Rize’de Toplu Açılış Töreninde Yaptıkları Konuşma

11.10.2014

Rize’de Toplu Açılış Töreninde Yaptıkları Konuşma

Sevgili Rizeliler,

Sevgili Hemşehrilerim,

Çok Değerli Kardeşlerim,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Bugün bir kez daha Rize’yi, Rizeli tüm kardeşlerimi hasretle ve muhabbetle selamlıyorum.

Konuşmamın hemen başında şunu tüm samimiyetimle ifade etmek istiyorum: Rize ile iftihar ediyorum. Rizeli olmakla iftihar ediyorum. Sizin itimadınıza, sizin güveninize, sizin ahde vefanıza mazhar olmaktan iftihar ediyor, sizlerle gurur duyuyorum.

10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 81 gibi çok yüksek bir oy oranıyla bu kardeşinize, bu hemşehrinize, Rize’nin evladına sahip çıktığınız için hepinize tek tek teşekkür ediyorum.

Rize, 10 Ağustos’ta ilklerin sahibi oldu. 81 vilayet içinde yüzde 81 oy oranıyla Rize ilk sırada yer aldı. Rize, ilk kez bir cumhurbaşkanı çıkardı, bir evladını Cumhurbaşkanlığı makamına yükseltti. Rize aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin doğrudan seçimle çıkan ilk Cumhurbaşkanı’nı da kendi bağrından, kendi toprağından, kendi evlatları arasından seçti.

Sizler tarih yazdınız, sizler tarihe silinmez bir imza attınız. Sizler bu kardeşinizin yüzünü ak çıkardınız. Allah hepinizden razı olsun. Rabbim, Rize’yi, Rizeli kardeşlerimi, tüm Türkiye’yi ve insanlığı korusun. Bu şekilde dua ediyorum. İnşallah 12 yıl boyunca Başbakanlık görevim boyunca sizleri mahcup etmediğimiz gibi, Cumhurbaşkanı olarak da sizleri mahcup etmeyeceğiz. Yüreğinde, damarlarında, nefesinde Rize’nin mertliğini, yiğitliğini, hoşgörüsünü; millet, vatan, bayrak ve devlet sevgisini ebediyen iftiharla taşıyacağım. Tekrar tekrar her birinizi tebrik ediyor, teşekkür ediyor, Rabbim sizlerden razı olsun diyorum.

Sevgili Kardeşlerim,

Halkın doğrudan oylarıyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanı elbette farklı bir cumhurbaşkanı olmak zorunda. Milletin oylarıyla işbaşına gelen bir Cumhurbaşkanı, milletin her meselesini kendisine dert edinen, milletin her meselesiyle ilgilenen bir cumhurbaşkanı olmak mecburiyetinde. Anayasa ve yasalar çerçevesinde siyasi partiler arasındaki tarafsızlığımızı koruyarak, hükümetimizle uyum ve koordinasyon içinde inşallah koşan, koşturan, terleyen bir cumhurbaşkanı olarak görevimi ifa ediyorum ve edeceğim. Fakat birilerinin dediği gibi, “Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin sözcüsü gibi konuşuyor” gibi yakıştırmalar kusura bakmasınlar bizim prim vereceğimiz yakıştırmalar değildir. Biz, hükümetimizle bir Cumhurbaşkanı olarak, iktidarımla el ele, omuz omuza Türkiye’yi nasıl daha ileriye taşırız, bunun gayreti içerisinde olacağız.

Kardeşlerim,

Biz kalkıp da, bu ülkede hükümetimizle hemfikir olduğumuz her konuda sonuna kadar bir Cumhurbaşkanı olarak bunların arkasında duracağım, durmaya devam edeceğim. Çünkü hükümet devleti çalıştıran mekanizmadır. Bu siyasi mekanizmadan halkın seçtiği bir Cumhurbaşkanı olarak bizim ayrı kalmamız düşünülebilir mi? Farklı Cumhurbaşkanı olmak budur. Yola çıkarken ne demiştik? “Biz farklı bir Cumhurbaşkanı olacağız.” İşte onun adımlarını atıyoruz.

