AK Parti Grup Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

11.03.2020

Aziz Milletim,

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Sevgili Gençler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Grup Toplantımızın ülkemiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Sözlerimin hemen başında dün gece Sağlık Bakanımız tarafından yapılan koronavirüs açıklamasına temas etmek istiyorum. Avrupa’dan gelen bir vatandaşımızda yapılan tetkikler sonucunda koronavirüs tespit edildi. Genel sağlık durumu iyi olan bu vatandaşımızın tedavisi sürüyor. Ailesi ve yakın çevresi de şu anda izlemeye alınmış durumda. Tüm dünyayı kasıp kavuran bu hastalığın ülkemize sirayet etmemesi için gereken her türlü önlemi vakitlice aldık. Ancak biz hangi tedbiri alırsak alalım yakın çevremizde bu kadar yaygınlaşmış bir virüsten tamamen korunmak maalesef mümkün olamadı. Ülkemizdeki vaka Avrupa kaynaklı şimdilik tek bir örnekten ibarettir. Sağlık Bakanlığımız, diğer bakanlıklarımız ve kurumlarımızla iş birliği halinde gereken koruma tedbirlerini sıkı bir şekilde uygulamayı sürdürecek, nitekim yarın da dar çerçeve bir toplantıyı bakanlarımız ve ilgili kurumlarımızla başkanlığımda yapacağız.

Vatandaşlarımızdan ricam; sağlık personelinin bu konudaki ikazlarına harfiyen uymalarıdır. Bu virüsten korunmanın ilk şartı temizliktir. Temizliği imandan cüz sayan bir inancın mensupları sıfatıyla bu da milletimiz açısından işin en kolay tarafı olmalıdır. Biz de geçtiğimiz Cuma gününden beri tokalaşmayı, kucaklaşmayı kesip uzaktan selamlaşma yöntemine geçerek, bu çerçevede üzerimize düşenleri yerine getirmenin gayreti içindeyiz. Sadece Türkiye’de değil yurt dışında da. Türkiye inşallah bu sıkıntıyı herhangi bir kayıp vermeden atlatacaktır; temennimiz budur.

Hiçbir virüs bizim tedbirlerimizden daha güçlü değildir. Her hastalık gibi bu virüse karşı da bireyler olarak göstereceğimiz dikkat ve alacağımız tedbirler en etkili korunma yöntemi olacaktır. Özellikle yaşlılarımızın ve bünyesi zayıf vatandaşlarımızın en azından bir müddet kalabalık yerlerden uzak durmaları gerekiyor. Milletimiz nice saldırıları, dertleri göğüslemeyi başarmıştır. Allah’ın izniyle bunun da üstesinden gelecektir. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

Değerli Kardeşlerim,

Son Grup Toplantımızdan bugüne kadar geçen bir haftalık sürede çok önemli gelişmeleri hep birlikte yaşadık.

Perşembe günü gittiğimiz Moskova’da Rusya ile İdlib’de yaşanan krizi ateşkesin de dahil olduğu bir dizi tedbirle en azından bir süre için engelleyen bir sonuçla döndük. Türkiye’nin İdlib’de bir ay boyunca fiilen yürüttüğü operasyonlar ve başlattığı Bahar Kalkanı Harekâtı sınırlarımıza dayanan tehditlerin önüne geçme kararlılığımızın bir ifadesidir. Harekâta katılan tüm askerlerimizin alınlarından öpüyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, Cennetteki mertebeleri âli olsun diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Gazilik, şehadet; bunlar bizim için çok çok yüksek mertebeler.  Suriye’de bulunma amacımız; ne bu ülkenin topraklarını işgal ve ilhak etmektir, ne de bölgedeki güçlerle bilek güreşinde tutuşmak, kapışmaktır. Suriye topraklarında attığımız her adım gibi İdlib’deki mücadelemiz de ülkemizin sınırlarının güvenliğini sağlamayı ve katliam tehdidi altındaki milyonlarca insanın hayatını kurtarmayı hedef alıyor. Türkiye’nin Suriye’de özellikle vermekten geri durduğu her mücadeleyi kısa bir süre sonra kendi topraklarında yürütmek zorunda kalacağı gerçeğini asla aklımızdan çıkartmamalıyız. Terörle mücadelede binlerce güvenlik görevlisini, on binlerce vatandaşını kaybetmiş Türkiye’nin yeniden benzer bir kısır döngünün içine düşürülmesine izin vermeyeceğiz. Suriye ile olan 911 kilometrelik sınır hattımızın her karışını hem terör örgütlerini, hem de mezhepçi rejim güçlerini uzak tutacak şekilde güvenlik altına almakta kararlıyız.

