Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Salonu Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

03.12.2020

Kültür ve Turizm Bakanlığımızın Kıymetli Mensupları,

Değerli Sanatçılarımız,

Saygıdeğer Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Bu anlamlı açılış töreni münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

Açılış programımıza yurt dışından teşrif eden ve az sonra icralarını dinleyeceğimiz kıymetli sanatçılarımıza ülkemize hoş geldiniz diyorum.

Sözlerimin hemen başında geçen hafta kaybettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası emekli başkemancısı, Türk Keman Okulu’nun önde gelen temsilcilerinden Oktay Dalaysel’i şahsım, milletim adına saygıyla yâd ediyorum. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasında 30 yılı başkemancı olmak üzere 45 yıl boyunca görev yapan kıymetli sanatçımız, verdiği dersler ve yetiştirdiği müzisyenlerle geride gerçekten müstesna bir miras bıraktı. Kendisine bir kez daha Allah’tan rahmet, ailesine ve sanat camiasına sabırlar diliyorum.

Açılış programımızı koronavirüs tedbirleri sebebiyle kısıtlı bir katılımla gerçekleştirmek zorunda kaldık. Salgının tüm dünyada vahim boyutlara ulaştığı bu sıkıntılı dönemi hep birlikte tedbirlere uyarak en kısa zamanda atlatmayı ümit ediyoruz. Bizler de gerek siyasi çalışmalarımızı, gerek görüşme ve kabullerimizi, gerekse bu tür programlarımızı salgın gerçeğine göre düzenliyoruz. Konser salonumuzun açılışını Başkentimizin, ülkemizin kültür ve sanat hayatı için son derece önemli bir eser olduğu için ertelemek yerine hemen gerçekleştirmeyi istedik.

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na layık bir konser alanı ihtiyacı yıllardır gündemde olan bir konuydu, hemen yanımızdaki bina maalesef talebi karşılamaya yetmiyordu. Göreve geldiğimizde yeni bina ile ilgili yarım yamalak da olsa bazı fizibilite çalışmaları yapılmıştı, bu çalışmaları yeniden ele alarak eksiklerini giderdik, yüklenici firmadan kaynaklanan sorunları da aşarak projeye hız verdik. Uzun bir dönem sürüncemede kalan bu projeyi bizzat takip ederek, hamdolsun tamamlamayı başardık. Bugün Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı şanına yaraşır bir binaya kavuşturma yanında, şehrimizin sembollerinden olacak modern bir mimari eseri de ülkemize kazandırmış oluyoruz.

Dünyadaki emsalleriyle yarışacak şekilde inşa edilen Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Yerleşkesi yaklaşık 15,4 hektarlık alan üzerinde 5 bloktan oluşmaktadır. İnşaat büyüklüğü 62 bin 547 metrekareyi bulan bu projede 2023 kişilik konser salonu, 500 kişilik mavi salon, 650 kişilik tarihi salon, sergi alanı, hediyelik eşya mağazası ve 10 bin kişilik açık hava konser alanı mevcuttur. Bunun yanında proje, restoranı, kafeteryası ve 800 araçlık kapalı otoparkıyla her ihtiyaca cevap verecek şekilde tasarlanmıştır. Burası sadece mimari açıdan değil, teknik özellikleri itibarıyla da gerçekten özel bir mekândır. Binada yer alan büyük ve küçük konser salonları, dünyaca ünlü akustik uzmanlarınca doğal akustik prensibine uygun şekilde inşa edilmiştir. Tüm bu imkânlardan devlet opera bale, müzik grupları yanında özel sanat toplulukları ve kurumları da istifade edebilecektir.

Salgın şartlarının hafiflemesiyle burası inşallah Başkentimizin ortasında sanatseverler için bir sanat ve müzik vahasına dönüşecektir. Her dilden ve her telden dünyanın sesi burada toplanacak, içimizdeki tüm güzellikler notalara burada yansıyacaktır.

