15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Programı’nda Yaptıkları Konuşma

15.07.2022

Aziz Milletim,

Sevgili İstanbullular,

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Kıymetli Genel Başkanı,

Değerli Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Geride bıraktığımız Kurban Bayramınızı tebrik ediyorum. Rabbimden milletimize ve tüm insanlığa hayırla, sağlıkla, huzurla, esenlikle daha nice bayramlar nasip etmesini diliyorum.

Bugün 15 Temmuz ihanetinin 6. Yıl dönümü. Yakın tarihimizin bu en alçak darbe girişiminde yaralılarımızdan daha sonra vefat edenlerle birlikte toplamda 252 kardeşimiz şehadetle şereflendi.

“Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.”

Evet, her biri bu topraklar için toprağa düşmüş askerimiz hükmünde olan 15 Temmuz şehitlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı diliyorum. Biz biliyoruz ki şehitler Sevgililer Sevgilisi Peygamber Efendimize komşular. Ve yine biliyoruz ki Rabbim şehitlerimizi Sevgili Habibinin Livâü'l-hamd ismiyle müsemma sancağı altında şereflendirsin. Bizi de onlarla beraber şerefyab etsin. Bu ihanet girişimi sırasında darbecilerin uçaklarına, helikopterlerine, tanklarına, silahlarına çıplak elleriyle karşı koyarken yaralanan gazilerimize sağlık ve afiyet temenni ediyorum. Hak Teâlâ bir daha milletimizi 15 Temmuz gibi imtihanlara tabi tutmasın. Evlatlarımızı kimse bizden koparmasın. Ülkemizi bu tür tehditlerle sınamasın.

Kardeşlerim,

Toplumların tarihlerinde asırlar boyu unutulmayacak, nesiller boyu dilden dile bir destan gibi anlatılacak dönüm noktaları vardır. Milletimiz 15 Temmuz’da yüreğindeki imandan aldığı güçlü akşam güneş batarken başlayan darbe girişimini sabah güneşin doğuşuyla birlikte akamete uğratarak işte böyle bir destan yazmıştır. Bu millet, bu tür destanları yazar mı? Yazar mı? Yazdı, Allah’ın izniyle yine yazar.

Yaklaşık iki asırdır ayağa kalkmak istediği her dönemde bu milleti savaşla, bozgunculukla, darbeyle, vesayetle, terörle, siyasi istikrarsızlıkla, ekonomik krizle, sosyal çatışmayla dizleri üzerine çökertenler, hamdolsun bu defa yine başaramadılar. Farklı dönemlerde farklı kisveler altında sahnelenen sinsi oyun, 15 Temmuz gecesi milletimizin iman dolu göğsüne çarparak yerle yeksan oldu.

Kardeşlerim;

“İmandır o cevher ki İlâhî ne büyüktür... İmansız olan paslı yürek, sinede yüktür!”

İşte şimdi 6 masaları var değil mi bunların? Bu 6’lı masada şehitlerimizin esamesi okunuyor mu? Onların derdi başka; onlar, PKK terör örgütüyle beraber yürüyorlar. Yani Gabar’da, Cudi’de, Tendürek’te evet bizim Mehmet’imize saldıranlarla onların Parlamentodaki uzantılarıyla beraber el-ele, omuz-omuza yürüyorlar. Şimdi önümüzde büyük bir hesap var. Balkan Harbi ile üzerine çöreklenen kara bulutları Çanakkale Zaferiyle dağıtan milletimiz, milli mücadeleyle şanla, şerefle dolu tarihine yeni bir halka eklemişti.

Kardeşlerim,

İlk değil, son devletimiz Cumhuriyetimizin milli iradenin üstünlüğü temeli üzerinde payidar olacağını 85 milyon hep birlikte 15 Temmuz gecesi dosta-düşmana bir kez daha ispatladık. Cumhur İttifakı olarak, bu mücadeleyi o gece nasıl ispatladıysak, şunu bilelim ki bundan sonraki süreçte de aynen ispatlamaya devam edeceğiz. Bugün şu karşımdaki topluluğa bakarak, burada ne diyoruz? Türkiye aşkına bir kez daha ya Allah, Bismillah, Allah-u Ekber diyerek. Şu Saraçhane Meydanı’ndan tüm gönülleri titretiyorsak,, 15 Temmuz kıyamı sayesindedir.

