Afganistan Doğan Kışlası’nda Askeri Personele Hitaben Yaptıkları Konuşma

18.10.2014

Afganistan Doğan Kışlası’nda Askeri Personele Hitaben Yaptıkları Konuşma

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kahraman Mensupları,

Çok Değerli Komutanlarımız,

Değerli Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Öncelikle sizlere aziz milletimizin yürekten selamlarını iletiyorum.

Sizler burada vatanınızdan uzakta çok şerefli bir görevi başarıyla yapmanın gururunu taşıyorsunuz. Biliyorum ki aileleriniz de, bu gururu taşıyor. Tıpkı sizler gibi, tıpkı aileleriniz gibi 77 milyon aziz milletimizin de sizinle gurur duyduğunu, sizlerle iftihar ettiğini burada tekrar hatırlatmak istiyorum.

Bu ziyaret ve buluşma vesilesiyle tüm şehitlerimizi, özellikle de Afganistan’da görev yaparken şehit olan askerlerimizi rahmetle, minnetle yâd ediyor, “Allah onlardan razı olsun, mekânları inşallah cennet olsun” diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Bugün Afganistan’a günübirlik bir ziyaret gerçekleştirdik. Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Sayın Eşref Gani ile görüştük, Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Sayın Raşid Dostum ve İcra Heyeti Başkanı Abdullah Abdullah’ı da kabul ederek değerlendirmelerde bulunduk.

Bugünkü bu ziyaretimiz birçok yönden ilk olma özelliğini taşıyor. 2005 yılında Afganistan’a Başbakan olarak gelmiştim, ancak Cumhurbaşkanı düzeyinde Türkiye’den Afganistan’a 46 yıl sonra ilk kez bir resmi ziyareti bugün gerçekleştirdik. Ayrıca Afganistan’ın yeni Cumhurbaşkanı’na devir teslimden sonra ilk resmi teması gerçekleştiren ülke de bu ziyaretle birlikte Türkiye oldu.

İlkleri gerçekleştirdiğimiz bu ziyaret Afganistan’a verdiğimiz önemin somut bir tezahürü oldu. Afganistan’ın Türkiye nezdinde gerçekten çok müstesna bir yeri var. Osmanlı Ordusu subaylarından Cemal ve Enver Paşalar, Afganistan’ın bağımsızlığına kavuşabilmesi için gerçekten yoğun bir mücadele vermişlerdi. Hatta hem Cemal hem de Enver Paşa, bu bölgede yürüttükleri mücadele esnasında şehit edilmişlerdi.

Afganistanlı kardeşlerimiz Türkiye topraklarının işgali karşısında büyük teessür yaşamış, tıpkı Pakistan, Hindistan ve Bangladeş Müslümanları gibi Kurtuluş Savaşımız için büyük fedakârlıkta bulunmuş, önemli destek vermişlerdi. Afganistan ile tarihi bağlarımızı hiçbir zaman unutmadık, Afganistan ile olan kadim kardeşliğimizi hiçbir zaman ihmal etmedik. Bu ülkenin geçirdiği zor süreçlerde barışın sağlanması, istikrarın ve güvenliğin tesis edilmesi için çok önemli destekler verdik. Çeşitli kurumlarımızın Afganistan’da tamamladıkları ve yürüttükleri projenin sayısı 800’e ulaştı. Afganistan’ın her şehrinde din, mezhep, etnik köken ayrımı yapmadan herkese ulaşmanın, herkese yardım ulaştırmanın mücadelesi içindeyiz.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin buradaki varlığı, Afganistan’a verdiğimiz önemin ve karşılıklı dayanışmanın elbette en somut göstergesidir. Burada şunu da büyük bir iftiharla söylemek istiyorum: Başbakanlık yaptığım süre içinde dünyanın birçok Devlet Başkanı ve Başbakanı Afganistan’daki askerlerimizden, yani sizlerden övgüyle bahsettiler. Sizin birikiminiz, disiplininiz, özellikle de kahramanlığınız sadece Afganistan, sadece Türkiye sınırları içinde kalmıyor, bütün dünyada takdirle ve gıptayla karşılanıyor. Afganistan’da diğer hiçbir yabancı askerin mazhar olamadığı şekilde yerel halkın da ilgi ve teveccühüne mazhar olduğunuzu biliyorum.

Ay yıldızlı Bayrağımız Afganistan’da barış anlamına geliyor, dayanışma anlamına geliyor, kardeşlik anlamına geliyor. Tıpkı Kosova’da, Bosna Hersek’te, Lübnan’da, Somali’de olduğu gibi, Afganistan’da da bu güveni tesis eden sizler oldunuz. Sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum. Aziz milletimizin şükranlarını burada bir kez daha sizlere iletiyorum. Sizlerle gurur duyduğumuzu ve her zaman da gurur duyacağımızı bilmenizi istiyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Zaman zaman Türkiye’de askerlerimizin yabancı ülkelerde görev yapmalarının acımasızca eleştirildiğine maalesef şahit oluyorum. Bakın burada yakın tarihimizden bir subayımızı, Afganistan ile ilgili olması hasebiyle de bir kez daha hatırlamak ve hatırlatmak arzusundayım. 2012 yılında İstanbul’da Harp Akademileri Komutanlığı’nda kurmay subaylarımıza yaptığım konuşmamızda da o subayımızı ve Afganistan’daki bir hatırasını nakletmiştim. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nda yenilmiş ve Mondros Antlaşması gereğince askerlerini bölgeden çekmeye başlamıştı. Fahrettin Paşa, o esnada Medine’yi savunan Osmanlı birliğinin başındaydı. Kendisine İstanbul’dan defalarca silahları bırakmasına, Medine’yi teslim etmesine ve kendisinin de teslim olmasına dair emir geldiği halde, o Medine’yi ve Medine’de Hazreti Peygamber’in mübarek kabrini bırakmak istemiyordu. Aylarca Medine’yi kahramanca müdafaa etti. Öyle ki, adı da “Çöl Kaplanı” olarak tüm bölgeye yayıldı. 1921 yılında Gazi Mustafa Kemal’in talimatıyla Fahrettin Paşa Afganistan’a atadığımız ilk büyükelçimiz oldu, geldi burada şerefle büyükelçilik görevi yaptı.

