Sivil Toplum Kuruluşlarının Temsilcileri ile İftar Programı’nda Yaptıkları Konuşma

27.04.2022

Sevgili Dostlar,

Kıymetli Yol ve Dava Arkadaşlarım,

Milli İrade Platformu’nda yer alan 300’e yakın Sivil Toplum Kuruluşumuzun Değerli Temsilcileri,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle, hasretle selamlıyorum. Ramazan-ı Şerif’inizi, Leyle-i Kadrinizi ve Pazartesi günü vasıl olacağımız bayramınızı şimdiden tebrik ediyorum. Rabbimden bu mübarek gün ve gecelerin hürmetine milletimizi, Müslümanları ve tüm insanlığı rahmetiyle, mağfiretiyle, affıyla, bereketiyle, merhametiyle, ihsanıyla kuşatmasını diliyorum. Siz kadim gönül dostlarımla tekrar bir araya gelmekten dolayı büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bizleri bu iftar sofrasında buluşturan Rabbime hamdediyorum.

Sözlerimin hemen başında geçtiğimiz hafta teröristler tarafından saldırıya uğrayan gençlik kuruluşumuzun nezdinde tüm sivil toplum kuruluşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi ifade etmek istiyorum. Ne terör örgütlerinin kalleş eylemleri, ne de siyasetteki uzantılarının hedef göstermeleri bizleri gençlerimiz başta olmak üzere milletimize hizmet etmekten alıkoymayacaktır.

Milli İrade Platformu’nda güç birliği yapan sivil toplum kuruluşlarımız korkuyu korkutan bir cesaretle çalışmalarına devam edecektir. Türkiye’nin yakın tarihinin hikayesini sizlerle beraber yazdık. İnşallah geleceğinin inşasını da yine beraber tamamlayacağız. Kasımpaşa’da başladığımız yolculuğumuzun Beyoğlu’na, oradan dalga dalga İstanbul’a, ardından Türkiye’ye ve nihayet dünyaya yayılan serencamında sizler hep yanımızda oldunuz. Vefanız, dostluğunuz, fedakârlığınız, gayretiniz, azminiz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Bu uzun ve meşakkatli yolculuk sırasında kimi nefesi yetmediği için, kimi istikametini kaybettiği için, kimi nefsine yenik düştüğü için ayrı düştüklerimiz oldu, onlara da teşekkür ediyorum. Büyüklerimiz bize hep hayrı öğütlerken, yapılan hizmetleri takdir etme ve hataların üzerini örtme tavsiyelerinde de bulundu. Biz de millete ve ümmete zarar verecek ihanet seviyesine gelmedikçe, kimsenin yanlışının peşinden gitmedik, herkesi hizmetleriyle hatırlamayı tercih ettik.

Ömrümüzü adadığımız dava şahıs değil, beşer değil, nefis değil, hak ve hakikat davasıdır. Hakka ve hakikate yönelen herkese bu davanın kapıları daima açıktır, açık kalacaktır. Hiç şüphesiz Rabbimiz her şeyin en doğrusunu bilir, en doğrusunu, en hayırlısını takdir eder. Bizlere de Mevla’nın hakkımızdaki takdirine ram olmak, ittiba etmek düşer.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye’nin son 20 yılı Cumhuriyetin kuruluşundan sonra ki en büyük demokrasi ve kalkınma hamlelerinin yaşandığı dönemdir. Büyük bir siyasi ve ekonomik bunalımın ardından gelen 3 Kasım 2002 seçimleriyle adeta bir Anadolu ihtilali başlattık. Ülkemizin önünde yepyeni bir dönemin kapılarını açan, 3 Kasım seçimleriyle birlikte Türkiye milletimizin tamamı için daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk, daha fazla adalet, daha fazla ekonomik kalkınma manasına gelen kutlu bir yola girmiştir. Eski Türkiye güzellemesi yapanlar ya dönemi bilmeyenlerdir, ya o dönemde yaşayanların müsebbipleridir, ya da karanlık dönemden nemalanan vesayet artıklarıdır. Bugün 2002 öncesinin Türkiye’siyle, 2022’nin Türkiye’sini karşılaştıran ahlak, vicdan ve izan sahibi herkes ülkemizin nereden nereye geldiğini görecektir. Geçtiğimiz 20 yıl boyunca ekonomide her yıl ülkemizi ortalama yüzde 5 büyüterek, ihracatta rekorlar kırarak tarihi bir başarıya imza attık. Eğitimde hem altyapı eksikliklerini giderdik, hem kaliteyi yükselttik, hem de 28 Şubat zihniyetinin yaptığı tahribatın izlerini ortadan kaldırdık. Sağlıkta ülkemizi cenazelerin borcundan dolayı hastanelerde rehin alındığı bir ayıptan kurtarmakla kalmadık, vatandaşlarına birinci sınıf sağlık hizmeti sunan medeni bir yer haline getirdik. Savunma sanayinde yüzde 20 ile başladığımız süreci hamdolsun, yüzde 80 oranında dışa bağımlılıktan kurtararak, tamamen yerli savunma sanayine kavuşturduk. Artık ülkemizi kendi silahını, topunu, tankını, helikopterini, gemilerini, insansız hava araçlarını üreten, her yıl milyarlarca dolar savunma ihracatı yapan güçte bir ülke haline dönüştürdük. Güvenlikte terör örgütlerinin başlarını sınırlarımız içinde ve dışında kendilerini en dokunulmaz hissettikleri yerde ezme kapasitesine ulaştık.