Dün Trabzon’a uğradık. Protokol ziyaretleriyle yetinmedik. Önce toplu açılış töreninde milletimizle buluştuk, kucaklaştık. Ardından Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin Akademik Yıl açılış törenine katıldık. Akşam saatlerinde Trabzon’daki sivil toplum örgütlerimizle, kanaat önderleriyle bir araya geldik, istişareler yaptık. Bugün buraya gelmeden hemen önce Güneysu’da rahmetli babamın ismi verilen Kaptan Ahmet Erdoğan Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin açılışını yaptık. Canlı bağlantıyla Artvin’de Hopa Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin açılışını gerçekleştirdik. Şu anda burada yine toplu açılışlar yapacak, ardından Üniversitemize giderek orada Akademik Yıl açılış törenine katılacak, akşam da Rize’de sivil toplum örgütleri ve kanaat önderleriyle istişareler gerçekleştireceğiz. Yarın Bayburt’tayız. Aynı gün oradan Gümüşhane’ye geçeceğiz. Rize’nin hemen ardından yüzde 80,3 oy oranıyla 81 vilayet içinde Bayburt ikinci oldu. Bayburt’ta da toplu açılışlar yapacağız. Oradaki kardeşlerimize de teşekkür edeceğiz. Ardından Gümüşhane. Gümüşhane de 10 Ağustos seçimlerinde yüzde 75 oy oranıyla üçüncü oldu. Gümüşhane’de de açılışlar yapacak, orada da teşekkürlerimizi ifade edeceğiz.

Bize durmak yok. Çankaya Köşkü’ne kapanıp kalmak yok. Milletimizin teveccühüne layık olmak için, başlattığımız eser ve hizmetleri tamamlamak için, yeni projeleri tamamlamak için ve şu anda çok daha farklı, güçlü projeleri başlatmak için milletimizin arasında olmaya, milletimiz için ter akıtmaya devam edeceğiz. İşte bugün de burada, Rize’de tamamlanan projelerin toplu açılışını gerçekleştiriyoruz. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın tamamladığı Salaha Kamp Eğitim Merkezini, Hemşin Semt Futbol Sahasını bugün resmi olarak açıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımız, Pazar’a bir ilkokul kazandırdı. Orman ve Su İşleri Bakanlığımız, Tunca Vadisi’nde önemli bir çevre düzenlemesi bitirdi, bugün hizmete alıyoruz. Hemşin Belediyemizin tamamladığı meydan parkı da bugün hizmete giriyor. Güneysu’da sabah açılışını yaptığımız İmam Hatip Lisesiyle birlikte bu yatırımların Rize’ye, Rizeli kardeşlerimize hayırlı olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Başta Sayın Başbakanımıza, hükümetimize, tüm bakan arkadaşlarımıza ve emeği geçen tüm yüklenici firmalara, Rize Valiliği, Belediye Başkanlığı ve ilçe belediyelerine hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Sevgili Kardeşlerim,

Sevgili Hemşehrilerim,

Son günlerde Doğu ve Güneydoğu’daki şehirlerimizde; Ankara, İzmir, İstanbul gibi büyükşehirlerimizde yaşanan hadiseleri sizler de yakından takip ediyorsunuz. Üzüldüğünüzü biliyorum. Bu şımarıklık karşısında, bu nankörlük karşısında sabırla ve metanetle durduğunuzu da biliyorum. Biz, milletçe bu sağlam duruşumuzu, bu sabırlı duruşumuzu asla bozmayacağız. Bakın kardeşlerim, bu sokağa dökülenler, bu teröristler, bu vandallar, bu yağmacılar aslında milletin öfkelenmesini, milletin taşmasını, milletin karşılarına çıkmasını istiyorlar. Bunların asıl amacı bu, bunların kurdukları tuzağın asıl hedefi bu. Hatırlayın 17 Aralık, 25 Aralık, Gezi olaylarında bunlar Rize’ye de girmek istemediler mi? Ama Rize ne yaptı? Gereğini yaptı ve geldikleri gibi gittiler. Dün Trabzon’da da söyledim; kim ki öfkesine hakim olamazsa, kim ki bunların karşısına öfkeyle, nefretle çıkarsa, inanın bunların tuzağına düşmüş olur, bunların oyununa gelmiş olur. Fakat hiç endişeniz olmasın. Askerimiz, polisimiz, istihbarat birimlerimiz son derece başarılı şekilde bunlarla gereken mücadeleyi veriyorlar.

