Kabine Toplantısı’nın Ardından Yaptıkları Konuşma

28.12.2020

Aziz Milletim,

Değerli Basın Mensupları,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. 2020 yılının son Kabine Toplantısı’nı az önce gerçekleştirdik. Tabii içinden geçtiğimiz bu yıllar ülkemizin yakın tarihindeki pek çok önemli hadisenin 100. yıldönümlerini de ifade ediyor.

Geçtiğimiz yıl önce İstiklal Harbimizin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkışının 100. yılını idrak ettik. Bin yıl önce Malazgirt’te başlayan Anadolu’yu vatan yapma mücadelemizin bu kritik adımı 22 Haziran’da Amasya, 23 Temmuz’da Erzurum, 11 Eylül’de Sivas Kongresi kararlarıyla devam etmiştir. Gazi Mustafa Kemal’in 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelmesinin ardından istiklal mücadelesi yeni bir safhaya geçmiştir. Büyük Millet Meclisi ülkenin dört bir yanından gelen temsilcilerin katılımıyla 23 Nisan 1920’de bir Cuma namazı sonrası dualarla açılmıştır. İstiklal Harbi’ni bizzat yöneterek, “Gazi” sıfatını alan Büyük Millet Meclisi, bu vasfını 15 Temmuz’da bir kez daha tescil ettirerek tarihe geçmiştir.

Dün 84. vefat yıldönümünde rahmetle Mehmet Akif Ersoy’un 12 Mart 1920’de Meclis’te gözyaşları içinde okunarak kabul edilen İstiklal Marşı, bir asır önce verdiğimiz mücadelenin ruhunu yansıtıyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’miz kabulünün 100. Yılı vesilesiyle 2021’i İstiklal Marşı Yılı olarak ilan etti. Bu ülkenin bir vatandaşı, bu milletin bir ferdi olmanın en başta gelen şartlarından biri İstiklal Marşı’nı 10 kıtasındaki tüm mesajlarıyla kalbimize kazımaktır. Evlatlarımızdan beklentimiz; “Korkma” diye başlayan ve “İstiklal” diye biten bu marşı lafzıyla ve ruhuyla içine sindirmeleridir. Çünkü bu marşın her satırı bize önümüze çıkan zorluklar karşısında nasıl davranmamız gerektiğini anlatan mesajlarla bezelidir.

İstiklal Marşımız bir asır önce millet olarak hürriyetimizi kazanmak, vatanımızı işgalden kurtarmak, kendimize yeni bir gelecek inşa etmek için vardığımız milli mutabakatın ifadesiydi. Bugün de aynı mutabakatla hedeflerimize doğru yürüyoruz. Türk milletinin binlerce yıllık devlet ve medeniyet davasını 10 kıtada yüreklere nakşeden İstiklal Marşı’mızı unuttuğumuz gün, ayağımıza esaret prangası, boynumuza zillet zinciri vurulmuş demektir. İstiklal Marşımızda bayrağımızın ve ezanımızın özgürlüğümüzün timsali olarak yüceltilmesi geçen asrın ilk çeyreğinde verdiğimiz milyonlarca şehidimizin mücadelesinden ilhamladır. Bayrağı bez parçası, ezanı hoparlör gürültüsü, toprağı taş ve kum yığını, vatanı anlamsız bir saplantı, şehadeti sıradan bir ölüm olarak görenlerin İstiklal Marşı’nın manasını kavrayabilmesi elbette mümkün değildir. Biz Asım’ın nesli dedikçe içlerini sıkıntı basanların; biz tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet dedikçe yüzlerini buruşturanların; biz büyük ve güçlü Türkiye dedikçe kulaklarını kapatanların İstiklal Marşı’na sahip çıkması elbette mümkün değildir. Çünkü mandacıların, özellikle dünden gelen bu mandacıların bugünkü temsilcilerinin dış güçlerin borazanlığından terör örgütlerinin hamiliğine kadar envai çeşit ihanetin peşinde koşmaları İstiklal Marşı’mıza daha sıkı sahip çıkmamız gerektiğini gösteriyor. Hamdolsun İstiklal Marşı’mızdaki her lafzı, her mesajı bedeninin ve ruhunun her zerresiyle özümseyen gençlerimiz var. Hamdolsun bayrak ve ezan hassasiyetini yeri geldiğinde canı pahasına koruyan evlatlarımız var. Hamdolsun medeniyetine, tarihine, kültürüne, değerlerine sıkı sıkıya bağlı bir nesil var. Ardı ardına 100. yılını idrak ettiğimiz her tarihi hadise bize sahip olduğumuz ülkenin ve mensubu olduğumuz milletin kıymetini bir kez daha hatırlatıyor.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olan 2023’e hangi hissiyatla sahip çıkıyorsak, fethin 600. yılı 2053’ü ve Malazgirt Zaferi’nin 1000. yılı olan 2071’i de aynı duygularla gençlerimize emanet ediyoruz. İnşallah 2023’te ülkemizi dünyanın en büyük 10 devleti arasına sokarak ecdada layık ve bizden sonraki nesillere örnek bir başarıyı hep birlikte ortaya koyacağız.

