Milli Savunma Üniversitesi Deniz ve Hava Harp Okulu Diploma Alma ve Sancak Devir Teslim Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

31.08.2022

Milli Savunma Üniversitemizin Değerli Rektörü,

Değerli Komutanlar,

Hocalarımız ve Öğrencilerimiz,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Dün Ankara’da Kara Harp Okulumuzun diploma ve sancak devir töreninde askeri öğrencilerimizin mezuniyet sevincini paylaştık. Bugün de Deniz ve Hava Harp Okullarımızın öğrencilerinin mezuniyet mutluluğuna şahitlik etmek üzere bir aradayız. Deniz Harp Okulumuzdan mezun olan 269 Türk ve 6 misafir öğrencimiz ile Hava Harp Okulumuzdan mezun olan 273 Türk ve 13 misafir öğrencimizi tebrik ediyorum. Bu evlatlarımızı yetiştirerek ordumuzun saflarına katılmalarını sağlayan ailelerine de şahsım ve milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Milli Savunma Üniversitemiz faaliyete başladığı günden itibaren hem 15 Temmuz’un yol açtığı zafiyetleri giderme, hem de eğitim-öğretim kalitesini günün ihtiyaçlarına göre yükseltme bakımından çok önemli başarılara imza atmıştır. Denizcilerimiz Barbaros’un izinde Akdeniz’de, Ege’de, Karadeniz’de ve kendilerine görev verilen her yerde ülkemizin çıkarlarını korumakta, milletin emanetini en yüksekte tutmaktadır. Aynı şekilde 15 Temmuz ihanetinden en büyük yarayı alan Hava Kuvvetlerimiz de kısa sürede kendini toparlayarak gökyüzündeki hâkimiyetimizi pekiştirdiler. Milli Savunma Üniversitemiz bugüne kadar 111 F16 pilotu yetiştirdi, hâlihazırda 100’den fazla mezunumuz da pilotluk eğitimlerini tamamlamak üzeredir. Birilerinin sırf ordumuzun insan gücü temin ve eğitim kapasitesine darbe vurmak için çıkardığı fitnelerin nasıl boş olduğunun ispatı, işte burada karşımızdaki manzaradır.

Harp okullarımızın eğitim sürelerini 4 yıldan, 5 yıla çıkartarak, eğitim kapsamını genişleterek ve kalitesini artırarak ülkemizin hedeflerine uygun nitelikli askeri personel yetiştiriyoruz. Dünyanın ve ülkemizin yaşadığı gelişmelerin gerisinde kalan değil önünde giden bir eğitim sistemiyle kendimizle birlikte dostlarımızın da ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Bizim devlet geleneğimizde ordu, milletin değerleriyle teçhiz edilmiş devletin temel taşı ve ülkenin bekasının teminatı olan bir kurumdur. Ne zaman ki ordumuz bu vasıflarından uzaklaştırılmışsa, işte o vakit bizim için alarm zilleri çalmaya başlamıştır.

Osmanlı’nın kara sınıfını oluşturan Yeniçeriler Bektaşi Ocağı’nda yetişiyor ve yoğruluyordu. Tarihte olduğu gibi bugün de karacılarımız her gazaya besmele, hamdele eşliğinde çıkmakta, Allah, Allah nidalarıyla düşmanın üzerine yıldırım gibi inmektedir. Bin yılı aşkın süredir İlahi Kelimetullah uğrunda kanlarıyla toprağı sulayan, gül bahçesine girer gibi şehadete yürüyen bir orduya başka türlüsü zaten yakışmazdı.

Denizcilerimiz de, Akdeniz’i bir Türk gölü haline getiren namlı reislerimizin izinde gemilerimizdeki bayrağın üstünde yer alan Kur’an-ı Kerim’in gölgesinde her işlerine bismillah diyerek başlayan cengâverlerdir.

Havacılarımız da, dünyanı kuş bakışı görmeye imkân veren, işleri sayesinde Rabbimizin verdiği nimetlere ve güzelliklere en çok hamd eden sınıf olsa gerektir. Maalesef bir dönem ordumuzun gücünü aldığı bu kadim köklerinden koparma gayretleri had safhaya çıkmıştı. Kışla camilerinin kapatılması ve asker ailelerine sergilenen ayrımcılık başta olmak üzere bu üzüntü verici gidiş, hamdolsun eski Türkiye’nin ruhumuzu yaralayan lekelerinden biri olarak tamamen geçmişte kalmıştır. Deniz Harp Okulumuzun da Heybeliada’daki ilk yerleşkesinde bulunan cami, Tuzla’daki yerine geçtikten sonra ihmal edilmişti. Milli Savunma Üniversitemiz, işte bu eksiği giderdi. Bu vesileyle Deniz Harp Okulu Camimizin bugün aynı zamanda açılışını yapıyoruz. Kara ve harp okullarımızda inşaatına başlanan camilerimizi de inşallah en kısa sürede tamamlıyoruz.

