İstanbul'un Fethinin 569. Yılı Kutlamaları ve Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi İlk Fidan Dikim Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

30.05.2022

“Le tuftehanne’l-kustantîniyyetu. Fe le niğme’l-emîru emîruhâ, vele niğme’l-ceyşu zalike’l-ceyş.”

Aziz milletim,

 “Konstantiniyye muhakkak fetholunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutan ve onun ordusu, askeri ne güzel askerdir” buyuran Sevgililer Sevgilisi Peygamber Efendimizin İstanbul’un Fethi’yle 569. Yıl dönümünü kutladığımız bugünde aldığım resmi rakamlarla şu anda 560 bin kişi karşımda bulunuyor. Siz ne güzel insanlarsınız. Sizler İstanbul’un inşallah 2023’e giden bu yolda hazır olduğunuzu gösterdiniz.

Aziz Milletim, Sayın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı,

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı,

Sevgili İstanbullular,

Değerli Kardeşlerim,

Fatih’in İstanbul’u Fethettiği Yaştaki Kıymetli Gençler,

Geleceğimizin Teminatı Sevgili Çocuklar,

Hepinizi en kalbi duygularımla muhabbetle selamlıyorum. İstanbul Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nden 81 vilayetimizin tamamındaki tüm vatandaşlarıma selamlarımı gönderiyorum. Rabbime beni böyle şanlı bir milletin ferdi olarak dünyaya getirdiği için hamdediyorum.  Rabbime bana bu fetih nesline hizmet etme şerefi bahşettiği için hamdediyorum. Rabbime bizleri bugün burada şu güzel iklimde buluşturduğu için hamdediyorum.

Evet, bugün İstanbul’un Fethi’nin 569. Yıl dönümü. Ve Cumhur İttifakı olarak bir aradayız. Bu yıldönümünü temsilen 569 Yeniçerimiz burada. Bu demektir ki Fethin 600. Yıl dönümüne adadığımız 2053 vizyonumuza bir adım daha yaklaştık. 253 vizyonumuzu temsilen 600 evladımız da burada. Bu sembollerin her biri geleceğe tutulmuş birer ışıktır. Bugün burada bütünüyle bulunan evlatlarımız, yarın kendi sorumluluk alanındaki başarıyla milletimizin iftihar vesilelerine dönüşeceklerdir. Bugün burada vizyon olarak konuştuklarımız, yarın ülkemizin hakikatleri olarak önümüze çıkacaktır. Yahya Kemal’in deyimiyle: “Biz İstanbul’da mekânı değil, zamanı fethettik.” Fetihler işte böyle çağlar üstü olur, çağlar işte böyle açılır, böyle kapanır.

“Geceler vardır; uykuyla geçer. Sarhoş kusmuklarıyla lekelenir.

Geceler vardır; ihtiraslar çağıldar. Yuvalar yıkılır.

Geceler vardır; dirilişe gebedir. Fecr olur.

Şehr-i İstanbul feth olunur. Bir çağ kapanır. Bir çağ açılır…”

Evet, çağ açıp çağ kapatan ecdada rahmet olsun. Evet, çağ kapatıp çağ açacak evlatlarımızın gazaları şimdiden mübarek olsun.

“Zaman bendedir ve mekân bana emanettir” şuurundaki gençlerimizin gayretleri kutlu olsun. Dünyada mücadele yöntemleri giderek farklılaşıyor, karmaşıklaşıyor, sofistike hale geliyor. Günümüz şartlarında bilimden teknolojiye, sanattan spora her alanda verilen mücadeleler gaza mertebesindedir. Bunun için çocuklarımız hem bileği güçlü, hem yüreği kavi, hem gönlü zengin, hem zihni aydınlık şekilde yetiştirmemiz gerekiyor.

Şu anda ben karşımdaki topluluğa bakıyorum, yine aklıma Yahya Kemal’in şu dörtlüğü geliyor:

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur, ya Rabbi.

Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi.

Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.”

Evet, tıpkı Alparslan gibi, tıpkı Kılıçarslan gibi, tıpkı Osman Gazi gibi, tıpkı Fatih gibi, tıpkı Kanuni gibi, tüm bu isimler içinde Fatih her devirde dünyanın gözbebeği olan, bugün de aynı vasfını sürdüren İstanbul’u fethetmiş olmasıyla tarihimizin özellikle kaydına geçmiş kalbimizde ayrı bir yere sahip olmuştur. İstanbul’un fethi, dâhiyane planların, büyük emeklerin, ustaca hazırlıkların, emsalsiz fedakârlıkların, sarsılmaz bir azmin ve kararlılığın neticesinde gerçekleşmiştir. Esasen bizim tarihimizde kolay kazanılmış hiçbir zafer yoktur. Ama İstanbul’un fethi, Anadolu’nun ebedi Türk yurdu olarak kalacağının tarihe kazanmış mührüdür.

