleme gerekiyor.

Eğer samimiyseler, sadece Avrupa’nın, sadece Asya’nın, sadece Amerika’nın temsil edildiği bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi değil, tüm dünyanın temsil edildiği bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, her dinin temsil edildiği bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi. Ve yok daimi üyeymiş, yok geçici üyeymiş; böyle bir mantık olmaz. Orada 15 ülke mi, 20 ülke mi olur belirlenir ve hepsi de daimi olur, dönerli olur, icabında 1 yıl veya 2 yıl süreyle görev yaparlar ve dünyada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde görev yapmayan hiçbir ülke kalmaz, sürekli dönerli; adalet budur. Şu anda dünyanın kaderi 5 tane ülkenin elinde, onların içinde bir ülkenin iki dudağının arasında; evet derse tamam, hayır derse olmuyor, böyle bir adalet olabilir mi?

Mısır’da hem de canlı yayında tüm dünyanın gözü önünde demokrasi talebinden başka suçu olmayan sivil halk kurşunlanarak öldürülürken, onlar bu masum insanların değil darbecilerin katillerin yanında yer aldılar. Filistin’de, Myanmar’da, Türkistan’da insanlar inançlarından dolayı zulme uğrar, en vahşi şekilde öldürülürken modern vicdan kutup ayılarının azalan sayısına odaklanmış durumda; yaptıkları bu.

Bir tarafta kendisine karşı savaşmış, kendisini öldürmek için oraya gelmiş olana merhametle muamele eden bir anlayış. Öteki tarafta, en acı manzaralar karşısında bile vicdan pusulası çalışmayan günümüz modern dünyası. Biz asla böyle olmadık, olmayacağız.

Sevgili gençler; bizim dedelerimiz böyle olmadılar. Bizim ecdadımız, şairlerimiz böyle olmadılar. Ve “Asım’ın Nesli'nde bakıyorsunuz Akif hiçbir zaman bize böyle nasihatte bulunmadı, değil mi?

“Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boynum!

Kanayan bir yara gördüm mü, yanar ta ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırmada geç git! diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

Asım’ın Nesli bu.

Biz, insanı yaradılmışların en şereflisi gören bir inancın mensupları olarak, vicdan pusulamızı asla kaybetmeyeceğiz, asla devre dışı bırakmayacağız. Biz, dünyanın en muhteşem cenklerini etmiş, en muhteşem zaferlerini kazanmış bir ecdadın torunları olarak, atalarımızın savaşın en sıcak anında dahi ortaya koydukları asil duruştan asla vazgeçmeyeceğiz. Bu bizim zaafımız değil, tam tersine ayırt edici vasfımızdır. Selahaddini Eyyubiler, Alparslanlar, Fatihler, Kanuniler, Çanakkale kahramanları, Gazi Mustafa Kemal, işte bu şekilde tarihteki şerefli yerlerini almışlardır.

100’üncü yıldönümüne ulaştığımız Çanakkale Zaferimize, bir de işte bu gözle bakmak, günümüz dünyasında olup bitenleri buna göre değerlendirmek durumundayız. Bu önemli yıldönümü vesilesiyle, Çanakkale Savaşlarını uzun uzun konuşacak, yad edeceğiz.

Bu savaşı, bu zaferi anlatmak için sözün kifayet etmediği yerde, bu destanı en güzel şekilde anlatan İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’a kulak verelim istiyorum. Dün, İstiklal Marşımızın kabulünün 94’üncü yıldönümüydü. Bu vesileyle, Mehmet Akif Ersoy’u rahmetle yad ediyor, Allah’tan rahmet diliyorum. Akif’in Çanakkale Şehitlerine adadığı şiir, başlı başına bir destandır, başlı başına bir ibret vesikasıdır. Üstelik o Akif ki, ülkesine, milletine olan sevgisine, bağlılığına, tutkusuna rağmen uzun süre vatanından ayrı kalmak zorunda kalmıştı. Gençler, tavsiyem şudur: Safahat, Mehmet Akif’in o muhteşem eseri sizin yastık altı eseriniz olsun, yastık altı eseriniz olsun. Onu okurken istirahate çekilin, öyle bir eser olsun. Üstelik o Akif ki ülkesine, milletine olan sevgisine, bağlılığına, tutkusuna rağmen uzun süre vatanından ayrı kalmak zorunda olmuştur. Ömrünün son döneminde ülkesine döndüğünde de takip edilmiş, fişlenmiş, varlığı bir tehdit olarak görülmüştür. Buna rağmen milletimiz Akif’i her zaman bağrına basmış, gönlündeki müstesna yerinde muhafaza etmiştir. Buradaki her bir arkadaşımın tıpkı üstat Necip Fazıl’ın Sakarya’sı gibi, Gençliğe Hitabesi gibi Akif’in Safahat’ının tamamını ve bilhassa da Çanakkale Şehitlerine atfettiği bu şiirini sık sık okumasını, üzerinde düşünmesini arzu ediyorum. Ne diyor Akif? “Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar.

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek, öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhidi...

Bedr'in arslanları, ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.”

Evet, tarihe gömülmek istense bile sığmayacak, namusunu çiğnetmeyecek, Asım’ın Nesli burada mı? Burada mı? Rükû dışında eğilmeyecek başlar burada mı? Maşallah, Rabbim birliğinizi, beraberliğinizi kardeşliğinizi, sevginizi mücadelenizi, azminizi arttırsın diyorum.

Ve sözlerimi Akif’in Çanakkale şehitlerimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimiz için duanın son ifadesiyle bitirmek istiyorum:

“Amin desin hep birden yiğitler

Allahu ekber gökten şehitler

Amin! Amin! Allahu ekber”

Allah tüm şehitlerimizden, gazilerimizden razı olsun, Rabbim onları inşallah cennetiyle, cemaliyle şereflendirsin.

Bu güzel program için Genç Memur-Sen’li kardeşlerimi tebrik ediyorum. Çalışmalarınızın ülkemizin, milletimizin, kardeşliğimizin, bir ve beraber oluşumuzun inşallah birliğine vesile olmasını diliyorum. Sizleri sevgiyle selamlıyorum.