Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Ebediyete İrtihalinin 82. Yıl Dönümü Münasebetiyle Anma Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

10.11.2020

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı, Cumhuriyetimizin banisi, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete irtihalinin 82. yıl dönümünde rahmetle yâd ediyoruz.

Gazi ile birlikte istiklalimiz için mücadele eden ve yeni devletimizi ayakta tutmak için çalışan kurucu kadronun her birini de aynı şekilde şükranla anıyorum.

Bu vesileyle bin yıldır bu toprakları vatanımız olarak muhafaza etmek için ter ve kan dökmüş tüm kahramanlarımıza, gazilerimize ve şehitlerimize Rabbimden rahmet diliyorum.

Milletimizin özgürlüğü, devletimizin yaşaması, ülkemizin kalkınması için taş üstüne taş koyan herkesten Allah razı olsun diyorum. Bu tür yıl dönümlerini anma ve tazim sunma yanında nereden nereye geldiğimizin ve nereye gittiğimizin muhasebesi olarak görüyorum.

Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılını bundan 10 sene önce ilan ettiğimiz hedeflerle işte böyle bir fırsata dönüştürmeye çalıştık. Bu tür büyük muhasebelerin aynı zamanda gelecekteki daha büyük hedeflerin de hazırlıkları olduğuna inanıyorum. İstanbul’un Fethi’nin 600. Yılı olan 2053’ü ve Malazgirt Zaferinin 1000. yılı olan 2071’i işte bunun için önemsiyor, yeni vizyonlarımızın nirengi noktaları olarak kabul ediyoruz.

Ülkemizin demokrasi ve kalkınma mücadelesini benim manevi mirasım ilim ve akıldır diyen Gazi Mustafa Kemal’in arzu ettiği şekilde yürütüyoruz. Gazi’nin bu tavsiyesine uygun şekilde ilim ve akıl yolunda giderek hatırasını yaşatmak yerine onu dogmalaştırmak suretiyle mirasının içini boşaltmaya çalışanları da milletimizin takdirine havale ediyoruz.

Cumhuriyetin ruhuna uygun şekilde devletin sahibinin millet olduğu gerçeğini hiçbir zaman aklımızdan çıkarmadan her alanda insanlarımıza layık oldukları hizmetleri sunabilmenin gayreti içindeyiz.

Kendilerini devletin sahibi, milletin efendisi, Batının kölesi olarak gören vesayetçi anlayışla çarpışa çarpışa ülkemizi yeniden tarihiyle ve cihan şümul hedefleriyle buluşturduk. İstiklal Harbi ile topraklarını işgalden kurtaran milletimizin değerleri ve refahı başta olmak üzere tüm hayatı üzerindeki prangaları birer birer kırdık. Ülkenin imkanlarını küçük bir azınlığın hevesleri ve çıkarları yerine topyekun milletin istek ve ihtiyaçları için seferber ettik.

Millet, vatan ve medeniyet merkezli bu tarihi mücadele elbette kolay olmadı. Yıllarca bu ülkeyi siyasi ve ekonomik bir avuç elit eliyle adeta babalarının malı gibi kullanmaya alışmış olanlar her yolu ve yöntemi deneyerek üzerimize geldiler. Kendilerine içeride imtiyazlarını kaybetmiş olmanın verdiği kin ve nefretle dolu taraftarlar, payandalar, mankurtlar bulmakta da zorlanmadılar. Türkiye’nin son 18 yılında yaşananlara bir de bu gözle bakmak gerekir. Vesayetin sinsi oyunlarının, terör örgütlerinin kanlı saldırılarının, halkımızı ve vatanımızı bölmek için sınırlarımıza yapılan tacizlerin, darbe girişimlerinin, ekonomimize yönelik sabotajların gerisinde hep bu kavga vardı. Türkiye bir asır önce başlattığı İstiklal Harbi’ni yeniden ve daha güçlü şekilde sürdürdüğü için böylesine derin ve alçakça bir kuşatmaya maruz kaldı. Şayet eskiden hep olageldiği gibi ülkemize çizilen o dar sınırların içinde kalsaydık, teslimiyeti reddetmeseydik, milletin değil, vesayetin dediğini yapsaydık bu sıkıntıların hiçbirini yaşamazdık. Ama o zaman milletimizin yüzüne de bakamazdık. Ama o zaman kalbini ve gözünü bize yöneltmiş mazlumların dualarını alamazdık. Ama o zaman yeni nesillere söyleyecek söz bulamazdık. Demokrasi ve kalkınma yolunda verdiğimiz mücadelenin en yakın şahidi ve en büyük destekçisi bizatihi milletimizin ta kendisidir. Allah şahittir ki ezan susmayacak, bayrak inmeyecek, millet bölünmeyecek, vatan parçalanmayacak, ülkemiz büyüyecek, devletimiz güçlenecek derken hep samimiydik. Milletimize verdiğimiz her sözü yürekten inanarak ifade ettik, bu sözleri yerine getirmek için tüm gücümüzle gece gündüz çalıştık, çabaladık.

