Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Açılış Töreni’nde Yaptıkları Konuşma

20.02.2020

Sayın Cumhurbaşkanı, Aziz Kardeşim Mirziyoyev ve Muhterem Hanımefendi,

Değerli Katılımcılar,

Cumhurbaşkanı Senfoni Orkestrasının Değerli Mensupları,

Devlet Klasik Türk Müziği Korosu Mensupları,

Devlet Türk Halk Müziği Korusunun Değerli Mensupları,

Türk Dünyası Müzik Topluluğunun Değerli Temsilcileri,

Sevgili Gençler,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Öncelikle dün gece Almanya’nın Hanau kentinde meydana gelen menfur saldırıda hayatını kaybeden gurbetçi vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine sabır niyaz ediyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Başta Büyükelçiliğimiz görevlileri olmak üzere ilgili tüm birimlerimiz süreci hassasiyetle takip ediyor, vatandaşlarımıza gereken desteği sunuyorlar. Alman makamlarının saldırıyı tüm boyutlarıyla aydınlatmak için gereken her türlü çabayı göstereceğine inanıyorum.

Bugün ülkemiz ve Ankara’mız için gerçekten tarihi bir ana şahitlik ediyoruz. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanemizin açılışı vesilesiyle sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Değerli Kardeşim Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev’e ve Kıymetli Hanımefendiye mutluluğumuza ortak oldukları için hassaten teşekkür ediyorum. Özbekistan, bizler için medeniyet tasavvurumuzun özellikle şekillendiği, âlimlerin yetiştiği, ilim, irfan ve kültür dünyamızı bekleyen hayat pınarlarımızın en önemlisidir. Biruni, Mirza Uluğbek, İbn-i Sina, Harizmi, Ali Kuşçu gibi ilim erbabı; İmam Buhari, İmam Maturidi, İmam Tirmizi, Bahauddin Nakşibendi gibi manevi önderlerimiz bize Maveraünnehir’in armağanıdır. Mesela Uluğ Bey 36 yıl devlet yönetmenin yanında yaptırdığı rasathaneyle günümüze kadar sönmeyen bir ilim ateşi yakmıştır. Sarayını adeta bir akademiye dönüştüren, zamanının meşhur bilginlerini buluşturan bu ilim sevdalısı hükümdar Buhara Medresesinin girişine “İlim tahsil etmek kadın ve erkek herkese farzdır” hadisi şerifini nakşettirmiştir. Zic-i Uluğ Bey dediğimiz yıldız kataloğu teleskop bulununcaya kadar hazırlanmış en mükemmel eser kabul ediliyordu. İşte bu ilim iklimi, asırlar boyunca Taşkent ile Ankara, Semerkant ile Konya, Buhara ile Bursa, Hive ile Edirne’yi aynı şekilde beslemiş, zenginleştirmiştir.

Bu anlamlı günde Millet Kütüphanemizin açılışını Zatı Devletleriyle birlikte yaparak ortak medeniyetimiz konusunda tüm dünyaya çok önemli bir mesaj verdiğimize inanıyorum.

Zat-ı Devletleri’nin ata yurdumuzun yurt başı olmasını müteakip üç sene gibi kısa bir sürede amelde birlik ruhuyla çalışarak ilişkilerimizde çığır açtık. Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’ni kurarak, ekonomiden ticarete, kültürden turizme kadar her alanda işbirliğimizi derinleştirdik. Dün de konseyimizin ilk toplantısını icra ettik ve bu sabah sizler iş adamlarımızla biraraya geldiniz. İş adamlarımızla yaptığınız toplantıyla da onların özellikle girişimlerini bundan sonraki süreçte Özbekistan’da devam ettirmelerini bizler de tavsiye ettik, sizler de daveti yaptınız. İnşallah bundan sonra da ülkelerimiz arasındaki ortak tarihi, kültürel ve beşeri mirasa uygun şekilde Türk-Özbek kardeşliğini perçinleyeceğiz.

Değerli Dostlar,

Rivayet edilir ki, Abbasi halifelerinden biri sohbetinden istifade etmek için devrin büyük âlimlerinden birini sarayına davet eder. Görevli şahıs durumu bildirmek üzere âlimin evine gider ve kendisini ciltlerce kitabın ortasında otururken bulur. Bu güzel manzarayı kısa bir süre seyreden görevli, halifenin davetini tebliğ eder. Âlim ise, müminlerin emirine söyleyiniz, şu anda yanımda bulunan ilim, irfan ve hikmet ehli bir grup insanla sohbet ediyorum, onlarla işim bitir bitmez davetine icabet edeceğim der.

