Büyükelçiler ile İftar Programı’nda Yaptıkları Konuşma

18.04.2022

Sizleri şahsım ve milletim adına en kalbi duygularla selamlıyorum.

Davetimize icap ettiğiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.  Mübarek Ramazan-ı Şerifin milletimizle birlikte tüm insanlığa barış, huzur ve esenlik getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum.

Koronavirüs salgını nedeniyle maalesef son 2 yıldır iftar buluşmalarımızı gerçekleştiremiyorduk. Salgın şartlarının hafiflemesiyle birlikte tekrar sizlerle biraraya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle sizlerin şahsında salgınla hayatını kaybeden vatandaşlarınız için taziyelerimi ve başsağlığı dileklerimi sunuyorum. İnsanlığın son 2 yılına damga vuran bu salgın, hepimize Ramazan’ın da temsil ettiği dayanışma, yardımlaşma, barış ve hoşgörü içinde yaşama gibi erdemlerin önemini tekrar hatırlatmıştır.

Yine bu süreçte onca gelişmişliğe ve ekonomik refaha rağmen insani değerlere sahip çıkma hususunda ciddi eksiklerin olduğunu gördük. Ne uluslararası kuruluşlar, ne de ekonomik bakımdan müreffeh ülkeler salgın döneminde iyi bir imtihan veremedi. Bizi birbirimize yakınlaştırması, empati duygularımızı harekete geçirmesi gereken bu salgın, tam tersine toplumlar arasındaki uçurumları daha da derinleştirdi. Virüse karşı en etkili silahımız olan aşının zenginler kulübü üyesi ülkelere mahsus bir ayrıcalık gibi algılanması, aşıya henüz ulaşamamış milyarlarca insanın mevcudiyeti durumun vahametini ortaya koyuyor.

Türkiye olarak vatandaşlarımıza birinci sınıf sağlık hizmeti sağlarken, dost ve kardeşlerimizin salgınla mücadelelerine de destek oluyoruz. Dayanışmanın gücüne ve paylaşmanın bereketine inanarak, ilk günden itibaren elimizdeki imkânları tüm insanlığın istifadesine sunduk. Son 2 yılda 160 ülkeye ve 12 uluslararası kuruluşa tıbbi malzeme desteğinde bulunduk. Bugüne kadar 19 ülkeye 6,3 milyon doz aşı hibesi yaptık.

İstanbul’da düzenlediğimiz 3. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi’nde Afrika’ya 15 milyon doz aşı yardımında bulunacağımızı açıklamıştım. 20 Şubat’tan bu yana 11 Afrika ülkesine içinde yerli aşımız TURKOVAC’ın da olduğu toplam 4 milyon 870 bin doz aşı hibe ettik. Aşı hibelerimizi ve tıbbi malzeme desteklerimizi inşallah devam ettireceğiz. Rabbimden bizi ve tüm insanlığı böylesi bir musibetle bir daha karşı karşıya bırakmamasını niyaz ediyorum. Son asrın en büyük sağlık krizi olarak nitelenen salgının yol açtığı acılarla beraber tüm ülkeler için bir nefis muhasebesine vesile olmasını diliyorum.

Değerli Misafirler,

Afrikalı, Asyalı, Amerikalı, Avrupalı olmadan önce bizler birer insansız. Nerede yaşarsak yaşayalım, inancımız, kültürümüz, dilimiz, ten rengimiz ne olursa olsun hepimiz 8,5 milyarlık büyük insanlık ailesinin fertleriyiz. İnsanlık ailesinin üyeleri olarak sadece birbirimize karşı değil, aynı zamanda evlatlarımıza, gelecek nesillere karşı da sorumluyuz. Hiçbirimizin kendi fildişi kulesine çekilip diğerinin yaşadığı sorunları, sıkıntıları, felaketleri görmezden gelme lüksü yoktur. Küreselleşmeyle beraber birbirimize karşı yükümlülüklerimiz de artıyor. Biz unutsak, biz kabul etmeye yanaşmasak bile, yaşanan her hadise bize tüm insanlığın aynı gemide olduğunu tekrar hatırlatıyor. Çatışmalardan ekonomik krizlere, salgından çevre felaketlerine kadar bu acı hakikate pek çok alanda şahitlik ediyoruz.

