Yükseköğretim Kurulu’nu Ziyaretinde Rektörlere Hitaben Yaptıkları Konuşma

11.03.2015

Sayın Yükseköğretim Kurumu Başkanı,

Çok Değerli Rektörler,

Saygıdeğer Hocalarım,

Yükseköğretim Camiamızın Değerli Mensupları,

Hanımefendiler, Beyefendiler...

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Yükseköğretim Kurumumuza yaptığım bu ziyaret bir ilktir. 12 yıllık Başbakanlık döneminde maalesef böyle bir ziyaret olmadı, şu anda böyle bir ziyaret ilk defa gerçekleşiyor. Bundan dolayı ayrıca bir heyecanım var, ayrıca bir tabii duygusallığım da var. Bundan dolayı sizlerle birlikte olmaktan duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek isterim.

Değerli Rektörler,

Dünyanın bilinen en eski üniversitelerine ev sahipliği yapan topraklarda yaşıyoruz. Bu topraklar daima ilmin, bilginin araştırmanın, eğitimin merkezi olmuştur. Bizim medeniyetimizde, kültürümüzde, tarihimizde her düzeydeki eğitim kurumlarına büyük bir önem verilmiştir. Buhara’dan, Horasan’dan Semerkant’a, Endülüs’ten Kurtuba’ya kadar dönemlerinin dünyadaki en önemli bilim, sanat, eğitim merkezi olan nice şehirlerimiz vardır. Selçuklularda Konya, Osmanlılarda İstanbul, aynı şekilde dönemlerinin parlayan yıldızları olmuştur. Kayseri’den Bursa’ya, Erzurum’dan Manisa’ya kadar pek çok şehrimiz yine önemli eğitim ve bilim merkezleri olarak ön plana çıkmışlardır.

Maalesef, son 200 yılda yaşadığımı bunalım döneminin etkilerini yükseköğretim alanında da tüm ağırlığıyla hissettik. Geleneksel eğitim sistemimiz çökerken, yerine bu ülkenin ve milletin şartlarına uygun modern kurumlar ikame etmekte zorlandık. Batıdan örnek alınarak, açılan kurumlardan ise sınırlı faydalar elde edilebildi.

Ülkemizde bugünkü sisteme göre biliyorsunuz ilk üniversite 1933 yılında kuruldu. 1981 yılına geldiğimizde ülkemizde sadece 19 üniversite vardı. Aynı yıl yüksekokullar, akademiler, enstitüler dâhil, ülkemizdeki yükseköğretim kurumlarının sayısı ancak 107’yi buluyordu. Tüm bu kurumlarda eğitim gören öğrenci sayısı ise 237 bindi. Üniversite sayımız 1992 yılında 53’e, 2002 yılında ise, şimdi tabii bir ufak şeyimiz var; değerli Başkan 77 dedi, Bakanıma sordum kaç, 75 dedi, bendeki kayıtlarda da 76 gözüküyordu, herhalde benimki doğru, çünkü ortalaması 76 oluyor.

Bugün 176 üniversitemiz 5,5 milyon öğrencimizle bu alanda bambaşka bir yerde bulunuyoruz. Aynı şekilde açtığımız yurtlarla, verdiğimiz burs ve kredilerle, akademisyenlerimize sağladığımız destekle üniversite eğitimi konusunda hiçbir engel bırakmamaya çalışıyoruz.

Peki, biz bu kadar kısa bir süre içinde niçin bu kadar üniversite kurduk, öğrenci sayısını bu kadar artırdık? Hatırlarsanız göreve gelmeden önce talep eden öğrencilerle, üniversiteye yerleştirilen öğrenciler oranına baktığımız zaman yüzde 9 idi. Ama şimdi, 45 dakika yukarıda bir brifing aldık, o brifingde de gördüğümüz kadarıyla hamdolsun yüzde 46 değil mi? Şu anda yüzde 46, böyle bir konuma gelmiş bulunuyoruz.