Şimdi buradan sesleniyorum; fetih mübarek olsun, fethin 569. Yılı mübarek olsun. Fetihlerin anası bu fethin daha nice yılları, asırları şimdiden mübarek olsun. Fatih’ten Allah razı olsun. Fatih’in asırlardır izini takip eden torunlarından Allah razı olsun. Bugün de Fatih’in izinden gitmek için kendini yetiştiren evlatlarımızdan Allah razı olsun.

Gençler, şair ne diyor biliyor musunuz:

“Delikanlım, işaret aldığın gün atandan

Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın...

Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!”

İşte milleti arkasından yürütecek gençlerimiz olduğu sürece bu ülkenin önünde kimse durabilir mi? Durabilir mi? Duramaz. Atasından aldığı işareti takip eden gençlerimiz olduğu müddetçe bu milletin önünü kimse kesemez. İşte bu gençliği şimdi burada karşımda görüyorum. Maşallah.

Değerli Kardeşlerim,

Osmanlı fetih hazırlıklarına Orhan Gazi devrinden itibaren başlamıştır. Devrin haritalarına bakıldığında Bizans’ın Osmanlı’nın Anadolu ve Rumeli topraklarının ortasında düğün gününü bekleyen bir gelin gibi durduğu görülür. Yıldırım Bayezid, Musa Çelebi ve II. Murad tarafından gerçekleştirilen kuşatmaların başarıyla sonuçlanamamasının kendi içinde pek çok sebepleri vardır. İstanbul’u fethederek Müslümanların 7 asırlık hayalini gerçeğe dönüştüren Fatih Sultan Mehmet, aynı zamanda Bizans’ı ve entrikalarını da tarihe gömmüştür. İnşallah bugün de 2023 hedeflerimizi hayata geçirerek, 2053 vizyonumuzu adım adım inşa ederek, çağımızın Bizans’larını ve oralarda kurgulanan entrikaları tarihin tozlu raflarına kaldırmaya hazır mıyız? Hazır mıyız? Gazanız mübarek olsun.

Savaşın, zulmün, haksızlığın, adaletsizliğin, ahlaksızlığın çukurunda çırpınan insanlığa üstadın dizeleriyle diyoruz ki:

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden

Çatırtılar geliyor karanlık kubbemizden…”

Evet, dünyanın kubbesinden gelen çatırtılar kimi zaman salgın hastalık, kimi zaman tabii afet, kimi zaman kıtlık, kimi zaman oluk oluk akan kan olarak karşımıza çıkarken, işte biz bu hissiyat içinde ne diyoruz? Durun kalabalıklar. Şimdi Rusya-Ukrayna’da durum bu mu? Felaket bu mu? Bütün bu felaketler karşısında Türkiye ne yapıyor? İşte bu yanlış gidişe durun demenin gayreti içerisinde. Suriye’de, Irak’ta, Libya’da durun diyoruz. Akdeniz’de, Ege’de durun diyoruz. Ukrayna’da, Kırım’da durun diyoruz. Bosna’da, Balkanlar’da durun diyoruz. Karabağ’da, Kafkaslar’da durun diyoruz. Filistin’de, Türkistan’da, Arakan’da durun diyoruz. Bu karanlık kubbenin ülkemizdeki aparatlarına da durun diyoruz.

