Dördüncü Muhtarlar Toplantısı'nda Yaptıkları Konuşma

10.03.2015

Çok Değerli Muhtarlarımız,

Değerli Kardeşlerim; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Milletin evine, Cumhurbaşkanlığı Sarayına hoş geldiniz.

Bugün muhtarlar buluşmamızın dördüncüsün gerçekleştiriyoruz. İlk olarak 27 Ocak’ta 17 ilimizden gelen 409 muhtarımızla biraraya gelmiştik, ardından 17 Şubat’ta 10 ilimizden gelen 381 muhtar kardeşimizle, daha sonra da 24 Şubat’ta yine 10 ilimizden 380 muhtar kardeşimizle birlikte olduk. Bugün de 9 ilimizden gelen 424 muhtar kardeşimizi misafir ediyoruz. Ankara’dan, İstanbul’dan, Yalova’dan, Tekirdağ’dan, Edirne’den, Çanakkale’den, Kocaeli’nden, Kırklareli’nden, Bilecik’ten gelen muhtarlarımızı bir kez daha selamlıyorum. İnşallah bu şekilde ülkemizdeki 50 bin muhtarımızın tamamıyla hasbihal etmeyi, soframızı paylaşmayı hedefliyoruz.

Değerli Kardeşlerim;

Burada, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda muhtarlarımız yanında esnaflarımızla, iş adamlarımızla, sanatçılarımızla, bilim adamlarımızla, sporcularımızla, velhasıl milletimizin her kesiminden kardeşimizle biraraya geliyoruz. Aslında hedefimiz şu, derdim şu: İnşallah biraz sonra da değineceğim, tabii burada toplantılarımızı en büyük ölçekte bu salonda yapabiliyoruz. Yakında şu anda inşaatı devam eden aynı anda 2 bin kişiyi alabilecek bir büyüklükte bir kongre merkezi inşa ediyoruz. Bu kongre merkezimiz bittiği anda o zaman 2 bin muhtarımızı bir anda oraya davet edeceğiz. Tabii aynı anda yine beraber bugün olduğu gibi yemeğimizi birlikte paylaşırken, soframızı birlikte paylaşırken orada da yine 2 bin muhtarımızla aynı anda yemeğimizi yiyebileceğiz. O zaman tabii bu süreç daha da hızlanarak devam edecek. Ve bu bize bir şeyi sağlayacak, Türkiye’nin geniş katmanlı bütün STK’larıyla, gruplarıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde, artık saray demeyeceğiz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde inşallah biraraya gelmek suretiyle devlet milletiyle çok daha farklı bir şekilde kaynaşmaya başlayacak. Çünkü burası milletin evi. Biz milletiyle arasına duvarlar örmüş, del örgüler çekmiş, bariyerler kurmuş bir siyasetçi, bir Başbakan olmadığımız gibi, bir Belediye Başkanı olmadığımız gibi böyle bir Cumhurbaşkanı da asla olmadık, olmayacağız, her gün milletimizle iç içe, beraber olmaya devam edeceğiz.

Gerek burada yaptığımız programlarla, gerek katıldığımız diğer programlarla, gerek il ziyaretlerimizle milletimizde kesintisiz bir irtibat, kesintisiz bir muhabbet içindeyiz. Rabbim muhabbetimizi, saygımızı, gönül bağımızı artırarak devam ettirsin. Açık söylüyorum; bu bağ koptuğu gün bizim de bittiğimiz gündür. İnsan nasıl oksijenin olmadığı yerde nefes alamaz, yaşayamazsa, biz de milletimizle muhabbetimizi kaybettiğimizde adeta nefessiz kalırız, çünkü biz milletimizin bağrından doğduk, orada yetiştik, orada ilmi, irfanı, hizmeti öğrendik. Bunun için de başka bir dünyayı ne hayal edebiliriz, ne de orada yaşayabiliriz. Beni en iyi siz muhtar kardeşlerimin anlayacağına inanıyorum. Çünkü sizler demokrasi çınarının köklerine en yakın dallarısınız. Bakmayın siz kendi aklınca muhtarları küçümseyenlere, görmezden gelenlere. Şundan eminim: Onların hiçbiri oturdukları mahallelerinde muhtarlığa aday olsalar kazanamazlar. Kendi mahalle halkının gönlüne girip orayı fethedip muhtar olamayacakların ülkenin, milletin, memleketin meseleleri hakkında iri iri laflar etmeleri bizi sadece acı acı gülümsetir.

Bugün ülkemizde siyasi parti genel başkanı, yöneticisi sıfatı taşıyanlardan pek çoğunun parti amblemlerini bir kenara koyun, mahalle muhtarlığına aday olduklarında hüsrana uğrayacaklarını gayet iyi biliyorum, hepsini iyi tanırım. Çünkü milletle, vatandaşla irtibatları o kadar zayıf ki seçimler onlar için adeta bir yük. Çünkü sahaya çıkmak, vatandaşımızla muhatap olmak zorundalar. Hâlbuki onların istedikleri oturdukları yerden Cumhurbaşkanı şöyle söyledi, Hükümet böyle yaptı diyerek, siyaset yapmak. Gerçi geçtiğimiz günlerde İzmir’de bir vatandaşımız, bir hanımefendi bunlardan birine gayet güzel dersini vermiş. Sürekli iş değil, laf üreten bir siyasi parti genel başkanına kendi partisinden olduğunu söyleyen bir hanımefendi; “Bırakın dalaşmayı proje üretin” diye seslenmiş, belki sizler de televizyonlarda izlediniz. Biz de yıllardır aynı şey söylüyoruz. Diyoruz ki; bırakın yapılanları kötülemeyi, bırakın onu-bunu karalamayı, siz bu millet için, bu ülke için ne yapacaksınız, ne yaptınız onu söyleyin. Söylüyoruz söylemesine de, karşı taraftan proje namına tık yok. Onun yerine varsa yoksa tezvirat.