Tabii bu üniversitelerin sayısının şu anda 176’ya ulaşması sebebiyle yapılan eleştirilerin hepsini biliyorum. Ama bizim politikamızın gerisinde çok önemli bir sebep var. Bilindiği gibi, Türkiye’de uzun yıllar eğitim-öğretim sisteminin en önemli problemi, ortaöğretimden yükseköğretime geçişteki tıkanıklık olmuştur. Dershaneler başta olmak üzere eğitim sistemimizin sancılı pek çok uygulaması bu tıkanıklığın ürünü olarak ortaya çıkmış ve kök salmıştır. Biz üniversite sayısını artırarak, taleple arz arasındaki dengeyi kurarak, işte bu tıkanıklığı büyük ölçüde ortadan kaldırdık. Aşağıdan yukarıya doğru artarak devam eden yükseköğretime geçiş baskısı sürdüğü müddetçe, üniversitelerdeki diğer sorunların üzerine kararlılıkla gitme imkânı bulamayacağımızı biliyorduk.

Bugün artık yüzde 81’i aşan okullaşma oranıyla üniversite eğitimi, ülkenin en büyük şehirlerinden en ücra köşesindeki köylerinde yaşayanlarına kadar hiçbir gencimiz için ulaşılmaz bir imkân değildir. Türkiye’de üniversite eğitiminde nicelik sorununu, kapasite sorununu inşallah tamamıyla geride bıraktığımıza inanıyorum. Tüm üniversitelerimizin fiziki ihtiyaçlarını karşılama, bina, araç-gereç, öğretim elemanı, idari personel sorunlarını çözme konusundaki çalışmalarımızı hep birlikte devam ettirmek zorundayız. Burada açığımız var, bunu süratle gidermek durumundayız. Ama bu konudaki kritik eşiği aştığımıza, esas meseleyi çözdüğümüze inanıyorum. Artık bir taban oluştu, bir zemin oluştu.

Değerli Rektörler,

Üniversitelerin adının uzun yıllar bilimle, araştırmayla, eğitimle değil… Yani burada bir özeleştiriyi birlikte yapalım istiyorum ve bunu bir aile içi toplantı olarak böyle bir özeleştirinin olmasının da gerekli olduğuna inandığım için çok açık sözlü olarak bunu sizlerle paylaşıyorum. Uzun yıllar bilimle, araştırmayla, eğitimle değil kavgayla, kamplaşmayla, yasaklarla anılması da bir başka önemli sıkıntımızdı. Öğrencilik yıllarımda üniversitede bunları ben de yaşadım. Üniversiteye gidemediğimiz yılları unutmam mümkün değil, bunları hep yaşadık. Türkiye 27 Mayıs’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta darbecileri teşvik eden, darbecilere yol gösteren, onlara meşruiyet sağlama çabası içine giren üniversite hocaları gördü. 27 Mayıs’ta kamyonla taşınan öğrenci cesetlerinden bahsederek, kamuoyunu galeyana getiren üniversite rektörleri olduğunu biliyoruz, bunlar hep belgelerde kayıtlı, var. 28 Şubat’ta brifinglerde boy göstererek, gösterilerde pankart taşıyarak unvanlarına adeta ihanet eden hocaları ibretle izledik, bunlar da var. Düşünebiliyor musunuz, bu ülkede başörtülü öğrencileri okula sokmamak için üniversite, fakülte kapısında nöbet bekleyen hocaların varlığına şahit olduk. Çünkü benim çocuklarım aynı akıbete uğradı. Öğrencilerin bu yüzden yaka-paça dışarı atıldığı, ikna odalarında psikolojik baskıya maruz bırakıldığı dönemleri yaşadık. Milletimizin üniversitelerden beklentileriyle üniversitelerin işleyişleri arasındaki makasın çok açıldığı o kötü günler hala acı bir hatıra olarak hafızalarımızdaki yerini koruyor.

Biz demokrasi, insan hakları ve özgürlük temelindeki reformlarımızla üniversiteleri bu tür tartışmaların da dışına çıkarmanın çabası içinde olduk. Üniversitelerdeki hocalarımızı kimlikleriyle, şahsiyetleriyle, birikimleriyle, milletimizin gözündeki yerleriyle çelişecek işlerin içinde olmaktan kurtardığımıza inanıyorum. Ve bu konuda üzerimize ne düşüyorsa, bundan sonra da onu yapmanın gayreti içerisinde olacağımızı özellikle ifade etmek isterim.