Cerablus’ta ne yaptıysak, Afrin’de ne yaptıysak, Tel Abyad ve Rasulayn’da ne yaptıysak, İdlib’de de aynısını yaptık, aynısını yapıyoruz. Sınır hattımızın diğer kısımlarını da bu güvenlik çemberine dahil etmeyi sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

İdlib’de gerçekleştirdiğimiz harekât diğerlerinden farklı olarak sadece terör örgütüne değil aynı zamanda çok daha donanımlı bir güce karşıydı. Bu süreçte ülkemizin, ordumuzun, kamusu ve özel sektörüyle savunma sanayimizin kabiliyetlerini görme-tartma imkanı bulduk. Hamdolsun çok daha büyük mücadelelere hazır olduğumuzu gördük. Aksaklıkları gidererek, eksikleri tamamlayarak, koordinasyonu güçlendirerek, projelerimizi hızlandırarak Türkiye’yi bölgesinde ve tüm dünyada etkin bir güç haline getirme kararlılığımızı bu vesileyle teyit ettik.

İdlib’deki masumları bombalayarak katleden rejim, ülkemizin gücü ve askerlerimizin kahramanlığı karşısında Suriye krizinin başından beri en ağır kayıpları vererek, bu işin öyle kolay olmadığını görmüştür. Ateşkes kararının akabinde İdlib halkı uzun bir aranın ardından ilk defa rahat nefes almıştır. Elbette henüz İdlib’de kalıcı bir çözüm bulunabilmiş değildir. Rejimin ve onunla birlikte çalışan mezhepçi milislerin ateşkese ne kadar bağlı kalacakları belirsizdir. Daha şimdiden ufak tefek de olsa ateşkes ihlalleri yaşanmaya başlamıştır. Rusya tarafıyla vardığımız anlaşmaya uygun şekilde bu gelişmeleri paylaşıyor ve tedbir alınmasını bekliyoruz. Rejimin ve onu destekleyen milislerin ateşkes hattına yaptıkları yığınakları da yakından takip ediyoruz. Biz verdiğimiz söze, karşı tarafta aynı hassasiyeti gösterdiği sürece sonuna kadar bağlı kalırız. Ama karşımızdakiler sözlerini tutmazsa bir öncekinden daha ağır şekilde üzerlerine gitmekten de asla kaçınmayız.

Değerli Kardeşlerim,

Gözlem noktalarımızın güvenliği önceliklerimizin en başında yer alıyor. Buralara yapılacak en küçük bir saldırıda sadece karşılık vermekle kalmayacak, çok daha ağır mukabelede bulunacağız. Şimdi buraya bir parantez açayım. Bay Kemal, kaç tane gözlem noktası olduğunu dahi bilmiyor. Arkadaşlar, yuh’a falan gerek yok, bunlara bedeli sandıkta ödettiğiniz sürece, o zaman bunlar neyin ne olduğunu daha iyi anlayacaklar.

Kardeşlerim,

Bakın bir şeyi çok iyi kavramamız lazım. Adalet Partisi davası, AK Parti davası değerli kardeşlerim, sıradan bir dava değildir. Biz icraatla ortadayız. 17-18 senedir biz lafla mı yürüdük, icraatla mı yürüdük? Bakınız, dersini bir çalış ya, burada kaç tane gözlem kulesi olduğundan haberin yok. Şimdi ben sizlere buradaki gözlem kulelerini de göstereceğim. Bilmiyorum bunu görüyor musunuz, bakınız şuradan itibaren burası 12. gözlem noktası, yani Akdeniz’e en yakın olan nokta. Hemen 12’nin yanında 11, oradan iniyoruz 10, daha aşağı iniyoruz güneye 9, daha aşağı iniyoruz 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1. Bay Kemal, 12 gözlem noktası var. Ve bu 12 gözlem noktasında bizi Suriye’nin askerleri korumadı. Suriye’nin askerleri verilen söze, yapılan mutabakata uymadı. Uymadığı için de biz uyarılarımızı yaptık. Ve şu anda orada 12 gözlem noktasında biz ne yapıyoruz? Çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. 12 gözlem noktamız şu anda var mı? Var. Bay Kemal bunu da öğren, eğer arzu edersen seni de oraya gönderebiliriz, ama gidemez.