Aziz Milletim,

Bugünkü Kabine Toplantımızda ulusal siber güvenlik stratejisi ve eylem planını da görüştük. Dijitalleşmenin ayrılmaz bir parçası haline gelen siber güvenlik, tüm dünyada üzerinde hassasiyetle durulan konuların başında geliyor. Güvenlikten sağlığa, eğitimden evimizde kullandığımız aletlere kadar her alanda hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline dönüşen dijitalleşmeyle birlikte siber tehditlerde de büyük artış yaşanıyor. Öyle ki ülkelerin fiziki sınırlarının korunmasıyla dijital altyapılarının ve verilerinin korunması neredeyse aynı derecede önem kazanmıştır.

Esasen savunma sanayi projelerimizin temel bileşenleri arasında dijital sistemler ilk sıralarda yer alıyor. Aynı şekilde günlük hayatımızı kolaylaştıran teknolojilerin hemen tamamı da dijital altyapılar üzerinde çalışıyor. Devletler vatandaşlarının can ve mal güvenliği yanında dijital bilgilerini ve aldıkları hizmetleri de korumak mecburiyetindedir. Yaklaşık 7 yıl önce kurduğumuz Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi’yle bu doğrultuda ilk adımı atmıştık. Geldiğimiz noktada güncel ihtiyaçları ve tehditleri dikkate alarak ülkemizin siber güvenlik politikalarını kapsamlı ve bütüncül bir anlayışla özellikle yeni bir strateji oluşturma konusunda adımı attık. Son dönemde diğer alanlarla birlikte dijital altyapılar ve siber güvenlik konularında da kimi zaman gizli, kimi zaman açık engellemelere maruz kaldığımız için stratejimizi yerli ve milli bir anlayışla şekillendirdik.

Her şeyiyle kendimizin üretimi olan ilk haberleşme uydumuzu inşallah 2022’de uzaya gönderiyoruz. Alternatif maliyetleri onlarca milyon dolar olan pek çok projeyi bir süredir ülkemizde yürütebilecek kapasiteye zaten ulaşmıştık. Bir Milyon Yazılımcı, böyle bir projeye gençlerimizin ilgisi geleceğimiz için bize umut vermiştir. Şimdi bu çalışmaları daha da ileri taşıyoruz. Kendi milli siber güvenlik teknolojilerimizi geliştirmek suretiyle güçlü ve caydırıcı bir altyapı oluşturuyoruz. Teknolojiye yön veren bir ülke konumuna gelme hedefimiz doğrultusunda mavi vatandan siber uzaya kadar her sahada egemenlik haklarımıza sahip çıkacağız.

Bu amaçla Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisimiz ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın öncülüğünde ilgili tüm tarafların katılımıyla uzunca bir süredir yürüttüğümüz çalışmalarda sona gelinmiştir. İlk aşaması 2020-2023 dönemini kapsayan bu planda belirlenen faaliyetleri hayata geçirerek ülkemizin dijital altyapılarını siber saldırılara karşı inşallah güvenli hale getireceğiz. Bununla kalmayacak, Türkiye’nin bu alanda kendi ürünleri ve firmalarıyla uluslararası düzeyde söz sahibi olmasını da sağlayacağız. Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planımızın ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.

