Büyükelçiler Konferansı’nda Yaptıkları Konuşma

08.08.2022

Saygıdeğer Misafirler,

Hariciyemizin Kıymetli Mensupları,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. İki yıl aradan sonra sizleri yeniden Cumhurbaşkanlığı’nda ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Büyükelçiler Konferansı’nın ve yapacağımı istişarelerin ülkemiz, milletimi ve Hariciye Teşkilatımız için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Dışişleri Bakanımın şahsında konferansın icrasında emeği geçen, değerli fikirleriyle programa katkı sunan herkesi şimdiden tebrik ediyorum.

Dünyanın dört bir köşesinde görev yapan, devletimizi gururla temsil eden büyükelçilerimizin tespit, teklif ve değerlendirmelerinin son derece kıymetli olduğuna inanıyorum. Sizlerden bu süreçte görüş ve kanaatlerinizi açık yüreklilikle paylaşmanızı özellikle rica ediyorum. İlk kez 2008 yılında düzenlediğimiz Büyükelçiler Konferansı’nın önemi, aradan geçen 14 yıllık süre zarfında çok daha iyi anlaşılıyor. Her yıl küresel diplomasinin fotoğrafının çekildiği konferans vesilesiyle hem geçmiş yılın muhasebesini yapıyor, hem de ülkemizin tehditler ve fırsatlar karşısında daha hazırlıklı olmasını sağlıyoruz. Büyükelçilerimizin kendi aralarında tecrübe ve bilgi paylaşımına imkân veren, devletimizin diğer kurumlarıyla koordinasyonunu artıran konferansın idari yapımızda önemli bir ihtiyacı giderdiğini görüyoruz.

“2023 ve Ötesinde Akil ve Müşfik Türk Diplomasisi” temasıyla gerçekleştirilen 13. Büyükelçiler Konferansı’nın da daha öncekiler gibi verimli, ufuk açıcı tartışmalara zemin teşkil edeceğini düşünüyorum. Bilhassa bölgemizde ve küresel ölçekte yaşanan kritik gelişmeler dikkate alındığında, samimi ve içerikli fikir teatisine olan ihtiyacımız ortadadır. Merhum Cengiz Aytmatov’un ifadesiyle bir günü bir asra bedel olan bu dönemlerde en küçük bir hatanın, ihmalin sonuçları çok ağır olacaktır. Bunun önüne geçmek ise, ancak istişare kültürü ve işbirliği ruhunun içselleştirilerek bakanlıklarımız arasında güçlendirilmesiyle mümkündür.

Bürokratik oligarşinin sembollerinden olan kurumsal taassubun geçmişte ülkemize yüklediği faturaları hepimiz gayet iyi biliyoruz. Türkiye, sadece devlet organlarında eşgüdüm eksikliğinin değil rekabetin, güç savaşının, çekişmenin, hatta çatışmanın bedelini ödemiş bir ülkedir. İlk göreve geldiğimizde bu sorunla maalesef biz de pek çok defa yüzleştik. Kendini milletten, milletin yetki ve sorumluluk verdiği siyasi iradeden üstün gören elitist zihniyetin engellemelerine maruz kaldık. Devletin içine sızmış örgütlerden farklı menfaat gruplarına kadar birçok karanlık odakla karşılaştık, mücadele ettik. 27 Nisan Bildirisinden 7 Şubat MİT krizine, 17-25 Aralık girişiminden 252 vatan evladını şehit verdiğimiz 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsüne kadar devletin içine çöreklenmiş yapıların hedefi haline geldik. Milletimizin güçlü desteği ve demokratik zeminde yürüttüğümüz kararlı mücadele sayesinde hamdolsun tüm saldırıları boşa çıkardık. Devletine ve milletine bağlı vatanperver bürokratlarımızın da çabalarıyla ülkemize tarihi önemde eserler, hizmetler, yatırımlar kazandırdık.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçerek Türkiye’ye ekonomik, siyasi ve diplomatik olarak bedel ödeten vesayetçi yaklaşımları tamamen rafa kaldırdık. Karar alma süreçlerini hızlandıran, yönetimde çift başlılığa son veren bu sistemin özellikle avantajlarını bilhassa salgın döneminde bizzat müşahede ettik. Türkiye son asrın en büyük sağlık krizini başarıyla yöneten birkaç ülkeden biri oldu. Kendi insanımıza sahip çıktığımız gibi, bizden talepte bulunan 161 ülke ve 12 uluslararası kuruluşa destek gönderdik. Gerek vatandaşlarımızın diğer ülkelerden tahliyesi, gerekse yardımların ulaştırılması noktasında fedakârca çalışan, milletimizin yüzünü ağartan siz büyükelçilerimizi bir kez daha can-ı gönülden tebrik ediyorum. Burada yakaladığımız başarıyı bölgemizde gerilimlerin azaltılması ve barışın tesisi yolunda da sergilemenin gayretindeyiz. Çevremizde barış ve iş birliği kuşağı oluşturma, iyi komşuluk ilişkilerini geliştirme anlayışıyla hareket ediyoruz. Yaşadığımız acı tecrübeler, özellikle bize savaşı kazananının adil bir barışın da kaybedeninin olmayacağını göstermiştir. Çocukların daha ömürlerinin baharındayken can verdiği bir ortamda kimsenin kendini güvende hissedemeyeceği açıktır.