Halife ertesi gün huzuruna çıkan âlime sitemkâr bir edayla sorar, dün davetimiz size ulaştı, ancak bugün geldiniz. İlim, irfan ve hikmet ehli bir grupla, insanla sohbet halindeymişsiniz. Sizi bizim yanımıza gelmekten alıkoyan dostlarınızı pek merak ettim, onlar kimlerdir? Âlim tek kelimeyle cevap verir, kitaplar.

Evet, her kitap bir âlimdir. Eğer yüzlerce kitabınız varsa, yüzlerce âlimin dostusunuz ve onların ilminden faydalanıyorsunuz demektir. Bu da bir nevi dünyada Cennet hayatı yaşamak, Cennet meyvelerinden tatmaktır. Zira biz her âlimi gölgesinden istifade edilmesi gereken bir Cennet ağacı, kitapları da o ağacın meyveleri olarak gören bir medeniyetin mensuplarıyız.

Ecdadımız duvarları kitaplarla dolu bir kütüphaneyi en kıymetli hazinelerden daha üstün tutmuştur. Hangi şehrimize giderseniz gidin, orada bir kandil gibi etrafını aydınlatırken asırlara meydan okuyan kütüphaneler görürsünüz; o kütüphanelerin kimi Sivas’taki Ziya Bey Kütüphanesi gibi şirin, kimi de İstanbul’daki Beyazıt Kütüphanesi gibi heybetlidir. Raflarında arzı endam eden her bir eser üzerinden zaman geçtikçe kıymeti artan mücevherler gibidir. Oralarda Sadi’nin Gülistan’ı gül kokuları saçmaya, Mevlana’nın Mesnevi’si gönüller açmaya devam eder. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’yle çıktığınız gezinin sonunu getiremez, Gazili’nin ihyasını bir türlü bitiremezsiniz. Bizim kütüphanelerimiz ilim yolunda bir ömrü fikirle, yazıyla, mücadeleyle dolduran ecdadın tıptan astronomiye, mühendislikten sosyal bilimlere bütün alanların en seçkin eserleriyle donatılmıştır. Eğer bizler bu nadide mücevherleri okumaktan, incelemekten mahrum bırakırsak, gurbet diyarında bir başına kalmış yetimlere çeviririz.

İlk emri “ikra”, yani oku, olan bir dinin, bilenle bilmeyenin eşit olmadığını vaaz eden bir inancın müntesipleriyiz. Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz buyuran ve mescide girdiğinde zikir halkası yerine ilim halkasına oturmayı tercih eden bir Peygamberin ümmetiyiz.

Tarih boyunca nerede bir medeniyet kurmak, ihya etme gayreti varsa, orada bir kütüphane inşa çabası da mevcuttur. Nerede bir soykırım, savaş, medeniyet yıkımı varsa, ilk hedef yine kütüphaneler olmuştur. Hülagü’nün başında olduğu Moğol orduları kütüphaneleri yakarken, Semerkand gibi asude bir şehri inşa eden Timur kütüphaneler kurarak, Semerkand’ı bilimin başkenti yapmıştır. İslam medeniyetinin parlak yıldızı Endülüs bu vasfı kazanırken de, kaybederken de işin merkezinde yine kütüphaneler vardı. Bugün de benzeri kültür katliamları ne yazı ki yine kütüphaneleri hedef alarak devam ediyor.

DEAŞ ve terör örgütleri, Irak’ta, Suriye’de binlerce nadide eserin bulunduğu kütüphaneleri bombalayarak İslam kültür ve medeniyetinin en önemli eserlerini yerle bir etmişlerdir. Halbuki bizim medeniyetimiz asırlar boyunca hem ilmi gelişmelerin merkezinde yer almıştır. Bilgiye ulaşmak için dünyanın ücra köşelerine gitmekten çekinmeyen ve bütün ömrünü ilmi araştırmalara vakfeden ecdadımız, varisi olmakla iftihar ettiğimiz bu sevgi ve bilgi medeniyetini bizlere miras bırakmıştır. Bu medeniyetin en önemli remzi, Adriyatik kıyılarından Çin Seddi’ne kadar uzanan o geniş coğrafyada inşa ettiği külliyelerdir. İşte o külliyeler günümüzde de medreseleri, camileri, sanat merkezleri ve kütüphaneleriyle bilginin, hikmetin, aşkın, zarafetin sembolleri olarak varlıklarını sürdürüyor. Devrinin en zengin kütüphanelerini bünyesinde barındıran külliyeler, merkezinde yer aldıkları şehirlerin hem kültürel, hem de ekonomik yönden birer çekim merkezine dönüşmesini sağlamıştır.