Türkiye olarak bu gerçekler ışığında mesuliyetlerimizi yerine getirmenin, krizlerde yapıcı rol oynamanın çabasındayız. Ukrayna krizinde yaşananlar, ülkemizin barışı, istikrarı, insanı ve insan hayatını merkeze alan girişimci dış politikasının en son örneğidir. İki komşumuz arasında başlayan çatışmalara son verebilmek adına yoğun diplomatik gayret sergiledik. Antalya Diplomasi Forumu’nda Ukrayna ve Rusya’nın dışişleri bakanlarının Dışişleri Bakanımın da katılımıyla biraraya gelmelerini temin ettik. Ardından da tarafları yüz yüze müzakerelerini sürdürmeleri amacıyla İstanbul’da misafir ettik. Bu görüşmeler sayesinde taraflar somut ilerleme kaydetti. Ancak, Buça ve İrpin’den gelen görüntüler, Kramatorsk’ta sivillerin hedef alınması çabalarımıza gölge düşürdü. Tüm bu menfi gelişmelere rağmen taraflar arasında çevrimiçi görüşmeler devam ediyor. Her iki tarafın da güven duyduğu ülke olarak biz de çabalarımızı sürdürüyoruz.

İstanbul süreci krizin aşılmasına yönelik gayretlerde en muteber ve en kestirme çıkış yolu vasfını halen korumaktadır. Bunu temas halinde olduğumuz pek çok lider de açıkça ifade ediyor.  Ayrıca, her iki taraf da İstanbul’daki görüşmeleri ilerletmekten yana olduklarını belirtiyor.

Sayın Zelenski ve Sayın Putin’le düzenli telefon görüşmeleri gerçekleştiriyorum, tespitlerimi, değerlendirmelerimi ve beklentilerimi kendileriyle doğrudan ve samimiyetle paylaşıyorum. İki lideri Türkiye’de buluşturma arzumu her fırsatta özellikle dikkatlerine getiriyorum. Bu savaşın bir kazanını olmayacağını, hepimizin, tüm insanlığın kaybedeceğini iletiyorum.

Nitekim çatışmalar uzadıkça sadece insani kayıplar değil ekonomik maliyetler de artıyor. Dünyamız büyük bir belirsizliğe doğru sürükleniyor. Savaşın etkisiyle özellikle Balkanlar’da etnik ve kültürel fay hatları yeniden hareketleniyor. Acının, yıkımın ve gözyaşının daha fazla sürmesine bigâne kalamayız. Bizim kültürümüzde hayırlı işlerde acele edilmesi gerektiğine inanılır. İki komşumuz arasında önce ateşkesin, ardından da kalıcı barışın tesisi insanlık adına yapılmış en hayırlı işlerden biri olacaktır.

Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunması temelinde diyalog yoluyla barışçı bir çözüm bulunabileceğine gönülden inanıyorum. İstanbul’daki görüşmelerden tarafların ve uluslararası toplumun mutmain olacağı bir neticenin alınması için çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Kıymetli Büyükelçiler,