Şimdi bak bu ara ne söylüyorlar? Neymiş, partilerini kapatacaklarmış. Niye senin partini kapatsınlar? Benim Genel Başkan olduğum partide 2007’de kapatılmak istendi. Bunların hiçbirinin sesi çıkmadı. Hatta o zaman bir partinin Genel Başkanı şunu söyledi: ‘Ankara’da da hâkimler varmış, savcılar varmış’ dedi. Yani kapatılsa zil takıp oynayacaklar. Bunu söyleyenler şimdi ne diyor? Partimiz kapatılacak. 2010’da Anayasa değişikliğinde yine o zaman parlamentodayım, biz dedik ki; ‘parti kapatılmasını yasaklayalım, artık partiler kapatılmasın.’ İnanır mısınız, o maddenin görüşülmesinde hepsi de Meclis’i terk ettiler, orada kalmadılar. Ne yazık ki partimin içinden de ihanet edenler çıktı, onlar da o maddenin görüşülmesinde bulunmayınca biz 330’u yakalayamadık. Hâlbuki 330’u yakalasaydık, 2010’daki 26 maddelik Anayasa paketinin çıkışında partilerin kapatılması ortadan kalkacaktı ve şu anda bunlar konuşulmayacaktı.

Ben geçenlerde Sayın Başbakana da söyledim; dedim, gelin Meclis’e getirin bu işi ve zaten biz daha önce bunu söyledik, buyurun gelin bir hafta içerisinde hemen birlikte yasa teklifini getirelim fazla bir şey değil, 3-5 maddelik iş, partilerin kapatılmasını ortadan kaldıralım. Bakın zorlaştıralım demiyorum, kapatılmayı tamamen ortadan kaldıralım, bunu yapalım, bunun adımı atılsın. Milleti aldatmaya gerek yok, dürüst olmak gerek dürüst. Bu yapıldığı anda, bakın şimdi İktidar Partisi adım attı, hadi gelin destekleyin. Tekrar sağ-sola kaçmayın, neyin şikâyetini yapıyorsunuz. Üstelik iş işten geçmiş değil, buyurun şu anda işte iktidar partisi Anayasa değişikliği teklifini Meclis’e sunuyor. Temenni ederim ki, süratle bu iş hallolur. Dört parti biraraya gelsin, hatta dört partiye de gerek yok, Ana Muhalefetle, İktidar Partisi bir araya gelsin bu işi bitirir. Ve tamamen artık bu milletin gündeminden düşsün. Artık ondan sonra da hiç kimse kuşlardan haber aldım benim partimi kapatacaklar diye ortalıkta dolaşmasın.

Değerli Kardeşlerim,

Her fırsatta, her vesileyle ifade ediyorum; bakınız göreve geldik, Türkiye’de 6 bin 100 kilometre bölünmüş yol vardı. Ama biz 12 senede bunun üzerine 17 bin 500 kilometre bölünmüş yol ilave ettik. Bakın ben icraatı anlatıyorum, yaptığımızı anlatıyorum. Şimdi bu yollardan sizler arabalarınızla, otobüslerinizle gidiyorsunuz geliyorsunuz. Bitmedi, bizler dedik ki; bu ülke artık dünya ile rekabet edecek. Marmaray, ecdadımızın proje olarak mirasıydı, tuttuk Boğazın altından biliyorsunuz Marmaray’ı yaptık ve şimdi oradan şu ana kadar milyonlarca kişi, hamdolsun Asya’dan Avrupa’ya, Avrupa’dan Asya’ya geçiyor. Bitmedi, Avrasya Tüneli’nin temelini atmıştım, elhamdülillah o da şu anda hızla devam ediyor ve önümüzdeki yıl inşallah o da bitecek, oradan da otomobiller geçecek. Şimdi iktidar yeni bir açıklamayı daha yaptı biliyorsunuz; birinci köprü ile ikinci köprü arasından da yine denizin altından bu defa üç katlı bir tünel yapılıyor; iki katından otomobiller gidip gelecek, bir katından da raylı sistem, yani trenler gidip gelecek. Bitmedi, yine temelini Cumhurbaşkanımız Sayın Gül’le birlikte attığımız Yavuz Sultan Selim Köprüsü, üçüncü köprü, biliyorsunuz o da hızla devam ediyor. Geçen hafta Bosna Hersek oradaki dönem başkanı olarak Bakir İzetbegoviç buradaydı, birlikte Boğazda onunla bir gezinti yapalım dedik. Kendisine üçüncü köprünün, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün kulelerini gösterdim. Şu anda hamdolsun 320 metre yüksekliğindeki o kuleler bitmiş vaziyette, şimdi tabliyeleri döşenmeye başladı ve inşallah bu yılsonuna fevkalade bir durum olmazsa 29 Ekim’e yetiştirilecek ve açılışı inşallah yapılacak. Ve bu tabii neyle birleşecek? Aynı zamanda da dünyanın üçüncü en büyük havalimanı olan inşallah yılda 150 milyon yolcu kapasiteli havalimanıyla bunlar bütünleşecek. Bunlar nerede yapılıyor? Artık Türkiye’de yapılıyor, bak bunlar icraatlar, laf değil. İş ürettik, iş üretmeye devam ediyoruz. Anadolu’nun her yerinde Ankara’mızı düşünün, Ankara’ya indiğimiz zaman böyle modern bir havalimanı mı vardı? Yoktu. Havalimanından şehir merkezine böyle güzel bulvarlar mı vardı? Yoktu. Ama bunların hepsi oldu, bakın hala olmaya devam ediyor.