Şimdi sizlerin huzurunda bunlara sesleniyorum; Ey ülke ve millet düşmanlarının senaryolarının figüranlığına soyunanlar, ey kendi medeniyetine, tarihine, kültürüne, değerlerine husumet besleyenler, ey ihtirasları gözlerini körleştirip kalplerini nasırlaştıranlar, hepinize sesleniyor ve diyorum ki; ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın, gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın. Hiçbir siyasi çıkar hevesi, hiçbir şahsi ikbal kaygısı, hiçbir etnik veya mezhebi bağnazlık hissi, hiçbir maddi beklenti hırsı bu mübarek milletin hayallerini, bu mübarek ülkenin geleceğini tehlikeye atmaya değmez. Gelin hayırda yarışalım, gelin eser ve hizmette yarışalım. Gelin sorunların, sıkıntıların çözümünde yarışalım, gelin vizyonda yarışalım. Evet, biz hepsine varız, Cumhur İttifakı olarak biz hepsine varız, tavizsiz varız. Ama bu yarışı asla kör düşmanlığa, yıkıcı siyasete, iftira ve yalan rüzgarına çevirmeyin. Akşam yalan, sabah yalan, bununla bir yere varamazsınız. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar. Yatsı geldi geçiyor Bay Kemal, kendine gel kendine. Ve aynen senin geçmişinde olanlar gibi hani diyorlardı ya Rahmetli Menderes ve arkadaşları için, uçaklar dolusun altın kaçırdılar, uçaklar dolusu elmas kaçırdılar. Aynen şimdi ifadeler değişiyor mu? Yok. Aynısını kim kullanıyor? Bay Kemal kullanıyor. Bay Kemal bu yalanlar tutmayacak. İşte 150 bin lira bir yargıdan aldık, 100 bin lira bir yargıdan aldık ne yaptı? Toplam 250 bin lira. Ve şimdi bunları Bay Kemal o iftira attı vakıflara gönderdik. Hiç olmaz bir hayrı olsun ya.

Türkiye küresel güvenlik ve ekonomik dalgalanmalar içinde kendine bir yol açmaya çalışırken, bunu sabote edecek işler yapmayın. Türkiye asırlık sorunlarının çözümü için sınırları boyunca güvenlik koridoru oluşturacak operasyonlar gerçekleştirirken buna zarar verecek davranışlar sergilemeyin. Bize akıl veriyor, ne diyor? Gidin Eset’le görüşün. Sen görüşüyorsun yeter zaten. Biz Suriye’nin kuzeyinde teröristlerle mücadele ediyoruz. Teröristleri biz yere gömüyoruz ve devam edeceğiz. Ve buralarda teröristlerin kökünü kazıyana kadar devam edeceğiz. Ve şehitlerimize bu vesileyle Allah’tan rahmet diliyorum.

Türkiye mevcut altyapısının üzerinde yeni bir kalkınma hamlesi başlatırken, günlük sıkıntılar üzerinden asıl hedeflerimize darbe vuracak kurnazlıklar sergileme kolaycılığına kaçmayın, bir şey elde edemezsiniz. Türkiye egemenlik haklarına yönelik tacizlere karşı tarihi bir haysiyet mücadelesi yürütürken, mandacı zihniyeti hortlatacak atraksiyonlara yönelmeyin. Bu konuların Tayyip Erdoğan’ın şahsıyla, Hükümetiyle, partisiyle, ittifakıyla bir ilgisi yoktur, bunların hepsi de Türkiye’nin meselesidir. Bunların hepsi de Türk milletinin meselesidir. Bunların hepsi de gözü ve kalbi ülkemize yönelmiş yüz milyonlarca dostumuzun, kardeşimizin meselesidir. Bunların hepsi de asırlık kayıplarımızı telafi etme, ortak hedeflerimize ulaşma meselesidir. Kendi ülkesinin, kendi milletinin, kendi devletinin derdiyle dertlenmeyen bu ülkenin siyasetçisi de olamaz, aydını da olamaz, sanatçısı da olamaz, iş insanı da olamaz. İşte bunun için diyoruz ki, gelin ülkemizi, Cumhuriyetimizin Kuruluşu’nun 100. Yılı’na adadığımız 2023 hedeflerine beraberce ulaştıralım. İşte bunun için diyoruz ki, gelin ülkemizi Fethin 600. Yılı’na adadığımız 2053 vizyonuyla mutlaka buluşturalım. İşte bunun için diyoruz ki, gelin ülkemizi Malazgirt’in 1000. Yılı’na adadığımız 2071 hayallerine mutlaka kavuşturalım. Bu uğurda gerekirse her platformda yedi düvelle kavga edelim.

Şimdi hazır mısınız? Şöyle coşkuyla. Coşkuyla tüm Türkiye duysun.

Tek Millet… Tek Bayrak… Tek Vatan… Tek Devlet…

Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Evet, işte bizim her buluşmada ahdimiz bu.