Aziz Milletim,

Salgın döneminde üzerinde en çok konuşulan hususlardan biri gıda üretimi ve tedarikinin sürdürülebilir olmasaydı. Yaşadığımız kuraklık bu tartışmayı daha da anlamlı ve önemli hale getirmiştir. Tahminler dünyanın 2050 yılında 10 milyarlık bir nüfusun gıda ihtiyacını karşılamak mecburiyetinde kalacağını gösteriyor. Bu durum refah artışı ve lojistik imkânların da etkisiyle bugünkünden yüzde 60 daha fazla gıda üretimi yapılmasına ihtiyaç duyulacağı anlamına geliyor. Tarımda geçtiğimiz yüz yılın üretim anlayışıyla bugünkü arasında çok büyük fark bulunuyor. Aynı şekilde bugünkü anlayışla bir asır sonrası arasında çok daha büyük bir farklılık ortaya çıkacağı da açıktır. Bugün 140 ülke başka yerlerde toprak kiralamak suretiyle kendini geleceğe hazırlamanın gayreti içindedir. Şimdiden kiralanan toprak miktarı ülkemizin yüz ölçümünün üç katına ulaşmıştır, bu konuda en cazip yer de bakir ve bereketli Afrika topraklarıdır. Bir kez daha altını çizerek ifade etmek istiyorum, toprak kiralamada amaç bugünün ihtiyaçlarını karşılamak değil, yarım asır, bir asır sonrasının taleplerine hazırlık yapmaktır. Türkiye olarak biz de bu amaçla çeşitli yerlerde toprak kiralamaya başladık. Tabii böyle bir vizyonu, daha doğrusu böyle bir derdi olmayanlar ülkemizin niçin Sudan’da, Nijer’de toprak kiraladığını, başka yerlerde benzer arayışlar içinde olduğunu anlayamıyor. Sadece anlamamakla kalmıyor, birde çıkıp bize ithamlar yöneltiyorlar. Dünyanın başka hiçbir yerinde, hiçbir ülkede hükümetlerin böyle ithamlara maruz kaldığını göremezsiniz. Çünkü oralarda ülkenin ve milletin felaketi üzerine ikbal hesabı yapan bir siyasi muhalefet anlayışı yoktur. Maalesef bu yıkıcı ve çapsız zihniyet yaptığımız barajlardan yollara, hastanelerden enerji santrallerine kadar her konuda karşımıza çıkıyor. Çiftçilerimizi, üreticilerimizi, insanımızı bize karşı kışkırtmak için tamamı yalan, tamamı yanlış tamamı çarpıtma olan söylemlerle gündem oluşturmaya çalışan bu zihniyeti biz çok iyi tanıyoruz. Bu zihniyete cevap vermek bizim için zül olmakla birlikte, milletimize olan sorumluluğumuz gereği hakikatleri tekrar tekrar anlatmak mecburiyetindeyiz.

Şeyh Edebali’ye atfedilen şu güzel mısralar hissiyatımızı ifade ediyor:

“Cahil ile dost olma;

İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez, üzülürsün!

Saygısızla dost olma;

Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez, üzülürsün!

Açgözlü ile dost olma;

İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez, üzülürsün!

Görgüsüzle dost olma;

Yol bilmez, yordam bilmez, usul bilmez, üzülürsün!

Kibirliyle dost olma;

Hâl bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez, üzülürsün!

Ukala ile dost olma;

Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur, üzülürsün!

Namertle dost olma;

Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez, üzülürsün!”

Evet, biz bu cahillerle, ukala ve namertlerle dost değiliz. Ama cahilliklerini ifşa edene kadar da kendileriyle muhatap olmaya katlanacağız.

Aziz Milletim,

Türkiye’nin tarımda nereden nereye geldiğini anlatmadan önce, soframızda eksikliğini hissetmediğimiz ekmeğimizi, aşımızı üreten eli nasırlı, alnı terli, kalbi imanlı, yüreği tertemiz tüm çiftçilerimize şükranlarımı şahsım, milletim adına sunuyorum.