Bakınız şu anda yapmış olduğumuz anlaşmanın son Moskova seyahatinde içeriğinden de bunun haberi yok. Ne yaptılar, ne konuştular; inanın haberi yok, takip etmiyor. Çünkü bunun akıl hocaları maalesef çok çok farklı. Tel Rıfat bölgesindeki bölücü terör örgütü mensuplarının saldırı teşebbüsleri de giderek artıyor. Buradaki teröristleri de bulduğumuz yerde etkisiz hale getirerek ülkemize yönelik tehditleri bertaraf ediyoruz.

Şimdi onu da izleyelim…

Değerli Kardeşlerim,

Özellikle az önce ekranda gördüğünüz meşhur Atme Kampıdır. Burada on binler var, ama bu insanların yaşam koşulları insani olmaktan çok ama çok ötede. Herhangi bir destek var mı? Yok. Ne diyor Bay Kemal? Bizim gözlem kulelerini Suriye askerleri koruyormuş; eline diline dursun, ne Suriye askeri ya, Suriye askeri kendini korumaktan aciz, kendini korumaktan aciz. Ve kendi vatandaşlarını acımasızca katleden Suriye askerini savunuyor ya, hale bak. Bizim askerimizi koruyor. Türk askeri, bu milletin evlatları hiçbir zaman zalim Esed’in korumasına muhtaç değildir, bunu böyle bir Bay Kemal. Sen kendin korunmaya muhtaç olabilirsin, ama bu milletin evlatları asla. Ve bugüne kadar El Bab’da, bugüne kadar Cerablus’ta, Afrin’de nasıl dimdik durduysak, ardından en son İdlib’de nasıl dimdik durduysak, bundan sonra da aynı şekilde dimdik durmaya devam edeceğiz. İşte tüm bu fotoğraf içinde bize düşen, sükunetin devamı için her türlü gayreti gösterirken aynı zamanda rejimin ve terör örgütlerinin saldırılarına karşı da hazırlıklı olmaktır. Bu hazırlıklarımız var mı? Var. Ve oradaki bütün en ileri teknolojiye sahip olan silahlara, hava savunma sistemlerine karşı hamdolsun bizler bu mücadeleyi verdik ve bunun neticesinde de buradan geçici ateşkesi Moskova’da imzaladık. Şimdi mesele bu geçici ateşkesi kalıcı ateşkes haline dönüştürmektir. Hızla şu anda onun peşindeyiz. Onu da bitirdiğimiz andan itibaren işimiz çok daha kolay olacak. Türkiye bu geçici ateşkesi ve buna bağlı anlaşmaları rejime veya terör örgütlerine gücü yetmediği için değil İdlib’deki krize tüm taraflar açısından makul, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir çözüm yolu bulunabilmesi için yaptı. Aynı şekilde yine İdlib’in kuzeyinde, yani bizim sınırlarımızdan güneye doğru 25-30 kilometre derinliğinde o bölgede şimdi briket barakalar yapmaya başladık. Öyle zannediyorum ki şu an itibariyle 1500-2000 civarında yapılmış vaziyette. Bunları hızla devam ettiriyoruz, istiyoruz ki oradaki mültecileri konfor itibariyle daha konforlu barınaklara yerleştirelim. Yani şu kış mevsiminde, şu soğukta onları çadırlardan kurtaralım. İçinde şöyle bir ufak tuvaleti, banyosu olan bu tür briket barakaları yapmak ve zeminine de tahta döşemek suretiyle böyle bir adımı şu anda attık. Ve orada 10 bin-20 bin kadar bu tür briket baraka yapma çalışmalarını sürdürüyoruz. Bunları yine Kızılay’ımız, AFAD’ımız vasıtasıyla sürdürüyoruz, hızla bunu bitirmenin de gayreti içerisindeyiz.