Ukrayna savaşı adil bir dünya düzeni kurma arayışımızın ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha gösterdi. Dünya 5’ten büyüktür, diyerek bayraklaştırdığımız Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi reformu çabalarımızın önemi anlaşılmış oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında tamamen dönemin şartlarına göre kurulmuş bir sistemi tabulaştırmanın yanlışlığını artık hepimiz görüyoruz. Küresel güvenlik mimarisinin geçmişin kazanımlarını korumak yerine, günümüzün sorunlarına çözüm üretecek, geleceğin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde adalet ve kapsayıcılık temelinde yeniden inşa edilmesi gerektiği açıktır. Türkiye 70 yılı aşkın süredir NATO içerisinde gereken dayanışmayı göstermiş, vazgeçilmez bir müttefik olduğunu defalarca ispatlamıştır. Mesnetsiz iddiaların, afaki söylemlerin ve sığ değerlendirmelerin aksine Ukrayna bağlamındaki en son gelişmeler hem NATO ittifakının hem de ittifak içinde Türkiye’nin önemini açıkça ortaya koymuştur.

Avrupa Birliği üyeliği Türkiye’nin stratejik hedefi olmayı sürdürmektedir. Ukrayna’daki savaşın küresel boyutlara ulaşan menfi etkileri güvenlik ve enerji başta olmak üzere Türkiye’nin pek çok alanda Avrupa Birliği için ne denli stratejik bir konumda olduğunu göstermiştir. Birliğin bazı üye ülkelerin kısır çıkarlarına teslim olmadan tam üyelik perspektifimizi esas alan, somut ve anlamlı adımlar atmasını bekliyorum. Tabii Ukrayna krizi devam ederken dünyanın dört bir yanında süre giden diğer insani dramları göz ardı edemeyiz. Yemen, Somali, Myanmar, Libya, Afganistan, Filistin ve Suriye’de milyonlarca masum insan bir Ramazan ayını daha buruk geçiriyor. Uluslararası toplumun krizleri çözme kabiliyetini kaybediyor olmasının bedelini tüm bu coğrafyalarda çocuklar, kadınlar ve siviller ödüyor. Tedbir alınmadığı, yardım eli uzanmadığı veya bir dilim ekmek bulamadığı için ölen her bir masumla birlikte insanlık da ölüyor. Bizi biz kılan kadim değerler çok ağır yara alıyor.

Türkiye 3,5 milyonu Suriyeli olmak üzere, yaklaşık 5 milyon yerlerinden edilmiş kişiye geçici ev sahipliği yapmaktadır. Tek başına bırakılmış olsak da Suriyeli kardeşlerimizin gönüllü ve onurlu geri dönüşleri için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Aynı zamanda güney sınırımızın hemen ötesinde rejimin bombaları ve terör örgütlerinin saldırıları altında hayata tutunmaya çalışan mazlum ve mağdurlara da sahip çıkıyoruz. Bu minvalde hem Suriye hem Irak’ın kuzeyinin terörden arındırılması ve güvenliği için adım atmaktan çekinmiyoruz. PKK-YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere kaynağı kim ve neresi olursa olsun terörün tüm çeşitleri ile kesintisiz bir mücadele yürütüyoruz. Bu mücadelemizi terörü ülkemiz, bölgemiz ve tüm insanlık için bir tehdit unsuru olmaktan çıkarana kadar sürdürmekte kararlıyız.

Terör örgütlerine özellikle finans temin eden kaynakların kesilmesi noktasında tüm dostlarımızın güçlü desteğini beklediğimizi burada ifade etmek istiyorum. Aynı şekilde teröristlerin ve Neonazi örgütlerin demokratik sistemi istismar etmesinin de önüne geçilmelidir. Bilhassa İslam ve yabancı düşmanı grupların ifade hürriyetlerini ve toplanma özgürlüğünü Müslümanların inançlarına, kutsallarına, ibadethanelerine hakaret ve saldırı vasıtası olarak kullanmasına fırsat verilmemelidir. İşte son olarak Mescid-i Aksa’da yapılanları gördünüz, gördük, görüyoruz ve bu bizler için gerçekten bir üzüntü kaynağıdır. Bunu asla yaşamak istemiyoruz. Ve bu konuda Sayın Cumhurbaşkanıyla da bunları Türkiye ziyaretinde konuşmuştum. Bundan sonraki süreçte temenni ederim ki, bunları bir daha yaşamayız.