Milli meselelerin, milli hedeflerin, milli mücadelelerin siyaset üstü ele alınması gibi biz de hep birlikte geleceğimiz için doğru olanı yapalım. Yalanla bu iş olmaz, iftira ile bu iş olmaz, çarpıtmayla bu iş olmaz. Bay Kemal, siz ne yaparsanız yapın bizim görevimiz hepsine de karşı çıkmak demekle de bu iş olmaz. Hele hele insan biraz utanır ya, kaçacak türü akıl ve ahlak dışı hezeyanlarla bu iş hiç olmaz. İşte Erdoğan burada, Ataköy’de, ölümüne burada. 15 Temmuz gecesi ben milletimi nereye çağırdım? Atatürk Havalimanı. Milletim geldi mi oraya? Geldi. Bay Kemal FETÖ’cülerle beraber tankların arasından Bakırköy Belediyesi’ne gitti, orada kahvesini yudumladı. Biz ise oradan mesajımızı verdik. Kaçacak dediğiniz kişi Tayyip Erdoğan ya.

Biz vesayet güçlerinin nobranlığından kaçmamışız, biz terör örgütlerinin ve onların ağababalarının ateş topu gibi üzerimize gelen saldırılarından kaçmamışız. Biz siyasetin ve ekonominin küresel tetikçilerinin tuzaklarından kaçmamışız. Biz işte 15 Temmuz gecesi savaş uçaklarının, helikopterlerin, tankların, tüfeklerin namlularından kaçmamışız. Biz gözümüzü burada açtık, ilk havamızı burada soluduk, Allah’ın izniyle son nefesimize kadar da buradayız.

Gençler beraber miyiz? Kaçmak yok değil mi? Beraber yürüyeceğiz bu yolda. Eyvallah.

Bugüne kadar bize kaçacak diyenlerin hepsi de zoru görünce kuyruklarını kıstırıp kaçtılar. Kimi terör örgütlerine sığınarak kaçtı, kimi yabancı istihbarat örgütlerinin kucağında kaçtı. Almanya’da olanlar var, Fransa’da olanlar var, Belçika’da, Hollanda’da olanlar var. Bunlar da oralara gittikleri zaman onlarla sohbet ediyorlar.  Kimi kılık değiştirip kamyon kasasında bot üstünde kaçtı. Kimi darbecilerin açtığı yoldan belediye başkanının evine kaçtı. Nasıl kaçarlarsa kaçsınlar hepsinin de ihaneti önünde, sonunda ortaya çıktı. Allah ömür verirse kimin son nefesi kadar bu millete hizmet edeceğini, kimin kaçıp gavurun kılıcını çalacağını hep birlikte göreceğiz. Çünkü biz bu ülkenin ve milletin sevdalısıyız.

Ne diyor Hayyam;

Karanlık aydınlıktan kaçar.

Yalan doğrudan kaçar.

Üzülme, doğruların kaderidir.

Kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar.

Evet, Türkiye kartallar gibi yalnız uçmak zorunda kalsa da, leş kargalarının güdümüne girmeyecek, ellerine kalmayacaktır. Türkiye’nin davası hak davadır, Türkiye tek başına da kalsa bu yolda, bu hak yolda yürümeyi sürdürecektir. Milletimiz tek başına da kalsa, bu kutlu mücadeleyi sürdürecektir.

Üzülme! Bu davanın sahibi Hak’tır. Hak olan davada zafer muhakkaktır. Biz muhakkak olan zafere inancımızla büyük ve güçlü Türkiye davası yolunda yürümeye devam edeceğiz.

Ülkemizde yaptığımız onca eseri görmeyenlerin, New York’ta Birleşmiş Milletler Binası karşısında yükselen 36 katlı Türk Evi’nin temsil ettiği misyonu görmeyenlerin, Diyanet Vakfı’nın Maryland’deki merkezinin üstlendiği vazifeyi görmeyenlerin, New York’taki 21 katlı yurt binasının gerisindeki gayeyi görmeyenlerin, özellikle görmelerini de beklemiyoruz. Peki, bu yurt binasının yapılmasından kimler rahatsız? FETÖ’cüler rahatsız, PKK’lılar rahatsız, Ermeni ve Rum lobileri rahatsız. Sivil toplum kuruluşu görünümlü istihbarat aygıtları rahatsız. Bir de CHP ve Bay Kemal rahatsız. Çünkü bu yurt hizmete girdiğinde Amerika’ya eğitime giden gençlerimizi terör örgütleri başta olmak üzere ülkemiz düşmanı yapılar ağlarına düşüremeyeceklerdir. Çünkü bu yurt hizmete girdiğinde anneler, babalar evlatlarını huzuru kalple oraya eğitime gönderebilecekler. Bunların asıl derdi, o yurdun inşası için harcanan para değildir. Hamdolsun bu millet o yurdun benzeri yüzlerce eserle dünyanın dört bir yanında bayrağını dalgalandırıyor.