Biz kendi yanımızda olacak değil, hakkın, hakikatin, ilmin safında, hikmetin safında yer alacak profesörler, doçentler, araştırma görevlileri istiyoruz, bunun için çalışıyoruz.

Türkiye’nin kargaşanın, kavganın, terörün hâkim olduğu üniversite kampüslerine değil araştırmanın, öğrenmenin, hikmetin hâkim olduğu eğitim ocaklarına çok ama çok ihtiyacı var. Üniversitelerde elinde taş olan, molotof olan, sopa olan değil, kitap olan, bilgisayar olan, ‘T’ cetveli olan öğrenciler görmek istiyoruz, bunu yakalamamız lazım. Yol yaptırmamak, baraj yaptırmamak, tünel yaptırmamak için değil bunları kendisi tasarlamak, inşasına katkıda bulunmak için yöneticilerin karşısına dikilen öğrenciler görmek istiyoruz.

İstiyorum ki bizim öğrencilerimiz icabında bir eserin mimari, estetik anlayışına katkı versin, bunun için kafa yorsun. O kendi ruh dünyasındaki, gönül dünyasındaki estetik anlayışını oraya yansıtsın. Bu ülkenin Başbakanlığına, bakanlıklarına orayı tahrip etmek için değil, orada Türkiye’nin geleceğini müzakere etmek, görüşlerini, tekliflerini ifade etmek için yürüyen öğrenciler görmek istiyoruz. Bu konuda geçmişe göre çok önemli mesafe kat ettiğimiz kanaatindeyim. İnşallah zaman zaman şahit olduğumuz birtakım ufak tefek meseleler de kısa sürede ortadan kalkacak ve arzu ettiğimiz üniversite ortamına kavuşacağız.

Şimdi benim üniversitelerimizden, hocalarımızdan çok önemli bir beklentim var. Her üniversitemiz en azından bir alanda, sadece ülkemizin değil tüm bölgenin, hatta dünyanın en iyilerinden biri haline gelmelidir. Bu konuda Yükseköğretim Kurumumuz burada, Üniversitelerarası Kurulla beraber oturarak, rektörlerimizle beraber, hangi üniversitemiz bu noktada acaba hangi alanda başı çekebilir veya hangi alanda uluslararası platformda bir temsil noktasına ulaşabilir. Mesela tarım denildiğinde dünyada tarımın ilk kez yapıldığı, ilk üniversitenin kurulduğu Şanlıurfa akla gelmeli, Harran Üniversitesi akla gelmeli ve Harran Üniversitesi bu alanda şöyle sıyrılmalı, örnek olmalı. Ve bu konuda gerek YÖK, gerekse bizler devlet olarak bu tür destekleri vermeliyiz. Petrolde Batman ülkemizdeki biliyorsunuz sıyrılmış, sivrilmiş olan şehrimizdir. Aynı şekilde denizcilikte Trabzon KTÜ, demir-çelik denildiğinde akla gelen neresi?  Karabük, Karabük’le. Savunma sanayinde Kırıkkale, gıda deyince Kırklareli, Trakya’yı kastediyorum, tekstilde Denizli; bunlar birer örnek, yani illa buralar olacak diye bir şey yok, farklı üniversitelerimiz de bu konuda değerlendirilebilir.  Biz Ortadoğu’yu Batıdaki oryantalistlerden değil, mesela Diyarbakır’daki, Gaziantep’teki, Hatay’daki üniversitelerimizin çalışmalarından takip etmeliyiz. Kafkasya denilince, Kars’taki, Erzurum’daki üniversitelerimizin uzmanlıkları ön plana çıkmalı. Akdeniz uygarlıkları, turizm Antalya’dan, kadim Anadolu uygarlıkları Çorum’dan, Eskişehir’den, Osmanlı tarihi Bursa’dan, Selçuklu tarihi Konya’dan sorulmalı. Kürdolojiyle ilgili araştırmaların adresi Paris değil, Mardin olmalı. Sosyal bilimlerde, fen bilimlerinde, mühendislik bilimlerinde, her alanda bu şekilde üniversitelerimizi marka haline dönüştürmeliyiz, diye düşünüyorum. Bunun için yapmamız gereken de, biraz önce YÖK Başkanımızın ifade ettiği gibi artık kalite konusunda, nitelik konusunda yoğunlaşmalıyız.