Suriye krizine kalıcı bir çözümün bu ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği temelinde atılacak adımlardan geçtiğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Ülkenin üçte biri bölücü terör örgütünün kontrolü altındayken böyle bir çözüme ulaşılabilmesi mümkün değildir. PKK’ya YPG veya SDG etiketi yapıştırmakla gerçekler ortadan kalkmıyor, hakikatlerin üzeri örtülmüyor. Suriye rejimi ve onu destekleyenlere çağrımız; önce ülkenin üçte birini bölücü terör örgütünün işgalinden kurtarmalarıdır. Bunu sağladıklarında İdlib’de ve diğer bölgelerdeki sorunların çözümü çok daha kolay olacaktır. Yeni anayasa, özgür ve adil seçimler ile halkın desteğine sahip bir yönetimle Suriye’nin çok kısa sürede istikrara kavuşacağına inanıyorum. Bu doğrultuda atılan ve atılacak olan her adımın Türkiye olarak tüm gücümüzle ve samimiyetimizle destek vermeyi sürdüreceğiz. Ama diğer yerlerdeki sorunlar devam ederken ısrarla ülkemizin ve kontrolümüz altındaki bölgelerde huzur içinde yaşayan halkın tacizine de izin veremeyiz. Uluslararası toplumu daha çok gayret göstermeye, ülkemizin çabalarına destek vermeye davet ediyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye, Suriye’de yaşanan krizin de, bunun sınırlarımızda yol açtığı sorunların da üstesinden Allah’ın izniyle bir şekilde gelinir. Asıl sorun, birlik ve beraberliğimize yönelik içerideki sabotajların önüne geçebilmektir. Her zaman ifade ettiğim gibi, ülkemizin asıl gücü milletimizin bir olma, iri olma, diri olma, kardeş olma, hep birlikte Türkiye olma iradesidir. Bu iradeyi kırmayı hedef alan her saldırı bizim için terör örgütlerinin ve diğer tüm güçlerin saldırılarından çok daha tehlikelidir.

Milletimizin birlik ve beraberlik iradesini ülkemizin mücadele azmini kırmaya yönelik saldırıların koçbaşlığını ise CHP’nin başındaki zat yapmaktadır. Bu şahıs dün yine Moskova’daki görüşmemiz üzerinden akılla ve izanla asla bağdaşmayacak değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu kişi hayatında liderler düzeyinde uluslararası hiçbir toplantıya katılmamıştır. Böyle bir toplantıya nasıl girilir, nasıl çıkılır, nasıl oturulur, nasıl konuşulur, nasıl müzakere edilir, nasıl anlaşılır bilmiyor. Baş-başa görüşme nedir, heyetler arası görüşme nedir, haberi yok. CHP kürsüsünden sorumsuzca konuşmakla devlet yönetimini birbirine karıştıran sadece cahil değil, aynı zamanda densiz bir zatla karşı karşıyayız. Ya sen bir kaset kumpasıyla, bir CD kumpasıyla CHP’nin başına getirildin ve o günden bugüne izlediğin tek bir siyaset var, o da ülkemizin ve milletimizin taraf olduğu her meselede sadece bizim değil Türkiye’nin de karşısında yer almaktır; yaptığın iş bu. Gidersin Avrupa’ya bizi şikayet eder. Kim Avrupalı ya, ona bizi şikayet ediyorsun. Onlara bizi şikayet ettiğin zaman burada terfi mi alacaksın? Yok ya, burada da çukura batacaksın. Kendisinden özellikle bunun dışında hiçbir siyaset ışığı, feraset ışığı, sağduyu ışığı göremedik.

Halbuki biz bu ülkede Cumhur İttifakı çatısı altında Milliyetçi Hareket Partisi’yle siyasi tarihimize altın harflerle yazılacak derecede önemli ve örnek bir iş birliği zemini oluşturduk. Ülkemizdeki diğer partilerin bir kısmıyla da anlaşamadığımız hususlar olsa da, ülkemizin ve milletimizin temel çıkarları konusunda asgari bir zeminde buluşmaya gayret ediyoruz. Sadece Kılıçdaroğlu ve bölücü terör örgütünün güdümündeki parti her hal ve şart altında ülkemize ve milletimize husumet çizgisinde yürümekte ısrarcıdır.

