İstanbul Mushafı’nı Takdim ve Tanıtım Programı’nda Yaptıkları Konuşma

27.04.2022

Değerli Misafirler,

Kıymetli Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Ramazan-ı Şerifinizi ve bin aydan daha hayırlı olduğu müjdelenen Kadir Gecenizi tebrik ediyorum. Rabbimden bizleri bu mübarek günlerin hürmetine, rahmetine, mağfiretine, affına, ikramına, bereketine nail eylemesini diliyorum.

İstanbul Mushafı Tanıtım Töreni vesilesiyle sizlerle biraraya gelmekten memnuniyet duyuyorum.  Bu eser, İslam medeniyetinde bu alanda ekol haline gelmiş 10 farklı dönemin yeniden yorumlanmasıyla hazırlanıştır. Türk İslam sanatının en güzide eserlerinden biri olarak tarihimizdeki yerini alacağına inandığım İstanbul Mushafı’nı hazırlayan Hüseyin Kutlu Hocamızı, şahsım, ailem, milletim adına tebrik ediyorum.

Bilindiği gibi İstanbul, ecdadın âlimlere ve sanatkârlara gösterdiği ilgi, sağladığı itibar, verdiği destek sayesinde asırlar boyunca doğudan ve batıdan gelen pek çok ilim ve erbabına ev sahipliği yapmıştır. Özellikle hat sanatının İslam dünyasındaki tüm güzide isimleri İstanbul’a göç ederek faaliyetlerini burada sürdürmüşlerdir.

Fatih Sultan Mehmet Han’dan günümüze İslam ve Türk coğrafyalarının kültür, sanat, edebiyat merkezi olan İstanbul, bu alanlarda dünyaya da yön vermiştir. Şam’a, Bağdat’ta, Tebriz’de, Isfahan’da ve diğer pek çok yerde tomurcuklanan İslam sanatları İstanbul’da yeni bir terkibe bürünerek en güzel hallerini almışlardır.

Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Karahisari, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, Mustafa Rakım Efendi büyük emek ve vakit harcayarak Mushaf’ı Şerif geleneğini ortak değerler etrafında İstanbul’da yeni bir biçime kavuşturmuşlardır. Nitekim Kur'an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı sözü, işte bu geleneğin ulaştığı seviyeyi ifade eder. Hamdolsun, asırlar boyunca bu çizgi kırılmadan, kesintiye uğramadan, bozulmadan günümüze kadar gelmiştir.

Hayatımızın her alanını, ama özellikle de geleneği olan sanatlarımızı yozlaşmaya karşı korumak mecburiyetindeyiz. Hele hele konu Kur'an-ı Kerim ise burada asla riya, kibir, harcıalemlik söz konusu olamaz. İstanbul’un hat sanatının merkezi olmayı sürdürmesi, medeniyetimizin bu alandaki gücünü, tarihimizin devamlılığını, geleceğimizin aydınlığını göstermektedir. Maziden atiye kurduğumuz köprünün en güçlü ayaklarından biri olan yazı sanatımızın bugünkü temsilcilerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli Misafirler,

Hepimizin de bildiği gibi Kur'an-ı Kerim’in ilk emri “oku” ayeti, onu takip eden ikinci hatırlatması da “yaz” telkinidir. Rabbimizin biz kullarına okumayı ve kalemle yazmayı öğretmesinin elbette bir sebebi vardır. Her iki emir insana bilmediğini öğretendir hükmüyle bütünleşerek, bizlere varlığın, ilmin ve hikmetin kaynağını işaret eder. Bizim medeniyetimizde ve kültürümüzde içeriğinden bağımsız olarak bizatihi yazının kendisi öylesine kıymetlidir ki, büyüklerimizin üzerinde yazı bulunan herhangi bir kağıdın bile ayaklar altında kalmasına rıza göstermediklerini hatırlıyoruz.

Aynı hususla ilgili büyük âlim, büyük müfessir Elmalılı Hamdi Yazır’ın kardeşinin naklettiği şöyle bir hatırasını burada sizlerle paylaşmak isterim: Merhum Yazır, 13 yaşında ilim tahsili için geldiği İstanbul’da, Küçük Ayasofya Medresesi’nde Hacı Kamil Efendi isimli mübarek bir zata da hizmet ederek hayır duasına çalışırmış. Bu zatın oda kapısının eşiği biraz yüksekçeymiş, merhum Yazır Kamil Efendi’nin oraya rahatça girip-çıkmasını sağlamak için üzerinde Romence yazılar bulunan bir gazyağı sandığının kapağını eşiğin önüne yerleştirmiş. Ertesi sabah bunu gören Kamil Efendi, merhum Yazır’a, ey oğul, ayağımızın altına öyle bir karpuz kabuğu koymuşsun ki hiç günahımız olmasa da bu yeter demiş. Bu tepkiye şaşıran merhum Yazır, bunun İslam yazısı olmadığını demeye çalışırken, Kamil Efendim devam etmiş, a molla, Müslümanın da, gâvurun da yazısı vardır, ama yazının Müslümanı, gâvuru olur mu? Biriyle görülen iş diğeriyle de görülmüyor mu? Hayra yarayan, hakka hadim olan her yazıya saygı lazım. Allah Kalem Suresi’nin ilk ayetinde, yazılara ve yazılanlara boşuna mı kasem buyurdu sanıyorsun? Aman, dikkatli ol yavrum. Evet, bizim medeniyetimiz, bizim kültürümüz her türüyle yazıyı işte böyle bir yere koymaktadır. Yazıya geçirilen eser Kur'an-ı Kerim olduğunda ise ortaya insanların hem gözünü, hem gönlünü okşayan nüshalar çıkmaktadır. İstanbul Mushafı da bu geleneğinin zirvesi olmaya talip bir çalışmadır.  Rabbim Hüseyin Kutlu Hocamızdan razı olsun.