Mehmet Akif Ersoy’un ifade ettiği gibi: “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli. Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.” Biz böyle yürüdük, savaşlara böyle yürüdük. Böyle yürüdük ve zaferle hep el ele olduk. Heybeliada’daki tarihi Bahriye Mektebi Camii’ni de yeniden ayağa kaldırıyoruz. Ne diyor Akif: “İmandır o cevher ki, ilâhî ne büyüktür! İmansız olan paslı yürek sinede yüktür!” Evet, bizim askerimiz İstiklal Marşımızda en güzel şekliyle ifade edilen iman dolu yüreğiyle tüm zaferlerini kazanmış, vatan topraklarına göz dikenlerin başına balyoz gibi inmiştir. İnşallah bugün mezun olan teğmenlerimizin de katılımıyla safları daha güçlenecek kahraman ordumuzdan yakında yeni başarıların, yeni zaferlerin müjdelerini alacağız. Şimdiden karası, denizi, havasıyla tüm kuvvetlerimize, tüm ordumuza, tüm askerlerimize gazanız mübarek olsun diyorum.

Değerli Misafirler,

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından vatan toprakları dört bir yandan paylaşılmaya başlandığında milletimiz topyekûn kıyama kalkmıştı. Mustafa Kemal’in Samsun’da başlayıp Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılışıyla bir üst aşamaya geçen gayretleri, milli mücadele ruhunun tüm Anadolu’ya yayılmasını sağlamıştı. Büyük fedakârlıklar ve zorluklarla kurduğumuz yeni ordumuz 26 Ağustos’ta Kocatepe’de başladığı hücumunu, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Başkomutan Meydan Muharebesi’yle kesin bir zafere dönüştürmüştü. Pazartesi günü Kütahya ve Afyon’a giderek bu büyük zaferin sevincini on binlerce vatandaşımızla birlikte paylaştık. Milli bayramımız 30 Ağustos’u da Ankara’da şanına layık bir şekilde milli mücadele kahramanlarının aile fertleriyle dün gece birlikte kutladık. Bu vesileyle, İstiklal Harbimizin Başkomutanı ve Cumhuriyet’imizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere milli mücadelenin tüm gazilerini ve şehitlerini rahmetle yâd ediyorum.

Malazgirt’te bin yıl önce Anadolu’nun kapılarını ebedi vatan olarak bize açan Sultan Alparslan’dan bugüne milletimizin bekası yolunda ter döken, canını feda eden kahramanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Dün de ülkemize ve milletimize karşı husumetini ipini elinde tuttuğu kuklaları vasıtalarıyla sergileyenler vardı, bugün de aynı yöntemi izleyenler mevcut. Ülkemizin yaklaşık 40 yılına mal olan terör saldırılarında sadece milletimizin değerlerine ve varlığına düşman teröristlerle değil, onları üzerimize salanlarla da mücadele ettik.

Ege’de her fırsatta tacizleri ve terbiyesizlikleriyle huzursuz çıkartanların sadece maşa olduğunu, asıl mücadeleyi onların gerisindekilerle verdiğini biliyoruz. Doğu Akdeniz’de ülkemizin çıkarlarını baltalamak için kopartılan gürültülerin gerisindeki karın ağrılarının gayet iyi farkındayız. Neredeyse 60 yıldır kapısında bekletildiğimiz Avrupa Birliği’nin bizimle ne demokratik, ne ekonomik standartları mukayese edilemeyecek ülkeleri üye yaparken, Türkiye’yi dışarıda bırakmasının sebebini de çok iyi biliyoruz.

Ülkemize yönelik tehditlerin zirveye çıktığı bir dönemde ihtiyacımız olan desteği vermeyen NATO’nun çok daha hafif gerekçelerle nerelere güç aktardığını elbette görüyoruz.

DEAŞ bahanesiyle bölgemiz kana ve ateşe bulanırken, bu örgütle gerçek ve en etkin mücadeleyi yürüten Türkiye’ye gözlerini ve kulaklarını tıkayanların riyakârlığının en yakın şahidi biziz. Dünyanın dört bir yanında ve özellikle de sınırlarımız dibinde teröristlere bilabedel yağdırılan silahları bize parasıyla satmayanların niyetlerinden hiç şüphesiz haberdarız.

Bir asır önce Osmanlı’yı adeta lime lime edenlerin yıkıcı güçlerini, milli mücadelemizi yürütür ve Cumhuriyetimizi kurarken diplomasinin inceliklerini kullanarak, kendimizden uzak tutmuştuk. Bugün de geçtiğimiz 20 yılda ülkemize kazandırdığımız altyapının üzerinde 2023 hedeflerimizi gerçekleştiriyor ve 2053 vizyonumuzu oluşturuyorken aynı sabrı sergiliyoruz.