Üniversite öğretim elemanları ve eğitim-öğretimle ilgili kriterleri belirleyen Yükseköğretim Kurumunun yapılan işlerin kalitesi konusunda da gayret içinde olması lazım. Bu doğrultuda yürütülen çalışmaların bir an önce sonuçlandırılarak, üniversitelerimizdeki kalite sorununun çözümü yolunda süratle mesafe kat edilmesini özellikle sizlerden istirham ediyorum.

Gerçekten çok sancılı süreçlerden geçerek, bugünlere gelen yükseköğretim sistemimizin bu sorunu da aşacağına doğrusu ben inanıyorum. Türkiye’nin imkanları buna her zamankinden daha müsaittir. YÖK’ün öncülüğünde oluşturulacak ve kalite konusunda yoğunlaşacak bir yapının bu doğrultuda atılacak önemli bir adım olacağını düşünüyorum. Buralarda hiç endişem doğrusu yok ve buna güveniyorum. Sizlerin gayreti ve azmiyle bu konuda ülke olarak kısa sürede önemli mesafe kat edeceğimize inanıyorum.

Değerli Rektörler,

Değerli Hocalarım,

Türkiye’nin 2023 hedefleri konusunda üniversitelerimize çok önemli görevler düşüyor. Siyasetçisiyle, bürokratıyla, üniversite hocalarıyla, özel sektörüyle, ilgili tüm taraflarıyla, el ele vererek ülkemizi 2023 hedeflerine ulaştırmak mecburiyetindeyiz. Türkiye’nin muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkma konusunda Cumhuriyetin kuruluşundan beri önüne çıkan bu en büyük fırsatı kaçırmamalıyız.

Emek yoğun üretim ve ihracattan bilgi yoğun üretim ve ihracat sürecine giden yolun anahtarı üniversitelerimizdir. Araştırmalarıyla, raporlarıyla, analizleriyle, yaşadığımız dönüşüm sürecine rehberlik edecek, ışık tutacak olan üniversitelerimizdir. Başbakanlığım döneminde biliyorsunuz özellikle bizim dedik ki, araştırma-geliştirmeye ciddi destek vermemiz lazım ve milli bütçemizin yüzde 3’üne ulaşmamız lazım. Önce hedef yüzde 2, dedik ve bu konuda çalışmalarımız başladı, tabii henüz yüzde 2’ye de ulaşabilmiş değiliz. Bunun için gerek öğrencilerimizden, gerek öğretim üyelerimizden ciddi projelerle bu tür destekleri devletimizin vermeye hazır olduğunu biliyorsunuz, biliyoruz.

Tabii 2023 hedeflerine ulaşma konusunda çözmemiz gereken sorunlar, aşmamız gereken engeller olduğunu biliyoruz. Bunların bir tanesi malum, çözüm sürecidir.

Geçmişte milyonlarca vatandaşımızın mağduriyetine yol açan ihmalleri, eksikleri gidermek, geçtiğimiz 12 yılda gerçekten çok büyük çalışmaların bu alanda yapıldığı ülkemizde ciddi mesafeler aldığımıza inanıyorum. Bugün artık ne temel hak ve hürriyetler konusunda, ne altyapı yatırımlarında şikayet etmeyi gerektirecek önemli meseleler kalmadığına inanıyorum. Türkiye’nin en batısından en doğusuna, en kuzeyinden en güneyine, bakınız iktidar olduğumuzda Türkiye’de 26 tane havalimanı vardı, ama şu anda 52 havalimanı var. En uzak noktadan bir havalimanına, şöyle aracınızla atlayıp gitmeye kalkarsanız 45 dakika, bu noktaya geldik. Bu tabii ciddi manada bu ülkenin ne denli çağdaş, ne denli modern bir ülke haline gelmekte olduğunu gösteriyor. Şu anda 52’de kalacak mı bu? Hayır, hala devam eden havalimanı yatırımları var.