Ben bu tabloyu görünce gençlik yıllarımı hatırladım. Gençlik yıllarımda da yine bu meydanda biz, evet 29 Mayıs’ları kutlardık. 15 Temmuz öyle bir geceydi ki; darbecilere karşı direnmek üzere evlerinden, iş yerlerinden, mahallelerinden harekete geçenlerin tamamı şehadeti göze alarak yola çıkmıştı. Kadın-erkek demeden, genç-yaşlı demeden yola çıkmışlardı. Hani birisi de akşam saat 23.00’te Yeşilköy Havalimanına gelmişti, “Haberim olsaydı, ben de beklerdim” diye haber veriyor. Ve FETÖ’cülerin kontrolü altında, nezareti altında oradan nereye gidiyor? Bakırköy Belediyesi’ne gidiyor ve orada televizyon karşısında kahvesini yudumlarken biz de havalimanına iniyoruz. Kaçta? Saat 1’i birkaç dakika geçe. Ama orada on binler vardı, vardı, on binler oradaydı, kadın-erkek, genç-yaşlı oradaydı; Allah sizlerden razı olsun. Sizin ferasetiniz, sizin belagatiniz, Cumhur İttifakı olarak oradaki buluşmanız, işte bunların çanına ot tıkadı ve ne oldu? Fazla sürmedi, hemen kaçıp gittiler. Zafer inanlarındır dedik ve oradan elhamdülillah zaferle çıktık. Bu sadece İstanbul’da olmadı, Ankara’da da böyle oldu. Her ne kadar şehitlerimiz oldu, ama o şehitler;

“Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ” diyenler kazandı.

Şehitlerimizin hatıralarına baktığımızda tamamının da aynı şuur, aynı teslimiyet, aynı irade ve aynı kararlılıkla darbecilerin üzerine yürüdüklerini görüyoruz.

Değerli Kardeşlerim;

Şu anda biz buradan konuşuyoruz, ama aynı anda şu anda Ankara’da da Kızılay başta olmak üzere ülke genelinde şu törenler yapılıyor. Çünkü kalpler aynı anda atıyor. İşte bu buluşmanın adı nedir? Cumhur İttifakı. Ve Saraçhane’deki şu arka tarafımda olan süs havuzlarının dili olsa da, o gece abdestsiz şehit olmamak için kendine uzanan elleri anlatsa. Boğaziçi Köprüsü’nün direklerinin dili olsa da, darbecilerin ölüm kusan namlularının üzerine gül bahçesine girer gibi atılan yiğitlerin kahramanlığını anlatsa. Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dili olsa da, üzerlerine bomba yağarken milletin vekillerinin sizlerin emanetine nasıl sahip çıktıklarını, ölüme nasıl meydan okuduklarını anlatsa. Genelkurmay Başkanlığı Binası’nın taş duvarlarının dili olsa da, darbeciler tankla, helikopterle, tüfekle sürekli üzerlerine ateş ederken milletin asil evlatlarının onların karşısında nasıl korkusuzca durduğunu anlatsa. Gölbaşı Özel Hareket Başkanlığı bahçesinin dili olsa da, darbeciler tarafından alçakça bombalanan kahraman polislerimizin yüreklerindeki cesareti ve imanı anlatsa. Her karışı şehit kanlarıyla yoğrulmuş şu vatan topraklarının dili olsa da, üzerinde yaşayan milyonların gözlerini kırpmadan sabaha kadar nasıl dua ettiklerini anlatsa. Ülkemizin şehirlerindeki meydanların dili olsa da, 27 gün süren demokrasi nöbetlerinde bir milletin istiklaline ve istikbaline nasıl dört elle sahip çıktığını anlatsa. Velhasıl 15 Temmuz’la ilgili anlatılacak o kadar çok şey var ki, en adil hakem ve en güzel hafıza olan tarih hepsini de hakkıyla kaydedecektir.

Bizler tarihi yazan değil, yaşayan insanlar olarak elbette bu muhasebede hakkımıza düşen yerde duracak, hakkımızda verilen hükme rıza göstereceğiz. Bununla kalmayacak, ülkemizin bir daha 15 Temmuz gibi musibetlere, milletimizin bir daha esaret tehdidine maruz kalmaması için büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını kararlılıkla sürdüreceğiz. Geçtiğimiz 20 yılda eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye, sanayiden spora her alanda kazandırdığımız güçlü alt yapının üzerinde ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri haline getirmek için var gücümüzle çalışacağız.

