Zümrüdüanka "Yeşilay Enleri" 2015 Ödül Töreninde Yaptıkları Konuşma

04.03.2015

Değerli Kardeşim Sayın Bakir İzzetbegoviç,

Yeşilayımızın Değerli Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri,

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler; sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, Yeşilay Haftamızın ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu yıl ikincisi düzenlenen Zümrüdüanka Ödüllerine layık görülen sporcularımızı, sanatçılarımızı, medya mensuplarımızı, akademisyenlerimizi, siyasetçilerimizi, kurum temsilcilerimizi peşinen tebrik ediyorum.

Zümrüdüanka Özel Ödülü takdim edilecek olan Sayın Bakir İzzetbegoviç’e de tebriklerimi sunuyorum.

Şahsımı da özel ödüle layık gördükleri için Yeşilay’ımızın Başkanına, Yönetim Kurulu üyelerine ve tüm mensuplarına teşekkür ediyorum.

Böyle bir ödülü almaktan dolayı büyük bir memnuniyet duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Layık görüldüğüm her ödül elbette önemlidir, ama bu ödülün benim nazarımda ayrı bir yeri var. Sigara başta olmak üzere, tüm zararlı alışkanlıklarla ve bağımlılıkla mücadele konusunda çok özel bir hassasiyete sahip olduğumu herhalde biliyorsunuz. Bu konudaki tavrımı her yerde ve her şart altında gösterdiğim tüm kamuoyunun malumudur.

Kimin cebinde bir sigara paketi, elinde bir sigara görürsem kendisiyle yılmadan, usanmadan, acaba o sigarayı nasıl söndürtür, onun elinden alır ve paketi de kendisinden nasıl alırım, diye böyle bir mücadelenin içerisine girer, hatta söz isterim. Bırakacağım dediği zaman, bırakacağım olmaz, bıraktım diyeceksin, derim, o anda işi bitirmek isterim. Ve bıraktım der, dediği anda da hemen kendisinden paketi alır, üzerine adını, soyadını yazar, tarihi yazar, hatta vaktimiz müsaitse telefon numarasını da oraya kaydederim ve böylece koleksiyonu sağ olsun arkadaşlarımız devam ettiriyorlar, herhalde ciddi bir sayıya da ulaştık. Bu noktada Türkiye’nin herhalde böyle bir koleksiyonu yapan yok, belki Yeşilay’da da böyle bir koleksiyon yoktur.

Tabii bu içilen değil, bıraktırılan sigaraların koleksiyonu. Bu şekilde sigarayı bırakmasına vesile olduğum her insan için adeta yeniden doğuşuna vesile olmuş gibi mutluluk duyuyorum. Hamdolsun bugüne kadar pek çok yeniden doğuşa, bu zararlı alışkanlığın telkine vesile olduğuna inanıyorum. Bana bu noktada sigarayı bıraktım, diyenleri zaman zaman takip ettiğimiz de tabi oluyor. Ama bırakır, bırakmadığı takdirde söyleyeceğimiz artık tek şey kalıyor, Rabbim bunları da ıslah etsin diyorum, başka bir çare yok.

Değerli Kardeşlerim,

Zararlı alışkanlıklarla ve bağımlılıkla mücadele tüm dünyanın gündeminde olan bir konu aslında. İktidarımızdan önce yine gündemde olan, hatta hatta biliyorsunuz anayasamızın 58’inci maddesinin gereği olan ve oradaki gençliğin korunması başlığında yer alan bir hükümdür bu, yasa değil, anayasa hükmü. Orada çok açık, net bir şey söyleniyor; devlet, gençleri alkol düşkünlüğünden, uyuşturucu maddelerden, suçluluk, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklardan ve cehaletten korumak için gerekli tedbirleri alır, bu kadar açık ve net. Buna rağmen bu mücadeleyi verdiğiniz zaman birileri bunu farklı yerlere çekmenin hep gayreti içerisine girerler. Yani bu anayasa hükmünü de biz iktidarımızda getirmedik, sağ olsunlar bizden bunu getirdiler, onların da elleri, dilleri dert görmesin, çok hayırlı bir iş yapmışlar.

