Milli Saraylar İslam Medeniyetleri Müzesi Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

08.04.2022

Değerli Misafirler,

Kültür ve Sanat Dünyamızın Kıymetli Temsilcileri,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Tarih boyunca mekânla insanın buluştuğu yerlerde öncelikle şehirler kurulmuş, ardından medeniyetler inşa edilmiştir. Medeniyetler, kültür, sanat ve bilime değer katan şehirlerin ortak eseri olarak gelişmiştir. Her medeniyet kendi ahlak, sanat, felsefe ve din anlayışı çerçevesinde şehre bir anlam, bir kimlik kazandırmıştır. Şehirlerin kimlikleri, tarihi, edebi ve kültür, sanat birikimleriyle şekillenmiştir.

Türkiye, birçok medeniyete beşiklik etmiş, farklı inanç ve kültürleri potasında eritmiş, tarihin akışında başrol oynamış çok özel bir coğrafyadır. Kadim şehirlerimizin her biri birer açık hava müzesidir. Bu coğrafyanın gözbebeği olan İstanbul ise bizim en büyük müzemizdir. Bütün klasik müzeler sadece maziyi muhafaza ederken, İstanbul mazi ile bugünün içi içe geçtiği, birarada hayat sürdüğü bir müze hüviyetindedir. İstanbul’un en taze incisi Büyük Çamlıca Camiini de bünyesindeki sanat galerisi, kütüphanesi, konferans salonu, atölyeleri ve müzesiyle coğrafyamızın zenginliğinin nişanesi olarak asırlar boyunca hizmet verecek bir eser olarak medeniyet mirasımıza Allah’a hamdolsun kazandırdık.

Bu vesileyle, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz camiimizin ve müzemizin inşasında büyük katkıları olan Gürsoy ailesinden Abdurrahman kardeşimizi rahmetle yâd ediyorum. Gerçekten de yaklaşık 3 yıl önce ibadete açtığımız camimiz ve külliyetimiz, İstanbul’un siluetine değer katan bir eser oldu. Bugün açılışını yapacağımız İslam Medeniyetleri Müzesi de külliyemizin en önemli bölümlerinden biridir. Müzemizde sergilenecek eserler bu topraklara yepyeni bir çehre kazandıran İslam medeniyetinin bin yıllık birikimini temsil ediyor.

Milli Saraylar İdaremiz tarafından hazırlanan bu müzenin tematik bölümlerinde İstanbul’daki seçkin müzelerden getirilen 650 eser sergileniyor. Bunlar arasında Peygamber Efendimizin Aleyhissalatu Vesselam eşyalarından Kur'an-ı Kerim’in ilk nüshalarına, Türk dokuma sanatının örneklerinden mimari ve dekoratif eşyalar, hüsnühat sanatından çini örneklerine kadar her biri diğerinden kıymetli eserler de bulunuyor.

İslam Medeniyetleri Müzemizin şehrimize, ülkemize ve kültür, sanat dünyamıza hayırlı olmasını diliyorum.

Muhteşem tarihimizin, kadim medeniyetimizin en kıymetli izlerini gelecek nesillere taşıyacak olan bu müzenin şehrimize ve ülkemize kazandırılmasında emeği geçenleri özellikle tebrik ediyorum.

İstanbul’un tarihi, coğrafi ve kültürel yapısını yansıtan, şehrimize çok yakışan bu müzenin ziyaretçileri, medeniyetleri inşa eden asli gücün ilim ve hikmet olduğunu fark edeceklerdir. Diğer bütün kültür, sanat eserleri işte bu ilim ve hikmet çatısının altında kendini üretmekte, inşa etmekte, yükseltmekte, geliştirmektedir.

Asırlar boyunca tıptan edebiyata, mimariden giyime, astronomiden şehirciliğe, her alanda dünyanın öncülüğünü yapan bir medeniyetin mensupları olarak, önce kendimizi tanımaya ihtiyacımız var. İslam medeniyetini yok sayarak dünya tarihi yazmanın ve bilimde bugünkü seviyeye nasıl gelindiğini kavramanın imkânsızlığı, müzemizde sergilenen eserler sayesinde bir kez daha anlaşılacaktır. Asırlar boyunca farklı inanışların, farklı kültürlerin, farklı yaşama biçimlerinin beşiği olmuş İstanbul’umuz, bu eseri de gururla taşıyacaktır.

Değerli Misafirler,

Tarih bizlere sadece geçmişle ilgili değil, geleceğe dair de çok aydınlatıcı imkânlar sunuyor. Bugünü anlamak, ancak dünü iyi bilmekle, geçmiş zamanda neler yaşandığını doğru kavramakla mümkündür. Nasıl büyük bir insanlık birikiminin varisi, dünya barışı için ne kadar anlamlı bir kültürel mirasa sahip olduğumuzu ancak bu şekilde anlayabiliriz.