Hukukta adalete güveni yeniden tesis ederek, adalet hizmetlerinin kaliteli, hızlı ve erişilebilir olmasını sağladık. Öyle ki herkes dünyada biz hukuk devletiyiz, derken, onlara, biz guguk devleti değiliz, biz de hukuk devletiyiz. İşte en son malum bir zatla ilgili verilen karar bazı çevreleri çok rahatsız etti. Peki, kimdi bu adam? Bu adam Türkiye’nin Soros’uydu. Ve bu adam Gezi olaylarının perde arkası koordinatörüydü ve yargımız onunla ilgili nihai kararını verdi ve bu karar da belli çevreleri -ki malum çevrelerdir- ciddi manada rahatsız etti. Kusura bakmasınlar bu ülkede hukuk var, bu ülkede yargı var ve bu yargı da kendi inandıklarını, bildiklerini, hakkın egemen olması için bu kararı verdiler, vereceklerdir. Şimdi birçok yerden arayanlar var, yurt dışına gittiğimiz zamanlarda da bize bazı telkinlerde bulunanlar oldu. Biz de onlara dedik ki, kusura bakmayın, bizim ülkemiz bir hukuk devletidir. Siz Avrupa’nın değişik ülkelerinde hukuk devleti olduğunuzu iddia ederek, terör örgütünün sokaklarınızda, caddelerinizde boy göstermesine evet diyorsunuz. PKK kendi paçavralarıyla caddelerinde boy gösteriyor, herhangi bir şey söylemiyorsunuz, onlara ses çıkarmıyorsunuz. Türkiye’de ise atılan adımlar sizleri rahatsız ediyor. En son AİHM ne dedi? AİHM dedi ki, ilk derece mahkeme veya üst derece kararını vermediği sürece biz bu noktada adım atamayız, dedi. Ee buyurun, şimdi karar da verildi. Şimdi bu karar verildikten sonra artık atılan adıma tabi olacaksınız. Olsanız da, olmasanız da yargının bu kararı uygulamaya girecektir.

Hak ve özgürlüklerde yasakların hüküm sürdüğü bir Türkiye’den terörü övmediği, şiddeti savunmadığı sürece herkesin fikrini serbestçe ifade edebildiği özgüven sahibi bir Türkiye’ye ulaştık. Kızlarımızın başörtüleriyle okula giremediği veya başörtülü olan kızlarımızın üniversite kapılarında süründürüldüğü. Polislerin maalesef kızlarımızın başörtülerini başlarından çekip aldığı dönemden, şimdi artık tüm güvenlik güçlerimizin onları teminat altına aldığı bir döneme geldik. Hamdolsun, bugünlere bizleri ulaştıran Allah’a hamdolsun.

Demokraside tek parti faşizminin ve darbecilerin milli iradeye vurduğu gizli açık tüm prangaları parçalayıp attık. Ulaşımda ülkemizin dört bir yanını yollar, tüneller, hava limanları, köprüler, hızlı tren hatlarıyla donattık. Enerjide çoğunluğu yerli ve yenilenebilir bir üretim kapasitesine eriştik. Sporda ülkemizi en ücra köşelerine kadar modern tesislerle donattık. Benzer gurur tablolarına tarımdan sosyal politikalara kadar her alanda şahit olmak mümkündür. Tüm bu alanlarda Cumhuriyet tarihimizde bizden önce yapılanların tamamını beşe, ona katlayan başarılara, eserlere, reformlara imza attık. Türkiye’yi her bir ferdin vatandaşı olmaktan iftihar edeceği, pasaportunu tüm dünyada gururla taşıyacağı bir ülke konumuna getirdik.