En gelişmişinden, en geri kalmışına kadar tüm ülkeler halklarını bu tehlikeden korumak için yoğun bir gayret içindeler, çok ciddi bir mücadele veriyorlar. Zaman zaman ülkemizde sigara ve uyuşturucuyla mücadeleye yönelik alınan tedbirlerin eleştirildiğini görüyoruz. Halbuki dünyanın pek çok ülkesinde bu konuda Türkiye’den çok daha ileri, çok daha katı, çok daha müeyyidesi yüksek uygulamalar var. Biz kapalı alanlarda ve belirli yerlerdeki açık alanlarda sigara içilmesini yasakladık. Bu yasağın yollar, paklar dahil neredeyse şehirlerin tamamına yakınını kapsadığı yerler de var. Sigara tüketimini azaltmak için bu ürünlere bizdekinin iki katı, üç katı fazla vergi uygulayan ülkeler bulunuyor, bunları hep incelettim, bunlar üzerinde ciddi çalışmalar yaptık. Sigara yasağına uyulmaması halinde gerçekten çok ciddi, gerçekten büyük para cezalarının, hatta başka yaptırımların söz konusu olduğu yerler mevcut. Bizim bu konudaki uygulamalarımız geçmişe göre iyi olabilir, ama hala pek çok ülkenin gerisinde, bunu da bilmenizi istiyorum.

Elbette bu sadece yasayla, sadece yasakla, sadece cezayla yürütülebilecek bir mücadele değil. Ama yasanın, yasağın, cezanın etkisini de görmezden gelemeyiz. Bunun yanında, zararlı alışkanlıklara karşı toplumsal bir duyarlılık, sosyal bir reaksiyon oluşturmak mecburiyetindeyiz. Hani mahalle baskısı diyorlar ya, işte bu konuda gerçekten güçlü bir mahalle baskısı lazım. Sigara içenin ayıplandığı, uyuşturucu kullananın adeta ağır hasta muamelesi görüp, derhal tedaviye alındığı bir toplumsal ortamı hep birlikte tesis etmeliyiz.

Hatırlayanlarınız çoktur, 1989 yılına kadar bırakın kapalı alanları, otobüste, trende, uçakta bile sigara içilebiliyordu, hatta hatta uçaklarda biliyorsunuz alkol de, alkollü içkiler de veriliyordu. Uzun otobüs yolculukları, tren, uçak yolculukları sigara içmeyenler için adeta bir eziyetti, cefaydı. Aman Ya Rabbi, ne çileler çekerdik. Biz 2008 yılında kapalı alanlarda sigara içmeyi yasaklayana kadar kahvehanelerde, düğün salonlarında, hatta spor salonlarında, iş yerlerinde, pek çok yerde benzer bir durum söz konusuydu. Birileri bu yasaktan şikayetçi olabilir, ama milletimizin ben inanıyorum ki kahir ekseriyeti aynı sebepten bize dua ediyor, teşekkür ediyor. Çünkü burada insanlığın menfaati var, geleceğimizin bu noktada menfaati var. Hatta sigara içenlerin de aslında çok büyük bir kısmının bu sınırlamaları desteklediğini de biliyorum, çünkü kendileri içiyor olsa bile, onlar da bundan rahatsız. Bu konunun demokrasiyle, insan haklarıyla, farklılıklara saygıyla bir ilgisi kesinlikle yok. Tam tersine, bu tür alışkanlıkları bireyin kendine ve topluma karşı olan sorumluluklarını ihmali olarak değerlendirmek gerekiyor.

İnsan haklarına, sigara içilmesine göz yumarak değil, sigara içilmesine engel olarak riayet edilir. Çünkü hak burada var. Düşünün, bir evde beyefendi sigara içiyor, ama hanımefendi içmiyor, belki tam tersi de olabilir, şimdi burada içen-içmeyen meselesinde bakıyorsunuz ki, hanımefendi bir zulme uğruyor. Hanımefendi yapıyor, eğer erkek içmiyorsa bu defa da erkek aynı şekilde bir sıkıntının içerisine giriyor ve bunlara karşı ortak bir tedbiri almamız, geliştirmemiz gerekiyor.

Değerli Kardeşlerim,

Zararlı alışkanlıklarla ve bağımlılık mücadele, evet, benim bu ülkenin geçmişte Başbakanı, şimdi Cumhurbaşkanı olarak, vazifemin de gereğidir, demin anayasanın hükmünü okudum. Ama daha önemlisi, bu benim bir baba, bir eş, torun sahibi bir dede olarak, ailemden başlayarak kademe kademe tüm milletime karşı da sorumluluğumdur.

Sigarayla mücadele konusunda ne kadar hassas isem, her çeşidinden uyuşturucuyla mücadele konusunda da aynı derecede, hatta daha fazla hassasım. Yine alkol tüketiminin yaygınlaşması konusunda hassasiyetim, endişem var.