Şu anda sel afeti yaşadık değil mi İstanbul’da? Peki, sel afetinde acaba sorumlular neredeydi? Neredeydi? Değerli kardeşlerim; aynı şekilde Ankara’da neredeydi?

Kardeşlerim; bunların hesabını 2023’te sandıklarda sormaya var mıyız?  Fakat durmak yok, çok çalışacağız.

Cumhur İttifakı olarak bu hesabı sormaya hazır mıyız? Mesele bu. Çünkü bizim soracak hesabımız var. Zira bizim demokrasi ve kalkınma devrimimizin en büyük şahidi İstanbul’dur, İstanbul. Türkiye’yi, 81 vilayeti ve 85 milyon vatandaşıyla muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma hedefimizden en küçük bir taviz vermeyeceğiz. Cumhuriyetimizin 100. Kuruluş Yıl Dönümünü, genç devletimizin bir asrını geride bırakmanın ötesinde, 3 kıta, 7 iklimi kuşatan medeniyet davamızın inkişafının da sembolü haline getireceğiz, buna hazır mıyız?

Dünyadaki siyasi ve ekonomik güç odaklarının yeniden yapılandığı bir dönemde ülkemizi bir kez daha oyun dışında bırakmak isteyenlere aradıkları fırsatı kendi ellerimizle sunmayacağız.

Şimdi hazır mısınız? Bir olacağız… İri olacağız… Diri olacağız… Kardeş olacağız… Hep birlikte Türkiye olacağız.

Kardeşlerim,

İnşallah 2023 imtihanını da başarıyla vererek bu kutlu menzile doğru yolumuza devam edeceğiz. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla ben sizin bu imanınıza, bu inancınıza, bu kararlılığınıza güveniyorum. Rabbim bizleri bu yolda daim eylesin.

Bunun için şimdi öyle bir ses verelim ki doğudan batıya, kuzeyden güneye dünyada duymayan kimse kalmasın. Sadece duymakla kalmasınlar, dostlarımız sevinçten, düşmanlarımız korkudan tüm hücreleriyle titresinler. Evet, Rabia’mız için hazır mıyız?) Gür seda ile. Tek millet… Biz hangi kökenden, hangi mezhepten, hangi meşrepten olursa olsun 85 milyon tek milletiz. İki, tek bayrak… Bizim tek bayrağımız, rengini şehitlerimizin kanından alan şu ay-yıldızlı al bayrağımızdır. Üç, tek vatan… 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarının tek bir karışına dahi göz dikenin gözünü çıkartırız.  Dört, tek devlet… Bizim Türkiye Cumhuriyeti Devleti dışında bir devletimiz yoktur. Aksini iddia edenlerin başını ezmek de boynumuzun borcudur.

Her kim bu dört ilkeden rahatsızsa, dönüp önce kendini, onunla birlikte ülkesine ve milletine aidiyetini sorgulamalıdır. Her kim bu dört ilkeye gönülden bağlı ise, bizim ezeli ve ebedi yoldaşımızdır, kardeşimizdir, kader arkadaşımızdır.

İşte 15 Temmuz gecesi gördük ki son sözü top-tüfek değil iman belirler, yürek belirler, inanç belirler. 15 Temmuz gecesi gördük ki güneş batınca üzerimize çöken karanlığın hükmü ertesi sabah yeniden güneş doğana kadardır. 15 Temmuz gecesi gördük ki yuları gâvurun elinde olan hainin büründüğü kisve ne olursa olsun, gün doğduğunda gerçek yüzü mutlaka ortaya çıkmaktadır. Ve 15 Temmuz gecesi gördük ki “Asıl azmaz, bal kokmaz, kokarsa yağ koyar, onun da aslı ayrandır.” Atalarımız böyle demiş, bu milletin kodlarını en iyi bilenlerdir. Rabbime beni, bizi böyle bir milletin evladı olarak yarattığı için binlerce kez hamd ediyorum. Rabbime, bizlere böyle bir millete hizmet etme imkânı verdiği için binlerce kez hamd ediyorum. Rabbime, bizi böyle bir milletle 15 Temmuz gibi bir imtihandan geçirdiği için, bize böyle yoldaşlar nasip ettiği için binlerce kez hamd ediyorum.