Şu anda içinde bulunduğumuz Cumhurbaşkanlığı Sarayıyla ilgili bakıyorsunuz Ana Muhalefetin başındaki zat, yok kaçak saraydı, yok şuydu, yok buydu, durmadan atıyor, tutuyor. Büyük devletlere buralar yakışır, bunu böyle bileceksin. Büyük hedefleri olmayanlar, büyük hayaller gözetmeyenler, görmeyenler işte buraları düşünemezler. Bu millet büyük bir millet, güçlü bir millet, dolayısıyla ona yakışan neyse onu yapacaktır ve şu anda onu yapıyor. İşte bakın burada bir taraftan o dediğim kongre merkezi, Ankara’da doğru dürüst büyük bir toplantı salonu yok biliyor musunuz? Sadece ATO’nun bir salonu var, o. Onun dışında büyük otellerin de salonlarının azamisi bin kişilik. Hiç olmazsa burada böyle büyük bir merkez yapalım, kamunun büyük toplantılarını inşallah gelip, burada yapma imkânları olur, STK’lar aynı şekilde buradan istifade ederler, içinde çünkü ayrı ayrı toplantı salonları da olacak.

Hemen onun altında büyükçe bir dedik, cami yapalım, çünkü bölgede büyük bir cami yok, şimdi orada da inşallah 2500-3000 kişiyi alabilecek kendi mimarimizle, Osmanlı, Selçuklu mimarisi karışımı bir camiyi de hemen onun altında yapıyoruz.

Yetmiyor, dedik ki; çok amaçlı bir toplantı ve sergi salonlarının olduğu bir bina da inşa edelim, şu anda o proje safhasında, diğer ikisi inşaat safhasında, gördünüz. Diğeri de hemen projesi şurada bir ayı bulmaz inşallah bitecek, ondan sonra hemen ihalesi yapılıp o inşaatlar da başlayacak. Ve orada da aynı anda 2 bin kişinin yemek yiyebileceği gibi, aynı zamanda birçok sanat eserlerinin sürekli sergilenebileceği orada bir merkez olacak. Ankara’da bu tür yerler yok, burası Başkent, Başkentte bu tür yerler olmaz mı? Ama Ankara’da yok, bunun adımlarını atıyoruz.

Bitmedi, Türkiye’de şu anda en büyük bizim kütüphanemizin kitap sayısı Ankara Milli Kütüphane 1,5 milyon, bu kadar. Dünyada 150 milyon cilt kitabı olan kütüphaneler var, işte Amerika’da Kongre Kütüphanesindeki kitap sayısı bu kadar, İngiltere’de hakeza öyle. Bizde böyle bir şey yok, 1,5 milyon Ankara Milli Kütüphane. Dedik ki ‘olmaz, biz şimdi Cumhurbaşkanlığı kütüphanesini de burada inşa edeceğiz’, orada da asgari 5 milyon kitap olacak, aynı zamanda yazma eserler vesaire, bu tür şeyler de burada olacak.

Ardından da inşallah diyoruz ki İstanbul’da çok daha büyüğüne başlayalım. Şimdi buraya bir başlayalım hayırlısıyla, çünkü biz öyle bir medeniyetten geldik, biz kitap medeniyetinden geliyoruz. Biz ilk emri oku olan bir dinin mensuplarıyız ve oradan geliyoruz. Öyleyse bunun zeminini hazırlayacağız ve buradaki kütüphane göstermelik olmayacak ha, 24 saat halkına açık bir kütüphane, 24 saat. Batıda, Amerika’da, orada gece yarısı bakıyorsunuz öğrenciler gidiyor imtihanlara hazırlığını yapıyor, gidiyor orada dersini çalışıyor, bu imkânlar var, bizde niye olmasın. Bütün dijital sistemler dahil en modern şekilde biz bu kütüphanemizi de inşallah inşa edeceğiz. Hem ulusal, hem uluslararası tüm yayınların bulunabileceği inşallah bir kütüphane olacak.

