“Kelam’dan Kalem’e Büyük Buluşma” Sergisi'nin Açılışında Yaptıkları Konuşma

04.03.2015

Değerli Misafirler,

İslam Kültür ve Sanat Platformu’nun Kıymetli Üyeleri,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, açılışını yaptığımız, Mehmet Çebi Koleksiyonu’ndan “Kelam’dan Kalem’e Büyük Buluşma” Sergisinin hayırlı olmasını diliyorum.  Serginin küratörü Mehmet Çebi beyefendiyi tebrik ediyorum.

İslam ve Kültür Sanat Platformu tarafından düzenlenen bu sergiye katkı sağlayan Doğuş Grubu’nu, destek veren Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne ve İstanbul Sanat Müzesi Vakfı’na teşekkür ediyorum.

Bu sergide yer alan Kur’an-ı Kerimlerin ve Delail’i Hayratın, fermanların, hatların, el yazmalarının medeniyetimize, kültürümüze, tarihimize kazandırılmasında emeği geçen herkesi şükranla yâd ediyor, Allah onlardan razı olsun diyorum. İçerikleriyle, tasarımlarıyla, verilen emekle gerçekten muhteşem bir birikimin ürünü olan bu eserlerin, yeni nesillere tanıtılması için çaba harcayan herkesi özellikle tebrik ediyorum.

Değerli Kardeşlerimiz,

Bizim medeniyetimiz bilgiye, öğrenmeye, dolayısıyla kitaba, kütüphaneye çok önem veren, bunları el üstünde tutan bir medeniyettir. Daha açık bir ifadeyle, İslam medeniyeti bir ilim, irfan ve kitap medeniyetidir. Burada, inancının temelinde “oku” emri bulunan, Peygamber Efendimizin, “beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi” tavsiye eden bir medeniyetten söz ediyoruz.

Kâğıdı bulan Çinliler olabilir, ama onu hakkıyla kullanan ve daha sonra Batı’ya ve diğer bölgelere ulaştıran bizim ecdadımızdır. Sadece kitabın kendisine değil, kitabı oluşturan harflerden kelimelere, bunlara yazan özellikle kaleme, mürekkebe kadar her şeye değer verilmiş, ihtimam gösterilmiştir. Hattatlık, nakkaşlık, bizim kültürümüzde çok önemli, çok çok prestijli mesleklerdir. İlk kütüphaneler mescitlerde açılmış, ardından evlerde, eğitim kurumlarında yaygınlaşarak devam etmiştir.

Abbasi döneminin Bağdat’ın da 36 kütüphane bulunduğu ifade edilir. Maalesef bu kütüphanelerin hepsi de, Hülagu’nun başında olduğu Moğol orduları tarafından yakıldı, yıkıldı, yok edildi. Buna karşılık bir başka Moğol hükümdarı Timur, ele geçirdiği şehirlerdeki kitapları toplayıp, kendi başkentine götürdü. Benzer bir gelişme Endülüs’te yaşandı. Burada ortaya çıkan büyük medeniyette kitabın, kütüphanelerin önemli bir yeri vardı. Bu nadide eserler de, maalesef, İspanyol Kardinalinin emriyle Gırnata meydanında toplanıp ateşe verildi, yok edildi. Gırnata’da tam 1 milyon eserin yakıldığı rivayet edilir.

Bugün için bile çok büyük bir rakam olan bu eserlerin, her birinin kalplerden, zihinlerden süzülüp gelen, göz nuru, el mahareti olduğunu düşündüğümüzde, yaşanan vahşeti daha iyi anlayabiliriz.

Bugün de Suriye’de, Irak’ta faaliyet gösteren bir terör örgütü, DAİŞ, aynı yöntemi izliyor, medeniyetimize, kültürümüze, köklerimize ait ne varsa yok etmeye çalışıyor. Geçenlerde bir Iraklı dostum dedi ki, ‘maalesef Musul’daki ‘o canım kütüphanelerimizi yaktılar’, dedi, ‘yıktılar’ dedi ve aynı şekilde ‘camilerimiz, türbelerimiz, bunlar yakılıyor, bombalanıyor, yıkılıyor’ dedi. Şimdi Musul’da içinde 8 bin nadide eserin bulunduğu böyle bir kütüphane, böyle bir örgüt tarafından maalesef yakıldı.