Değerli Büyükelçiler,

Yakın çevremizde bir barış ve istikrar kuşağının oluşmasına katkı sunacak her türlü normalleşme adımını destekliyoruz. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta istikrarın sağlanmasına öncelik veriyor adil, gerçekçi ve sürdürülebilir bir çözüm için çaba harcıyoruz. İşgal edilmiş Azerbaycan topraklarının kurtarılmasıyla bölgemizde barış adına önemli bir fırsat yakalandığı kanaatindeyiz. Bu fırsatın heba edilmemesi için komşumuz Ermenistan’la normalleşme sürecimizi samimiyetle sürdürüyoruz.

Tarihi, kültürel ve beşeri bağlarımızın olduğu Balkanlarda yeni gerilimlerin önüne geçilmesi ve istikrarın muhafazası için gayret sarf ediyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail başta olmak üzere Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeyi korumakta kararlıyız.

Ümmetin kanayan yarası olan Filistin davasına sahip çıkmaya, Filistinli kardeşlerimizi tüm imkânlarımızla desteklemeye devam ediyoruz. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa ve Kudüs-ü Şerif konusundaki hassasiyetimiz tüm dünyanın malumudur. Son günlerde yaşanan olaylarla ilgili olarak dün Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’la ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres’le birer telefon görüşmesi gerçekleştirdim. Harem-i Şerif’in mahremiyetine yönelik saldırıları lanetlediğimizi, Müslümanların ibadet hakkının engellenmesine yönelik girişimleri kabul etmediğimizi açıkça dile getirdim. Gerilimin daha fazla tırmanmaması ve üzücü olayların yaşanmaması için üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu ifade ettim.

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri’yle tesis ettiğimiz stratejik mekanizmanın işlevsel hale gelmesinden de memnunuz. Yeniden Asya Girişimimiz çerçevesinde en batıdaki Asyalı ülke olarak tüm Asya Kıtasıyla ilişkilerimizi geliştiriyoruz. Afrika ve Latin Amerika açılımlarımız hız kesmeden devam ediyor. Toplam 253 dış misyonumuzla dünyanın tamamıyla aramızda yeni köprüler kurmanın gayretindeyiz. Türkiye’de ki mukim temsilcilik sayısının 294’e ulaşması da gayretlerimiz karşılıksız kalmadığını gösteriyor. İnşallah kazan-kazan ve eşit ortaklık temelinde tüm ülkelerle işbirliğimizi ilerletmeye devam edeceğiz.

Burada şu hususun altını özellikle çizmek istiyorum: Daha adil, daha yaşanabilir, daha huzurlu bir dünyayı ancak karşılıklı anlayış ve dayanışmayla inşa edebiliriz. Bunun için farklılıklarımız yerine ortak noktalarımıza odaklanmalı, birarada barış içinde yaşamanın, iş birliğimizi geliştirmenin yollarını aramalıyız. Popülizmi, İslam düşmanlığını, ırk, dil, din ayrımcılığını bir tarafa bırakmalı, her alanda ve seviyede adaletin gücünü hakim kılmalıyız. Bunu başardığımızda pek çok çetrefil sorunumuzun da hal yoluna girdiğini göreceğimize inanıyorum. Bu vesileyle 15 Mart gününün Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İslamofobiyle Mücadele Uluslararası Günü ilan edilmesine katkı veren tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum.

Soframıza misafir olduğunuz, Ramazan hissiyatımızı bizimle paylaştığınız için sizlere şükranlarımı sunuyorum. Ramazan-ı şerifin başta mazlum ve mağdurlar olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.  Ülkelerinize ve halklarınıza en kalbi selamlarımı iletmenizi sizlerden rica ediyorum. Yeniden kavuşmak, yeniden buluşmak umuduyla her birinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.