Kardeşlerim;

Sizleri Allah için çok seviyorum. Hiç endişeniz olmasın, dik durduk, dik duracağız, ama dikleşmeyeceğiz. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma mücadelesinde öyle dönemler vardır ki bunları asla unutmamalıyız. Rahmetli Menderes ve arkadaşlarının Demokrat Parti’nin iktidarıyla açtıkları çığır, bu dönüm noktalarından biridir. Aynı şekilde rahmetli Özal’ın 12 Eylül’ün ardından ülkemize kendi deyimiyle çağ atlatmak için başlattığı hamle, bu dönüm noktalarından biridir. Aynı şekilde rahmetli Erbakan’ın, aynı şekilde rahmetli Türkeş’in attıkları adımlar işte bizim de izini sürdüğümüz adımlardır. 20 yıldır ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmetler de elbette bu dönüm noktalarından biridir.

Ama bu süreçte 2013 yılından beri verdiğimiz çok yönlü mücadelenin yeri ayrıdır. Şu gerçekleri asla aklımızdan çıkarmamalıyız: Gezi olaylarının sebebi asla ağaç ve çevre hassasiyeti değildi. 17-25 Aralık yargı-emniyet darbe girişiminin sebebi asla hukuk, adalet arayışı değildi. Çukur eylemlerinin sebebi asla meşru hak talebi değildi. Sınırlarımızı taciz eden DEAŞ’ın ve PKK- PYD’nin saldırılarının sebebi asla tabii süreçler de değildi. 15 Temmuz darbe girişiminin sebebi asla ülkenin ve milletin çıkarları değildi. Türk ekonomisini mahvetme tehditleriyle başlatılan finans saldırısının sebebi asla faiz, kur hesabı değildi. Uzunca bir süredir hemen her alanda maruz kaldığımız siyasi ve ekonomik ambargoların, kuşatmaların, tuzakların sebebi asla demokrasimizi koruma gayesi değildi. Bugün halen vermekte olduğumuz mücadelenin de hiçbir kurala, kaideye, teoriye, ahlaki ölçüye uyan bir tarafı yoktur. Tahammül edilemeyen Cumhur İttifakı değildir. Asıl tahammül edilemeyen; Türk milletinin kendi iradesine sahip çıkması, kendi hedeflerine kilitlenmiş olmasıdır.

Kardeşlerim,

Tahammül edilemeyen, şahsımızda sembolleştirilen ülkenin yöneticileri değildir. Asıl tahammül edilemeyen; Türkiye’nin son 2 asırdır ayağına vurulan prangalardan kurtularak, özgürce kendi istikametine yönelmesidir. Siz bakmayın, günlük siyasi çıkarları uğruna bin bir yalanla, iftirayla, çarpıtmayla bu gerçeklerin üzerini örtmeye çalışanlara. Aslında onlar da biliyor neyin ne olduğunu, kimin ne yaptığını. Ama kimi nefsine yenildiği, kimi tıyneti bozuk olduğu, kimi göbekten bir yerlere bağlı bulunduğu için tatava yapıyor, maval okuyor, safsatayla gerçekleri örtmeye çalışıyor. Üstelik bu tiyatroyu da en sakil bir şekilde sergiliyorlar. Ne diyor Bay Kemal; “Bu bir tiyatroydu” diyor. 252 şehidimizin olduğu bu gelişmeyi bir tiyatro olarak değerlendiriyor. Ben şimdi soruyorum: FETÖ’ye rahmet okutanlar var, ya daha ne olacak? 252 şehidimiz var, 2.200’ü aşkın gazimiz var, hâlâ FETÖ’ye rahmet okuyanlar var. Kusura bakmasınlar, kusura bakmasınlar, neyin ne olduğunun şahidi 15 Temmuz gecesidir.