Üreticilerimizin hakkını teslim etmek, emeklerinin karşılığını vermek için 18 yıldır çalışıyoruz. Anadolu toprakları kadim çağlardan beri tarım üretimi yapılan bir yerdir. Türkiye’nin Avrupa’dan Asya’ya uzanan toprakları hamdolsun kendi ihtiyacını karşılayacak tarımsal üretimine imkân sağlıyor. Bunun yanında özellikle son dönemde yaptığımız altyapı yatırımları sayesinde ülkemiz önemli bir gıda ihracatçısı konumuna da gelmiştir. Endüstriyel gıda üretimi için gereken ürünlerin bir kısmını elbette dışarıdan da alıyoruz. Sadece kendi üretimimize bağlı kalırsak böylesine büyük bir gıda ihracatçısı olamayız. Gayet tabii olan bu durumun ülkemizin tarımsal üretiminin geldiği yeri gölgelemek için kullanılması haksızlıktan öte, bir bühtanın ifadesidir. Türkiye geçtiğimiz 18 yılda tarımsal milli gelirini ekranları başında bizi izleyen milletime özellikle sesleniyorum, milli gelirini 37 milyar liradan, 278 milyar liraya yükselterek, Avrupa’da ilk sıraya yükselmiştir.

Geçtiğimiz yıl, 193 farklı ülkeye 1827 çeşit tarımsal ürün ihraç ederek 18 milyar dolar gelir elde ettik. Temel gıda ürünleri olan un ihracatında dünyada birinci, makarna ihracatında ikinci sıradayız. Tarım ürünleri ihracatında net dış ticaret fazlamız 5,3 milyar dolardır. Çiftçimize verdiğimiz destekleri bu dönemde 12 kat artırarak, bitkisel üretimimizi 124 milyon tonla Cumhuriyet tarihinin en üst seviyesine çıkardık. Sadece 2020 yılında çiftçimize verdiğimiz destek tutarı 22 milyar liradır. Büyükbaş hayvan varlığında 18,6 milyon adetle Avrupa ikincisiyiz. Küçükbaş hayvan varlığında ise 55 milyonun üzerine çıkarak, Avrupa’da bir numara olduk. Tabii tarımsal üretimdeki artış öyle kendi kendine gerçekleşmedi. Bunun için destekler yanında çok büyük sulama projelerini hayata geçirdik. Ülkemizde 2002’ye kadar sulama amaçlı 276 baraj, 228 gölet, 1764 sulama tesisi inşa edilmişti. Biz ise son 18 yılda sulama amaçlı 600 baraj, 423 gölet, 1457 sulama tesisi yaparak milletimizin hizmetine sunduk. Sadece bu yatırımlar için 254 milyar lira kaynak kullandık. Arazi toplulaştırma çalışmalarında 450 bin hektardan, 4,3 milyon hektara çıkan bir başarıya imza attık. Toprak nedir? Çiftçi ne iş yapar? Üretim nasıl yapılır bilmeyenler, ağızlarını her açtıklarında saman ithalatından bahsederek aslında cehaletlerini sergiliyorlar. Ülkemizin geçtiğimiz yıl ürettiği saman miktarı 23,7 milyon ton. Saman ihracatımız 84,5 bin ton, ihracat gelirimiz de 14 milyon dolardır. İthalat dedikleri saman 428 bin dolar karşılığına denk gelen 1953 tondur. Bunun bir kısmı özel amaçlı kuru ot ithalatıyken, kalanları da sınır illerimizdeki ticaretten kaynaklanmaktadır. Çiftçilerimize hükümete oy verirseniz iki elim yakanızda olur, diyenlerin bu tablo karşısında ortaya koyabilecek herhangi bir müktesebatlarını, projelerini, politikalarını duymadık, görmedik. Sadece yalan, sadece iftira, sadece çarpıtmayla belki günü kurtarmak mümkündür, ama bu tarzın ne çiftçinin, ne de ülkenin geleceğine bir faydası vardır. Biz Avrupa’da zaten ilk sıraya çıkardığımız ülkemizi dünyanın en önemli tarım ürünleri üreticisi ve ihracatçısı yapana kadar yatırımlarımızı, desteklerimizi sürdüreceğiz.

