AK Parti Grup Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

19.02.2020

Aziz Milletim,

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Aydınlık Yarınlarımızın Teminatı Sevgili Gençler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Grup Toplantımızın ülkemiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Sözlerimin hemen başında dün akşam Manisa’da meydana gelen depremden dolayı tüm vatandaşlarıma geçmiş olsun diyorum.

Geçtiğimiz hafta ülkemiz bunca sıkıntıyla boğuşurken birilerinin ısrarla FETÖ’nün siyasi ayağı ve bununla bağlantılı bir şekilde yeni darbe teşebbüsü tartışması açmasının gerisindeki silsileye dikkat çekmiştim. Maalesef aynı tartışmanın hâlâ sürdürülmeye çalışıldığını görüyoruz. Bu ülkede FETÖ meselesinin çok uzun ve derin sosyal, siyasi, kültürel kökleri olduğunu bilmeyen kimse yoktur. AK Parti’den önce olduğu gibi AK Parti döneminde de Türkiye bu süreci yaşamıştır.

Bunları şöyle ekrandan da izleyeceksiniz, duvarda izleyeceksiniz. Bugün görüntülü çekimle konuşmamı sürdüreceğim.

Yapı diğer pek çok sivil toplum örgütü gibi toplumun ve hukukun meşru kabul ettiği sınırlar içinde faaliyet yürütürken tehdit ilan edilmiş değildir. Herhalde Sayın Ecevit’in, CHP’nin veya DSP’nin başkanı olduğunu bilmeyen yoktur ve aradaki muhabbeti bilmeyen de yoktur.  Ne zaman ki bu yapının eğitim, hayır, dayanışma sınırlarını aşıp devleti ele geçirmeye çalışan bir örgüt olduğu netleşmiştir, işte o zaman karşısında bizi, milletimizi ve hukuku bulmuştur.

Türkiye’de FETÖ’nün serpilmesinde, büyümesinde, güçlenmesinde herkesin payı olabilir. Ama ülkede FETÖ’yü terör örgütü olarak ilan edip ona savaş açan şahsım ve AK Parti’dir. Ve şunu da çok açık net söyleyeyim: Bu süreçleri iyi bilen birisiyim ve FETÖ’nün bu ülkede anlaşamadığı, görüşemediği tek lider vardır, o da merhum Erbakan Hocamızdır. Erbakan Hocamızdan nefret ederdi ve hiçbir zaman biraraya da gelmemişlerdir. Ama şimdi Erbakan Hocamla beraber olduğunu iddia eden malum zat, ne yazık ki onun müritleriyle, onunla beraber dirsek temasında olanlarla beraber yürüyorlar. Onları da herhalde ismen zikretmeme gerek var mı? İsraf olur.

Her gün birileri çıkıp FETÖ konusunda ahkam kesmeye çalışıyor. Halbuki bu ülkede vesayet güçleri yıllarca FETÖ’ye en küçük bir şekilde dokunmamışlar. Tam tersine Allah diyen, kitap diyen, namaz kılan, eşi başörtülü kim varsa onları tasfiye etmenin yollarını aramışlardır. İrtica ile mücadele kisvesi altında din düşmanlığı yapılmasına elbette biz de, milletimiz de rıza gösteremezdi. Başbakanlığım boyunca Yüksek Askeri Şûralarda önüme tek bir FETÖ’cünün dosyası gelmedi. Gelen dosyalar hep mütedeyyin insanlarla ilgiliydi. Çünkü takiyyeyi bir hayat biçimi haline getiren FETÖ’nün hiçbir mensubu dinle, diyanetle ilişkili bir görüntü vermiyordu. Milletin değerleriyle uğraşmaktan kendi bünyelerini habis ur gibi saran FETÖ tehdidini görmeyenlerin bugün bizi suçlaması aslında değerli kardeşlerim, kendi gafletlerini saklama çabasından başka bir şey değildir.

Yıllarca siyasi alanda insanları değerlendiren, ibadetlerinden, kıyafetlerinden dolayı onlara saldıranların durumları da aynıdır. Bunlar FETÖ tehdidi ortaya çıktıktan ve mücadele başladıktan sonra birden karşımıza en büyük FETÖ savunucusu olarak çıkarak aslında ne kadar omurgasız olduklarını göstermişlerdir. Demokrasi, insan hakları, hukuk, adalet söylemlerini FETÖ ile mücadeleyi sulandırmak, FETÖ tehdidini hafifletmek için kullananlar bu millet için en az FETÖ zihniyeti kadar tehlikelidir. Bu kesimlerin PKK için de, ülkemize adeta savaş açmış her türlü iç ve dış odak için de aynı tutumu göstermeleri zihniyet bozukluğunun konjonktürel değil, yapısal olduğunun işaretidir. Bizim bu zırvalara cevap vermemizin tek sebebi ise, milletimize olan saygımızdır. Meydanı, demokrasinin kendilerine sunduğu zemini yalanları ve iftiralarıyla milleti zehirlemek için kullananlara asla bırakmayacağız.