Hatırlarsanız, Gazi Mustafa Kemal milletimizle birlikte milli mücadeleyi yürütürken, kimi çevreler mandalar, kimi çevreler doğrudan bir yerlere bağlanma teklifiyle ortada dolaşıyorlardı. Ülkemizin tarihinin en büyük demokrasi ve kalkınma atılımını gerçekleştirip, siyasi, ekonomik, askeri, teknolojik, her alanda dünyada ilk sıralara çıkma mücadelesi yürüttüğü şu dönemde de benzer heveslerle ortada dolanlar olduğunu görüyoruz. Milli mücadeleyi nasıl kendi ülkelerine ve milletlerine güvenleri olmayan bu manda sevdalılarına rağmen kazandıysak, bugün de aynı zihniyettekilere rağmen Türkiye’yi hedeflerine ulaştıracağız.

Artık biz, siyasi ve sosyal fay hatları üzerinden kurgulanan senaryolarla istikameti çizilebilen bir ülke değiliz. Göreve geldiğimizde bizim yerli silahlanmamız yüzde 20’ydi, ama şimdi yüzde 80 ve artık bu silahlarımızı, mühimmatımızı, her şeyimizi kendimiz yapar hale geldik. Artık denizlerimizde korvetlerimizle, firkateynlerimizle dolaşıyoruz, bunlar bizim kendi ürünlerimiz; ama birileri de hâlâ bir yelerden bir şeyler bekliyor. Biz artık İHA’larımızla varız, SİHA’larımızla varız, Akıncı’larımızla varız, şimdi Gökbey’lerimizle varız ve bütün bu silahlarımızla, evet, dünyada bize düşman olanların korkulu belasıyız. Artık ekonomisi küçük oyunlarla prangaya alınıp kolayca sömürülen bir ülke değiliz. Artık biz dünyadaki hiçbir ülkeye sahip olduğu imkânlar sebebiyle hayranlıkla bakan bir ülke de değiliz, onlar geçti, onlar tarih oldu. Çünkü artık Türkiye gerçekleştirdiği atılımlar sayesinde siyasi ve ekonomik olarak özgürleşmiş, kendi menfaatlerini savunabilecek seviyeye gelmiş, kendi hedeflerine kararlılıkla yürüyen bir ülkedir.  Elbette hala çözmemiz gereken sorunlarımız var, ama hamdolsun bunların da üstesinden gelecek güce, azme, dirayete sahibiz. Cumhuriyetimizin 100. Yılı’nı sembolik bir dönüm noktası olmaktan çıkartıp tarihi bir sıçrama zemini haline dönüştürerek, büyük ve güçlü Türkiye’yi hep birlikte yükselteceğiz.

Değerli Misafirler,

Milletler geçmişlerinden aldıkları güçle geleceklerini inşa ederler. Devlet geleneğinin, ordusunun tarihini binlerce yılla ifade eden Türk milleti, dünyanın en zengin medeniyet birikimlerinden birine sahiptir. Son asırlarda çeşitli sebeplerle bu potansiyeli yeteri kadar güçlü şekilde kullanamamamız, gelecekte de böyle devam edeceği anlamına gelmez. Küresel gelişmeler Türkiye’nin önüne milletlerin ancak asırda bir yakalayabileceği kıymette altın bir fırsatı getirmiştir. Bu tarihi fırsatı değerlendirebilmemizin yolu, elbette çok çalışmamıza, ama daha önemlisi birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sıkı sıkıya sahip çıkmamıza bağlıdır. Onun için tek millet diyoruz, tek bayrak diyoruz, tek vatan diyoruz, tek devlet diyoruz. Bir olacağız, iri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız.

Milletimiz arasında fitne çıkarmaya, birliğimize zarar vermeye, beraberliğimizi bozmaya, kardeşliğimize halel getirmeye çalışanların asıl niyeti, ülkemizin 2023 hedefleridir, 2053 vizyonudur. İnşallah bu oyunlara gelmeyecek, bu tuzaklara düşmeyecek ve maziden atiye kurduğumuz köprüyü güçlendirerek yolumuza devam edeceğiz.

Bu duygularla bir kez daha mezuniyet sevinçlerini paylaştığımız Deniz ve Hava Harp Okullarımızın öğrencilerini, ailelerini, üniversitemizin yönetimini ve hocalarını tekrar şahsım, milletim adına tebrik ediyorum. Teğmenlerimize önlerindeki uzun görev sürelerinde başarılar diliyorum. Dost ülkelere gidecek teğmenlerimizden oralardaki kardeşlerimize selamlarımızı iletmelerini istiyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, kalın sağlıcakla.