Aziz Milletim,

Karşımızda ülkemize kaynak girişi sağlamak için hayata geçirdiğimiz uygulamaları dahi fuhuş, uyuşturucu, organ kaçakçılığı gelirleriyle irtibatlandıracak kadar hayattan ve izandan noksan bir anlayış var. Devlete bu şekilde elde edileceğini sanan bu zihniyetin ülke yönetimine talip olması en büyük kara mizah örneğidir. Hâlbuki biz hayatımız boyunca siyaseti hizmette ve icraatta yarış vesilesi olarak gördük. Mesela biz bu anlayışla eğitimde ülkemize 324 bin derslik kazandırdık, diyoruz. Sporda 3 bin 750 yeni tesis kazandırdık, diyoruz. Sağlıkta 3605 sağlık tesisi kazandırdık, diyoruz. Ulaştırmada 22 bin kilometre bölünmüş yol kazandırdık, diyoruz. Sanayide 43 bin yeni organize sanayi parseli kazandırdık, diyoruz. Enerjide 92 bin megavat yeni kurulu güç kazandırdık, diyoruz. Toplu konutta 900 bin yeni konut kazandırdık diyoruz. Orman varlığımızı 1,9 milyon hektar artırdık, diyoruz. Savunma sanayinde yerlilik oranını yüzde 70’e çıkardık, diyoruz. Velhasıl her konuda Cumhuriyet döneminde yapılanların katbekat üzerinde icraatlar sayıp döküyoruz. Peki, buna karşılık muhalefet ne diyor? Hadi icraatlarını geçtik, çünkü tek parti devri zulmü dışında sayabilecekleri işleri yok, hiç değilse vizyon olarak, proje olarak, program olarak söyleyebildikleri bir şey var mı? Maalesef hiçbir somut, ayakları yere basan, uygulanabilir, sürdürülebilir, hesabı kitabı yapılmış proje veya politikaları yok, aslında böyle bir dertleri de yok. Kendi içlerindeki taciz, tecavüz, şantaj, hırsızlık işlerinin üzerini örtmekten bu konulara sıra gelmediği anlaşılıyor.

Haklarını yemeyelim, Türkiye aleyhine alınan her kararın, söylenen her sözün, yapılan her saldırının yılmaz savunuculuğunu üstlenme görevini de bihakkın ifa ediyorlar. Mesela, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ülkemizle ilgili bir davada kendi hukuki süreçlerine İspanya ve İtalya gibi ülkelerdeki benzer yargılamalarda verdiği kararlara aykırı bir tavır sergiledi. Biz de bunun üzerine çıktık, bu çiftçe standartlı, hukuki değil siyasi saiklerle verilen kararı uygulamayız dedik. Vay efendim, sen nasıl böyle bir şey söylersin? Demek ki kendileri bu işlerde yetki sahibi olsalar elinde onlarca insanın kanı bulunan bu terörist destekçisini hemen serbest bırakacaklar.

Arkasında durdukları kişi kim? Hakkındaki iddianameye göre, 37 nitelikli adam öldürme, 29 adam öldürmeye teşebbüs, 3 bin 777 mala zarar verme, 25 alıkoyma, 395 hırsızlık, 15 yağma, 308 iş yeri ve konut dokunulmazlığını ihlal, 13 Türk Bayrağını yakma, 7 Atatürk’ü Koruma Kanunu’na muhalefet suçunun işlendiği, ayrıca 326 güvenlik görevlisiyle 435 vatandaşın yararlandığı 6-8 Ekim 2014 olaylarının baş sorumlusu. Üstelik bu kişinin burada sayılmayan teröre destek mahiyetinde daha pek çok sözü ve eylemi var.

Lafa gelince her fırsatta Atatürk’ün partisiyiz, diye bu övünen bu kişiler, aynı partinin kendilerine Mustafa Kemal’in askerleri değil, it sürüleriniz, diyen yöneticisine bile ses çıkaramamışlardır. Çukurcu turistlere arkadaş, Suriye’den ülkemize saldıran teröristlere vatanlarını savunanlar, şehirlerimizi yakıp yıkan vandallara aydınlanmacılar, darbecilere mağdurlar, diyenler yine bunlar. Türkiye böyle bir muhalefet anlayışını hak etmiyor.  Önümüzdeki dönemde ülkemizin bu partilere oy verenlerin feraseti ve iradesiyle köklü bir muhalefet reformunu hayata geçireceğine inanıyorum. İnanıyorum ki, Cumhur İttifakı inşallah bunlar karşısında çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecektir.