Türkiye vesayet zincirlerinden kurtulmak için çalışır, CHP vesayetin sözcülüğüne ve avukatlığına soyunuyor. Türkiye PKK’yla mücadele eder, CHP arkadaşlar diyerek, teröristlerden yana olur. Hatta bazı milletvekilleri de bu teröristlerin cenaze merasimlerine, namaz demiyorum dikkat edin, merasimlerine katılır ve tabuta omuz verir. Türkiye FETÖ’yle mücadele eder, darbecilerin karşısına dikilir, CHP kontrollü darbe diyerek, işi sulandırmaya çalışır. Türkiye DEAŞ’ın başını ezdiğimiz Fırat Kalkanı Harekâtı’nı yapar, CHP bundan rahatsız olur. Türkiye sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan terör koridorunu kırmak için Zeytin Dalı Harekâtı’nı yapar, CHP var gücüyle karşı çıkar. Türkiye aynı amaçla Barış Pınarı Harekâtı’nı yapar, CHP yine feveran eder. Türkiye İdlib bölgesindeki insani krizi önlemek ve rejimin ülkemize yönelik saldırılarını durdurmak için Bahar Kalkanı Harekâtı’nı başlatır, CHP her zamanki gibi yine ülkesinin değil eli kanlı rejimin safında yer alır. Türkiye’nin Suriye’de birlikte çalıştığı insanları terörist sıfatıyla yaftalayan bir Esed var, bir de CHP’nin başındaki zat var. Bu kişi rejimin 34 şehit verdiğimiz saldırısını o mübarek Leyle-i Regaip gecesinde Esed’in askerleri bizim askerleri koruyor, diyebilecek kadar zıvanadan çıkabilmiştir. Dinleyelim... (Görüntü İzletildi)

Değerli Kardeşlerim,

Bizim askerlerimizi Esed’in askerlerinin koruduğunu söyleyecek kadar zavallı, o kadar alçalmış. Ve 12 gözlem kulesini bilmiyor, 7 tane orada gözlem kulesi var diyor. Ne anlatırsan anlat, maalesef anlayacak irade yok. Gözü var görmez, kulağı var duymaz, kalbi var hakikati anlamaz. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de suç olan istihbarat mensuplarının ifşa edilmesi eylemini işleyenleri en hararetle savunan da kim? Yine CHP. Bu partinin ülkemize çağ atlatan dev projeleri engellemek için gösterdiği çabaları saymıyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Bu zatın kasetle CHP’nin başına getirildiği günden beri bilinçli bir şekilde yürüttüğü kampanyaların hepsi de açık bir beşinci kol faaliyeti. Beşinci kol faaliyetinin en önemli özelliği; tam da CHP’nin başındaki kişinin yapmaya çalıştığı gibi uygulandığı ülkenin mücadele gücünü örselemek ve mümkün olursa da yıkmaktır. Halbuki bu iş öyle hiçbir sorumluluk sahibi olmadan, hiçbir bilgi sahibi olmadan, milli bakış açısına sahip olmadan kürsüden esip gürleyerek olmaz. Kötü olmak, hain olmak, kin ve nefret kusmak çok kolaydır. Siyaseti bu şekilde yapmak, özel hiçbir vasıf, hiçbir gayret, hiçbir maharet gerektirmez. Sizi insan yapan, sizi diğer varlıklardan ayıran bariyerleri yıktığınızda bunların hepsi de zaten kendiliğinden ağzınızdan ve tavrınızdan dökülür. Zor olan, milyonlarca mazlumun hakkını korumak, milletinizin ve devletinizin çıkarlarını savunmak, gelecek nesillere gururla sahiplenecekleri bir ülke bırakmak için çalışmak, çözümler üretmek, mücadele etmek, gerektiğinde fedakârlıkta bulunmaktır. Kılıçdaroğlu, fıtratına, tıynetine ve meşrebine uygun şekilde kolay olanı seçmiştir, ancak biz tüm hayatını ülkesine ve milletine adamış bir kadro olarak ellerimiz çizilse, ayaklarımız kanasa, yüreğimiz yansa da zor olanın peşinde gitmekte kararlıyız.

Şair ne diyor: “Gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, iki kazma kürek, iki de ırgat yeter. Hadi gel yapalım geri şunu desen, bir Sinan gerek, bir de Süleyman.” Evet, bunlar sadece yıkmayı bilir, bizim işimiz ise inşa ve ihyadır. Suriye meselesinde ve diğer tüm konularda her ne kadar somut ve tutarlı bir teklifini bugüne kadar duymamış olsak da, şayet Kılıçdaroğlu gerçekten bir şeyi yapmak istiyorsa bunun yolu bellidir, daha önce de söyledim, kendisinin 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi için şimdiden adaylığını ilan etmesi gerekiyor. Seçim tarihine kadar hangi konuda ne yapacağını milletimize anlatır, sandıkta teveccüh görürse gelir söylediklerini yapar. Bunun dışında milletimizin bu kişiden tek beklentisi, milli güvenliğimizi ilgilendiren hususlarda ya devletimize destek vermesi ya da sürekli fitne ve fesat saçmaktan uzak durmasıdır.