Tüm bu alışkanlıklar, biri diğerini besleyen, biri diğerini doğuran bir felaketler zincirinin halkaları gibidir. Hepsiyle birden topyekun mücadele etmeden, bu yönde etkili bir bilinçlenmeyi gerçekleştirmeden arz ettiğimiz şekilde sağlıklı nesiller yetiştiremeyiz.

Bugün batı toplumlarının en büyük sorunu, zararlı alışkanlıklar ve bağımlılığın pençesinde yitip giden nesillerdir. Öyle ki, bu sorun toplumların bizatihi varlığın tehdit eder boyuta gelmiştir. Bu hayat biçimi beraberinde bencilliğe varan bireyselliği getiriyor, o da aile hayatına darbe vuruyor. Aile kuramayan insanlar kimseye karşı sorumluluk hissetmeden tek başlarına bir hayatı ne yazık ki tercih ediyor. Sonuçta artık yaş ortalaması hızla yükselen, nüfusu alan, geleceği tehdit altında bir toplum ortaya çıkıyor. Şu anda bu bizde de yaygınlaşmaya başladı, artık görüyorsunuz nüfusumuzda maalesef yaşlanma artıyor ve genç kuşaklar, genç nesiller noktasında bir azalmamız var. Bu neyi gösteriyor? Artık sıkıntı başladı. Hele hele yüzde 2’nin altına düştüğümüz andan itibaren bu bizim için tehlike zilleri demektir, buna dikkat etmemiz lazım. Bugün batı toplumları için ifade ettiğimiz tehlike 2050’li yıllardan itibaren bizim için geçerli hale gelecek. Bunun için aile kültürümüzü güçlendirmeliyiz.

Şahidi olduğum tüm nikahlarda en az 3 çocuk, mümkünse daha fazla çocuk tavsiye ediyorum, bunu güçlü aileler olsun, diye istiyorum, güçlü bir millet olalım diye istiyorum. Gün ola harman ola, ölüp gideceğiz, arkamızdan bir zamanlar bu ülkede bir Başbakan gelmişti, bir Cumhurbaşkanı gelmişti, bu ülkede en az 3 çocuk olmuş demişte de, biz bu işe inanmamıştık.

Değerli dostum Alman Şansölyesi Schröder bir gün bana dedi ki, ‘göreceksiniz Alman nüfusu artık ciddi manada yaşlandı, siz 60’lı yıllarda Türkleri zorla aldınız, şimdi Türkiye genç bir nüfus, yalvararak alacaksınız. Çünkü artık Türk nüfusunun beyaz yakalıları da artmaya başladı, onları buraya alacaksınız, şimdi iteliyorsunuz, öteliyorsunuz, buraya alarak kendi zor şartlarınızı kolay kılmaya çalışacaksınız dedim’ dedi bana; vaka da bu. Fakat bizde şimdi hala bunu anlamayanlar var veya anlamakta zorlananlar var. Velev ki zorlananlar yine zorlansın, ben yine bu anlamlı toplantıda diyorum ki, bakın bu çok hassas, bunu Beypazarlı amca anladı ama, bazıları anlamamakta direniyor, yine söylüyorum, 1 olur garip olur, 2 olur rakip olur, 3 olur dengi olur, 4 olur bereket olur, gerisi Allah kerim, dememiz lazım. ‘Efendim, ama nasıl bakacağız?’ Kusura bakmayın, rızkın sahibi ne sizsiniz, ne biziz, rızkın sahibi Allah’tır, hiç endişe etmeye gerek yok.

İşte bakıyorsunuz Anadolu’da bizim birçok arkadaşlarımız var, birçok örnekler verebiliyorum, bakıyorsunuz 7 tane kardeş, 7’si de yüksek tahsilini yapmış, zengin bir aile değil. Bizde milti milyarderlere bakıyorsunuz, 1 tane çocuğu var, 2 tane çocuğu var. Bu işin parayla pulla alakası yok, onun için de buna önem vermemiz lazım, güçlü aileler.

Devlet görevini yapacak, az önce okudum size anayasa hükmünü. Onun için biz de ne yaptık? 81 vilayette üniversitelerimizi kurduk, işte 75 üniversiteden 176’ya ve Türkiye’de şu anda derslik sayısını hamdolsun hiçbir dönemde görülmediği kadar artırmış vaziyetteyiz.