Yakın geçmişte bu konuda pek de iyi duygularla hatırlamadığımız tecrübelerimiz oldu. Ülkemiz bir dönem maalesef tarihiyle, medeniyetiyle, kültürüyle bağını koparmak için özel gayret sarf eden bir zihniyetin tasallutu altında kaldı. Ecdadın binbir emekle kurduğu şehirlerimiz, binlerce yıllık medeniyet değerlerimiz bilinçli şekilde tahrip edildi. Yakın tarihimiz bu acı hakikatin hatıralarıyla doludur, şimdi sizlerle bunlardan birini paylaşmak istiyorum.

Hamdullah Suphi Tanrıöver, tek parti hükümetinin Maarif Vekilliğini yaptığı yıllarda Yugoslavya’nın büyük şairlerinden birini İstanbul’a davet eder. Gayesi, şairin İstanbul’un güzelliklerinden ilham alarak yeni şiirler yazmasını sağlamaktır. Aynı zamanda ülkesinin elçisi de olan şair davete icabet eder. Beraber İstanbul’u gezerken Süleymaniye Camiine de uğrarlar. Camiden çıktıktan sonra, şair, bu muhteşem eserin banisi olan Kanuni Sultan Süleyman’ın kabrini ziyaret etmek ister. Bu istek karşısında Hamdullah Suphi’nin rengi değişir, ne cevap vereceğini bilemez ve misafirini talebinden vazgeçirmeye çalışır. Bu durumda bir gariplik sezen şair, ev sahibini açık sözlü olmaya davet edince, Hamdullah Suphi çaresiz bir şekilde türbelerin kapalı olduğunu söyler. Sebebini de, bir müddet mazi ile alakamızı kesmek istedik, onun için türbelerin kapısına kilit vurduk, diye açıklar. Misafirin tepkisi ibretliktir, tarihi olmayan milletler esatir ve efsane uydurarak kendilerini tatmin ediyor. Siz muhteşem bir tarihe sahipken bütün dünyanın saygı duyduğu sultanlarınızın kabirlerini nasıl kapatabiliyorsunuz?

Evet, bu yasakçı, yok sayıcı zihniyet, kökleri kurutulmuş, geçmişle bağları koparılmış bir millet meydana getirmeye çalışıyorlardı. Merhum Akif ise, bu utanılası gayretlerin ne kadar beyhude olduğunu şöyle haykırıyordu:

“İki, üç balta ayırmaz bizi mazimizden,

Ağacın kökü mademki derindir cidden,

Dalı kopmuş, ne olur? Gövdesi gitmiş, ne zarar?

O, bakarsın yine üstündeki edvarı yarar,

Yükselir, fışkırıp afak-ı perişanımıza;

Yine bir vaha serer kavrulan imanımıza.”

Evet, Türkiye’nin üstüne bir karabulut gibi çöken bu dönemi yırtıp atan milletimiz, tarihiyle, kültürüyle, medeniyetiyle buluştukça yeniden güçlenmiştir. Biz milletimizin işte bu özlemlerini hayat geçirmenin gayreti içindeyiz. Bir yandan yaptığımız yatırımlar ve hayata geçirdiğimiz projelerle ülkemizi kaldırırken, diğer yandan da medeniyetimize sahip çıkıyoruz.

Geçmişin eksiklerini telafi etmenin ötesinde, maziden atiye kurduğumuz köprüyle milletimize yepyeni bir gelecek inşa etmek için gece-gündüz çalışıyoruz. Edebiyatından mimarisine, insani, dini ve fikri değerlerinden coğrafi varlıklarına kadar bütün unsurlarıyla bizim olan muhteşem bir medeniyeti yeniden ayağa kaldırıyoruz. İçinde bulunduğumuz Büyük Çamlıca Camii’ni de, açılışını yaptığımız İslam Medeniyetleri Müzesi’ni de bu inkişafın sembolleri olarak görüyoruz.

Milletimizi dalından kopan bir hazan yaprağı gibi küresel rüzgarların önünde savurmak isteyenlere inşallah meydanı bırakmayacağız. Medeniyetimizin izlerini silinmez kılmak gayesiyle ülkemizin dört bir yanında yeni eserler inşa etmeyi sürdüreceğiz. Ülkemize kazandırdığımız eserleri ve hizmetleri eleştirenleri, Mimar Sinan’ın yaptığı minareyi eğri bulan çocukların durumuna benzetiyorum. Halbuki Mimar Sinan’ın eserleri üzerine söz söylemeye cüret edenin önce kendinin bir Sinan seviyesine gelmesi gerekir. Karşı çıkamadıkları eser ve hizmetlerin bile üzerine “ama” diye başlayan cümlelerle gölge düşürmeyi adet haline getirenleri, kendi müktesebatlarını ortaya koymaya davet ediyorum. İşte o zaman herkesin kalibresi ortaya çıkacaktır.

Bu düşüncelerle açılışını yaptığımız İslam Medeniyetleri Müzesi’nin bir kez daha hayırlı olmasını diliyor, müzemizin hizmete açılmasında emeği geçenleri, başta Vakıf Başkanımız ve Yönetim Heyeti olmak üzere tekrar tebrik ediyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Tüm hayır sahiplerine şahsım, milletim adına tekrar çok çok teşekkür ediyorum.

Kalın sağlıcakla.