Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin Restorasyonu Sonrası Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

28.12.2020

Sayın Genel Başkan,

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın Kıymetli Mensupları,

Sanat, İlim Ve Kültür Dünyamızın Saygıdeğer Temsilcileri,

Değerli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Bu anlamlı açılış töreni münasebetiyle sizlerle bir arada olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

Restorasyonunu tamamlayarak hizmete açtığımız Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin şehrimize, ülkemize, kültürümüze, turizmimize hayırlı olmasını diliyorum. Bu güzel eseri yeniden sanatseverlerle buluşturan Kültür ve Turizm Bakanlığımızı, Sayın Bakan ve ekibini, restorasyonda görev alan mimarından işçisine herkesi canı gönülden tebrik ediyorum.

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi şehrimizin sembol eserlerinden biridir. Merhum Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1930 yılında inşa edilen bu yapı, birinci milli mimarlık döneminin en güzel örneklerindendir. Türk Ocakları Merkez Binası olarak projelendirilen, maalesef daha sonra Halkevine dönüştürülen bu müze, Başkentte uzun yıllar kültür ve sanatın merkezi olmuştur.

Gerek kullanımından, gerekse zamanla oluşan yıpranmadan dolayı binada kapsamlı bir restorasyon ihtiyacı doğmuştur. Kültür ve Turizm Bakanlığımızca 2017 senesinde binada restorasyon çalışmalarına başlandı. Proje kapsamında yapının özgün mimari detaylarına sadık kalınarak taşıyıcı duvarların içine çelik kafeslerle güçlendirme yapıldı. Böylece müze statik bakımdan tahkim edilerek, depreme karşı eskisine göre çok daha dirençli hale getirildi. Bu süreçte müzemizin teknolojik altyapısını da yeniledik.

Türk resim ve heykel sanatının en nadide örneklerine ev sahipliği yapan müzemizin depolarındaki eserleri akıllı depolama sistemiyle koruma altına aldık. Ayrıca, müzenin envanterindeki tüm eserler fotoğraflanarak belgelenmiş ve dijital ortama aktarılmıştır. Bu şekilde müzemiz sağlıklı bir belgelendirme ve arşivleme imkanına kavuşmuştur.

Ankara Resim ve Heykel Müzesi üç yıllık titiz bir çalışmanın sonucunda daha modern, daha kullanışlı bir altyapıyla hizmete hazır hale gelmiştir. Yapılan restorasyonla yeni bir çehre kazanan müzenin Başkentimizin çekim merkezlerinden biri olmayı sürdüreceğine inanıyorum.

Kıymetli Dostlarım,

İnsanlık tarihi kadar eski, binlerce yıldır insanlığa istikamet çizmiş, her karışından adeta tarih fışkıran bir ülkede yaşıyoruz. Öyle ki 81 vilayetimizin tamamı ayrı bir medeniyetin, farklı bir kültürün eserleriyle dokunmuş birer açık hava müzesi gibidir. Bunun yanında Afrika’dan Asya’ya, Kudüs’ten Kırım’a, Balkanlar’a kadar pek çok yerde ecdadımıza ait muhakkak bir eser vardır. Atalarımız fethettiği topraklara yüksek kültürü yanında medeniyetimizin ihtişamını yansıtan görkemli eserleriyle de mührünü vurmuştur. Medeniyet inşa etmek elbette zordur, emek ve zaman gerektiren bir iştir. Ama en az bunun kadar önemlisi; bu medeniyetin ürünlerine ve kültürüne sahip çıkmak, onu yaşatmak, devralınan mirası daha da geliştirmektir.

Tarih içinden süzülüp gelen kültürel miras yeni nesillerin katkısıyla, yeni kuşakların ilaveleriyle zenginleşir ve süreklilik kazanır. Bunun için geleneği yeniden üretmek, yeniden işlemek, geçmişin birikimini altın sandukasından çıkartarak, bugüne taşımak gerekir. Yahya Kemal bu serencamı “kökü mazide olan ati” diye tarif ediyor. Bu süreçte zengin ve köklü tarihimizin nişaneleri olan müzelerimizin çok önemli roller üstlendiğine inanıyorum. Anadolu’nun her bir şehrine yayılmış müzelerimiz hem bize mazimizi hatırlatan, hem de insanlığın ortak birikimini yansıtan müstesna eserlerdir. Müzeler, her yönüyle milletimizin geçmişten geleceğe kurduğu birer kültür, sanat ve tarih köprüsüdür.