Hepsinden öte kardeşlerim, ben ortaöğretimde okuduğumda bizim sınıfta 75 öğrenciydik, şimdi öğrenci ortalaması sınıflarda hamdolsun 30’a düştü, ki hedefimiz buydu, bunu başardık. Öyle okullarımız da var ki, bakıyorsunuz sınıflarda 20 tane, 15 tane çocukların olduğu okullarımız da var, yani buralara geldik. Bir açığımız kaldı şimdi; nedir? Öğretmen noktasındaki açığımızı da giderdiğimiz zaman bu iş çok daha güçlü olacak; tabii bu da milli bütçeyle alakalı bir konu. İşte bakın şimdi yine açıklandı, bu yıl da yine 47 bin öğretmen alınacak, yani bir taraftan bu da devam ediyor. Ve artık okulların inşası noktasında, fiziki şartlar noktasındaki kalite de artıyor. Eksiklerimiz yok mu? Var. Fakat, bakın biz teksir notlarıyla yetişmiş bir nesiliz, elimizde kitaplarla değil, teksir notlarıyla. Hatta bize ağabeylerimiz teksir notlarını bile vermezdi, bu sefer tabi not tutmaya gayret ederdik, bununla yetişmeye gayret ederdik, böyle okuduk, böyle buralara geldik. Ama şimdi birinci hamur kağıttan her yıl okullar açılırken sıraların üzerine kitaplar konuyor ve yavrularımız bu kitaplarıyla beraber hamdolsun eğitim-öğretime başlıyor.

Tabii ki sadece çocuk sahibi olmak yetmiyor, ayrıca bu eğitim-öğretimin yanında çocuklarımızı manevi olarak teçhiz etmeli, sağlam bir kültürel altyapıyla da donatmalıyız, kültür. Evet, kültürümüzün yavrularımıza aktarılması ve o kültürel bilince kavuşturulması çok ama çok önemli. İnancından kopuk, tarihini bilmeyen, medeniyet değerlerinden bihaber nesiller bu ülkenin, bu milletinin kıymetinin ben biliyorum ki, işaretleridir, olumluysa iyiyiz, olumsuzsa kötüyüz. Ve bunlar aynı zamanda, bak, kıyameti oku, böyle bir durumdur.

Pozitivist, maddiyatçı bir hayat anlayışıyla yetişen nesiller için zararlı alışkanlıklar ve bağımlılık bir el uzatımı mesafesindedir, o kadar yakındır. Niçin? Çünkü oraya yaklaşmasını engelleyen araya bariyer dizen, uçurumlar koyan, duvarlar ören hiçbir şey yok, her şeyi araçsallaştıran, her şeyi metalaştıran, eşya gibi gören bir zihin dünyası her türlü zaafa, her türlü kötü alışkanlığa kapıyı sonuna kadar açmış demektir.

Mevlana diyor ki; “su geminin içine girerse onu batırır, altına girerse onu yüzdürür”. Ahmet Yesevi Hazretleri de, “nefsine uyanın yoldaşı şeytan olur” diyor. İnsanlar nefislerine mahkum olursa, yani kötü alışkanlıkların esiri olursa sonu felakete gider, nefsine hakim olan, kötü alışkanlıklardan kendini uzak tutan ise selametle yoluna devam eder.

Kardeşlerim,

Tabiat boşluk kabul etmez, böyle derler. Siz insanların kalplerini, zihinlerini eğer boş bırakırsanız, gelir orayı her türlü kötü alışkanlık, bağımlılık işgal eder. Biz evlatlarımızı kafalarıyla birlikte kalplerini de beslemeliyiz, mutmain etmeliyiz, doyurmalıyız. Daha doğumu öncesinden başlayarak her aşamada çocuğa ihtiyacı olanları veriyoruz değil mi? Bu bir vaka.  Sıkıntı varsa müdahale ediyorsa, eksik varsa takviye yapıyoruz, hep daha iyi olması için çalışıyoruz. Aynı şekilde konuşmaya, anlamaya, düşünmeye başladığı andan itibaren de sevgiyle birlikte ihtiyacı olan manevi tebriyeyi, ahlaki terbiyeyi de çocuğa kazandırmalıyız. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu öğretmeden, sadece fiziki ihtiyaçlarını, maddi ihtiyaçlarını karşılayarak büyütülen bir çocuk, eninde, sonunda yolunu şaşıracaktır.

Bugün bakıyorsunuz, ilkokul çağındaki çocuğun ağzında sigara var maalesef, ortaokul çağındaki çocuk alkolle tanışmış, lise çağındaki genç maalesef uyuşturucuyla hemhal, artık üniversiteyi söylemiyorum bile. Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu çocuklara doğruyla yanlışın, haramla helalin, faydalıyla zararlının ölçüsü, kriteri verilmemiş demektir.