Bakın Bingöl’de iki polisimizi şehit eden alçaklar saatler geçmeden başarılı bir operasyonla ölü olarak ele geçirildiler. Bayrağımızı ateşe veren hainler yakalandılar. Şehirlerimizde başarılı operasyonlar yapılıyor, zanlılar tek tek toplanıyor. Daha da fazlası yapılacak. Sokaktaki bu teröristlerden olduğu kadar, onları sokağa itekleyen, onların arkasına saklanan siyasetçi kılığındaki korkaklardan da bu tahriklerin hesabı sorulacaktır. Bunu bilmenizi istiyorum. Bir taraftan sokağa dökülün diyeceksin, öbür taraftan “Biz; özgürlük, barış, demokratik hakları kullanın dedik, “şiddete başvurun demedik” diyeceksin. Bu nasıl bir siyasi sorumluluktur? Böyle bir şey olabilir mi? Siz neden rahatsız oldunuz? Mutluluk, huzur, refah bu mu sizi rahatsız etti? Düne kadar Güneydoğu, Doğu Anadolu’nun yaşam koşulları ortadaydı. 12 yıldır bu ülkede ayırım yapmaksızın 780 bin kilometre kareyi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarma mücadelemiz ortada dururken, ben buradan sesleniyorum: Ey benim Güneydoğulu, Doğulu Kürt kardeşlerim, şunu bilmeniz lazım: Eğer bugün bölgeye yatırımcı gelmiyorsa, sizin adınıza konuşanlar yüzünden yatırımcı gelmiyor. Ne olacak? Adam gelip Güneydoğu’da yatırım yapıp da, ondan sonra fabrikasının yanmasını mı bekleyecek? Devletin bankalarını yakacaksın, yıkacaksın, bankamatikleri bütün hepsini yakacaksın, yıkacaksın, ondan sonra da utanmadan, sıkılmadan burada neden banka yok mu diyeceksin? Okulları yakıyorsunuz, hastaneleri yakıyorsunuz, huzurevlerini yakıyorsunuz, çocukların kaldığı pansiyonları yakıyorsunuz. Siz nasıl bir siyasetçisiniz? Siz nasıl bir insansınız? Neymiş? Kobani. Kobani ile Van’ın ne alakası var? Kobani ile Erciş’in ne alakası var? Kobani ile Muş’un, Hakkari’nin ne alakası var? Kobani ile İstanbul’un, Ankara’nın, Diyarbakır’ın ne alakası var? Dert başka. Ağrı’nın, Patnos’un ne alakası var? Patnos’ta belediye binasını yaktılar. Belediye binası senin neyini rahatsız etti? Yahu bindiğiniz otobüsleri yakıyorsunuz. Kürt vatandaşlarımın araçlarını yakıyorsunuz.

Ey benim Kürt kardeşlerim; hala bu adamlara dersini vermeyecek misin? Fakat sesleniyorum; verseniz de, vermeseniz de biz devlet olarak bu vatan topraklarını asla bu teröristlere yar etmeyiz, bunu bilmenizi istiyorum. Gereken neyse onu yaparız. Asla bundan taviz vermeyiz, bedeli ne olursa olsun yaparız. Bu sokağa çıkanlar da, bu piyonlarını sokağa itenler de, bir şeyin farkında değiller. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bundan on beş yıl, yirmi yıl önceki şartlarda değil. Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar hiç olmadığı şekilde donanımlı, müteyakkız ve her duruma hazırlıklı. Emniyet Teşkilatımız son derece dikkatli, son derece tecrübeli ve olaylara karşı son derece hazırlıklı. Aynı şekilde istihbarat birimlerimiz hiç olmadığı kadar aktif ve başarılı.

Bunun yanında sarsılmadan, taviz vermeden asla geri atmadan, demokrasi, insan hak ve özgürlüklerini, hukuku en güçlü şekilde savunuyoruz, savunacağız. Yani hem güvenlik noktasında çok iyi durumdayız, hem de güvenlik ve özgürlük dengesini çok iyi şekilde muhafaza ediyoruz. Bu sokaktaki piyonlar ve onların ipini tutan efendileri Türkiye’nin 90’lara dönmesini istiyor ve bunun için yakıp, yıkıyorlar. Türkiye 90’lara dönmeyecek, hem güvenliği en üst seviyede muhafaza edeceğiz hem de “nadına demokrasi, inadına özgürlük, inadına barış ve kardeşlik” diyeceğiz.