Hakkari’de bugün terörün engellediği havalimanı yapımı var, ama maalesef terör sebebiyle şu ana kadar 1 yıl ertelendi. Teröre rağmen o havalimanı bitecek. Çünkü biz Kürt vatandaşlarımızın da, Kürt kardeşlerimizin de buna layık olduğuna inanıyoruz. Ama onları sevdiklerini iddia edenler, o tür yatırımları maalesef engellemenin gayreti içerisindeler; bu nasıl sevgi? Bir taraftan diyeceksiniz ki, “Biz Kürtlerin temsilcisiyiz”, öbür taraftan Kürt vatandaşıma, Kürt kardeşime gidecek bir hizmetin, bir havalimanının yapımını engelleyeceksin; bunların ne kadar samimiyetsiz olduğu zaten buralarda ortaya çıkıyor. Yol yapacaksın, yapılan yolların inşaatındaki iş makineleri yakılacak. Öbür tarafta yatırım yapacak işadamı, ama orada fabrikasının temelini atıyor, konstrüksiyonlarla yükselmeye başlıyor, bakıyorsunuz gelip oralar bombalanıyor. Orada da işsizlik meydana geliyor. Nasıl sevgi bu? Böyle bir çelişkiyle iç içeyiz, karşı karşıyayız. Ama bunlar aşılacak, ben buna inanıyorum, bu böyle devam etmez. Yeter ki biz, cesur olalım, yeter ki biz, kararlı olalım ve bu ülke bizim 77 milyon, 78 milyon bu insanlar bizim diyelim, herhangi bir ayrıma, ayrımcılığa fırsat vermeden hepsini kucaklayalım ve bu işi Allah’ın izniyle bitirelim.

Onbinlerce vatandaşımızın hayatına mal olan terör meselesinin çözümü konusunda çok kritik bir dönemdeyiz. Ben bunu siz değerli hocalarımla paylaşmak durumundayım. Terör örgütünün silah bıraktığını açıklaması, ülkemizde demokrasinin, hukukun, huzurun, güvenin, istikrarın tesisini sağlayacak önemli bir eşik olacaktır. Tabii bu sadece lafla olmaz. Şimdi İrlanda’ya bakıyorsunuz, orada IRA ben diyor, ‘gömdüm’ nereye? ‘Betona gömdüm’ diyor ve betona gömdüğünü görüntülü olarak da yerinde tespit ediyorlar, bütün silahlar betona gömülmüş. IRA orada inandırıcılık testini kazanmış oluyor. Ama bizdeki teröristler böyle bir adımı atamıyor. Çünkü o adımı attığı anda varlık sebepleri ortadan kalkacak, varlık sebepleri o. Temenni ederim ki, bu son gelişmeler de sözde kalmaz, uygulamaya geçilir.

Devlet Hükümetiyle ve tüm kurumlarıyla bu konuda üzerine düşenleri titizlikle, metanetle yerine getirmiştir, getirmeye devam ediyor. Yaşanan kimi incitici, yürek burkucu sürecin ruhuna uymayan görüntüler karşısında dahi ülkemizin ve milletimizin geleceği için hep sabırla soğukkanlılıkla davrandık, ama işin kamu güvenliğini tehdit eder boyuta gelmesine de izin veremeyiz. Mecliste görüşülen iç güvenlik paketi bu konuda ilgili kurumlarımıza önemli adımlar sağlayacaktır. Üniversiteler bu sürecin en hassas şekilde takip edilmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Bir süre önce İzmir’de yaşanan ölümlü hadise, onun öncesinde ve sonrasında pek çok yerde yaşanan gerginlikler, inanın bizlere üniversitelerdeki hassasiyeti tekrar tekrar hatırlatıyor. Üniversitelerimizin yasalara aykırı, çözüm sürecinin ruhuna aykırı, diğer öğrenciler üzerinde baskı kurmaya, hele şiddete yönelik hiçbir eyleme, hiçbir girişime izin vermemeleri gerekiyor. Demokrasi ve özgürlük ortamını muhafaza etmek başkadır, ülkenin bekasına, milletin geleceğine yönelik tehlikeler karşısında tedbir almak başkadır. Bu ince çizgiyi çok iyi gözeterek, çok iyi koruyarak, üniversiteleri belli grupların potansiyel eylem alanları olmaktan çıkarmalıyız.