Kardeşlerim,

Siyaset samimiyet işidir, siz samimi değilseniz millet de size ona göre değer verir, ona göre destek verir. Siz samimiyseniz eninde sonunda verdiğiniz mücadelenin neticesini ne yaparsınız, görürsünüz. Oy vermediği için millete kızarak, serzenişte bulunarak, hakaret ederek siyaset yapılır mı ya, iktidara talip olunur mu? Buradaki muhtarlarımızdan hangisi mahalleli kendisini seçmedi diye onlara kızabilir, öyle mi?

Ve siz, ben inanıyorum ki köyünüzde, mahallenizde ev ev dolaşıyorsunuz, değil mi? Adeta o evlerin bir aile dostu gibisiniz. Çayını içiyorsunuz, icabında orada muhtaç olana gıdasını götürüyorsunuz, onlarla hemhal oluyorsunuz, çoğunun künyesini biliyorsunuz. Zaten bu olmadığı zaman ikinci dönem, üçüncü dönem, dördüncü dönem muhtar seçilemezsiniz ki. Şu ana kadar gelen muhtarlar içerisinde gururla ben beşinci dönem muhtarım diyenleri gördüm, elhamdülillah. İşte millet sevdiği için beşinci dönem muhtar yaptı, sevmese yapmaz, hemen ilk dönemde kapıya koyar.

 

Değerli Arkadaşlar,

Yani Parlamentoya girmek her muhtarımızın kendi yetkisindedir, dolayısıyla hakikaten kendini sevdiren, kendini kabul ettiren, hele hele büyük mahallerdeki muhtarların Parlamentoya girme şansının ben yüksek olduğuna inanıyorum kesinlikle. Onun için, zorlayacaksınız. Siz bir defa siyasetçisiniz, siyasetin en alt ve demokrasinin en temel taşı muhtarlıktır, demokrasi siz de başlar. Ve muhtarlığı olmayan, muhtarı olmayan demokrasi sakattır, sizinle bu iş yükselir. Onun için de ben inanıyorum ki, muhtar kardeşlerimin vermiş olduğu mücadele Türkiye’yi güçlendirecek mücadeledir, Türkiye’yi yüceltecek mücadeledir ve el ele vermeye, dayanışma içerisinde olmaya; ki biraz sonra anlatacağım sizlere. Zannediyorum İçişleri Bakanlığımızın hazırladığı az önceki sunumu da dinlediniz, vereceğimiz formlarla İçişleri Bakanlığı’nda bir birim kurduk, bu birim sizinle çok daha sıkı ilişki içerisinde olacak. Yani daha önce kaymakama ulaşmakta zorlanan muhtarlarımız şimdi direkt bakanlıklarla bu formlar vasıtasıyla ulaşacaklar ve bakanlıkta kurulan birim bunu takip edecek.

Millette liderlik etmek, önderlik etmek, milletin değerlerine, milletin kültürüne, milletin taleplerine rağmen onu bir başka yere, başka yöne zorlamakla olmaz. Şimdi diktatörlük diyorlar ya, işte bunun da adı diktatörlüktür. Ülkenin seçilmiş Cumhurbaşkanına, seçilmiş Hükümetine diktatör yaftası vuranlar, aslında kendi gönüllerindeki özlemi ifade edenlerdir. Üstelik bu şekilde iftira ettikleri Cumhurbaşkanı son 12 yılda bir değil, iki değil, üç değil, tam 9 defa hem de oylarını sürekli arttırmak suretiyle milletin desteğine mazhar olduğunu göstermiş biri. Yani kendileri kendilerine güvenmek suretiyle cumhurbaşkanı adayı olamadılar, 13-14 tane parti birleşerek bir tane cumhurbaşkanı adayı çıkardılar, netice ortada. Yani millet zannediyorlar ki bu noktalarda değerlendirmesini iyi yapmıyor. Ya bu millet çok uyanık ya, siz bu milleti ne zannediyorsunuz? Bizim milletimizin aklıselimiyle kimse dalga geçmesin, cevabını sandıkta en güzel şekilde alır.

Muhalefetin başındakilerden herhangi biri böyle bir destek elde etse, inanın hemen anında milli şefliğini ilan etmeye kalkar. Bunların geçmişinde iktidarı ele geçirmek ve orada kalmak için her şeyi meşru sayan bir kültür var. Olmayan hadiseleri olmuş gibi gösterip kamuoyunu galeyana getirme konusunda bunlar pek mahirdir. Dökülürler sokağa, ondan sonra üniversiteleri sokağa dökmek isterler, biliyorsunuz işte geçmişte orduyu sokağa dökmek istediler, her şeyi yaptılar. Ama bu yaptıkları işlerin hepsi de ülkemize ne yaptı? Hep geriye götürdü, hep kaybettik, kan kaybettik. Bu ülkede çok partili siyasi dönemde 16 ayda bir hükümet değişti. Böyle bir ülkede istikrarın olmadığı, güvenin olmadığı bir ülkede kalkınma olur mu? İşte son 12 senede bakınız sürekli olarak tek parti iktidarda ve hamdolsun 1’e 3 milli gelirimiz arttı, daha iyi olacak inşallah.