Sevgili Kardeşlerim,

Sevgili Rizeliler,

Son günlerde sahnelenen eylemlerin Suriye’nin Ayn el-Arap, diğer ismi ile Kobani’de yaşanan olaylarla uzaktan yakından ilgisi yok. Kobani’de terör saldırısı var diyerek, Türkiye içinde terör estirenler, bu nankörlüğü hiç kimseye yutturamazlar. Ama bakın buradan, Rize’den hem sizlerin hem de aziz milletimizin dikkatlerini bir noktaya çekmek istiyorum. Son günlerde yaşanan olayların arkasında kimlerin olduğuna lütfen dikkat edin. Bu olayların arkasında sadece PKK yok, bu olayların arkasında sadece bölücü terör örgütü PKK’nın gölgesinde siyaset yapan parti yok, hepsi var. Bu olayların arkasında Türkiye’de her türlü kaosun içinde yer alan çevreler var. Bu olayların arkasında Suriye’nin eli kanlı, zalim Esed rejimi de var, bunlara yol arkadaşlığı yapıyorlar. Bu olayların arkasında Esed rejimiyle kol kola olan, el ele olan Türkiye’deki malum siyasi parti de var. Günlerdir terör örgütüyle aynı çizgide yayın yapan, terör örgütüne methiyeler düzen sorumsuz bazı medya kuruluşları, sorumsuz bazı kalemler de bunun içinde. Aynı şekilde bu olayların arkasında o malum uluslararası medya kuruluşları var. Bu olayların arkasında Türkiye aleyhine her türlü ihanet fırsatını değerlendirmeye çalışan o Pensilvanya da var. Dikkat edin hepsi aynı anda ve aynı dille, aynı üslup ile saldırıya geçti. Ne dediler? “Türkiye Işid’e yardım ediyor” dediler.

Kardeşlerim,

Türkiye Cumhuriyeti gerek Başbakan olduğum dönemde, gerekse şu andaki Başbakan ve hükümetimiz döneminde, bugüne kadar hiçbir terör örgütüne en ufak bu tür bir destek asla vermemiştir. Bu tür iftirayı yapanlar, hükümetimize, devletimize bu tür iftirayı yapanlar çok açık ve sert konuşuyorum; alçaktır, bunlar vatan hainidir. Bu kadar açık konuşuyorum. Kim bu ifadeleri kullanıyorsa, hukukta bir kaide var değerli kardeşlerim, iddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir, kim hangi iddiayı ortaya atıyorsa bu iddiasını ispatla mükelleftir. İspat edemiyorsa alçaktır, haindir. Bu sıradan bir olay değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne Batının bazı ülkelerinin yakıştırmasıyla konuşmak ihanettir. Bunu ispat etmeleri gerekir.

Biliyorsunuz bunları, Gezi olaylarında da yapmışlardı, 17 Aralık, 25 Aralık darbe girişiminde de yapmışlardı, 30 Mart seçimlerinde, 10 Ağustos seçimlerinde işte bu ittifak, bu kirli ittifak millete karşı saf tutmuştu. Türkiye aleyhine, Türkiye’deki istikrar ve güven aleyhine nerede bir hareket, nerede bir eylem varsa işte bu çevreler kenetlenmiş, bu şekilde bize karşı saldırıya geçmişlerdi, ama millet buna prim vermedi, millet bunları derdest etti.

Şimdi böyle bir hassas süreçte, böyle bir hassas dönemde siyasi partilere düşen görev sorumlu davranmaktır, sağduyulu davranmaktır, halkı da sağduyuya çağırmaktır. Terörle arasına mesafe koyamayan aciz bazı siyasiler, maalesef sokaklara çıkma çağrısı yaparak can kayıplarının, yağmacılığın ve vandallığın mimarı olmuşlardır. Her türlü kaos ortamında rant devirmeye çalışan maalesef siyasiler, son derece sorumsuz açıklamalarla olayları tahrik etmişlerdir.

Allah aşkına soruyorum, bu IŞİD belasını Ortadoğu’ya musallat eden kim? Beşar Esad. Bu IŞİD terör örgütüne Suriye’de alan açan kim? Beşar Esad. IŞİD terör örgütüne destek veren, silah veren, bu örgütle birlikte hareket eden kim? Beşar Esad. Gittiler bu eli kanlı zalimi Şam’da ziyaret ettiler. Bunlar kim? 250 bin insanı katleden böyle bir katille resim çektirenlerin kimler olduğunu sizler biliyorsunuz, benim söylememe gerek yok. Şimdi çıkmışlar utanmadan, sıkılmadan “Türkiye IŞİD’e destek veriyor” diye uluslararası propaganda değirmenine su taşıyorlar, el insaf. Hem IŞİD’in hamisi Beşar Esad’a kol kanat gereceksin hem de kendi ülkeni IŞİD’e destek vermekle itham edeceksin, tavşana kaç diyeceksin, tazıya tut diyeceksin.