Pisagor ve Farabi tertibinden ilhamlarla Mozart ile Bach’ın portrelerinden tınılar, Şemsettin ile Meragi’den terennümlerle Shostakovich ile Chopin’in bestelerinden ritimler burada buluşacaktır. Şehnaz besteler uvertürlere, kâr-ı nâtıklar andantelere burada yol gösterecektir. Bir kemanın içli sesinden yayılan ayrılık, bir bağlamanın en zarif perdesinde yankılanan hasret yine burada gönlümüze düşecektir. Bir Itri neva kâr’ı ile bir Beethoven konçertosu, bir Yunus ilahisine eşlik eden barış senfonisi olarak buradan dünyaya açılacaktır. İnşallah burası önümüzdeki dönemde ülkemizin kültür, sanat zenginliğinin nişanelerinden biri olarak milletimize hizmet verecektir.

Her açıdan göz kamaştırıcı bu muhteşem eserin tekrar Ankara’ya ve tüm sanatseverlere hayırlı olmasını diliyorum.

Bu eseri şehrimize kazandıran Kültür ve Turizm Bakanlığımızı, başta Sayın Bakan ve ekibini, projede görev alan mimarından mühendisine, işçisine, herkes yine şahsım, milletim adına canı gönülden tebrik ediyorum.

Kıymetli Misafirler,

Çok Değerli Dostlarım,

Merhum Yahya Kemal’e göre, bizim devlet kurma ve askerlik dışında dünya ortalamasının fevkinde olan 3 büyük sanatımız vardır. Yahya Kemal bunları mimari, musiki ve şiir olarak sıralıyor. Tarihimize baktığımızda, mimari ve şiirle beraber musikinin de kültürümüzde çok önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz. Türk müziği Orta Asya, eski Anadolu, Akdeniz, Ege, İslam, Osmanlı ve son olarak Batı olmak üzere 5 damardan beslenerek bugüne ulaşmıştır. Türk Sanat Müziği’ne hayat veren perde ve makamlar kökü bin yıllara giden bu uzun serencamın yoldaki işaretleri mahiyetindedir. Merhum Yahya Kemal Itri şiirinde bu gerçeği şu şekilde ifade ediyor:

Tâ Budin'den Irâk'a, Mısr'a kadar,

Fethedilmiş uzak diyarlardan,

Vatan üstünde hür esen rüzgâr,

Ses götürmüş bütün baharlardan.

O dehâ öyle toplamış ki bizi,

Yedi yüz yıl süren hikâyemizi

Dinlemiş ihtiyar çınarlardan.

Mûsıkîmizde bir taraftan dîn,

Bir taraftan bütün hayât akmış;

Her taraftan, Boğaz, o şehrâyîn,

Mâvi Tunca'yla gür Fırât akmış.

Nice seslerle, gök ve yerlerimiz,

Hüznümüz, şevkimiz, zaferlerimiz,

Bize benzer o kâinât akmış.

Evet, Türk müziği hem bu kadim birikimin hem asırlık yolculuğumuzun hem de bin yıllık hikâyemizin özü ve özetidir. Her bir türkü ve şarkımız Horasan Erenlerinin hikmetini, Maveraünnehir'in bereketini, Anadolu’nun irfanını bugüne taşıyan bir hazinedir. Türkü ve şarkılarımız bizim bu topraklardaki varlığımızın seste, sözde, güftede ve şiirde vücut bulan abideleridir. Yürek tellerimizi titreten her bir eserde insanımızın çığlığı, sevdası, hayalleri, sevip de kavuşamayanların hasreti vardır.

Sanat müziğinden halk müziğine kadar tüm müzik dallarını kültür deryamızı zenginleştiren birer nehir olarak görmemiz gerekiyor. Türk müzik tarihinde Itri’nin yeri neyse Karacaoğlan’ın yeri de orasıdır. Dede Efendi ne kadar hürmete layıksa, Aşık Veysel de aynı derecede hürmete layıktır. Hafız Sadettin Kaynak’a nasıl minnettarsak, bozkırın tezenesi Neşet Ertaş ustaya da aynı şekilde minnettarız. Müzik türlerimiz arasında olduğu gibi müzisyenlerimiz, bestekârlarımız, sanatçılarımız arasında da ayrım asla yapamayız. Ancak ülkemizde diğer pek çok hususta olduğu gibi müzik konusunda da bir dönem çok ciddi hatalar yapılmıştır. Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çöken jakoben zihniyetten maalesef Türk müziği de payını almıştır.