27 Mayıs öncesinde yayılan, yüzlerce öğrencinin öldürüldüğü, Et Balık Kurumu’nun fabrikalarında kıyma yapılıp Konya asfaltının altına serildiği yalanlarını unutmadık, bu tür yalanlar uydurdular böyle bir şey olmadığı halde. 12 Eylül öncesinde kardeşi kardeşe kırdırmak için kurulan tezgâhları, söndürülen ocakları, katledilen evlatlarımızı unutmadık. İşte Gezi olayları sırasında sergilenen, “Gözümün önünde şu kadar adam öldürüldü, panzer insanları ezip geçti, kurşunlar havada uçuşuyor, annelerin kucaklarından çocuklarını alıyorlar” ahlaksızlıkların unutmadık, bu tür yalanlar söylendi.

Kardeşlerim,

Dönemimizde 3,5 milyar fidan ve ağaç diktik biz. Bize kalkıp “Taksim’de 12 tane ağaç söküldü ve şöyle yapıldı, böyle yapıldı”, hepsi yalan. 12 ağaç sökülerek, artık biliyorsunuz modern imkânlarla ağaç sökme makineleri ağacı söker, bir başka yere de gider ne yapar? Diker. Taksim’den alınıp Hürriyet Tepesi’ne dikilecek olan bu ağaçlarla ilgili kıyameti kopardılar, ama Yalova’da maalesef asırlık çınarı kestiler, hiç onların sesi çıkmadı, aynı şekilde Sarıyer’de hiç sesleri çıkmadı. Neredesiniz tencere, tavacılar?

Şu günlerde üniversitelerden sokaklara kadar bazı yerlerde tezgâhlanmaya çalışılan oyunların gerisindeki niyeti de çok iyi biliyoruz. Hala masum gençlerin canı pahasına üniversiteleri kavgaların merkezi haline getirme, hala Gezi olaylarını yeniden alevlendirme rüyası görenler var. Türkiye o karanlık günleri artık geride bıraktı, artık hiçbir vatandaşım bu oyunlara, bu kirli tezgâhlara, bu provokasyonlara rağbet etmiyor, etmeyecek. İçinde şiddetin olduğu, baskının, zulmün, tehdidin, tedhişin olduğu hiçbir fikrin, hiçbir hareketin, hiçbir grubun milletimizden güç alması, destek bulması mümkün değildir. Bu, çözüm süreci için de, Gezi heveslileri için de böyledir. Milletimiz demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin, hakkın, hukukun, istikrarın, güvenin, refahın, huzurun tadını aldı, artık geri dönmez, artık bu kazanımlarının hiçbirinden de en küçük bir geri gidişe izin vermez. Buna tevessül eden herkese bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ben inanıyorum ki dersini verir.

Değerli Kardeşlerim,

Biliyorsunuz evvelsi gün Dünya Kadınlar Günü’ydü,  Pazar günü. Aslında tüm günler kadınlarımızın günü, 8 Mart’ı sadece kuvvetli bir hatırlatma, meseleyi gündeme meselesi olarak görüyorum.

Evvelsi gün İstanbul’da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımız tarafından düzenlenen coşkulu bir buluşmaya katıldım. Bu toplantıda kadına şiddete karşı kamuoyunda duyarlılık oluşturmayı hedefleyen bir spot film gösterildi. Film internette, televizyonlarda yayınlanıyor, belki seyretmeyenler vardır, diye şu anda burada da diyorum ki, bunu sizlerle birlikte bir daha seyredelim. Ne diyoruz bu spot filmde? Kadına şiddet insanlığa ihanettir. Kadın dediğiniz, erkek dediğiniz, çocuk, yaşlı, engelli dediğimiz herkes nihayetinde insandır. Neşet Ertaş, “kadın insan, erkek insanoğlu” diyor. O meşhur Roman şarkısında ne diyorlar? “O da Allah kuludur her kim olursa olsun”. Gerçekten de karşımızdakine kadın diyerek, erkek diyerek, şu etnik kökenden, şu mezhepten, şu bölgeden diyerek değil de, insan olarak baktığımızda pek çok meselenin kendiliğinden çözüm yoluna girdiğini görürüz. Allah hepimizi insan olarak, eşrefi mahlûkat olarak yaratmıştır, yani yaratılmışların en şereflisi olarak yaratmıştır, diğer tüm farklılıklar bunun gerisindedir, bunun altındadır. Siz, cinsiyet başta olmak üzere alttaki farklılıklardan herhangi birini en üste çıkardığınızda sorun başlıyor. Buna bizim ne inancımız, ne kültürümüz, ne tarihimiz cevaz veriyoruz. Bir bütünün iki yarısını oluşturan kadın ve erkekten herhangi birini çıkardığınızda diğer taraf yarım kalmaz, tümden yok olur. Allah biz insanları işte böyle bir denge içinde yaratmıştır. Benim kadına şiddet başta olmak üzere, kadın hakları konusundaki hassasiyetimin gerisinde işte böyle bir anlayış vardır. Cumhurbaşkanının mahallerinizdeki temsilcileri olarak gördüğüm sizlerden aynı hassasiyeti kesinlikle bekliyorum. Diyorum ki; gören gözüm, uzanan elim, duyan kulağım sizler olun.