Ölçünün olmadığı yerde ise savrulma kaçınılmazdır. Biz önce çocuklarımıza doğruyu, yanlışı en güzel şekilde öğreteceğiz, sonra da buna uyup uymadıklarını yine en sıkı şekilde takip edeceğiz. Tabii her şeyden önce de kendimiz onlara örnek olacağız, meseleyi, kusura bakamayın, ele verir talkını, kendi yutar salkımı işine çevirmeyiz. Kendimiz sigara içerken çocuğumuza sigara içme demenin faydası olmadığını bileceğiz. Kendimiz alkol kullanırken çocuğumuza alkol zararlı, demenin boş olduğunu unutmayacağız. Kendimiz kumar illetine bulaşmışken çocuğumuzu onan uzak tutamayız. Kendimiz teknoloji bağımlısı, internet bağımlısı durumundayken, çocuğumuzu bu sorundan azade kılamayız.

İmamı Azam Hazretlerinin meşhur bal hikayesini bilenleriniz vardır. Baldan başka bir şey yemediği için sağlığı bozulan çocuğa nasihatte bulunması talebiyle kendisine getirilir malum, çocuğu 40 gün sonra getirmelerini ister. 40 gün sonra çocuğu karşısına alıp, evladım, bir daha bal yeme der. Bunun üzerine çevresindekiler kendisine, aynı nasihati daha önce niye yapmadığını sorarlar. İmamı Azam da, “o güne kadar ben de her gün bal yiyordum, 40 gün bal yemedim, nefisimi ıslah ettim, ondan sonra çocuğa nasihatte bulundum” der. Bakalım oluyor mu bu iş? Ha, oldu. O zaman kendisine o nasihati yapınca o da tuttu. Kendisine getirilen çocuk da gerçekten o günden sonra yaşadığı sıkıntıyı atlatır. Bizler de önce kendimiz yaşayacağız, uygulayacağız, ondan sonra çocuklarımıza, çevremizdekilere tavsiye edeceğiz, takip edeceğiz.

Günümüzde ülkeler artık topla, tüfekle, çizmeyle çiğnenerek işgal edilmiyor, bu tür alışkınlıklarla toplumlar topyekun esir alınıyor. Biz maneviyatı güçlü nesillerden bahsettikçe bazıları rahatsız oluyor. Asıl kötü alışkanlıkların, bağımlılığın pençesine düşen nesillerden rahatsız olunmalı. İnancını, tarihini, kültürünü, medeniyetini bilen çocuklar, gençler bu ülkenin geleceğinin teminatıdır, kötü alışkanlıklarla, bağımlıkla mücadelenin en etkili yolu budur.

Bir yandan bu sorundan şikayet edip, diğer yandan bu sorunun sebebi olan hayat biçiminin güzellemesini yapan, kusura bakmasın, ya kendini kandırıyordur, ya da milleti kandırmaya çalışıyordur. Bunun için, devlet olarak, toplum olarak, medya olarak, eğitim kurumları olarak hep birlikte kendimize çekidüzen vermemiz gerekiyor. Bu mesele sıradan bir sosyal sorumluluk konusu değildir,  bu, millet olarak geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir beka meselesidir.

Bir kez daha ifade ediyorum; yaşadığımız sorunların hiçbiri diğerinden bağımsız değildir, hepsi de birbiriyle ilişkili, dolayısıyla çözüm de aynı şekilde olmalı. Sadece bir meseleyi çözmeye çalışmak, suyun içindeki bir damlayı temizlemeye çalışmak gibidir, bu da hiçbir işe yaramaz. Suyu topyekun temiz tutacağız ki içindeki damlalar da temiz kalsın. Yeşilayımızın bu konudaki çabalarını takdirle takip ediyorum. Kendilerine bu konuda her türlü desteği bugüne kadar nasıl verdiysem, bundan sonra da vermeye devam edeceğim.

Az önce Sayın Başkanın da ifade ettiği gibi, gerek Yeşilay’ımız, gerekse Kızılayımız uluslararası camiada çok farklı konuma yerleşti, yerleşiyor ve bizden tatmin olmuyoruz, daha da güçlü bir şekilde yerleşmelidir diyorum.

Yeşilay’ın çalışmalarına katkı sağlayan herkese huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum. Bu hayırlı bir çalışmadır ve hayırda yarışmak lazımdır.  Bu yılki Zümrüdüanka Ödüllerine layık görülen herkesi bir kez daha tebrik ediyor, hepinize selam ve saygılarım sunuyorum.