Aziz Milletim,

Koronavirüs salgını mutasyonların yol açtığı belirsizliklerle ağırlaşarak devam ediyor. Türkiye sağlık başta olmak üzere her alanda salgın sürecini başarıyla yöneten ülkelerin arasında yer alıyor. Salgının yükselişinin önüne geçmek için aldığımız kararların yol açtığı sıkıntıları doğrudan bireylere yönelik desteklerle hafifletmeye çalışıyoruz.

Son Kabine toplantımızda 1 milyon 240 bin esnafımıza yönelik 5 milyar liralık bir destek paketini daha kamuoyuyla paylaşmıştık. Ayrıca, kısa çalışma ödeneğini de kapsayan sosyal koruma kalkanımızdaki tüm destek ödemelerini devam ettiriyoruz. Sosyal koruma kalkanı çerçevesinde milletimize aktardığımız nakdi destek miktarı 45,5 milyar liraya yaklaştı.

Ayrıca, 2021 yılı asgari ücret rakamı da bugün biliyorsunuz belli olmuştur. Asgari ücret 2021 yılı Ocak ayı itibarıyla yüzde 21,5 artışla bekâr ve çocuksuz çalışan için net 2 bin 826 lira, evli ve 3 çocuklu çalışan için 3 bin 014 lira olarak uygulanacaktır. Salgın döneminde işverenlerimize 75 lira asgari ücret desteği vermeye başlamıştık, bu desteği önümüzdeki yıl da devam ettireceğiz. Böylece işverenlerimize ve çalışanlarımıza toplamda 6,5 milyar liralık ilave bir kaynak aktarmış olacağız.

Kısa çalışma ödeneğinin süresini Şubat ayı sonuna, nakdi ücret desteğinin süresini ise 17 Mart tarihine kadar uzattık.

Geçtiğimiz hafta 397 şehit yakını ve gazi yakınımızın atamasını yaparak, bu kategorideki toplam istihdamı 44 bin 781’e çıkarttık.

Tüm sıkıntılara rağmen reel sektör ülkemizin yüz akı olmayı sürdürüyor, üretim ve yatırım talebi oldukça güçlü bir şekilde devam ediyor. Bu konuda önemli bir gösterge olan organize sanayi bölgelerindeki elektrik tüketimi artıyor, hatta salgın öncesi dönemin dahi üzerine çıkıldı. Yılın ilk 11 ayındaki yatırım talebi geçen seneye göre yüzde 30 artış gösterdi. Ocak-Kasım bu dönemde 277 bin istihdam öngören 215 milyar liralık sabit yatırım için teşvik belgesi düzenledik. Ülkemizin köklü otomotiv firmalarından biri 20 milyar liranın üzerinde yatırımla 3 bin istihdamı sağlayacak bir projeye başladı.

Türkiye’nin otomobilinin üretileceği fabrikanın temelini Temmuz’da atmıştık. Batarya üretimi için de uluslararası bir iş birliği anlaşması imzalandı. Birkaç gün önce açılışını yaptığımız lityum fabrikası da batarya teknolojileri için kritik bir yatırımdır.

Sermaye yatırımlarında da gözle görünür bir hareketlenme yaşanıyor. Hazinemizin ihraç ettiği kâğıtlara ve borsamızda işlem gören hisse senetlerine büyük talep var. Uluslararası doğrudan yatırımlarda da ülkemize yönelik bir iştah görüyoruz. Akıllı telefon üretimi için küresel markalar ülkemize geliyor. Teknoloji transferi, yurt içi tedarikçilerin gelişimi ve ihracat imkânlarını içeren bu tür yatırımlar ülkemizde önemli bir kapasite oluşumunu sağlıyor. Benzer gelişmelere endüstriyel altyapıdan siber güvenliğe, enerjiden raylı sistemlere kadar daha pek çok alanda da şahit oluyoruz. İşte bu tür yüksek katma değerli yatırımlarla cari açığımızı kapatıyor, dış finansman ihtiyacımızı azaltıyoruz. Rekabetçi, öngörülebilir ve piyasa dostu adımlarla makroekonomik istikrarı sağlama yolunda ilerliyoruz.