Ancak, bir dönem tarihimize, sanatımıza, kadim değerlerimize sahip çıkma konusunda yaşanan ihmalkârlık müzelerimize de yansımıştır. Tarihe ve sanata kendi sığ ideolojilerinin merceğinden bakanlar uzun yıllar müzelerimize bakımsızlığa, yıkıma, talana mahkum etmiştir. Türk müzeciliği sembolik birkaç adım dışında hak ettiği ilgiyi hiçbir zaman görmemiştir. Çok daha vahimi, bir dönem müzecilik Ayasofya Camii’nde olduğu gibi milletin kutsallarıyla hesaplaşmanın aracı haline dönüştürülmüştür. Tarihimizin önemli bir bölümünü reddeden bu zihniyet, ülkemizi yüz yılların birikiminden mahrum etmenin yanı sıra, kültür ve sanat hayatımızın çoraklaşmasına sebep olmuştur. Oysa kökleri kuruyan bir ağaç nasıl ayakta duramazsa, mazisiyle bağları zayıflayan toplumlar da istikbali inşa edemez. Tarihimizle ve coğrafyamızla ilişkimiz ne kadar köklü ve sağlam olursa esen rüzgarlara karşı direncimiz de o kadar güçlü olacaktır. Bu amaçla bir taraftan geçmişin yanlışlarını düzeltirken, diğer taraftan geleceğe damga vuracak uzun vadeli çalışmalar yürütüyoruz. Özellikle gençlerimizin tarihini bilen, kültürüne vakıf, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi bireyler olarak yetişmeleri için gayret gösteriyoruz. İnsanımız arasında ayrım yapmadığımız gibi, sanatçılarımız, sanat dallarımız arasında da asla ayrımcılık yapmıyoruz. İmtiyazlarını kaybedenler bizi sürekli eleştirse de bu topraklara ait ne varsa Türkiye’nin bir zenginliği olarak hepsini kucaklamaya çalışıyoruz. Ülkemizin kültür ve sanat hayatına ilave değer katacak, bu alanda çeşitliliği artıracak her türlü nitelikle esere destek veriyoruz.

Kıymetli Misafirler,

Son 18 yılda milletin değerlerine yabancı zihniyetin bakımsızlığa mahkûm ettiği kültürel mirasımızı tekrar ihya etmek için yoğun çaba harcadık. Tarihi eserlerimizi restore etme, renove etme, kültür sanat hayatımıza yeniden katma noktasında pek çok projeyi hayata geçirdik. Mesela, koleksiyonuyla dünyanın sayılı örnekleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni restore ettik. Geçtiğimiz hafta Tunceli, Bursa ve Konya Akşehir’de üç önemli müzemizin açılışlarını gerçekleştirdik. Türkiye genelinde 156 müzemizi yenilerken, ayrıca ülkemize uluslararası standartta 52 yeni müze daha kazandırdık. Göreve geldiğimizde 42 olan kültür merkezi sayımız bugün 116’ya çıktı. Son 18 yılda 91 yurt içi ve 78 yurt dışı kültür varlığı sergisi düzenledik. Destek ve teşviklere bağlı olarak müze ve ören yerlerini ziyaret edenlerin sayısına da çok ciddi artış yaşandı. 2002 yılında 7,5 milyonu dahi bulmayan müze ve ören yeri ziyaretçi sayısı bugün 42 milyonu aşmıştır.

Sınırlarımız içinde tüm bunları yaparken, yurt dışındaki kültürel varlıklarımızı da asla ihmal etmiyoruz. TİKA ve Yunus Emre Enstitüsü başta olmak üzere ilgili kurumlarımız vasıtasıyla nerede bir ata yadigarı eserimiz varsa sahip çıkıyoruz. Ülkemizden yurt dışına kaçırılan eserlerin tekrar vatanına dönmesi için de yoğun gayret gösteriyoruz. Bu yönde yaptığımız hukuki ve diplomatik çalışmalar neticesinde son 18 yılda 4 bin 440 eseri yerinden ait olduğu topraklara kavuşturduk. Başta Sayın Bakanım ve tüm ekibine teşekkür ediyorum.

Bununla birlikte, paha biçilmez birçok eserimizin halen dünyanın önemli müzelerinde sergilendiğini de biliyoruz. Çalınan bu eserlerin iadesi için mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Türkiye’yi kültür ve sanatta hak ettiği konuma kavuşturana dek çalışmaya, koşturmaya, mücadeleye devam edeceğiz. Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutlayacağımız 2023 senesini inşallah diğer alanlarla birlikte kültür ve sanatta da çok daha güçlü karşılayacağız; Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesinin ülkemize, şehrimize hayırlı olmasını diliyorum. Burada görev yapacak kardeşlerime başarılar temenni ediyorum. Kültür ve Turizm Bakanımız ile ekibine bu güzel eserin Başkentimize kazandırılmasındaki çabalarından dolayı tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

2020’yi artık geriye bıraktığımız bugünlerde 2021’in ülkemiz için, milletimiz için hayırlara vesile olmasını, bu koronavirüs belasından tüm insanlığı kurtarmasını Rabbimde niyaz ediyor, sizlere de sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum; kalın sağlıcakla.