Rusya-Ukrayna savaşında ilk günden itibaren hep bu hususa dikkat çektik. Hem Sayın Zelenski ile hem Sayın Putin’le olan görüşmelerimizde sorunların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğinin altını çizdik. Önce Antalya’da, ardından da İstanbul’da yapılan temaslar umutların yeniden yeşermesine sebep olmuştu. Fakat sahada yaşanan müessif gelişmeler dolayısıyla oluşan müspet atmosferi kalıcı ateşkese tahvil etmek ne yazık ki mümkün olmadı. Elbette bizim gibi barışı savunanlar kadar, savaşın uzamasını, her iki taraf için daha yıpratıcı hale gelmesini isteyenler de vardı.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen çabalarımızı sürdürerek tahıl koridoru mutabakatının hayata geçirilmesini temin ettik. Şu anda bildiğiniz gibi gemiler geliyor. Böylece gıda krizinin kapıda olduğu bir dönemde dünya arz güvenliğine katkıda bulunduk. Şimdiye kadar ciddi bir sıkıntıyla karşılaşmadan bu mutabakatı işletmeyi başardık. Bölgemizde sulhu sükûn hakim olana kadar da mücadelemizi sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Nasıl bal-bal diyerek ağız tatlanmazsa, barış nutukları atarak da dünyada barış tesis edilemez. Yurtta barış, dünyada barış ilkesi ancak proaktif, girişimci ve sorumluluk üstlenen yaklaşımlarla gerçeğe dönüşebilir. Aynı şekilde sahada güçlü olmadan masada kazanımlar elde etmenin zorluğu da ortadadır. Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarının azatlık süreci bunun en çarpıcı örneğidir. Yaklaşık 30 sene boyunca süren işgal, katliam ve soykırım politikaları karşısında maalesef uluslararası toplum kayda değer hiçbir adım atmadı. Azerbaycanlı kardeşlerimiz yıllarca hem işgalin, hem kayıplarının acısıyla yaşamak mecburiyetinde bırakıldı. Bu adaletsizliğe son vermek, Türkiye’nin destekleriyle Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri’ne nasip oldu. 44 gün süren destansı bir mücadele neticesinde hamdolsun Karabağ yeniden özgürlüğüne kavuşmuş, 30 yıllık işgal son bulmuştur. Varılan anlaşmalarla Güney Kafkasya’da yeni bir dönem başlamıştır. Bu tarihi fırsatın heba edilmemesi için yoğun çaba harcıyoruz. Bugüne kadar Azerbaycan’la yakın istişare halinde pek çok adım attık. Radikal Ermeni çevrelerin sabotajlarına rağmen Kafkasya’da kalıcı barış yolunda önemli mesafe aldık. Ermenistan’la özel temsilciler vasıtasıyla başlattığımız görüşmeler devam ediyor. Başbakan Paşinyan’la Kurban Bayramı münasebetiyle aradığında çok yapıcı bir görüşme yaptık. Ermenistan’ın gelişmeleri doğru okuyarak Azerbaycan ve Türkiye’nin samimi çağrılarına karşılık vermesiyle bölgemizin kısa sürede istikrara kavuşacağına inanıyorum.