Hiç şüphesiz kütüphaneler insanlığın ortak hafızasıdır. Babil’den Mısır’a, Asur’dan Yunan ve Roma’ya kadar insanlığın bütün mirasını birarada bulabileceğimiz yegâne mekânlar kütüphanelerdir. Avrupa’nın Ortaçağ karanlığına mahkum olduğu yıllarda, Bağdat, Kahire, Şam, Kurtuba, Buhara, Merv, Semerkand, Konya, Mardin, Erzurum gibi İslam şehirleri medreseleri ve kütüphaneleriyle dünyaya ışık saçıyordu. 800’lü yılların başında kurulan Beyt’ül Hikme’nin karşısına Darül Hikme inşa edilerek çıkılıyordu. Kaynağı Hint’ten eski Yunan’a kadar uzanan binlerce cilt eseri bu kütüphaneler muhafaza etmiş, sonraki nesillere ulaştırmıştır. Daha sonra insanların vahşice katledildiği şehirlerin yerle bir edildiği kara günlerde kütüphanelerimiz ve kitaplarımız da yakılarak, ırmaklara atılarak adeta soykırıma uğratılmıştır. Fakat onca yağma ve talana rağmen bizim kütüphanelerimiz her zaman değerini ve itibarını korumuştur. Hatta Batının eski Yunan metinleriyle buluşması bile bizim kütüphanelerimiz sayesinde olmuştur. Ancak o dönemin Avrupa’sında bağnaz düşünce o kadar hakimdir ki, bu eserlerden faydalanmak için Rönesans’a kadar beklenmek zorunda kalınmıştır.

Değerli Misafirler,

Başbakanlığım dönemimde Devlet Yönetim Merkezi olarak tasarladığımız bu Külliye’de mutlaka medeniyetimiz ve ülkemize yakışır bir kütüphanenin de yer almasını da istedik. Camimiz, kültür ve kongre merkezimiz, sergi salonumuz ve kütüphanemiz ile Cumhurbaşkanı Küliyesi’nin medeniyetimize layık bir eser haline gelmesini sağladığımıza inanıyorum.

Külliyetimizin diğer birimlerini daha önce hizmete sunmuştuk, bugün açılışını yapacağımız Millet Kütüphanesi’yle Külliye’mizi inşallah tamama erdirmiş oluyoruz.

Kütüphanemiz daha inşa aşamasında yurt içinden ve yurt dışından 134 farklı dilde kitap akışıyla zenginleşmiş, çok farklı disiplinlerden 4 milyon adet basılı esere kavuşmuştur. Ayrıca, 120 milyon makale ve rapor yanında 550 bin elektronik kitapla gerçekten önemli bir seviyeye ulaşmıştır. İnşallah bu kitap seferberliğini daha da genişletecek, en kısa sürede 5 milyonu da aşan bir hacme kavuşacağız. Yani sizin kitaplarınıza da burası açık, sizler de buraya Mirziyoyev kardeşimin hediyesi olduğu gibi hediyelerinizi kitaplarla buraya getirebilirsiniz.

Bu vesileyle, şimdiye kadar kitap bağışında bulunan tüm kitapseverlerimizi tebrik ediyorum.

Abdulbaki Gölpınarlı, Cemil Meriç, Cinuçen Tanrıkorur, Hasan Celal Güzel, Mehmet Şevket Eygi, Şefik Çan gibi nice önemli ismin adları inşallah koleksiyonlarıyla burada yaşamaya devam edecek.