 Milletin değerlerini, milletin zevk ve kültürünü gerilik emaresi olarak gören bu anlayış, sanat hayatımızın çölleşmesine sebep olmuştur. Öyle ki bu ülkede müzik inkılabı adı altında Türk halk ve sanat müziğinin alaturka müzik denilerek yasaklandığı tuhaf dönemler yaşanmıştır. Devrin gazetelerini açıp baktığınızda alaturka musiki ilga edildi, gibi birçok manşetle, haberle karşılaşmanız mümkündür. Halkı baskıyla, zorbalıkla dönüştürebileceklerini zannedenler halkın müzik zevkini de yasaklarla değiştirebileceklerine inanmışlardır. Ne zaman ülkemiz bu kültür faşistlerinin tasallutundan kurtulmuş işte o zaman Türk kültür ve sanat hayatı yeniden canlanmaya başlamıştır. Son 18 yılda kültür sanat dünyamızın zenginleşmesinin daha renkli, daha özgün ve özgür bir karaktere bürünmesinin arkasında yatan sebep budur. Türkiye bizim dönemimizde sadece siyasette, ekonomide, savunmada değil, kültür, sanat, müzik, edebiyatta da prangalarından kurtulmuştur.

Değerli Dostlar,

Biz insanlarımız arasında ayrımcılık yapmadığımız gibi, müzik türlerimiz ve müzisyenlerimiz arasında da hiçbir ayrıma gitmedik. Şairleri, yazarları, sanatçıları arasında ayrım yapan, insanlarını dinledikleri müziklere, giydikleri kıyafetlere göre ayıran eski Türkiye manzarasına son verdik. Bu topraklara ait ne varsa hiçbir komplekse kapılmadan ülkemizin bir kazanımı olarak hepsini kucaklamaya çalıştık. Ülkemizin kültür ve sanat hayatına değer katacak bu alanda çeşitliliği artıracak her türlü eseri sahiplenmenin çabası içinde olduk. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içinde ülkemizin en modern opera binası olan Beştepe Kültür ve Kongre Merkezi’ni hayata geçirdik.

İstanbul’da artık her tarafı lime lime dökülen Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkıp, yerine İstanbul’umuza layık bir opera binası inşa ediyoruz. İnşaatını başta Bakanım olmak üzere yakından takip ettiğimiz bu eseri de inşallah en kısa zamanda İstanbul’un ve ülkemizin hizmetine sunacağız.

Göreve geldiğimizde ülkemizdeki kültür merkezi sayısı 42 iken, biz buna 74 adet daha ilave ederek 116’ya çıkardık. Devlet Tiyatroları’ndaki sahne sayısını ise 23’den 54 ilaveyle 77’ye yükselttik. Desteklenen özel tiyatro sayısını 59’dan 328’e, verilen destek miktarını da 850 bin liradan 12 milyon liraya çıkardık. Son 18 yılda 91 adet yurt içi, 78 adet yurt dışı kültür varlığı sergisi gerçekleştirdik.

Bilhassa salgın döneminde sinemadan müziğe, tiyatrodan yayıncılarımıza kadar hemen her sektöre ciddi destekler verdik. Birileri istismar peşinde koşarken biz KDV indirimi, destek paketi, kira stopajının yarıya düşürülmesi gibi somut adımlarla sanatçılarımıza sahip çıktık. Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleştirilen Yeditepe Konserleri koronavirüs nedeniyle çok zor günler geçiren sektöre can suyu olmuştur. İnşallah bundan sonra da sanatı ve sanatçılarımızı desteklemeye devam edeceğiz.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Konser Alanı’nın hayırlı olmasını diliyorum. Burada görev yapacak tüm sanatçılarımıza başarılar temenni ediyorum.

Ülkemize hizmetini, kültürümüze, sanatımıza yaptığı katkılarla ifa eden siz dostlarımın her birine milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Kültür ve Turizm Bakanımız ile ekibine bu güzel eserin ülkemize kazandırılmasındaki katkıları için tekrar tekrar teşekkür ediyorum, sizlere saygılarımı, sevgilerimi sunuyor ve şimdi de sanatçılarımızı dinliyoruz.