Suriye’deki iç savaşın sonlandırılması, Irak’ta, Lübnan’da, Filistin’de, Yemen’de, Libya’da, Afganistan’da istikrarın temini için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerimizi daha eskiden güçlü hale getiriyoruz. İsrail’le tekrar rayına oturan ilişkilerimizi ülkemizin çıkarları yanında Filistinli kardeşlerimizin hak ve hukukunu savunmak için de kullanıyoruz. Kudüs meselesindeki hassasiyetimizi, Türkiye’nin iki devletli çözüme ve Filistin’in güvenlik, huzur ve kalkınma verdiği önemi İsrail yönetimiyle en üst düzeyde paylaşıyoruz. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’nın bizim kırmızı çizgimiz olduğu açıkça ifade ediyoruz.

Son birkaç gündür İsrail güvenlik güçlerinin Gazze’yi, Gazzeli sivilleri hedef alan saldırıları karşısında da net bir duruş sergiledik. Çocukları, daha kundaktaki bebekleri öldürmenin hiçbir bahanesi olamaz. Türkiye, Filistin halkının ve Gazzeli kardeşlerinin yanındadır.

Derin bağlarla sahip olduğumuz Balkanlar’da istikrar, iş birliği ve refahın tesisi için ayrıca çalışıyoruz. Ege’de, Doğu Akdeniz’de ve Karadeniz’de aynı gayeyle hareket ediyoruz.  Karadeniz’de yaptığımız 540 milyar metreküplük doğal gaz keşfi, enerji alanındaki ısrarlı çabalarımızın ilk meyvesini oluşturdu. Bizi hayalcilikle, bizi maceraperestlikle, ülkenin kaynaklarını heba etmekle suçlayan, bu tarihi keşifle birlikte bir kez daha mahcup oldu. Yarın, adını Abdülhamid Han koyduğumuz yeni nesil teknolojiye sahip 4’üncü sondaj gemimizi Mersin Taşucu Limanı’ndan uğurlayacağız. Bugüne kadar yetki alanlarımızda bize rağmen herhangi bir tasarruf veya işlem yapılmasına izin vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz.

Ülkemize, insanlarımıza yönelik terör tehditlerini kaynağı ne olursa olsun ortadan kaldırmaya kararlı ve muktedir olduğumuzu tüm dünya biliyor. Sınırlarımız içinde ve sınır ötesinde gerçekleştirdiğimiz operasyonlarla bölücü terör örgütünün belini kırdık. Bölgemizin geleceğinde teröre yer olmadığını, bu örgütlerin destekçileriyle beraber tüm dünyaya gösterdik. Emperyalistlerin tetikçiliğini yapan katil sürülerini bölgemizden tamamen söküp atana kadar durmayacak, terörle mücadelemizi sürdüreceğiz.

Güney sınırımız boyunca 30 kilometre derinliğinde güvenli bir hat kurma kararımız bakidir. Suriye’de terör örgütünün yuvalandığı son bölgeleri de temizleyerek, bu güvenlik kuşağının halkalarını inşallah yakında birleştireceğiz.

Değerli Büyükelçiler,

Mevcudiyetimizi küresel ölçekte göstermemiz, çok taraflı platformlarda da söz sahibi olmamızı gerektiriyor. Birleşmiş Milletler, AGİT, NATO, İslam İş Birliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı gibi platformlarda sözünün ağırlığı olan bir ülkeyiz. Mevcut küresel sistemin yapısından kaynaklanan sorunların günümüzün meseleleri karşısında yetersiz kaldığını görüyoruz. Bunun en son örneği 6. ayına giren Rusya-Ukrayna savaşıdır.