Her zaman söylüyorum siyasetin limanı ahlaktır, siyaset ahlakla yapılır, dürüstlükle yapılır, ilkelerle yapılır. Eğer şu anda Ana Muhalefet Partisi’nin başındaki zat kalkıp da, bu konuda kendi yardımcısı twitter’dan günlerdir terör örgütüne destek verirse, sokak çatışmalarına çağrı yaparsa ve bunu kalkıp da kendi genel başkanı tarafından evet gerekli uyarıya tabi tutulmazsa, millet bu hesabı sorar. Türk Bayrağı, Atatürk büstleri yıkılıyor, bakıyorsunuz o malum partiyle beraber iş tutuyorlar. Bunlar Gezi’nin arkasında da durdular, başarılı olamadılar. 17-25 Aralık ahlaksız darbe girişiminin arkasında beraber durdular, yine başarılı olamadılar. Paralel yapıya, Pensilvanya’ya sahip çıktılar, orada da başarılı olamadılar. Şimdi de maalesef şiddet eylemlerinin, vandallığın, yağmacılığın, terör örgütlerinin arkasında duruyorlar, yine başarılı olamayacaklar.

Buradan, Rize’den bütün siyasi partilerimize sağduyu çağrısı, ilkeli, ahlaklı olma ve meşruiyet sınırları içinde kalma çağrısı yapıyorum. Türkiye bu olayları aşar ve aşıyor, ama geride bu olaylara destek verenlerin ahlaksızlığı kalır ve bu da unutulmaz.

Bakın sevgili kardeşlerim, dün bazı uluslararası gazeteler ve dergiler adeta düğmeye basılmışçasına “Türkiye’de Çözüm Süreci bitiyor” diye ortak bir ağızla yayın yaptılar. İçeride de bazı medya kuruluşları, bazı kalemler Çözüm Süreci bitiyor zannıyla adeta avuçlarını ovuşturuyorlar. Kardeşlerim, biz Çözüm Süreci’ni, teröre, terör örgütlerine, onların kanlı tuzaklarına kurban etmeyiz. Çözüm Süreci kardeşlik sürecidir ve inşallah Türkiye 77 milyonun kardeşliğini en güçlü şekilde tesis edecektir.

Dikkatinizi çekiyorum, bu son olaylardan en fazla benim Doğu’daki, Güneydoğu’daki Kürt kardeşlerim rahatsız oldular. Doğu ve Güneydoğu’da huzur sağlanmıştı, güvenlik tesis edilmişti, evlere, sokaklara, sofralara huzur gelmişti, ama bazı şımarıklar çıktılar en başta benim Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt kardeşlerime, dikkat edin 33 tane kardeşimiz öldü değil mi? Bunların neredeyse tamamına yakını Kürt. Aynı düşüncede olmayabilirsiniz ama öldürdünüz, öldüren Kürt. ölen Kürt. Bunun mantığı olabilir mi? Bunun izahı olabilir mi? Neye benziyor? Aynen Suriye’de, Irak’ta “Allah-u Ekber” diyerek öldüren ile “Allah-u Ekber” diyerek ölenlerin durumuna benziyor. Bunların hiçbir yanı savunulamaz. Terör terördür, bunun iyisi olmaz hepsi kötüdür.

Kürt kardeşlerime zarar verdiler, onların evlatlarının canlarına kıydılar, onların dükkanları yağmalandı, onlara hizmet veren okullar, otobüsler, ambulanslar, Kızılay’ın kan bağış araçları, belediye araçları ve binaları yakıldı. İşte onun için Kürt kardeşlerime anne babalara diyorum ki: Huzuru bozan, karanlık ellerde oyuncak olan, kanları üzerine kirli hesaplar yapılan çocuklarınıza lütfen sahip çıkın. Eğer bir Kürt ailenin çocuğu elinde molotofla sokaklarda bu tür her yeri yakıyor, yıkıyorsa, kusura bakmayın anne babalar da bundan sorumludur, onlar da evlatlarına sahip çıkacaklar.