Bugün Türkiye sadece sınırları içinde değil, sınırları dışında da güç ve umut kaynağı ise, bunu milletimizle birlikte verdiğimiz mücadeleye borçluyuz. Cumhuriyetin kuruluş dönemindeki Türkiye’den bugün temel göstergelere baktığımızda nasıl büyük mesafe kat ettiğimizi daha iyi anlıyoruz.

Ülkemizin nüfusu 13 milyondan 83 milyona çıktı. İlk, orta, lise ve yükseköğrenimdeki toplam okul sayımız 5 binden 88 bine, öğretmen ve akademisyen sayımız 12 bin 400’den 1 milyon 143 bine, toplam öğrenci sayımız ise 359 binden 24 milyona ulaştı. Doktor sayımız 1.000’den 174 bine, hastane yatağı sayımız 10 binden 251 bine yükseldi.

Cumhuriyeti kurduğumuzda ülkemizde 10 ve üzeri işçi çalıştıran 560 imalathane, 100 kişiden fazla istihdamı olan 53 işletme bulunuyordu. Bugün hamdolsun 10 ve üzeri istihdamı olan küçük işletme sayısı 185 bin 840’a, 150 ve üzeri istihdamı olan KOBİ sayısı 26 bin 450’ye, 250 üstü istihdamı olan büyük işletme sayımız ise 5 bin 060’a ulaştı.

Demiryolu hatlarımızın uzunluğu 4 bin 100 kilometreye, yollarımızın uzunluğu 14 bin kilometreye ancak erişiyordu. Bugün 27. Bin 714 kilometre bölünmüş yol, 3 bin 325 kilometre otoban, 1213 kilometre hızlı demiryolu, 14 bin kilometre demiryolu ile milletimize hizmet veriyoruz. Nereden nereye. Ülkemizdeki toplam yabancı sermaye yatırımları 50 milyon dolar civarındaydı, son 18 yılda bu rakam 223 milyar dolara ulaşmıştır.

Türkiye’nin zengin sulama ve enerji üretimi potansiyeli hiç kullanılmamış haldeyken, bugün 6,6 milyon hektar alanda hamdolsun sulama yapabiliyoruz. Yerli kaynak kurulu gücümüz 58 bin 294 megavata yükselmiş durumdadır, yani enerji üretimimizdeki yerlilik oranı ise yüzde 62’yi geçmiştir.

Eğitimden sağlığa, güvenlikten adalete, ulaşımdan sanayiye, spordan sosyal yardımlara kadar her alanda 81 vilayetimizin tamamını muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkartacak altyapıyı kurduk.

Dışarıdaki ve içerideki şer güçlerin tasallutundan kurtardığımız kahraman ordumuzu yeniden zafer üstüne zafer kazanan, milletimizin gözbebeği bir kurum haline dönüştürdük.

Ülkemizi Irak’tan Suriye’ye, Libya’dan Kıbrıs’a, Karabağ’dan Kudüs’e kadar tarihimizin ve medeniyetimizin tüm emanetlerine gerektiğinde canını ortaya koyma pahasına sahip çıkabilecek bir yere getirdik. Bölgesel ve küresel her meselede sözü dinlenen, duruşu dikkate alınan, tarafı ağırlık kazanan bir ülke konumuna yükseldik.

Sıkıntılarımız yok mu? Elbette var. Hamdolsun ki hiçbiri de aşılamayacak, çözülemeyecek, üstesinden gelinemeyecek hususlar değildir.

Değerli Arkadaşlar,

Tıpkı İstiklal Harbi’nin hemen ardından yaptığımız gibi son 18 yılda da üzerinde en çok durduğumuz konuların başında ekonomi geliyor. Esasen bu dönemde attığımız her adımda uğradığımız gizli-açık saldırıların bir tarafında mutlaka ekonomi vardı. siyasi ve ekonomik hiçbir göstergesi ülkemizle mukayese edilemeyecek pek çok devletin önümüze geçirilmesi tamamen bu mücadelenin bir parçasıdır. Avrupa Birliği tam üyeliği süreci başta olmak üzere uluslararası tüm siyasi ve ekonomik platformlarda bunu yaşadık, yaşıyoruz. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarının objektif kriterlere göre verildiğini söyleyebilecek kimse çıkamaz. Batı basınında ülkemize yönelik eleştirilerin gerçek ve samimi temellere dayandığını söyleyebilecek kimse çıkamaz. Doğu Akdeniz’de somut örneğini gördüğümüz üzere Türkiye’ye karşı haksız, hukuksuz, adaletsiz girişimlerde bulunanların kayıtsız şartsız desteklenmesinin gerekçesini söyleyebilecek kimse çıkamaz.