Veto yetkisine haiz 5 ülke binlerce sivilin ölümüne, milyonlarcasının evlerini terk etmesine engel olamamıştır. Bu itibarla dünya 5’ten büyüktür söylemimizi her vesileyle ve haklı argümanlarımızla tekrarlıyoruz. Daha adil bir dünya mümkün diyerek de, insan, adalet, hak, hukuk ve eşitlik eksenli bir sisteme olan ihtiyacı dile getiriyoruz. Türkiye’nin çağrılarının sistemin mağdur ettiği coğrafyalar başta olmak üzere ciddi bir makes bulduğunu müşahede ediyoruz. 

Bugün Türkiye, 255 dış temsilciliğiyle dünyanın en geniş diplomatik ağına sahip ilk 5 ülkesi arasında yer alıyor. Afrika ortaklık politikamız kapsamında 54 ülkenin bulunduğu kıtada 44 büyükelçiliğimiz faaliyet gösteriyor. Latin Amerika ve Karayipler açılım politikamızla bölgeyle ticaret hacmimizi 15 kat artırdık, büyükelçilik sayımızı ise 18’e yükselttik. Yeniden Asya girişimizle bu bölgeyle ilişkilerimizi daha da derinleştiriyoruz.

Türk Hava Yolları, TİKA, Yurtdışı Türkler Başkanlığı, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif Vakfı ve Türk Kızılay’ı gibi kuruluşlarımız bu diplomatik hedeflerimize ulaşmamıza destek sağlıyor. Devletimizin kurumları arasındaki insicamı yansıtan bu iş birliği ruhunu güçlendirerek devam ettireceğiz. Bu süreçte tüm ilgili kurumlarımızın sizlerin yanında olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye, bulunduğu coğrafi konum itibarıyla ne doğuya, ne batıya sırtını dönemez. Büyük Selçuklu Devleti’nin sembolü olan çift başlı kartal misali doğuyla da, batıyla da ilişkilerimizi aynı anda güçlü tutmamız gerekiyor. NATO müttefikimiz Amerika’yla münasebetlerimizin değişen bölgesel ve küresel dinamiklerle uyumlu hale getirilmesi, müşterek menfaatimizedir. Ancak, Türkiye’nin güvenliğine kasteden terör örgütlerine onbinlerce tır dolusu silah vermenin, etkisiz hale getirilen teröristlerle ilgili taziye mesajları yayınlamanın müttefiklik ilişkileriyle bağdaşmadığı da ortadadır.

Ülkemiz sadece PKK ve uzantılarıyla değil, FETÖ’yle mücadelesinde de yalnız bırakılmıştır. FETÖ elebaşının Amerikan makamlarına verdiğimiz klasörler dolusu belgeye rağmen hala serbestçe dolaşmasını kabul etmiyoruz. Meclis’i bombalayanların, 252 insanımızı şehit edenlerin yeri sokaklar değil hapishanelerdir. Hiçbir NATO ülkesinin Türk adaletinden kaçan FETÖ’cü alçaklar ve PKK’lı teröristler için birer güvenli liman olmaması gerekir, bu tavrımızı Madrid’deki son NATO zirvesinde bir kez daha ortaya koyduk. PKK’lıların sokaklarında cirit attığı, polis korumasında paçavralarıyla eylem yaptığı, her yıl ciddi miktarda haraç topladığı devletlerin üyelikleri NATO’ya fayda sağlamayacağı gibi, temsil ettiği değerlere zarar verecektir. Finlandiya ve İsveç’le ilgili net ve kararlı tutumumuzu koruyoruz. Ülkemize verilen ve mutabakatla yazılı kayıt altına alınan sözler yerine getirilmeden, Türkiye bu iki ülkenin üyeliğini onaylamayacaktır.