Ülkenin ve milletin geleceğine dair hiçbir fikir üretmeden, hiçbir program, proje, plan geliştirmeden, hiçbir samimi çaba göstermeden sadece laf salatasıyla insanların duygularını istismar edemezsiniz. Yabancı büyükelçilerden gelecek talimatlara göre siyasetlerini şekillendirenler, kampanya dozunu ayarlayanlar bu topraklara ait olamazlar. Her fırsatta ülkesini yabancılara kötüleyerek şimdiden bu desteğin hakkını vermeye çalışandan bu millete hayır gelmez. Hâlbuki yönlerini Avrupa’ya, Amerika’ya değil de milletimize dönmüş olsalar şu gerçekleri onlar da görecekler: Türkiye terörle mücadele ederken teröristin sırtını sıvazlayandan devlet adamı olmaz. İnsanlar canı pahasına darbeye direnirken, hainlerle anlaşıp kaçacak delik arayanlardan siyasetçi olmaz. 15 Temmuz’a şöyle ağız dolusu bir “darbe girişimidir” diyemeyenlerden milletin adamı olmaz. FETÖ’cüsünden PKK’lısına kadar kamudan temizlenmiş terör örgütü mensuplarına mavi boncuk dağıtanlardan siyasetçi olmaz.

Şimdi ekranları başında bizi izleyenlere de sesleniyorum İstanbul’dan Saraçhane Meydanı’ndan, kardeşlerim;  FETÖ terör örgütü olarak uluslararası kayıtlarda var mıydı? Yoktu. Sadece PKK, Avrupa Birliği kayıtlarında vardı. Bu son NATO Zirvesinde YPG’yi, PYD’yi, FETÖ’yü NATO’nun kayıtlarına girdik. Dedik ki; Bu bizim kırmızı çizgimizdir, FETÖ’yü buraya terör örgütü olarak gireceksiniz, PYD’yi gireceksiniz, YPG’yi gireceksiniz, aksi takdirde bizden olur alamazsınız. Ve girdiler, olay bu.

Ülkemizin güney sınırları boyunca kurmakta olduğu güvenlik koridorunu sabote edenlerden yerli ve milli şahsiyet çıkmaz. Bay Kemal, işi gücü güneyde, sınır boylarında. Ekonomimize yönelik tehditler karşısında uygulamaya geçirdiğimiz programın hikmetini anlamaya çalışmayanlardan dirayet sahibi yönetici olmaz. Dünya, siyasi ve ekonomik krizlerle, güvenlik tehditleriyle boğuşurken Türkiye’nin kendini konumlandırdığı güçlü yeri görmezden gelenlerden feraset beklenemez. Evet, yerli ve milli olmayanlardan bu ülkeye hayır gelmeyeceğini en iyi milletimiz bilir, siz bilirsiniz, siz, siz takdir edersiniz.

Hiç şüphesiz bunları söylerken hakikatlere gözümüzü de kapamıyoruz. Yaşadığımız diğer sorunların, küresel ve bölgesel krizlerin olumsuzlukları elbette bizi de etkiliyor. Hayat pahalılığı başta olmak üzere, elbette insanlarımızı sıkıntıya düşüren gelişmeler yaşıyoruz. Ama şundan emin olunuz ki; omuzlarımıza binen hiçbir yük kalıcı değildir, hiçbir sorunumuz çözümsüz değildir. Son zamanlarda Bay Kemal çıkmış, üniversiteli gençlerimizin KYK’yla ilgili, onların aldıkları burslarla ilgili onlara faiz yükü bindiriyormuşuz. Yahu faizin en büyük düşmanı biziz. Allah nasip ederse ilk Kabine toplantımızda bu konuyla ilgili açıklamayı Kabine toplantımızdan sonra yapacağız. Ve biz gençlerimizi faize kurban etmeyiz.  Hatta hatta daha ileri gidiyorum, enflasyona da kurban etmeyiz. Biz çalışmamızı yapıyoruz ve Kabine toplantımızdan sonra da gerekli açıklamayı yapacağız. Milletimizin sıkıntılarını da, ülkemizin imkânlarını da en iyi biz biliyoruz Bay Kemal, biz. Ya göreve geldiğimiz zaman öğrencilerin aldığı burs neydi? 45 liracıktı Bay Kemal. Harç harç, bu harcı kaldıran kimdi? Biz kaldırdık. Şu anda harç diye bir şey kaldı mı? Yok.

Bir süre önce ekonomide önceliğimizi milletimizin işine-aşına vererek kritik bir tercihte bulunduk. Hamdolsun bugün 31 milyona yaklaşan istihdamımızla, harıl-harıl çalışan sanayimizle, yıllık 250 milyar dolara yaklaşan ihracatımızla, kesintisiz büyüyen bir Türkiye fotoğrafıyla karşı karşıyayız. Küresel enerji ve emtia fiyatlarındaki dalgalanmalar duruldukça, enflasyonu kontrol altına aldıkça bu tablonun güzelliği daha da iyi anlaşılacaktır. Nasıl 15 Temmuz gecesi darbeci hainlerin heveslerini kursaklarında bıraktıysak, inşallah yakın bir gelecekte de ekonomik tetikçileri aynı akıbete düçar edeceğiz.