Demokrasinin bayraktarlığına soyundukları halde, sırf Türkiye meşru yönetimleri veya zulüm gören masumları savunuyor, diye darbecilerin ve zalim rejimlerin yanında yer alanları hep birlikte takip ediyoruz. Böyle bir iklimde ekonomide yaşadıklarımızın kendi mecrasının ürünü olduğunu kim iddia edebilir? Dünyada zaten yaşanmakta olan genel ekonomik sıkıntılar koronavirüs salgınıyla birlikte daha da ağırlaşırken, Türkiye en az kayıpla süreci yönetmeyi başarmıştır. Buna rağmen ısrarla ekonomimizi kötüleyenlerin gayesinin üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğunu anlamak için öyle çok da derin teknik analizlere gerek yoktur.

Bilindiği gibi, Osmanlı’nın yıkılmasında özellikle 1938 Balta Limanı Anlaşmas’nın ardından artık kontrolü mümkün olmayan bir hale dönüşen kapitülasyonların ve onunla bağlantılı olarak girilen borç sarmalının büyük etkisi vardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetin ülkemize en büyük hizmetlerinden biri, tüm baskılara, tehditlere, ısrarlara rağmen kapitülasyonları kaldırmış olmuştur. Şimdi biz bunu bir adım daha öteye taşımanın gayreti içindeyiz. Göreve geldik, Türkiye’nin IMF’e borcu neydi? 23,5 milyar dolardı. Peki, biz ne yaptık? Geldik, 2013 Mayıs’ında tuttuk IMF’e olan bu borcu sıfırladık ve artık bizim IMF’le borç noktasında en ufak bir ilişkimiz kalmadı. İşte o gün kapitülasyon, bu defa IMF. Ne diyordu bunlar bize? Adeta siyasi irade sanki onlardaydı. Diyorduk ki, sizin bizden alacığınız mı var? Paranızı tahsil ediyor musunuz? Siyasetimize karışamazsınız. Paranızı alırsınız, gelir bu noktada hesapları kontrol edersiniz, ama bize siyasi akıl veremezsiniz, çünkü bu ülkenin Başbakanı benim. Başbakanlığım dönemimde IMF’le yaptığım görüşmedir, bunlar. Şimdi ise zaten IMF’le bu noktada herhangi bir ilişki kalmadı. Rabbim bunların eline de bizleri düşürmesin.

Türkiye’yi faiz, kur, enflasyon prangasıyla modern kapitülasyonlara mahkum etmek isteyenlere karşı şimdi de tarihi bir mücadele veriyoruz. Serbest piyasa ekonomisi kurallarından taviz vermeden, büyümeyi özel sektör eliyle sürdürme kararlılığından vaz geçmeden, paranın milliyeti ve sınırı olmadığı gerçeğini unutmadan tüm gücümüzle çalışıyoruz. Üretim, yatırım, büyüme, istihdam, ihracat odaklı bir kalkınma anlayışıyla önümüze çıkartılan siyasi engelleri birer birer aşarak yolumuza devam ediyoruz. Hiçbir vatandaşımızın işinin, aşının, alın terinin, hakkının zayi olmasına bugüne kadar müsaade etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz.

Bizim kalkınma politikalarımızın ve uygulamalarımızın merkezinde daima istihdam yer almıştır. İşte bakın, işsizlik azalmaya devam ediyor, Ülkenin zenginliğini istihdamı güçlendirerek ve refahı yaygınlaştırarak halkına dağıtamayan bir devletin varlığını sağlıklı biçimde ve uzun süre sürdürmesi mümkün değildir. Bunun için, ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokma hedefimizi 83 milyonun tamamına teşmil ederek planlıyoruz. İnşallah bugüne kadar pek çok alanda ülkemize hedefine ulaştırdığımız gibi, ekonomide de dünyanın ilk 10’una girmesini de başaracağız, sağlayacağız. Bunun Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e en büyük armağan olacağına inanıyorum.

Sözlerime son verirken, bir kez daha Gazi Mustafa Kemal’i 82. Vefat Yıldönümü’nde rahmetle yâd ediyorum. Ülkemizin ve milletimizin bekası için bugüne kadar hizmet vermiş, mücadele etmiş tüm şehitlerimize, gazilerimize, devlet büyüklerimize, manevi rehberlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nu bu anma toplantısını düzenledikleri için tebrik ediyorum. Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum, kalın sağlıcakla.