Karşılaştığımız çifte standartlara rağmen Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefimizden geri adım atmadık, atmayacağız, çoğunluğu Avrupa’da olmak üzere dünya çapında yerleşik 7 milyon vatandaşımızın hak ve çıkarlarının koruyucuları öncelikle sizlersiniz. Batılı ülkelerde son dönemde Müslüman ve Türk düşmanlığı ile beraber kültürel ırkçılığın da arttığını görüyoruz. Başörtülü kadınların sokak ortasında hakarete uğraması, polis korumasında mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’in yakılması, mescitlerimize affedersiniz kesilmiş domuz başı bırakılması, eften-püften bahanelerle derneklerin, camilerin kapatılması, Müslümanlara ait mezarlara dahi tahammül gösterilememesi, tüm bu örnekler ve daha niceleri İslam düşmanlığının ulaştığı ürkütücü boyutları gözler önüne sermektedir. NSU cinayetlerinde vatandaşlarını kurban vermiş, Solingen faciasını yaşamış Türkiye’nin bu tehditleri görmezden gelme lüksü yoktur. Sizlerden insanımıza daha çok sahip çıkmanızı, vatandaşlarımızın hakkını, hukukunu, onurunu her şart altında kararlılıkla savunmanızı bekliyorum.

Dernekler ve camiler üzerinde giderek yoğunlaşan baskıları siyaset ve hukuk kanalları üzerinden etkisiz hale getirmenin çaresine hep birlikte bakmalıyız.

Yurt dışındaki vatandaşlarımızın da oy vereceği 2023 seçimleri öncesinde büyükelçilerimizin mesuliyetleri de artmaktadır, çünkü seçimler yaklaştıkça insanımızın birlik, beraberlik ve sosyal barışını hedef alan saldırıların da yoğunlaşacağı anlaşılıyor. Bu seçimlerin suhuletle ülkemize, milletimize ve demokrasimize yakışır şekilde düzenlenmesi noktasında sizlere çok büyük görevler düşüyor. Her bir insanımızın mutlaka sandığa gitmesini teşvik ederken, FETÖ ve PKK’nın süreci zehirlemesine müsaade etmemelisiniz. Sizlerin de desteğiyle 2023’ü ülkemizle birlikte yurt dışında da demokrasi şölenine çevireceğimize inanıyor, gayretleriniz için şimdiden her birinize teşekkür ediyorum.

Değerli Büyükelçiler,

Önümüzdeki sene Cumhuriyetimizin 100. Yılı’na kavuşmanın haklı gururunu yaşayacağız. 2023’te ayrıca Hariciye Teşkilatımızın temellerinin atılmasının 500. Yıl Dönümünü kutlayacağız. Türk diplomasisi köklü geçmiş, parlak gelecek şiarıyla Cumhuriyetimizin 100. Yılı’nda geleceğe güvenle bakıyor.

Dışişleri Bakanlığımız, güvenlik güçlerimizden sonra en fazla şehit veren devlet kurumumuzdur. Cebeci Asri Mezarlığında bulunan Dışişleri Şehitliğimiz ülkemizin ve milletimizin çıkarlarını savunma uğruna ödenen bedellerin abidesidir. Kitabede yazılı her bir ismin arkasında, şanla, şerefle, cesaretle dolu bir hayat hikayesiyle beraber büyük bir vatan sevgisi ve görev aşkı olduğunu biliyoruz. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabrı cemil diliyorum.

Diplomatlarımız bugün de dünyanın en zor coğrafyalarında kimi zaman canları pahasına kendilerine verilen vazifeleri yerine getirmeye çalışıyor. Unvanı, konumu ne olursa olsun 255 temsilciliğimizde görev yapan tüm arkadaşlarımız, aynı zamanda şehitlerimizin emanetini yüreğinde taşıyor. Her birinizin temsil ettiğiniz ülkenin ve omuzlarındaki ağır yükün bilinciyle hareket etmeyi sürdüreceğinize eminim.

Türkiye’nin içeride ve dışarıda prangalarını kırdığı bu kritik dönemde sizlerden daha çok gayret ve fedakarlık bekliyorum. Bu yolda emeği geçenleri şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum. Rabbim yolunuzu, bahtınızı açık etsin diyorum.

Sizlerden kıymetli eşlerinize, evlatlarınıza ve ailelerinize en kalbi selamlarımı iletmenizi rica ediyorum.

Sözlerime son verirken 13. Büyükelçiler Konferansı’nın tekrar hayırlı olmasını diliyor, hepinize Mevla’dan muvaffakiyetler niyaz ediyorum, kalın sağlıcakla.