Daha önce Timbuktu’da benzer bir hadise yaşandı. Medeniyetimiz, geçmişten beri yaşadığı tüm bu kültür katliamlarına, soykırım girişimlerine, aldığı yaralara rağmen, varlığını sürdürmeyi başardı, inşallah başaracak.

Gırnata’da 1 milyon kitabı yakan Avrupa, Rönesansını, o kitapların külleri değil, birikimleri üzerinde inşa etti. İnşallah, Suriye’de, Irak’ta ve medeniyet coğrafyamızın her köşesinde, yakılsa da, yıkılsa da, mahzun bir şekilde tozlu raflarda kendi haline bırakılmış olsa da, yine bu kitapların, bu birikimin üzerinde gelişimimizi inkişafımızı gerçekleştireceğiz.

Bugün burada açılışını yaptığımız eserleri, bu inkişafın habercisi olarak değerlendiriyorum. Bu eserler, sadece sanat değerleriyle değil, aynı zamanda temsil ettikleri medeniyet değerleriyle de gelecek için bize umut veriyor, ilham kaynağı olmayı sürdürüyor.

Bir ferman, sadece resmi bir belge değildir. Bir hat, sadece güzel yazı demek değildir. El yazması, sadece orijinal bir eser anlamına gelmez. Bunların her biri, maziden atiye giden bir medeniyet serüveninin aynı zamanda ayak izleridir, kültür kubbesinin tuğlalarıdır.

Bir kez daha, Sayın Mehmet Çebi başta olmak üzere, bu serginin düzenlenmesinde emeği geçenleri tebrik ediyorum.

Bu eserleri medeniyetimize, kültürümüze, bizlere, bizden sonraki nesillere kazandıranları rahmetle, minnetle yâd ediyorum.

Tabii bu vesileyle inşallah Büyük Çamlıca, tabii adı Büyük Çamlıca Camii olmayacak ama Büyük Çamlıca’da şu anda inşa edilmekte olan caminin altında dev bir İslam eserleri müzesini inşallah kuruyoruz, ona göre projelendirme yapıldı ve İstanbul’umuzdaki bu açığı bu vesileyle de orada inşallah kapatmış olacağız. Bir çekim alanı haline buraların özellikle bu eserlerle gelmesinin gereğine inanıyorum.

Şimdi dünyaya bakıyoruz, öyle ülkeler var ki, 50 milyon, 100 milyon, 150 milyon, hatta 300 milyon çeşit kitap olan kütüphaneler var. Şu anda bizde öyle zannediyorum ki aldığım bilgilere göre herhalde en büyük kütüphane Ankara’daki Milli Kütüphane’yi söylüyorlar bana, 1,5 milyon, daha büyüğü yok. İnşallah şimdi Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde, bu da tabii büyük değil, daha büyüğünü de inşallah yapacağız, orada bir 5 milyon, çeşit kitabı olan bir kütüphaneyi şu anda projelendirmesini bitirdik, inşallah onun inşasına başlayacağız.

Ve bu vesileyle 24 saat insanına, halkına açık bu tür kütüphaneleri inşa etmek suretiyle kitaba olan sevginin, kitaba olan ilginin başarılabilmesi, bu zemini hazırlama görevini devlet olarak bizim yerine getirmezin gereğine inanıyorum. Bu zemini hazırlayacağız ki, ‘gençliğimize, nesillerimize karşı görevimizi yaptık’ diyebilelim veya yapmaya gayret ettik diyebilelim.

Ben tekrar hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, bu güzel sergimizin inşallah bir milat olmasını da temenni ediyorum. Teşekkür ediyorum.