Değerli Kardeşlerim,

Elbette tüm başarı hikâyelerini yazarken pek çok zorlukla, sınamayla da karşılaştık. Türkiye bu günlere dikensiz bir gül bahçesinde yürüyerek değil, adeta akrebin kıskacında yoğrularak geldi. Vesayet güçlerinden devlet içine çöreklenmiş çetelere, pek çok yapının devrede olduğu sokak olaylarından terör örgütlerinin saldırılarına kadar sayısız badire atlattık. İşte Dolmabahçe Camii, o camide hatırlayın o geceyi, bira kutularıyla caminin içinde oturan o müptezeller loderler vasıtasıyla camiden ta buradaki makamımıza kadar kanallar açmak suretiyle geldiler, ondan sonra da Gezicilerle beraber buradan Taksim Meydanı’na yürüdüler ve onları özgürlükçü olarak savundular. Bu nasıl bir özgürlükçülük ki bütün oradaki devlete ait otobüsleri yakıp, yıkmaktan tutunuz da, benim vatandaşlarımın tüm dükkânlarına varıncaya kadar onları yakıp yıktılar. Bunlar mı özgürlükçü? İşte o Geziciler maalesef o gün orada kaldılar ve bunu ne adına yaptılar? Çevre adına yaptılar. Bu nasıl çevrecilik? Ve çevreciliğin destanını bu ülkede biz yazdık. Ve bizler 5 milyon civarında fidan, ağaç dikerek bunu yaptık. Orada 12 tane ağacın bir yerden bir başka yere naklini kalktılar dediler ki, işte bunlar bak ağaçları söküyorlar. Bunların hayatı bu yalan, akşam yalan, sabah yalan. Ve Cumhuriyet mitingleri ile adeta darbe çığırtkanlığı yaptılar. 27 Nisan bildirisi ile milli iradeyi zapturapt altına almak istediler. 367 garabeti ile Meclis’in iradesini gasp etmeye çalıştılar. Siyasi suikastlarla Türkiye’yi kaosa sürükleme uğraştılar. Uyduruk gazete kupürleri üzerinden partimizi kapatmaya çalıştılar. Ağaç, çevre bahanesi altında başlattıkları bu olaylarla gençlerimizi aldattılar. Tüketmeyin, çağrılarıyla ekonomimizi çökertmeye heveslendiler. 17-25 Aralık emniyet-yargı girişimiyle seçilmiş hükümeti alaşağı etmeye çalıştılar. Çukur eylemleriyle vatan topraklarını bölmeye, kardeşlerimizi bizden koparmaya çalıştılar. 15 Temmuz ihaneti ile saldırılarını doğrudan canımıza kastetmeye ve darbe teşebbüsüne kadar götürdüler. DEAŞ’ından PKK’sına, FETÖ’sünden marjinal sol örgütlere, yıllardır besleyip büyüklükleri ne kadar yılan varsa hepsini üzerimize saldılar. Önce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin ve memleket sevdalısı sivil toplum kuruluşlarımızın sarsılmaz desteği sayesinde hamdolsun tüm bu saldırıları püskürtmeyi başardık. Bu süreçte aralarında yol arkadaşlarımızın da olduğu vatan evlatlarından şehitler verdik, ama milletin iradesini sırtlanlara, çakallara, akbabalara, ruhunu emperyalistlere satmış alçaklara çiğnetmedik. Bedel ödedik, çile çektik, zorluklara göğüs gerdik. Siyasi şiddete maruz kaldık. Tehdit edildik, fakat milletimizin bize sandıkta verdiği o kutlu emanete hiçbir zaman halel getirmedik. Daima dik durduk, sağlam durduk. Meşruiyetten ve hukuktan bir an olsun ayrılmadık. Tüm kışkırtmalara, insanımızı birbirine düşürmeye çalışan tüm kirli senaryolara her fırsatta kavga ve nefret siyasetini körükleyenlere rağmen milletimizin tek bir ferdinin dahi burnunun kanamasına izin vermedik. Millet iradesini sokakla, silahla, korkutmayla esir almaya çalışanlarla ya sandıkta, ya da yargı önünde hesaplaştık. Şahsımıza yönelik pervasızlıkları affettik, lakin milletimizi ve milli iradeyi hedef alan eylemleri asla sineye çekmedik.

Kardeşlerim,

Atalarımız, kurt kışı geçirir, ama yediği ayazı unutmaz, diyor. Biz de son 20 yılda maruz kaldığımız hiçbir saldırıyı unutmadık, unutmuyoruz ve yıllar geçse de hiçbir zaman unutmayacağız. Bunu bir kin veya rövanş duygusuyla yapmıyoruz, milli iradeyi gasp etmeye çalışan müstevlilere, Türkiye’yi eski o kötü günlerine döndürmek isteyen muhterislere karşı daima teyakkuz halinde olmak için bu duygularımızı ve hafızamızı canlı tutuyoruz.