Unutmayın;

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

İşte bu, Türkiye düşmanlarının oyunlarını bozuyor. Kahırlarından ölseler de biz bu oyunları da bozacağız. Hasetlerinden çatlasalar da biz bu eserleri tamamlayıp milletimizin hizmetine vereceğiz.

Kardeşlerim,

İşte bütün bunlarla beraber bu yolda kararlılıkla devam ediyoruz. Hayatları boyunca ülkeye ve millete kazandırdıkları tek bir eserleri olmayan, hep olduğu gibi boyunlarını büküp yutkunarak orada verilen hizmetleri seyredecekler. Diğer alanlar gibi burada da büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasına engel olamadıkları için efendilerinden yedikleri zılgıtta yanlarına kar kalacak.

Değerli Kardeşlerim,

Biliyorsunuz Gezi olayları sırasında İstanbul sokaklarını zulüm 1453’te başladı yazılarıyla bu zihniyet kirletti. Tabii burada tek meselenin İstanbul olmadığını bilmemiz lazım. Bu nefretin sokaklara taşmasına, Ayasofya mücadelesi başlı başına bir sebeptir. Fatih’in kutlu bayrağımızı taşıdığı yerler başlı başına bir sebeptir. Biliyorsunuz Fatih Sultan Mehmet Han sadece İstanbul’un fatihi değildir, kalmadığını. Sırbistan’ın, Mora’nın, Atina’nın, Eflak’ın, Boğdan’ın, Bosna’nın, Hersek’in ve Arnavutluk’un da fatihidir. 1473 Otlukbeli Zaferiyle Osmanlı sınırlarına kattığı Doğu Anadolu illerinin de fatihidir. Karadeniz’i Türk gölüne çeviren Amasra, Sinop, Trabzon ve Kırım’ın da fatihidir. Roma’ya korkulu günler yaşatan Otranto Seferi’nin fatihidir. Cenevizlilerden ve Venediklilerden alarak, Ege ve Akdeniz’de Osmanlı’yı söz sahibi yaptığı adaların da fatihidir.

Bu fetihler kuruluş dönemini tamamlayan Osmanlı’yı cihanşümul bir devlete dönüştürmüştür. İstanbul’un fethini işte bu geniş coğrafyaya medeniyet mührümüzü vurmamızın sembolü olarak görmek gerekir. Batılı devletlerden farklı olarak biz fethettiğimiz her yerde medeniyetimizin en güzel örneklerini sergileyen imar hareketleri başlattık. İnşa ettiğimiz camiler, medreseler, kütüphaneler, çeşmeler, köprüler, çarşılar, hanlar, hamamlar, kervansaraylarla fetih ettiğimiz beldeleri yepyeni bir çehreye büründürdük. Diğer padişahlar gibi Fatih’te geniş bir coğrafyada birliğin ve adaletin tesisi için samimi gayret göstermiştir. Çünkü bizim medeniyetimizde fethetmek işgal etmek, yağmalamak değildir. Fethetmek Allah’ın emrettiği adaleti o beldede hakim kılmaktır. Eğer idareniz altına aldığınız bir yerde adaleti tesis edip, zulme engel olamadıysanız orayı fethettik diyemezsiniz. Önceliği değerli kardeşlerim, işte şimdi burada ülkesi ve milleti önceliği medeniyet davası olmayanlar fethin sırrına elbette vakıf olamaz.

Türkiye NATO’daki konumunu ülkemizin terör örgütleriyle mücadelesin yeni kazanımlara tahvil etmeye çalışırken, çıkıp, siz ne istiyorsanız biz onu yaparız, diyenler fethin manasını elbette kavrayamaz.

Kardeşlerim,

İşte şimdi bu alan İstanbul’un en büyük nesi olacak? Millet bahçesi olacak. Burada sınır güvenliğinden, denizlerdeki haklarımıza kadar her konuda bizim değil, karşımızdakilerin safında yer alanlar fethin idrakine elbette varamaz.