Şimdi Cumhurbaşkanlığı’nda bir birim oluşturuyorum, inşallah bu birimdeki kardeşlerimiz, hanım kardeşlerim özellikle Türkiye genelinde kadına şiddetle ilgili gelecek bütün haberleri buradan takip edeceğiz, bizzat buradan takip edeceğim ve böylece nerede ne oluyor anında inşallah bunlara müdahale etme fırsatını bulacağız.

Uşak’ta 2006’da konuşmamda dedim ki, devletin bireysel suçları, yani bir kişinin bir kişiyi öldürmesine karşı affetme yetkisi yoktur, devlet kendine karşı işlenen suçları affedebilir. Öbürünün affetme yetkisi mağdurundur, mazlumundur. Diyelim ki, Özgecan’ın annesi, babası affederse affedebilir, devlet Özgecan’ın katilini, failini -ki hemen yakalandılar biliyorsunuz- affetme yetkisine sahip değildir. Bütün bunlara karşı biliyorsunuz ağırlaştırılmış müebbet hapis bunun tavanı o getirildi ve ağırlaştırılmış müebbet hapisle, bu süreç şu anda işliyor, bu konuda artık sorumluluk yargınındır. Yargı bu konuda adaletle karar vermek durumundadır ki, o anne, o baba ne yapsın? Huzura ulaşmaz ya, hiç olmazsa kısmen biraz huzur bulur. Niye? Ağırlaştırılmış müebbet hapistir diye.

Kardeşlerim,

Mahallesinde şiddete uğrayan, mağdur, mazlum durumuna düşen kadınların bulunduğu muhtarımız, eğer bu sıkıntı kendi aile fertlerinden birinin başına gelmiş gibi hissedip gerekli mücadeleyi inanıyorum ki verecektir, vermiyorsa işini iyi yapmıyor demektir. Allah’ın emanetine sahip çıkmayan, milletin emanetine de sahip çıkamaz. Kadınlar Allah’ın tüm insanlığa bir emanetidir. Bu, eşitliğin çok ötesinde bir değeri ifade ediyor. Ben bunu söyledim diye bir kadın STK’sının başında olan bayan diyor ki, “kadın emanetmiş”, nasıl bu söylenir diyor. Şu hale bak ya. Bu yüceltmedir, bu kadının önemini ortaya koymadır ve insan emanetinin kıymetini bilmezse insan değildir, emanete hıyanet neyse odur.

Ben muhtarlarımızdan bu konuda çok daha fazla hassasiyet bekliyorum. Bakanlığımızla, valiliklerimizle kaymakamlarımızla, belediyelerimizle işbirliği içinde hiçbir kadınımızın şiddete uğramasına, mağdur olmasına izin vermeyeceğinize inanıyorum.

İşte iç güvenlik yasa tasarısında hep bunlar var, ama bunlar bakın birilerini rahatsız ediyor, durmadan engelleye engelleye daha şurada 50 küsur maddeye ancak gelebildiler. Çıkacak, o ayrı mesele, ama niye bize zaman kaybettiriyorsunuz? Bir an önce Parlamento görevini yapsın. Parlamentoda olanlar niye var? Bu kanunları çıkarmak için var. Bunu yasal yönden engelleyebiliyorsan engelle, ama buna gücün yetmiyorsa müsaade et de, söylediklerini söyledin, ondan sonra bu işin oylaması yapılır bir an önce bunlar çıkar gelir. Zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramıyor bu. Ama bu iç güvenlik yasasında… Düşünün, adam elinde molotof kokteyliyle dolaşıyor, bununla bunlar ne yaptılar? Bütün meydanları yaktılar, yıktılar, esnaflarımızın dükkânlarını yaktılar, yıktılar, araçları yaktılar, yıktılar, kamunun araçlarını, otobüslerimizi yaktılar, yıktılar, İstanbul’umuzda bir Serap kızımızı molotof kokteyliyle yaktılar, yıktılar, ya bunları hep yaşadık.

Şimdi havai fişeklerini biliyorsunuz, eskiden eğlence için üretilen bu havai fişekleri şimdi neye dönüştü? Artık can almaya dönüştü. Dolayısıyla, demir bilyeyle sapan. Biz sapanı eskiden biliyorsunuz çocuklukta farklı kullanırdık, ama şimdi bunlar sapanı demir bilyeyle maalesef insan canı almada kullanıyor ve bunun suç olmasından rahatsız oluyorlar. Şimdi bunların hepsi suç aletine dönüştü. Silah neyse molotof kokteyli de o, havai fişek de o, sapan da o. Ve bunların tabi ceza miktarları da ne oldu şimdi? Arttı, arttığından dolayı rahatsızlar, arttığından dolayı rahatsızlar. Bakınız çok daha enteresan, maskeyle dolaşıyorlar. Niye maskeyle dolaşıyorsun? Eğer terörist değilsen zaten maske takmana gerek yok; niye maske? Niye etek, erkeksen pantolonunla dolaş; niye etek? Yani orada da yine hanım kardeşlerimize saygısızlık var. Tanınmayalım diyor, alttan etek, yüzüne maske. Ve bir kısmı da Parlamentoda aynı şekilde maskeyle oturuma katılıyor; böyle bir şey olabilir mi ya, nasıl milletvekilisiniz siz ya? Parlamentoda maske. Neymiş? Poşu takmış. Poşu öyle takılmaz, poşunun takılma şekli farklıdır. Bütün bunlarla yasal olmayan şeyleri meşrulaştırma gayretleri var; yazıktır. Bir taraftan çözüm süreci diyeceğiz, bir taraftan özgürlükler diyeceğiz, ama bu özgürlükleri söylerken, konuşurken başkalarının özgürlük alanına ne yapacağız? Müdahale edeceğiz; olmaz.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye kritik bir dönemden geçiyor, yeni vizyonlar, yeni hedefler doğrultusunda büyüyen, güçlenen Türkiye’nin buna uygun bir yenilenmeye, yapılanmaya olan ihtiyacı her geçen gün daha iyi ortaya çıkıyor. Eski Türkiye’nin alışkanlıklarıyla, kurallarıyla, kurumlarıyla bu dönüşümü tamamlayamayız, hedefe ulaşamayız, bunun için köklü bir değişime ihtiyacımız var. 7 Haziran seçimlerinin bunun için bir fırsat olduğuna inanıyorum. Ben yeni Türkiye için yeni anayasaya ve başkanlık sistemine ihtiyacımız olduğunu düşünüyor, bunu her vesileyle ifade ediyorum.