Değerli Arkadaşlar,

Suriye kriziyle birlikte gelişen bir başka önemli konu da, Avrupa’ya gitmek üzere batı sınırlarımıza yönelen göçmenler meselesidir. Askerlerimize yönelik saldırıların artmasının ardından Avrupa’ya gitmek isteyen sığınmacılara engel olmama kararı aldık. Bu cebri değil, gitmek istiyor. Biz 9 yıldır yedirdik, içirdik, giydirdik, her şeyi yaptık mı? Yaptık. Şimdi Avrupa’ya gitmek istiyorlar, biz de önlerini zorla kapamıyoruz. Ve aylar önce Batıya ne dedim? Bakın dedim, eğer adil yük paylaşımına yaklaşmazsanız biz kapıları açacağız dedim. Bunu dedim mi, bunları kendilerine söyledim mi? Söyledim. Ama bunlar zannettiler ki ben şaka yapıyorum ve kapıyı açtık. Şimdi misafirlerimiz gidiyor mu? Gidiyor. Zaten kimseyi ülkemizde zorla tutma gibi bir sorumluluğumuz da yok. Bu kararın ardından 150 bin civarında sığınmacı Yunanistan sınırına yığıldı. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Cenevre Sözleşmesi gereği bu kişilerin Yunanistan’a ve oradan da diledikleri ülkelere geçişlerine müsaade edilmesi gerekiyor. Ancak, hem uluslararası anlaşmaları, hem de insani tüm duyarlılıkları bir kenara bırakan Yunanistan, sığınmacıları şiddet uygulayarak durdurmaya ve geri göndermeye çalıştı. Şimdi onu şöyle bir izleyelim ve bu Batının ve adeta onların görevlendirdiği Yunanistan’ın ne olduğunu görelim. (Görüntü İzletildi)

Önde Yunan hücumbotu, arkada bizimki, o kaçıyor biz kovalıyoruz, bundan sonra da öyle olacak. Fakat Nazilerin yaptıklarıyla Yunanistan sınırındaki şu görüntüler arasında hiçbir fark yoktur. Onlar ne yaptıysa Nazi kamplarında, işte gördünüz Yunanlılar da Batı adına, Batı’nın adeta maaşlı memurları olarak şu görüntüleri görüyorsunuz, şu sırtını görüyorsunuz ve öldürdükleri de var. Batı’nın bunlar ücretli lejyonerleri, bunları yaptılar. Peki, Batı bunları duyuyor mu? İşte son Brüksel seyahatinde kendilerine bunları anlattım ve dedim ki, bakın dedim eğer arzu ederseniz iPad’i getirelim, iPad’den bunu gösterelim. Tabii arkadaşlarımız iPad’leri içeri sokamadılar, elektrik-elektronik bu tür malzemeler sokulmuyormuş; her zaman mantık, anlayış bu.

Yıllar boyunca kapısına gelen her mazluma kucak açan, 4 milyon insanı her türlü insani yardımı ve desteği sağlayarak, topraklarında yaşatan bir ülke olarak, bu tablo karşısında gerçekten üzüntü duyduk. Hayatlarını kurtarma ve çocuklarına daha iyi bir gelecek kurma dışında amacı olmayan masumların üzerine ateş açılması, gaz bombasından kaynar suya kadar her türlü insanlık dışı muameleye maruz bırakılmaları, kelimenin tam anlamıyla bir barbarlıktır. Biz Yunan mezalimini tarihten biliriz. Şimdi, evet, gelenler de aynısını yapıyorlar. Ya bunlar sen de durmayacak ki, sen de aç kapıyı, Batının o zengin memleketlerine, avro zengini, dolar zengini memleketlerine senin üzerinden gitsinler. Niye bu kadar engelliyor da bunlara bu Nazi işkencelerini yapıyorsun? Göçmenleri iç çamaşırlarına kadar soyup üzerlerindeki tüm paraya, telefonlarına, pasaportlarına el koyduktan sonra döverek, geri göndererek insanlık suçu işleyen Yunanistan’a maalesef kimse ses çıkarmıyor. Niye? Avrupa Birliği üyesi, onun için mi? Şimdi hangi uluslararası toplantı olursa olsun, her zaman, unutmayın, bu tablolar bizim dilimizde olacak ve biz bunu görüştüğümüz bütün liderlere de anlatacağız, çünkü bu bizim görevimiz.