Şimdi hazır olun, yeter ki hedeflerimizden kopmayalım, yeter ki elimizdekilerin kıymetini bilelim, yeter ki kazanımlarımıza sahip çıkalım, yeter ki bozguncuların oyunlarına gelmeyelim, yeter ki çalışalım-çabalayalım, azmedelim, sabredelim, bunları yapabildiğimizde gerisi gerçekten çok kolaydır. Zaten onların korktuğu da Türkiye’nin 2023’de bunu başaracak olmasıdır, bundan çok korkuyorlar. Türkiye’yi bugün durduramazlarsa önümüzdeki yarım asır, bir asır boyunca artık aynı fırsatı tekrar yakalayamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Allah’ın izniyle 2023 hedeflerimize de ulaşacağız, 2053 vizyonumuzu da hayata geçireceğiz, 2071’de bin yıllık zaferimizi de kutlayacağız.

Kardeşlerim; çünkü biz Türkiye’yiz, çünkü biz Türk milletiyiz, çünkü biz kadim bir davanın hizmetkârlarıyız. Çünkü biz arkasında yüz milyonların duası, yanında 85 milyon kardeşi, önünde aydınlık bir yolu olan bir ekibiz. Gerektiğinde yedi düvele meydan okuyarak, gerektiğinde taşlı, dikenli, mayınlı yollardan geçerek, gerektiğinde alın terimizi akıtarak, gerektiğinde canımızı ortaya koyarak, gerektiğinde kalbimizi açarak, hülasaten; ülke ve millet olarak bize büyük fedakârlıklar ve mücadelelerle geldiğimiz bu noktadan geriye dönüş yoktur. Ecdadımız Sultan Alparslan Anadolu’nun kapılarına dayandığında –buraları iyi dinleyelim- “Ya muzaffer olur gayeme ulaşırım, ya şehit olur Cennete giderim” demişti.  Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet, “Ey İstanbul,  ya ben seni alırım, ya sen beni alırsın” demişti. Ecdadımız Yıldırım Bayezid, “Yenileceğinden korkan daima yenilir” demişti. Ecdadımız Abdülhamit Han, “Bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir” demişti. İstiklal Harbimizin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal, “Ya istiklal, ya ölüm” demişti.

Biz de bugün burada büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını mutlaka tamamlayacağız diyoruz. Şehitlerimize haklarını ancak bu şekilde helal ettirebiliriz.

15 Temmuz kahramanlarımız başta olmak üzere cümle şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Fakat Cumhur İttifakı olarak sizler bu yaz mevsiminde bizi burada yalnız bırakmadınız. Hep beraber burada 6. yıldönümünde beraber olduk. Şimdi önümüzdeki yıl malum seçimler var, çok çalışacağız, çok gayret edeceğiz; buna tam manasıyla hazırız değil mi? Kapı-kapı dolaşmaya varız değil mi? Cumhur İttifakı’nın inşallah bu seçimlerden zaferle çıkacağına ben inanıyorum.

Şimdi gelin şöyle Arif Nihat Asya’ya beraber sözleri tamamlayalım. Hazır mısınız?

“Biz, kısık sesleriz... Minareleri,

Sen, ezansız bırakma, Allah'ım!

Ya çağır şurada bal yapanlarını,

Ya kovansız bırakma, Allah'ım!

Mahyasızdır minareler... Göğü de

Kehkeşansız bırakma Allah'ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma, Allah'ım!

Bize güç ver... Cihâd meydanını,

Pehlivansız bırakma Allah'ım!

Kahraman bekleyen yığınlarını,

Kahramansız bırakma, Allah'ım!

Bilelim hasma, karşı koymasını;

Bizi cansız bırakma, Allah'ım!

Yarının yollarında yılları da,

Ramazansız bırakma, Allah'ım!

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,

Ya çobansız bırakma, Allah'ım!

Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız

Ve vatansız bırakma, Allah'ım!

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma, Allah'ım!”

Kalın sağlıcakla.