Burada yaşadığı bir olay da çok enteresandır. Kabil’de bir yangın çıkıyor, Fahrettin Paşa, hemen mahiyetini topluyor ve yangına koşuyor. Medine müdafaasının o kahramanı, o muhteşem subay ve büyükelçi, büyük bir tevazu ile elinde su kovası, Kabil’deki yangını söndürmeye çalışıyor. O esnada yanındakilere de şunu söylüyor: “İşte nerede bir hadise varsa Türk de orada hazır.” Evet, işte Türk askerinin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, bizim subay, astsubay, uzman ve erlerimizin vizyonu budur. Bu vizyon yeni değil, asırlardır, iki bin yıllık bir tarih yolculuğundan süzülerek bugünlere gelmiştir. Nerede bir hadise varsa, nerede bir ihtiyaç sahibi varsa, nerede bir mazlum varsa, Türkiye yardımlarıyla, yardım kuruluşlarıyla, devletiyle, milletiyle, gerektiğinde askeriyle oradadır.

Dokuz asır önce Haçlı Seferleri olduğunda kahraman Türk askeri bütün bölgeyi tek başına savunmuştur, Endülüs’e el uzatan, Açe’ye ulaşan, Avrupa’nın mazlumlarına kucak açan, Galiçya’da, Kore’de, Azerbaycan’da, bütün bu coğrafyada dost ve kardeşlerinin imdadına koşan Türk askeri olmuştur. Esasen bu vizyon büyük devlet vizyonudur. Osmanlı büyük bir devlet olduğu için, büyük devlet vizyonu ile hareket ettiği için, toprakları kadar, toprakları dışında da asker bulundurmuş, muhtaçlara yardım elini uzatmıştır.

Şu anda ekonomisiyle büyük devletlere bakın, dünyanın her yerinde, kriz bölgelerinde, askerleriyle var olduklarını görürsünüz. Binlerce kilometre öteden kalkıp kriz bölgelerinde operasyonlar yaptıklarını görürsünüz. Şimdi bunu siz bu bölgede en güzel şekliyle yaşıyorsunuz. Niye? İşte bu soruya cevap bulmamız lazım. Türkiye de tamamen büyük devlet vizyonuyla, sadece ve sadece barışı tesis etmek için ulaşabildiği her yere, kimi zaman TİKA’sıyla, kimi zaman Kızılay’ı ile, kimi zaman AFAD’ıyla, kimi zaman da Türk Silahlı Kuvvetleri ile ulaşıyor.

Dikkatlerinizi çekiyorum, Suriye’nin Ayn-el Arap, diğer adıyla Kobani şehrinden Türkiye’ye sığınanlara da en başta kucak açan, onları dostça, kardeşçe kucaklayan yine Türk Silahlı Kuvvetlerimiz olmuştur. Bazı densizler çıkıp Mehmetçiğe taş atıyor olabilirler, bazı alçaklar çıkıp Mehmetçiğe kurşun sıkıyor olabilirler, barış için görev yaptığımız yerlerde bazıları çıkıp düşmanca tavırlar sergiliyor olabilirler. Dünyanın en büyük ve en kadim ordularından biri olan Türk Silahlı Kuvvetleri bu insanlık dışı saldırıların hiçbirine boyun eğmez, hiçbirinden etkilenmez ve vazifesini kararlılıkla yerine getirme idealinden asla vazgeçmez.

Kardeşlerim,

Sizin arkanızda 77 milyon var, 77 milyonun hayır duası var. Sizin arkanızda bölgesinde ve dünyada artık çok daha güçlü, çok daha itibarlı bir devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti var. İşte bu özgüvenle vazifelerinizi ifa etmenizi sizlerden rica ediyorum. Sizler Medine Kahramanı ilk Kabil Büyükelçimiz Fahrettin Paşa’nın, Gazi Mustafa Kemal’in, 2012 yılında bir helikopter kazasında şehit verdiğimiz Binbaşı Serkan Doğan’ın ve diğer şehitlerimizin aziz hatıralarını üzerinizde taşıyorsunuz. Hem onlara hem de aziz milletimize mahcup olmayacağınızı çok iyi biliyoruz. Sizin buradaki dik ve vakur duruşunuz, bizim Türkiye’de emniyet ve huzur içinde olmamızı sağlıyor. Türkiye’deki emniyet ve huzur ortamı sizin burada özgüvenle görev yapmanızı temin ediyor. Bu şekilde devam edecek, hem ülkemizin itibarını büyütecek hem de dost ve kardeşlerimize tarih boyunca silinmeyecek vefa örnekleri emanet edeceğiz.

Her birinizin tek tek o pak alınlarınızdan öpüyorum. Ay yıldızlı Bayrağımızı ülkemizden çok uzaklarda onurla, şerefle, gururla dalgalandırdığınız için sizlere şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. “Allah her daim yar ve yardımcınız olsun diyor” hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.