Değerli Kardeşlerim,

Tarih farklı medeniyetlerin yükselişine ve düşüşüne şahitlik etmiştir. Dünyanın son birkaç asrına ise Avrupa ve Amerika merkezli Batı medeniyetinin damga vurduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. Bu sürecin elbette kölelikten katliamlara, sömürüden istismara kadar uzanan boyutları vardır. Ama Batı Medeniyeti dünyayı asıl sanatıyla, kültürüyle, sinemasıyla, dizisiyle, müziğiyle, resmiyle, sporuyla, yani modern tabirle yumuşak güç unsurları denen içerik üretimiyle istila etmiştir. Tabii burada teknolojinin bizatihi kendisiyle muhteviyatının ayrımını iyi yapmak gerekiyor. Mesela interneti, sosyal medyayı ve benzeri uygulamaları kullanmak herkesin hakkıdır, herkese kolaylık sağlar. Şayet bu teknolojik imkânın içeriğini siz üretmiyor, dilini ve mesajlarını siz yönetmiyorsanız hak ve kolaylık olarak gördüğünüz şey kısa sürede sizi gönüllü şekilde esir alan bir silaha dönüşür. Benzer örnekleri tüm medya mecraları, tüm iletişim araçları için vermek mümkündür. Bu mecraların yeni bir faşizm dalgasının araçları haline dönüşmeye başlaması dünyayı ve insanlığı hızla geçmiştekilerden çok daha güçlü bir tehdidin kucağına doğru itmektedir. Geçmişte yaşanan acılardan, felaketlerden, zulümlerden yeterince ibret alınmamış olacak ki dünya yeniden ırkçılığın, İslam düşmanlığının, ötekileştirmenin yükselişe geçtiği bir döneme girdi. Avrupa ülkelerindeki seçimlerde ırkçı partilerin iktidara ortak olma, hatta tek başına iktidara gelme seviyesinde desteklere ulaşmaları üzüntü ve kaygı verici bir tablodur.

Müslümanlar olarak bu kötü gelişmelere karşı en büyük gücümüz, en büyük imkânımız hiç şüphesiz inancımızdır imanımızdır, onunla birlikte birliğimiz ve beraberliğimizdir. Bunun yanında medeniyetimizin zengin birikimini ihya etme kabiliyetimizi harekete geçirerek maruz kaldığımız ön yargıların, ithamların, dayatmaların, hatta saldırıların üstesinden gelebileceğimize inanıyorum. Elbette yüzümüze tokat atana, ayağımıza çelme takana, canımıza kast edene, haysiyetimize saldırana eyvallah edecek değiliz.

Devletimizi güçlendirerek, ekonomimizi geliştirerek siyasi ve sosyal birliğimizi tahkim ederek mücadelemizi sürdüreceğiz. Bunu yaparken asıl mesafe kat etmemiz gereken yumuşak güç alanlarını, sanatı, kültürü, edebiyatı, akademiyi, medyayı, sporu, ihmal etmeyeceğiz. En az diğer hususlar kadar bu alanlara da ihtimam göstereceğiz. Bu anlayışla biz de ülkenin temel altyapı eksiklerini tamamladıkça milletin demokrasi ve özgürlük taleplerini karşıladıkça, vaktimizi ve enerjimizi bu alana daha çok vermeye başladık. Mimarimizi yeni bir yorumla tekrar ihya ettik.

Evet, Mimar Sinan Camii’ni inşa ederken bu anlayışla hareket ettik. Büyük Çamlıca Camii’ni inşa ederken bu anlayışla hareket ettik. Ankara’daki yaptıklarımız ve şimdi Barbaros Hayrettin Paşa Camii’ni Levent’te inşa ederken bu anlayışla hareket ettik. Zira ecdadımız bu eserleri Selimiye’siyle, Süleymaniye’siyle, Sultan Ahmet’iyle, Fatih’iyle vesaire yapmışken biz bu ecdadın nesli, torunları olarak bu istikamette bu adımları atmamız gerekir dedik ve elhamdülillah bu adımları attık, atmaya da devam edeceğiz.

Birileri rahatsız olabilir, varsın onlar rahatsız olsun, ama biz onlar rahatsız oluyor diye o izi sürmekten geri duramayız. Hatta hatta televizyon dizilerinden müziğe, sinemadan bilgisayar oyunlarına kadar geniş bir alanda özgün kültür ve sanat içeriklerimizle şimdi dünyaya açıldık. Bilim insanlarımız, sanatçılarımız, edebiyatçılarımız, sivil toplum temsilcilerimiz uluslararası düzeydeki çalışmaları ve başarılarıyla elhamdülillah takdir topluyor. İstanbul Mushafını da medeniyetimizin bu alandaki inkişafının yeni bir işareti, yeni bir sembolü olarak görüyorum.

En büyük mefahirimiz Osmanlı’dan sonra Cumhuriyet tarihinde ilk olması en büyük mefahirimizdir. İnşallah bunun tabii devamı gelmeli. Hüseyin Kutlu Hocama emeği, gayreti, eseri için özellikle teşekkür ediyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum ve Leyle-i Kadrin tüm Alemi İslam’ın birliğine, beraberliğine vesile olmasını diliyorum. Rabbim bizleri Ramazan-ı Şerif’e kavuşturduğu gibi inşallah Pazartesi günü de Ramazan Bayramıyla müşerref kılmasını kendisinden niyaz ediyorum.

Sağ olun, var olun.