Kardeşlerim,

Başkanlık sistemi bizim milletimizin yabancısı değil. Biliyorsunuz biz bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurduk ve o zaman Başbakan ve Genel Başkanım. Bizim 320 milletvekilimiz var, bakıyorsunuz bu komisyonda olan, mesela bir partinin 30 milletvekili var, o komisyonda o da 3 kişiyle temsil ediliyor, biz 320, yani 10 katıyız, biz de 3 kişiyle temsil ediliyoruz. Niye bunu kabul ettim? Kabul etmemin sebebi şuydu: Ya biz üzümü yiyelim, bizim bağcıyla işimiz yok, yeter ki şu kanunu çıkaralım. Yani diğer 3 partinin toplam milletvekili sayısı 220, bizimki 320 ve inanın kabul etmediler. Yani 47 maddeyi görüştüler, hadi gelin şunları çıkaralım, yanaşmadılar. Daha sonra kendileri 60 maddede teklif getirdiler, arkadaşları gönderdim, dediler yine olmaz. Çünkü hep ipe un serdiler, netice almak değildi dertleri. Orada da başkanlık sistemiyle ilgili bizim hazırlanmış, çalışılmış bir teklifimiz vardı, çünkü artık mevcut gömlek bu vücuda dar geliyor. Esasen Cumhuriyet kurulduğundan beri bu tartışma yapılagelmiştir, ancak Gazi Mustafa Kemal’den beri, Özal, Demirel, Erbakan, Türkeş dâhil hiç kimsenin bu değişimi gerçekleştirmeye ya zamanı, ya gücü yetmemiştir.

Biliyorsunuz, Türkiye’nin halkın oyuyla seçilmiş ilk Cumhurbaşkanlığı için vazifeye talip olurken, yeni Türkiye, yeni anayasa ve başkanlık sistemi ihtiyacını meydanlarda açıkça ifade etmiştim. Milletim yüzde 52’lik desteği bana bu şartlarla verdi; öyle mi? Bugün benim bu talebimi dile getirmem, asla günlük siyasete müdahale etmem, herhangi bir partiye entegre olmam anlamına gelmiyor. Ülkemiz şartlarında böyle bir değişimi ancak 400 civarında milletvekiliyle iktidara gelen bir parti yapabilir; ben bunu söylüyorum.