Sağlık ekiplerimiz bu şekilde saldırıya uğramış bine yakın göçmene ilk yardım hizmeti verirken dört kişinin de hayatını kaybettiğini maalesef tespit etti.

Bizim İdlib’den ülkemize yönelen 1,5 milyonluk yeni göç dalgasının önüne geçmeye çalıştığımız bir dönemde, Avrupa birkaç yüz bin sığınmacıya dahi tahammül edememiştir. Lafa gelince demokrasi ve insan haklarının kimseye bırakmayanlar, katıksız bir faşist olduklarını tüm dünyaya göstermiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonumuz sınıra giderek, oradaki durumu tespit etmiş ve rapora bağlamıştır. Yunanistan sınırlarında yaşanan görüntüler Avrupa’nın gerçek yüzünün en açık yansımasıdır, üstelik bu tavır yeni de değildir.

Bilindiği gibi, Suriye krizinin tırmanmasının ardından Avrupa Birliği’yle 18 Mart 2016’da bir anlaşma yapmıştık. Buna göre, biz ülkemiz üzerinden Avrupa’ya yönelen düzensiz göçmenleri geri kabul edecektik, buna karşılık Avrupa Birliği de her iade edilen göçmene karşılık bir kişinin üye ülkelerde iskanını sağlayacaktı. Ayrıca, ülkemizdeki sığınmacıların ihtiyaçlarının karşılanması için Türkiye’ye mali yardım yapılacaktı. Avrupa Birliği’ne tam üyeliğimiz kapsamında serbest dolaşımdan fasılların açılmasına kadar daha pek çok husus da bu anlaşmada yer alıyordu. Biz üzerimize düşen her şeyi fazlasıyla yaptık. Bugüne kadar sayıları milyonlara varan düzensiz göçmenin Avrupa’ya geçişini engelledik. Ege’den geçişler günlük 7 binlerden 70’lere kadar düştü, Avrupa’ya geçişler ise yüzde 92 azaldı. Suriye dışındaki yerlerden gelen yüzbinlerce düzensiz göçmeni ülkelerine geri gönderdik. Buna karşılık Avrupa Birliği üye ülkelerin iç çekişmelerini bahane ederek yükümlülüklerini yerine getirmedi. Ülkemize söz verilen mali yardım da ya hiç yapılmadı ya da çok dolaylı yollar kullanılarak, önemli bir kısmının hebasıyla ancak gelebildi.

Ayrıca, ne serbest dolaşımla, ne de fasılların açılmasıyla, ne de diğer hususlarla ilgili kayda hiçbir adım atılmadı. İdlib’deki gelişmeler üzerine ülkemizin aldığı sınırlarından düzensiz göçmen akışına engel olmama kararıyla birlikte Avrupa yeniden alarma geçti.

Son 2 haftadır pek çok Avrupa ülkesinin lideriyle telefonda, ziyaretimize gelen Avrupa Birliği yetkilileriyle yüz yüze bu meseleleri konuştuk, önceki gün de Brüksel’e giderek, hem NATO, hem de Avrupa Birliği yetkilileriyle bu meseleyi ve ülkemizin karşı karşıya bulunduğu güvenli tehditlerini bir kez daha ele aldık. Lafa gelince ülkemizin haklılığını herkes kabul ediyor, ancak Avrupa Birliği’nin ve orada asıl söz sahibi ülkelerin anlık krizlerin önüne geçmek dışında soruna kalıcı çözümler bulma yönünde kararlı bir duruşlarını henüz görmedik. Halbuki Avrupa’nın düzensiz göçmen sorunu yanında enerji koridorlarından terörle mücadeleye kadar geniş bir alanda ülkemize ihtiyacı var. Avrupa Birliği’nin önümüzdeki günlerde ortaya koyacağı tavır, bir irade ve liderlik testi olacak.