Özellikle nadide eserlerden oluşan kütüphanesi bulunan tüm ilim, fikir ve sanat erbabımızı eserlerini ve isimlerini yaşatmak üzere buraya bağışta bulunmaya davet ediyorum. Yani kitap dilencisi olarak eğer beni kabul ediyorsanız, ben bunu kabul ederim. Gelecekte gölgesinde oturamayacağımızı bilsek de bugün toprağa attığımız bu tohumlar hepimiz için bir sadaka-ı cariyedir. Böyle bir eserin medeniyetimize ve milletimize kazandırılmasında, mimari projesinden inşasına, donanımından işletmesine kadar tüm safhalarında emeği geçen, katkısı olan özellikle Rönesans Grubu’na huzurlarında teşekkür ediyorum.

Değerli Dostlarım,

Bu kütüphane ile tarihe uzanan köprüler kuruyor, coğrafyalar arasında kavşaklar inşa ediyoruz. İstiyoruz ki, gençlerimiz, araştırmacılarımız milyonlarca kitabın bulunduğu rafların arasında dolaşsın. Burada çayını, kahvesini, simit, kek onları yesin, içsin ücretsiz para yok, bu şekilde bunu yapacağız. Cihannüma adını verdiğimiz ilmin denizinde yüzsün. İbn-i Sina ile insan bedenine, Farabi ile insan ruhuna insin, Aristo ile düşüncenin koridorlarında gezsin, Gazali ile hikmete kulak versin. Büyük okuma salonumuzun kubbe çevresinde çok çok önemli Alak Suresi’nin o kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir ayetleri yazıyor. Bu ayeti kerimenin ışığında gençlerimiz Yunus’un ifadesiyle ilim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir diyerek kendi özlerini özellikle tanısın. Az önce Şevket Mirziyoyev kardeşim aslını okudu, bende bizim dilimize şöyle çevirerek okuyayım.

Benim dilim kuş dilidir.

Benim ilim dost ilidir.

Ben bülbülüm, dost gülümdür.

Bilin gülüm solmaz benim.

İlim erbabımız da yine bu ayet ve bu ayetlerden istifade eden işte bu gönül ehillerinin evet, şiirleriyle istikametlerini çizdi. Divan Şairimiz Latifi, İskender’in karanlıkta bulamadığı ölümsüzlük suyunun bir kitabın siyah mürekkebinde akmakta olduğunu söylüyor. Latifi kitabı kenzi la yefna, yani bitimsiz bir hazine olarak görerek, gül-i sad-berg-i fasl-ı nev-bahârdır, yani ilkbaharda açmış yüz yapraklı eşsiz bir gül olarak tanımlıyor. İnşallah gençlerimiz bu mekanda hakiki bir dost olan kitapla bağlarını güçlendirecekler.

Kütüphanemizle ilgili detayları biraz önce filmimizde hep birlikte izledik. Gerçekten Millet Kütüphanemiz tam bir külliye olarak hizmet verecektir. Burasını sadece kitap raflarının dizili olduğu bir mekân değil, aynı zamanda ilim erbabını buluşturan bir ilim merkezi, bir kültür merkezi olarak tasavvur ettik. Öncelikle Ankara’mız, sonra tüm Türkiye için, şimdi bir benzerini de inşallah İstanbul’da inşa ediyoruz. Yerli ve yabancı dünyaca ünlü bu tür merkezlerimizle özellikle burayı bir cazibe merkezi haline getireceğiz. Kitap kültürü etrafında çalışmaların icra edileceği, ilim meclislerinin toplanacağı bir mekan olarak inşa ettik. Araştırmak, okumak, yazmak, ders çalışmak için buraya gelen tüm misafirlerimize günün 24 saati az önce söylediğim gibi çay, kahvesinden, simidi ve kekine kadar tüm hizmetler ücretsiz olacak. Kütüphanemize yeni kimlik kartları sistemi okutularak doğrudan giriş yapılacak. Gençlerimizin teknoloji alanındaki gelişimlerine katkı sağlamak üzere kurduğumuz dene yap teknoloji atölyelerinden biri de kütüphanemizde faaliyet gösterecek. Öyle zannediyorum ki, burası İstanbul’u kıskandıracak bir kütüphane olacak. Ama İstanbullular da üzülmesin inşallah Rami Kışlası’na inşa ettiğimiz muhteşem kütüphaneyi de inşallah yakında milletimizin hizmetine sunacağız.