Başkanlık sistemi, benim şahsi bir arzum asla değildir. Başkanlığa seçilen kişinin ilanihaye orada kalması diye bir durum söz konusu olamaz. Nihayetinde bu sistemde seçilen kişinin görev süresi, kaç defa seçilebileceği hepsi belli olacak. Benim bu konudaki ısrarımın sebebi; Türkiye’nin 2023 hedeflerine de, 2053 ve 2071 vizyonuna da ancak bu şekilde ulaşılabileceğine inanıyor olmamdır. Küresel sistem çok ciddi bir değişim sürecinden geçerken, Türkiye’nin mevcut mekanizmaları ile bu değişimi kendisi için fırsata dönüştürebilmesi çok zor. Demokratik sistem içinde hızlı karar alabilme, hızlı uygulama mekanizmalarına ancak başkanlık sistemiyle sahip olabiliriz. Bunu bu 12 yıllık Başbakanlık dönemimde yaşadım gördüm, yani damdan düştüm. Ve damdan düşerek de, nerede bir sıkıntı var bunu bizzat yaşadım. Nerede eksik var, bunu bizzat yaşadım. Bu konu sıradan bir teori olayı değildir. Teorinin pratikle, uygulamayla bütünleşme olayıdır. Bu konuşulmaz, bu yaşanır, ben bunu aynı zamanda yaşadığım için anlatıyorum. Bugün G-7 ülkelerinin de, G-20 ülkelerinin de önemli bölümü başkanlık veya yarı başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Ya bu adamlar akılsız mı? Bunlar şimdi en ileri olan ülkeler, bunlar niye acaba başkanlık sistemiyle yönetiliyor? Geri kalmış ülkelere baktığın zaman oralarda da işte rastgele şeyler görürsünüz. Dünya çapında da başkanlık sistemi diğer tüm yönetim sistemlerinden daha yaygın, daha işlerliği olan bir sistemdir. Başkanlık sisteminden diktatörlük anlayanlar, padişahlık, imparatorluk anlayanlar, her şeyden önce kendi milletine veya kendi milletlerine güvenleri olmayanlardır. O zaman Amerika’da şu anda diktatörlük mü var? Konuşulduğu zaman ne deniliyor, dünyanın en ileri demokrasi ülkesi Amerika’dır. En ileri ekonomi orada. Peki şu anda Fransa’da diktatörlük mü var? Yarı başkanlık. Meksika’da, Arjantin’de, Brezilya’da diktatörlük mü var? Buyurun, oralar şu anda bizim beraber yürüdüğümüz ülkeler. G-20’deki 10 ülkeye baktığımız zaman hiçbirinde böyle bir şey göremezsiniz. O 10 ülke başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Böyle bir gidişe milletimiz ben inanıyorum ki asla izin vermez. Bu ülkede kimi zaman tankla, topla, kimi zaman komitacılıkla, kimi zaman post-modern yöntemlerle darbe yapanlar oldu. Hangisi orada uzun süre kalabildi? Ve bunlar yapıldığı zaman ülke geriye gitti, ciddi manada kan kaybetti. Sanıyor musunuz ki onlar kendi iradeleriyle ülke yönetiminden ayrıldılar; hayır, milletimizin bu ara dönemlerin daha fazla sürmesine izin vermeyeceğini gördükleri, bildikleri için orayı bıraktılar. Her ne kadar kurdukları vesayet sistemiyle kontrolü hiçbir zaman ellerinden bırakmadılarsa da, fiilen ülke yönetiminde uzun süre kalamadılar. Çünkü millete rağmen iktidar olunmaz.

Dikkat ederseniz böyle dönemlerin hemen arkasından da milletle bütünleşmiş liderler, kadrolar iş başına geldiler. Bizim milletimizin demokrasi kavrayışı ve bu yöndeki iradesi gerçekten çok güçlüdür. Başkanlık sisteminden diktatörlük çıkarmak isteyen herkesten önce bu milleti karşısında bulur. Dolayısıyla benim yeni Türkiye, yeni anayasa ve başkanlık sistemi teklifimin gerisinde yine milletimizin arzusu, iradesi, desteği vardır.

Siz muhtarlarımızdan da bu konuda destek bekliyorum. Gittiğiniz illerimizde, ilçelerimizde mahalle ve köy halkına bu gerçekleri anlatmanızı istiyorum. 7 Haziran seçimlerinin bu bakımdan Türkiye için tarihi bir fırsat olduğunu, bu fırsatın iyi değerlendirilmesi gerektiği mesajımızı vatandaşlarımıza iletmenizi rica ediyorum.

Değerli Kardeşlerim;

Toplantımızın başında İçişleri Bakanlığımız yetkilileri tarafından sizlere bir sunum yapıldı. Bu sunumda sizlere Bakanlığımız bünyesinde kurulan muhtar bilgi sistemi tanıtıldı. Biraz sonra geçeceğimiz yemekte de her birinizin önünde birer muhtar bilgi formu olacak. Aynı form sizlere tanıtımı yapılan ve internet üzerinden ulaşabileceğiniz sistemde de mevcut. İster masanızdaki formu, ister internetteki formu doldurarak diğer kurumlarla ilgili taleplerinizi, ihtiyaçlarınızı, beklentilerinizi, şikâyetlerinizi bakanlığımıza bildirebilirsiniz. Bakanlığımız tüm bu talepleri sizlerin adına ilgili kurumlar nezdinde takip edecek ve inşallah neticelendirecektir.

Değerli Kardeşlerim,

Biliyorsunuz bu binayla ilgili de tekrar ediyorum çok şey yazıldı, çok şey söylendi, ülkesine bu binayı çok görenler oldu. Tabii biz Türkiye’ye, büyüklüğüne, tarihine, kültürüne, şanına yakışır bir Cumhurbaşkanlığı binası kazandırmak için çalıştık, hamdolsun başarılı olduk. Sadece bu kadarla kalmıyoruz ve az önce sizlere anlattıklarımı tekrar etmeye gerek yok. İnşallah bittiğinde, sizler de buraya tekrar geldiğinizde inşallah oralarda da bulunacaksınız ve oralarda da ülkenizin büyüklüğünü bir daha yaşayacaksınız. Bir dostumuzun, bir büyüğümüzün güzel bir sözü var, o da gerçekten bizleri bayağı duygulandırdı. O da, “bir milletin bu tür eserlerinde, asla bu tür yatırımlardan tasarruf olmaz. Çünkü bunlar bir milletin şanıdır, bir milletin büyüklüğünün ifadesidir.”

Bir kez daha ben Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı, milletin evini teşrifiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Mahallelerinizdeki, köylerinizdeki her bir kardeşime selamlarımı, saygılarımı, muhabbetlerimi iletmenizi rica ediyorum.