Kardeşlerim,

Atatürk Havalimanı arazisinin kullanılmaya devam eden kısımları dışında kalan 5 milyon metrekarenin üzerindeki alanını millet bahçesi yaparak İstanbul halkının hizmetine sunuyoruz. 145 bin ağaç ve fidan buraya dikilecek. Spordan pikniğe, kitap okumadan yürüyüşe, fuardan müzeye kadar her türlü faaliyetin yürütülebileceği bir alan olacak. Yaşlılardan çocuklara herkese hitap eden, günde bir milyon insanın yararlanabileceği bir yer haline getiriyoruz. Millet bahçemiz aynı zamanda İstanbul’un en büyük afet toplanma alanı olarak hizmet verecek. Dünyanın hiçbir yerinde bir şehre böylesine bir yeşil alan kazandırılması projesine karşı çıkacak aklı başında tek kişi bulamazsınız. Ama ülkemizde aklını kiraya vermiş, siyaset husumet uğruna her şeye gözü kapalı karşı çıkmayı adet haline getirmiş bir kesimle karşı karşıyayız. Bunlar köprüye karşı çıkar, bunlar havalimanına karşı çıkar, bunlar parka, ağaca, yeşile karşı çıkar. İşlerine gelince ağaç kesilecek yaygarasıyla ülkenin altını üstüne getirirler. İşlerine gelmeyince beceriksizlik sebebiyle şehrin göbeğinde kesilmiş ağaçları görmezden gelirler. İşte Beşiktaş, Çırağan o bölgede çınar ağaçlarını nasıl kestiklerini gördünüz. İşlerine gelince çevrecilik adına ortalığı karıştırırlar. İşlerine gelmeyince dünyanın en önemli iklim anlaşmasına taraf olmamızı görmemezlikten gelirler. İşlerine gelince yeşil edebiyatı yaparlar, işlerine gelmeyince burada olduğu gibi asfalt perestliğe, beton perestliğe soyunurlar. Bunun için bu riyakarları, bu yeminli ülke düşmanlarını, sinsi beşinci kol aparatlarını dikkate almıyoruz, almayacağız. Milletimiz de bunları adam yerine koymadığını inşallah 2023’te gösterecek.

2023’e hazır mıyız? 2023’e kadar çalışıyor muyuz? Allah sizlerden razı olsun. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Bu mankurtlar ne derse desin, Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma kervanı menzile doğru ilerliyor. Atatürk Havalimanı Millet Bahçemizin ülkemize ve İstanbul’umuza hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah bu millet bahçemizi önümüzdeki yıl bu zamanlar hizmete açmış olacağız. Bu millet bahçesinin ülkemize kazandırılmasında emeğe geçen ve geçecek olan Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığımız ile diğer tüm kurumlarımıza teşekkür ediyorum.

Aziz Milletim,

Sevgili İstanbullular,

Atatürk Havalimanı Millet Bahçemizin küçük bir modeli olan 8 bin metrekarelik şu alandaki çınardan ıhlamura, 16 ayrı türden 569 ağacın toprakla buluşan 2053 çiçeğin, şehitlerin ölümsüzlüğünün sembolü 350 yaşındaki zeytin ağacının, projenin tamamı bittiğinde burada yeşerecek 145 bin 530 ağacın, velhasıl her bir unsurun ayrı bir anlamı var, ayrı bir mesajı var. Dereler bizim, bahçe bizim; bunlar kültürümüzün ayrılmaz parçaları. Burada da Pınarbaşı’ndan başlayarak tüm bahçeyi boydan boya geçecek bir deremiz akacak. Bostanlarda dalından meyve ve sebze toplayacak çocuklarımız tabiatla doğrudan temas içinde olacak. Kapasitesi 28 bin kişiyi bulan etkinlik çayırı, her türlü kültürel faaliyete ev sahipliği yapacak. Farklı konseptlerde kurulacak çocuk oyun alanları evlatlarımızın hayal güçlerini geliştirecek. Evet, mevcut tüm peronlar, hangarlar, binalar fuarlardan bilim merkezlerine kadar çeşitli amaçlarda kullanılacak. Burada 1006 odalı şehir hastanesini yaptık mı? Üç ayda yaptık, biz yaparız, çünkü biz bu millete hizmet için varız. Biz milletimizin efendisi olmaya değil, hizmetkârı olmaya geldik. Aynısını Sancaktepe’de yaptık mı üç ayda? Orada da yaptık. Ve kardeşlerim; biz feda-i can ettik bu millet için ve bu şekilde de bu yola devam edeceğiz.

Şimdi bu bölgenin hava kalitesini inşallah bu hazırlayacağımız millet bahçesiyle değiştireceğiz. Şu anda hazır mısınız?  Öyleyse durmak yok… Durmak yok…  Durmak yok…

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun. Allah yar ve yardımcımız olsun.