Diğer bir önemli meselemiz; devletin ve toplumun içine birer kanser hücresi gibi sızmış olan paralel devlet yapılanması ile mücadeledir. Burada altını çizerek bir defa daha ifade etmek istiyorum, dedim ya, aile ortamında konuşuyorum; Bu benim şahsi meselem değildir, bu devletin Milli Güvenlik Kurulu dahil tüm organlarında görüşülmüş, tespiti yapılmış, teşhisi konmuş ve mücadele kararı alınmış bir meseledir. Üniversitelerimizin bu konuda da hassasiyet göstermesini, devletin ve milletin çıkarları doğrultusunda bu yapıya karşı kararlı bir tutum içinde olmasını bekliyorum.

Değerli Hocalarım,

Küresel sistem ciddi bir değişim sancısı yaşıyor. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının ardından kurulan iki kutuplu düzenin 1990’lı yılların başında çökmesiyle girilen o ara dönem sona eriyor. 2008 yılında başlayan küresel ekonomik krizin de tetiklemesiyle dünya yeni arayışlar içerisinde. Bölgemizde yaşanan çatışmalar bu sancıların birer yansımasıdır. Türkiye olarak bu süreci çok iyi değerlendirmeliyiz. Çok ciddi fırsatların önümüze serileceği ve aynı zamanda çok ciddi tehditlerin karşımıza çıkabileceği bir döneme doğru gidiyoruz. Bu yıl biliyorsunuz G-20 Dönem Başkanlığı bizde ve şu anda çalışmalarımız devam ediyor. Yıl sonunda G-20 Antalya’da toplanıyor ve bu zirve bizim özellikle ekonomik alanda dünyadaki konumumuza güç katacak olan bir süreçtir.

Geçtiğimiz 12 yılda demokraside, ekonomide, sosyal politikalarda gerçekleştirdiğimiz atılımlar bize önümüzdeki dönem için güçlü bir altyapı sağlıyor. 2023 hedeflerine ulaşmamız, bize bu doğrultuda yeni bir sıçrama imkanı verecek. Yeni Türkiye, yeni anayasa ve başkanlık sistemi teklifimizi işte bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirebilmemize imkân sağlayacağına inandığımız için gündeme getiriyoruz.

Türkiye mevcut sistemiyle ne bugünkü büyüklüğünü taşıyabilir, ne de gelecekteki hedeflerine arzu ettiği hızla ilerleyebilir. Bu meselenin bir kamplaşma, bir ayrışma aracı haline dönüştürülmeden ülkenin ve milletin menfaatleri açısından değerlendirilmesini istiyorum. Üniversitelerimiz bu konuda da aydınlatıcı, yol gösterici, rehberlik edici fonksiyonlarını ortaya koymalıdır. 19 Şubat’ta Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuyla ilgili akademisyenlerimiz ve yazarlarımızla bir araya gelip, etraflıca bir değerlendirme yaptık, çok istifade ettim.

Geçtiğimiz günlerde de bir kısım akademisyenlerimiz yayınladıkları bir bildiriyle kendi bakış açılarıyla bu konudaki görüşlerini ifade ettiler. Eskilerin güzel bir sözü var “müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar”, yani gerçeğin ışığı, fikirlerin çatışmasından çıkar. Ben tüm bu tartışmaların bizi ülkemiz ve milletimiz için en doğru, en hayırlı karara ulaştıracağına inanıyorum. Bu konuda üniversitelerimizden, hocalarımızdan katkı bekliyorum.