Değerli Dostlar,

Kendi başına bir değer olan kütüphanemizde bugün çok önemli iki serginin de açılışını yapıyoruz. Bunlardan biri Devlet Arşivlerimiz tarafından düzenlenen Hatt-ı Hümayun sergisidir. Bu sergiyle milletimizin ilk defa göreceği çok orijinal belgeleri gün yüzüne çıkarıyoruz. Türkiye olarak öyle bir arşive sahibiz ki onlarca ülke kendi tarihini yazmak için buradaki milyonlarca belge deryasına dalmak durumuna kalıyor. 3 ay boyunca açık kalacak bu sergide o ummandan sadece bir avuç diyebileceğimiz padişah el yazıları milletimizin nazarına sunuluyor. Gençlerimiz Kanuni Sultan Süleyman’ın bizzat el yazısını görecek, Gülhane Hatt-ı Hümayunu diye derslerden ezbere bildikleri metnin orijinali ile ilk kez karşılaşacaklar.

Bu sergide bir devlet adamının, bir padişahın sanatta ne derece ileri gidebildiğini gösteren Sultan II. Mahmud’un Zevk-i Selimi ile de karşılaşacağız.

Bir diğer önemli sergi, Yazma Eserler Kurumumuz tarafından tertiplenen Mürekkebin İzi Sergisidir. Kitapların Anası Kur’an yazmaları arasında yazının yüzünü ağartan hattat olarak bilinen Karahisârî başta olmak üzere Şeyh Hamdullah, Hafız Osman, Hasan Rıza Efendi’nin meşhur mushafları ilk kez böyle kapsamlı bir sergide biraraya gelecekler, buluşacaklar.

Uluslararası çok sayıda ziyaretçinin de gelip göreceğini umduğum bu sergide Süryanice, Yunanca, Arapça, Ermenice İnciller, Tevrat ve Zebur gibi kutsal metinler de yer alıyor. Bunların yanında sergimizde Kelile ve Dimne’den Kitab-ı Bahriye’ye, Evliya Çelebi Seyahatnamesinden 800 yıllık bir satranç kitabına kadar dini ve akli ilimler alanında birçok yazma eser de göreceğiz.

Özellikle gençlerimize ders kitaplarında adlarını öğrendikleri bu eserlerin gelip asıllarını bizzat görmelerini tavsiye ediyorum. Evlatlarımız kültür ve medeniyet dünyamızın müstesna eserlerini aklıselim, kalbiselim ve zevkiselim bir medeniyetin mücevherleri olan kitap sanatlarını burada tanısınlar.

Sergide yer alan önemli eserlerden birisi de Divanü Lugat’t-Türk’tür. Türkçemizin hafızası, ilk sözlüğümüz olan bu eser, bize müellifi Kaşgarlı Mahmud kadar bir ismi daha hatırlatır ki, onu da anmadan geçmeyelim. İstanbul Fatih’deki Millet Kütüphanesi’nin kurucusu Ali Emiri Efendi bütün varlığını kitaba adamış bir hafız’ul küttabdır. Divanü Lugat’t-Türk’ü bir sahafta tesadüfen görüp satın almış ve millete hediye ettiği kütüphanesine koyarak eseri ölümsüz hale getirmiştir. Tıpkı Ali Emiri Efendi gibi, Kütüb’ün önemli isimlerinden ayaklı kütüphane olarak bilinen İbnülemin Mahmut Kemal İnal ile kütüphane içinde bir kütüphane olan Beyazıt Devlet Kütüphanesi emektar Müdürü İsmail Saip Sencer’i de rahmetle yâd ediyoruz.

Kütüphane ve arşivciliğimize hizmeti geçmiş bu isimlerin emanetlerine sahip çıkma sözünü buradan bir kez daha tekrarlıyoruz.

Gerek Devlet Arşivleri Başkanlığımıza, gerekse Yazma Eserler Kurulu Başkanlığı nezdinde Kültür Bakanlığımıza bu iki güzel sergi için teşekkür ediyor, emeği geçenleri tebrik ediyorum.

Bir kez daha Millet Kütüphanemizin şehrimize, ülkemize ve tüm dünyaya hayırlı olmasını diliyorum.

Özbekistan Cumhurbaşkanı Aziz Kardeşim Mirziyoyev ve Muhterem Hanımefendiye heyecanımıza ortak oldukları için özellikle teşekkürlerimi sunuyorum.

Dünyanın farklı ülkelerinden kütüphanemize katkı sunan, destek veren tüm dostlarımıza buradan ayrıca teşekkürlerimi iletiyorum.

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah’a emanet ediyorum, kalın sağlıcakla.