Türkiye’nin terörle mücadeleden ekonomiye kadar her alanda tarihinin en büyük mücadelelerinden birini verdiği şu dönemde ülkenin ve milletin dikkatini dağıtmak, enerjisini heba etmek isteyenlere izin vermeyeceğiz. Bu meseleyi izah edecek, ithamları cevaplandıracak, iftiraları atanların yüzlerine çarpacak ve yaşananları tarihe havale edeceğiz.

Aziz Milletim,

Değerli Arkadaşlar,

FETÖ’yü bir terör örgütü olarak tanımlar ve mücadeleyi başlatırken karşımızdaki sorunun büyüklüğünü az çok biliyorduk. Tahmin edemediğimiz husus; CHP’nin ve yıllarca zahirde bu gibi yapılara karşı gözüken çevrelerin bir anda karşımıza en büyük FETÖ yandaşı olarak çıkmalarıydı. Bizim bu yapıyla en başından beri hem meşrebi, hem itikadi sorunumuz vardı. Ama hükümetlerimiz döneminde ülkede bizim gibi düşünmeyen, hareket edemeyen herkes gibi bunlara da hukuk ve hakkaniyet sınırları içinde yaklaştık. Doğrusu ben de görüştüm, bunu kaçırmama gerek yok. Ama Erbakan Hocamın bunlarla ilişkisinin olmadığını az önce de sizlere ifade ettim. Ve liderler içerisinde zaten ilişkisi olmayan sadece oydu. Demirel’in görüşmüşlüğü vardır, Ecevit’in görüşmüşlüğü vardır, Erdal İnönü’nün görüşmüşlüğü vardır, şu andaki beyefendinin aynı şekilde, hepsinin bunlarla görüşmüşlüğü vardır ve irtibatları ileri derecededir. Vesayet tüm gücüyle üzerimize gelirken, hem bu işin arkasındaki FETÖ gölgesini, hem de örgütün bürokratik ve toplumsal işgal projesini fark edip gereken tedbirleri 10 yıl öncesinden almaya başladık, sene 2010. Zaten süreç 2010’da baladı. İlk zamanlar bu yapının oluşturduğu tehdidi kendi çevremize bile anlatmakta zorlandığımızı kabul ediyorum. MİT kumpası, bu yapının gerçek niyetinin şüpheye mahal bırakmayacak şekilde anlaşılmaya başlanmasını sağladı. Hem siyasette, hem bürokraside, hem de nazımızın geçtiği sivil toplum yapılarında bildiğimiz, teşhis ve tespit ettiğimiz FETÖ’cüleri süratle tasfiye etmeye başladık. FETÖ’nün devlet ve toplum hayatımızın kılcal damarlarına kadar sızmasının tarihi eskidir ve müsebbipleri çoktur. Ama FETÖ ile gerçek anlamda amansız bir savaşa tutuşan tektir 2010 itibariyle, o da biziz.

Biz ülkenin yönetimini devraldığımızda, güya bu konuda en hassas kurumlar olan ordunun, emniyetin, yargının, akademinin kritik noktaları zaten örgüt tarafından işgal edilmişti. CHP dahil olmak üzere yıllarca irticayla mücadele bahanesiyle cadı avına çıkar gibi Müslüman avına çıkanların tek bir gün bile gerçek anlamda FETÖ’cüleri hedef aldıkları görülmemiştir. Çünkü dosyaları hazırlayanlar kimlerdi? Silahlı Kuvvetler’in içerisindeki FETÖ’cülerdi, Emniyet içindeki FETÖ’cülerdi, devletin kurumları içerisindeki FETÖ’cülerdi, işte her yerde bunları rahatlıkla görebilirsiniz. Şu anda bakın aynen ekranda da bunları görüyorsunuz kimlerle nasıl nerelerde bir araya geliyorlar. Terörist başının ismi ve örgütün rumuzu şimdi daha iyi anlıyoruz ki, kasıtlı bir şekilde Müslümanlara karşı yürütülen saldırıların maskesi olarak kullanılmıştır. Milli Güvenlik Kurulunda biz bu meselenin üzerine gidene kadar alınan kararların hepsinin de gerisindeki gizli niyetin FETÖ’yle mücadele değil, toplumsal reaksiyonu tetikleyerek FETÖ’yü koruma olduğunu görüyoruz. İşte buyur, FETÖ’cü danışmanlar Bay Kemal’in yanında akıl hocaları onlar. Sadece onlar değil, İP’in de danışmanlarında yine onlar var, tam bir istila hareketi. Arkadaki gerçek oyunun ortaya çıkmaması için kurulan bu tezgahın yıllarca başarıyla yürütüldüğünü teslim etmemiz gerekiyor.