Değerli Rektörler;

Ayrıca, bu arada kadının sosyal, siyasal, ekonomik hayattaki yeri ve kadına şiddet meselesi en önemli gündem maddelerimizden biridir. Bilhassa kadınlara yönelik cinayet haberleri haklı olarak toplumumuzda bu konuda ciddi hassasiyet doğurmuştur. Tüm siyasi hayatım boyunca kadın meselesine ayrı önem vermiş birisiyim. Kadına şiddet ve kadın hakları meselesi Cumhurbaşkanı olarak da yakın takibimde olacaktır. Bu amaçla “kadına şiddet insanlığa ihanettir” sloganıyla bir kampanya başlattım. Üniversitelerimizde de bu konuda pek çok çalışma yürütüldüğünü biliyorum. Ancak, bu çalışmaların gerekli etkiyi oluşturamadığını, gerekli bilinçlenmeyi sağlayamadığını görüyoruz. Benim tespitim; bu çalışmaların gerçekten etkili olabilmesi için kendi tarihimize, kendi kültürümüze, kendi inancımıza uygun bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğidir. Bir başka kültürdeki kadın algısını getirip, bizim toplumumuza giydirmeye kalkarsanız oradan netice alamazsınız. Yükseköğretim Kurumumuzdan ve üniversitelerimizden kadınlarla ilgili ülkemiz gerçeklerine uygun ve eyleme dönük bir program oluşturmalarını özellikle bekliyorum. Böylece ilgili kurumlarımız tarafından yürütülen çalışmalara destek verilmiş, yol gösterilmiş olacaktır. Ben de Cumhurbaşkanlığı’nda kuracağım bir birim vasıtasıyla, talimatını verdim, şu anda arkadaşlarım çalışmalarını yapıyorlar, kadına şiddet ve kadın hakları konusunda yürütülen çalışmaları bizzat o heyet tarafından takip edilecektir, takip edeceğim.

Değerli arkadaşlar; Harran Okulu’ndan Nizamiye Medreselerine, oradan Fatih dönemi medreselerine, Darülfünun’a ve nihayet bugünkü üniversitelerimize ulaşan yükseköğretim birikimimizin kıymetini çok iyi bilmeliyiz. Kendi dönemlerinin ilim atlasının yıldızları olan Harizmi’yi Ali Kuşçu’yu Birûni’yi, Akşemseddin’i, El-Cabiri, İbn-i Sina’yı, Mimar Sinan’ı, İbn-i Rüşd’ü, Hayyam’ı, Katip Çelebi’yi, Piri Reis’i, Uluğ Bey’i ve daha nice değerlerimizi yalnız bırakmamalıyız. Üniversitelerdeki hocalarımızı darbecilerle, yasakçılarla, milli irade karşıtlarıyla değil, işte bu değerlerimizle birlikte anmak, onların izinde gidiyor görmek istiyoruz.

İnşallah önümüzdeki kalite odaklı yeni dönemde üniversitelerimizin, hocalarımızın, fen bilimlerinde, sosyal bilimlerde, tüm alanlarda bilimsel başarılarıyla bizlerin iftihar kaynağı olacağına inanıyorum. Bu doğrultuda yürütülen tüm çalışmalarda Yükseköğretim Kurumumuzun da, tek tek üniversitelerimizin de, hocalarımızın da yanında yer alacağımı özellikle burada ifade etmek isterim.

Her fırsatta üniversitelerimizin programlarına katılarak çalışmaları ve sorunları yerinde görmeye çalışıyorum. Rektörlerimizin pek çoğuyla çeşitli vesilelerle görüşme ve onlarla sorunlarını müzakere etme ve kendi ağızlarından bunları dinleme imkanı buldum. Bu toplantıda derli toplu bir şekilde konuşulacağını, tartışılacağını ve karara bağlanacağını ümit ettiğim hususların hayata geçirilmesi için her türlü desteği vereceğimden şüpheniz olmasın.

Ben bir kez daha bu anlamlı buluşmanın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bizleri burada biraraya getiren Sayın YÖK Başkanımıza ve Yönetim Kurulu üyelerine teşekkür ediyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.