Yunanistan’a sadece 100 bin mülteci için 2,3 milyar avroyu şartsız şekilde aktaranlar, Türkiye’ye milyonlarca sığınmacı için çok komik rakamlar taahhüt edip, bunu bile göndermemişlerdir. Aynı şekilde 18 Mart mutabakatıyla bize taahhüt edilen 6 milyar euronun bile yarısı fiilen elimize ulaşmamıştır. İdlib’de büyük bedeller ödeyerek, barışı tesis etmeye ve sığınmacı krizinin önüne geçmeye çalışırken de Avrupa’dan doğru düzgün bir destek görmedik. Karşımızdaki bu ikiyüzlü tutum Avrupa’nın kendi eliyle kendi değerlerini yıkması ve kendi sonunu hazırlaması anlamına gelmektedir. Buna rağmen oluşturduğumuz heyetler vasıtasıyla 26 Mart’taki Avrupa Birliği Liderler Zirvesine kadar bir çalışma yapıp muhataplarımıza ileteceğiz. Amacımız hem ülkemizdeki Suriyelilerin geri dönüşlerine imkan sağlayacak hem de Suriye’deki halkın yerlerinde kalmalarını temin edecek projeleri hayata geçirmektir. Bu adımları Avrupa Birliğinden yardım gelse de, gelmese de atmakta kararlıyız. Türkiye’nin serbest dolaşım, fasılların açılması, Gümrük Birliğinin güncellenmesi, mali yardım dahil tüm beklentileri somut olarak karşılanana kadar sınırlarımızdaki mevcut uygulamayı sürdüreceğiz. Havaların ısınmasıyla birlikte Avrupa’ya yönelen düzensiz göçmen akını Yunanistan’la sınırlı kalmayacak, Akdeniz’in tamamına yayılarak artacaktır. Biz kimseden iane istemiyoruz, kimseye de el açmıyoruz. Tek talebimiz ülkemize verilen sözlerin yerine getirilmesidir, anlaşmalara sadık kalınmasıdır. Bu yerine gelene kadar da kendi hareket tarzımıza göre yolumuza devam edeceğiz, varsın gerisini Avrupalılar düşünsün.

Değerli Arkadaşlar,

Yarın Mehmet Akif Ersoy’un kalemiyle değil, kalbiyle yazdığı İstiklal Marşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisimiz tarafından kabulünün 99’ncu yıl dönümüdür. Bu vesileyle kendisini bir kez daha rahmetle, hürmetle yâd ediyorum. İstiklal Marşımızın her satırı, her kıtası Türk milletinin son iki asırda verdiği ve halen devam eden mücadelesini yansıtan bir destanın ifadesidir. Bayrağa, hilale, istiklale, toprağa, şühedaya, ezana, millete yapılan her atıfla İstiklal Marşımız yüreklerimizi titretir, şevkimizi kamçılar. Geçmişini bilmeyenin acısıyla ve tatlısıyla geçmişine sahip çıkmayanın geleceği de olmaz. Bunun için her evladımızın İstiklal Marşımızın sadece ilk iki kıtasını değil, 10 kıtasının her kelimesini, her satırını lafzıyla ve ruhuyla zihnine ve kalbine kazıması lazımdır. Bestesinin karışıklığı sebebiyle İstiklal Marşımızın ilk iki kıtasındaki mesajları dahi çocuklarımıza yeteri kadar anlatamadığımıza inanıyorum. Bu ülkenin okullarının kapısından İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını sözleri ve manasıyla öğrenmemiş hiçbir evladımızın dışarı çıkamaması lazım. Türkiye’nin de varlığının, birliğinin, özgürlüğünün sembolü olan marşımızı ne kadar yüceltirsek, geleceğimize de o derece güvenle bakabiliriz. İstiklal Marşı’ndan, daha doğrusu orada verilen mesajlardan rahatsız olanları da milletimize havale ediyorum.

Sözlerime İstiklal Marşımızın 10 kıtasını okuyarak son vermek istiyorum:

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.

O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!

Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet, bu celâl?

Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım;

Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.

Garb’ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

«Medeniyyet!» dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;

Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.

Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın...

Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri «toprak!» diyerek geçme, tanı!

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden İlâhî şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli;

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedî, yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım;

Her cerihamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım,

Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na’şım!

O zaman yükselerek Arş’a değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!

Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.

Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl.”

Hakk’a tapan milletimizin hakkı olan istiklalini korumak için gerekirse kanımızın son damlasına kadar mücadele etmeyi sürdüreceğiz.

Bu duygularla bir kez daha hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.