İhracatımız 25 Aralık itibariyle 2020 yılının tamamındaki hedeflerimizin üzerine çıkarak 166 milyar doları buldu. Bu vesileyle dış ticaretimiz açısından büyük önem taşıyan bir gelişmenin müjdesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, en önemli ticaret ortaklarımızdan biri olan İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı çerçevesinde başlayan takvim Perşembe günü tamamlanıyor. Ticari ilişkilerimizin bu ayrılıktan zarar görmemesi için en başından itibaren iş dünyamızın da katılımıyla süreci yakından takip ettik. Yapılan uzun müzakereler sonunda İngiltere ile serbest ticaret anlaşması imzalama aşamasına geldik. Yarın inşallah bu anlaşmanın imzaları atılıyor. Bu Gümrük Birliği Anlaşması’ndan sonraki en önemli ticari anlaşmamız olacaktır. İnşallah 2021 yılından itibaren hem Türkiye’nin, hem İngiltere’nin kazanacağı yeni bir dönem başlıyor. Serbest Ticaret Anlaşmasının bu safhaya gelmesinde emeği geçen Ticaret Bakanlığımızı ve iş dünyamızı tebrik ediyorum. Bir kez daha Türkiye’nin üretimle, istihdamla, ihracatla kurduğu ekonomik sistemi sayesinde hedeflerine ulaşacağının altını çizmek istiyorum.

Aziz Milletim,

Hiç şüphesiz salgın döneminde dünyanın geri kalanı gibi ülkemizdeki vatandaşlarımızın da en büyük umudu aşı çalışmalarıdır. Türkiye’nin tüm dünya ile beraber normalleşme sürecini yürütebilmesi için aşı tedarik ve geliştirme çalışmalarının gerisinde kalmamız kesinlikle mümkün değil. Bunun için menşeine bakmaksızın tüm aşı çalışmalarını yakından takip ediyor, gereken incelemeleri yapıyor, neticelere göre de anlaşmaları imzalıyoruz. Yaşanan aksaklıkları aşmak için tüm alternatifleri değerlendiriyoruz. Çin’den sipariş verdiğimiz aşının ilk partilerinin yılbaşından önce ülkemize teslim edilmelerini bekliyoruz. Almanya’dan gelecek aşının da Ocak’ta ülkemize ulaşacağını ümit ediyoruz. Gelişmeler salgının daha uzunca bir süre dünya gündeminden düşmeyeceğine işaret ediyor. Bunun için asıl önemi ve önceliği hem gelenekçi hem yenilikçi yöntemlerle geliştirdiğimiz kendi aşılarımıza veriyoruz. Son 18 yılda kurduğumuz yüksek teknolojiye dayalı altyapılar ve bilim insanlarımızın gayreti sayesinde şu an 8 ayrı aşı çalışmasını başarıyla yürütüyoruz. Bunlardan birinde son aşamaya geçildi, diğerlerinin bir kısmında da aynı safhaya gelinmek üzeredir. Konunun her gündeme gelişinde ilgili bakanlıklarımıza aşı geliştirme çalışmalarını yakından takip etmeleri ve gereken iş birliğini en üst düzeyde göstermeleri hususunda kesin talimat veriyorum. İnşallah en kısa sürede kendi üretimimiz olan birden fazla aşıyı milletimizin hizmetine sunmakta kararlıyız.

Diğer yandan, vaka sayısındaki düzenli düşüşe uygun olarak kısıtlama tedbirlerini dikkatle gözden geçiriyoruz. Vatandaşlarımdan kısıtlama tedbirlerinin yeniden arttırılmasına ihtiyaç duymayacak şekilde TMM diye ifade ettiğimiz temizlik, maske, mesafe kurallarına sıkı bir şekilde riayet etmelerine bekliyorum. Bugünkü toplantımızda salgınla mücadelede geldiğimiz yeri tekrar değerlendirdik, gelişmelerin ümit var olduğunu gördük. Bu çerçevede okullarımızdaki yüz-yüze eğitime verdiğimiz arayı 15 Şubat 2021’e kadar uzatıyoruz. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu musibetin üstesinden tez zamanda gelebilmeyi ümit ediyoruz.

Salgında hayatına kaybeden vatandaşlarıma Allah rahmet, yakınlarına baş sağlığı, halen tedavileri sürenlere acil şifalar diliyorum. Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.