Her karışı şehit kanlarıyla yoğrulmuş bu mübarek vatanı ne teröristlere, ne terör destekçilerine, ne emperyalistlerin içimizdeki taşeronlarının insafına bırakmayacağız. İşte biz, Kuzey Irak’ta şu anda yapmış olduğumuz harekâtla 5 tane şehidimiz oldu, ama 60 civarında teröristi etkisiz hale getirdik, öldürdük. Ve Parlamentonun içinde Ana Muhalefetin sesi çıkmadı. Malum parti müsveddesi olan grup ise tabii nasıl böyle yaparlar, nasıl ta oralara giderler, gibi ifadelerle önümüzü kesmeye çalıştılar. Ne derseniz deyin, nerede terörist bulursak ister Gabar’da olsun, ister Cudi’de olsun, ister Tendürek’te olsun, ister Bestler Deresi’nde olsun oraya benim komandom girecektir ve girdi. Artık bu işlerden taviz, sınır, sınırın ötesinde 30 kilometre oraya kadar gireceğiz, dedik ve girdik. Bundan sonraki süreçte de oralardaki operasyonlarımız devam ediyor, devam edecek.

Millet adına karar veren bağımsız ve tarafsız mahkemelerimizin darbecileri yargılayarak, hak ettikleri cezalara çarptırılması demokrasimiz adına büyük bir başarıdır ve kendilerinden, hakikaten teşekkür ediyorum, Allah razı olsun diyorum.

Vesayet dönemlerinde darbecileri alkışlayan bir yargıdan, bugün onlardan hesap soran bir yargıya gelmemiz Türkiye için önemli bir kazanımdır. 15 Temmuz ihanetinin hesabını hukuk önünde soran yargımız, Yassıada utancından sonra, adını tarihe altın harflerle yazdırmıştır. Şimdi artık ne Yassıada var, ne yaslıada var. Şimdi Demokrasi ve Özgürlükler Adası var, oradan oraya.

Gezi olayları ile ilgili kararla yargımız sadece vicdanları rahatlatmakla kalmamış, aynı zamanda benzer niyetleri taşıyanlara da hukuk ve adalet dersi vermiştir. İşte şu anda Taksim Meydanı’nda o Gezi olaylarının malum, olduğu yerlerde bir tarafta artık camimiz, diğer tarafta Atatürk Kültür Merkezimiz yepyeni farklı bir haliyle şu anda icrada. İnşallah o plan içerisinde daha başka projelerimiz de olacak, milletimizle beraber.

Yargımız, ne Türkiye dışındaki mahfillerin, ne de onların sözcülüğünü yapanların şantajlarına boyun eğmeyerek bağımsızlığını ispat etmiştir. Türk yargısı imajın değil, ülkenin ve milletin bekasının teminatı olan hukukun, adaletin peşinden gider. Kimi kesimlerin buram buram tehdit kokan mülevves dili bu tarihi kararın ülkemiz için, Türkiye’nin istikbali için ehemmiyetini gölgeleyemeyecektir. Daha düne kadar yargı bağımsızlığından, hukuktan, adaletten, demokrasiden, Meclis’in ve milletin iradesinden bahsedenlerin hemen tavır değiştirerek mahkemelerimizi ve hâkimlerimizi hedef alması utanç vesikası olmanın ötesinde, ikiyüzlülüktür, riyakârlıktır, samimiyetsizliktir. Elbette milletimiz bu nobranlıkları hafızasına kaydedecek ve inşallah 2023’te sandık önüne geldiğinde faillerinden hesabını mutlaka soracaktır.

Biz de siyasi hayatımızın her safhasında olduğu gibi bugünde milletimizin iradesine zincir vurulmasına rıza göstermeyeceğiz. Türkiye’yi demokrasi, adalet ve özgürlükler temelinde büyütmeye devam edeceğiz. Bu süreçte siz sivil toplum kuruluşlarımızın desteği ve dayanışması zorlu mücadeleyi zaferle taçlandırma çabalarımız da vazgeçilmezdir.

Nasıl bugünlere omuz omuza, yürek yüreğe vererek geldiysek, inşallah 2023’ün müreffeh Türkiye’sini de yine birlikte inşa edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Rabbim yolunuzu, bahtımızı açık etsin diyorum. Sizlerden omuzlarınızda taşıdığınız ağır yükün bilinciyle hareket etmenizi özellikle istiyorum.

 Sizlerden özellikle aydınlık yarınlarımızın teminatı olan gençlerimize sahip çıkmaya devam etmenizi bekliyorum. Her birinize ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz adına yürüttüğünüz tüm hayırlı çalışmalar da Mevla’dan başarılar diliyorum. Bu düşüncelerle tekrar Ramazan-ı Şerifinizi ve Leyle-i Kadrinizi tebrik ediyor, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.