Ey anneler, ey babalar, bu çocukları, bu gençler lütfen sokaklardan toplayın. Yarın siz de, “Benim oğlum benim çocuğum dağda” diyemezsiniz. Bununla da karşı karşıya kalabilirsiniz. Bu terör örgütü de, bu siyasi parti de sizin çocuklarınızın kanı ve canı üzerinden hesaplar yapıyor. Sizin gencecik evlatlarınızı, sizin çocuklarınızı kullanarak uluslararası karanlık çetelere maşalık yapıyorlar. Çocuklarınızı kullandırtmayın, gençleri kullandırtmayın. Hem kendiniz acı yaşamayın hem de Türkiye’nin acı yaşamasına müsaade etmeyin.

Buradan Türkiye genelindeki 780 bin kilometrekaredeki tüm annelere, babalara sesleniyorum: Çocuklarınızın, gençlerinizin bu hainlerin tuzağına düşmesine izin vermeyin. Devletimiz değerli kardeşlerim, hem bu olanlarla, bütün bu olaylarla baş edecek hem de bunun hesabını soracak güce sahiptir. Hiçbir gencimiz oyuna gelmesin, hiçbir gencimiz tahriklere kapılmasın. Allah’ın izniyle, bu uluslararası komplo, bu uluslararası operasyon da geldiği gibi gidecek. Türkiye’ye Mısır’da ve Ukrayna’da yaşananları asla yaşatamayacaklardır, Türkiye’nin kutlu yürüyüşünü asla durduramayacaklardır. Onlar saldıracak, ama biz ekonomimizle, demokrasimizle güçlenmeye devam edeceğiz. Kardeşlerim onlar saldıracak, bizim demokrasimiz daha ileri standartlara inşallah kavuşacak. Onlar saldıracak, Allah’ın izni ile bizim kardeşliğimiz, şu içinde bulunduğumuz tablo, çok daha güçlenerek gelişecek.

Kardeşlerim,

Başınız öne eğilmesin. Karamsarlığa, kötümserliğe asla prim yok, umutsuzluğa asla ve asla tamah yok. Türkiye’nin emin ellerde ve emin adımlarla geleceğe ilerlediğini unutmayın. Kötü kötülüğünü yapacak, ama biz iyilik için mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz.

Kardeşlerim,

Hep ne söyledik? Yola çıkarken, “Uzun ince bir yoldayız, gidiyoruz gündüz gece” dedik. “Gideceğiz gündüz gece, durmak yok yola devam” dedik. Ben sizden bir şey daha istiyorum. Nedir o? Hep birlikte bunu söylememiz lazım, şimdi onu arzulamamız lazım.

“Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet”, bu dörtlüyü unutmayacaksınız. Biz 77 milyonuyla, Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Gürcüsü, Abazası, Boşnağı aklınıza ne gelirse, 77 milyon biriz, beraberiz, kardeşiz, hep birlikte Türkiye’yiz. Bayrağımız bir, bu bayrağımıza uzanan eller kırılır. Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Üç, 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Kimse bu vatanın üzerinde operasyon düşünmesin. Kardeşlerim asla ne bayrağımıza ne de vatan topraklarında böyle bir operasyona müsaade edilmez. Ve dördüncüsü tek devlet. Devletin içinde paralel devlet, böyle bir şey olabilir mi? Ve artık bu paralel yapı ve bunun uzantıları bundan sonra çok farklı bir yere oturtulacak. Ve bu da, inşallah hemen bu ay sonundaki Milli Güvenlik Kurulumuzun yine gündeminde yer almak suretiyle, onlarla ilgili çok daha farklı bir adımı atacağız. Çünkü bu operasyon öyle lokal değildir, geneldir ve bunun adımını atacağız. Çünkü Türkiye’de devlete alternatif bir adım atılamaz, buna müsaade etmeyeceğiz. Eksiklerimiz olmuş olabilir, hatalarımız olmuş olabilir, ama bunu Allah bizlere erken gösterdi ve şimdi de bunu kararlı bir şekilde çözeceğiz.

Kardeşlerim,

Hepinizi bu açılış töreninde en kalbi duygularla selamlıyorum. Günümüz kutlu olsun, geleceğimiz aydınlık olsun inşallah.

Sağ olun, var olun.