Kasım Gülek’ten, Ecevit’e kadar namlı CHP’lilerden 12 Eylül ve 28 Şubat darbecilerine kadar herkes bu oyunda üzerine düşen rolü oynamış, FETÖ’ye figüranlık yapmışlardır. Bu oyunun son perdesinin başrolü de Kemal Kılıçdaroğlu’na verilmiştir. Dikkat ediniz, 15 Temmuz gecesi FETÖ şahsımdan bakanlarımıza, bürokratlardan medya temsilcilerimize kadar iktidarıyla, muhalefetiyle pek çok milletvekiline kadar herkesin peşine düşmüştür. Bir tek kişi FETÖ’nün özel ilgisine, himayesine, korumasına mazhar olmuştur o da Kemal Kılıçdaroğlu’dur. İstanbul Atatürk Havalimanı’nda FETÖ’cülerin tanklarıyla burun buruna gelen bir Genel Başkanın önünde bir anda tüm yollar açılmıştır. Kılıçdaroğlu’nun herhalde kaçış videosunu şimdi izleyeceğiz.

(VTR Gösterildi)

Tankların arasında VIP nizamiyesinden uğurlanan kim? Bay Kemal, Kılıçdaroğlu. Tabii burada ilginç olan bir şey daha var, haberim olsaydı ben de beklerdim, diyor. Bütün milletin haberi oldu, on binler havalimanında, ama Bay Kemal’in kulağı var duymadı. Ve o geldi Bakırköy’e Belediye Başkanının evinde evet televizyondan süreci izledi, kahvesini orada içti.

Sayın Kılıçdaroğlu, biz tankların karşısındaydık, biz F-16’ların altındaydık, biz helikopterlerin altındaydık, milletimle beraber biz havalimanındaydık, ama sen Bakırköy’de Başkanı’nın evinde kahve yudumluyordun. Şahsımı öldürmek için helikopterle, uçakla, tankla, özel yetiştirilmiş timlerle arayanlar Marmaris’ten ta Atatürk Havalimanına kadar Kemal Kılıçdaroğlu’na bu şefkati niçin gösterdiler? İnsan bu şahsın evinin ve cüzdanının en gizli köşesinde bir dolarlık banknot saklayıp, saklamadığını da merak etmiyor değil. Ve benim orada korumalarım evet gazi oldu, hanım korumalarımız aynı şekilde gazi oldu, Bay Kemal, senin bunlardan haberin var mı? Bak aradan nice zaman geçti bu harekatın içerisinde olanlar hep yakalandı ve o SAT komandoları hepsi yakalandı, ama bir kısmı Yunanistan’a kaçtı. Bana da adaya gitmemi tavsiye edenler oldu, ben de o kardeşimize dedim ki, ben bu topraklarda doğdum, bu topraklarda öleceğim. Eğer 10-15 dakikalık bir gecikme olmuş olsaydı o zaman bunlar bizi oralarda vuracaklardı, ama biz o 10-15 dakika farkla helikopterimiz kalktı ve oradan biz Dalaman’a Dalaman’dan da İstanbul’a ulaştık. Süreç bu ey Kılıçdaroğlu, sen hâlâ milleti aldatmakla meşgulsün, kontrollü darbe doğru kontrol sizde, ama başaramadınız, ama başaramadınız.

Şimdi buradan soruyorum, Şayet 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı ertesi gün Kemal Kılıçdaroğlu milletin karşısına acaba hangi sıfatla çıkartılacaktır? Darbe girişimini kurgu, diyerek önemsizleştirmeye çalışan darbeciler için adalet yürüyüşü yapan, danışmanından milletvekiline, etrafındaki nice kişi FETÖ’den hapse atılan böyle bir siyasetçinin örgütle hiçbir ilişkisi olmadığına soruyorum, nasıl inanabiliriz? Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’yle ilişkisi bu örgütün deşifre olduğu 17-25 Aralık’la hızlanmış, 15 Temmuz’un ardından da zirveye çıkmıştır. Eline milletin kanı bulaşan bir örgütün savunuculuğuna soyunmanın siyasetle, siyasi hesapla, şark kurnazlığıyla, çıkarcılıkla dahi ilgisi olamaz. Bunun adı örgütün kendisine verdiği kamikaze görevini yerine getirmektir. Kariyerini feda etmeyi göze alarak örgütün çıkarlarını korumaya çalışan bu zatın her şeyi gibi siyasi duruşunun da yalan olması tabiidir. Çünkü nice sosyalist diye, nice ulusalcı diye, nice milliyetçi diye, nice liberal diye, nice Kemalist diye, hatta nice şu veya bu İslami ekolden diye bilinen ismin aslında su katılmamış FETÖ’cü çıktığını gördük. Kemal Kılıçdaroğlu için de aynı endişenin içindeyim.

Değerli Arkadaşlar,

FETÖ tehdidi konusunda kurumlarımızı harekete geçirdikten sonra dahi, bu yapının gerçek organizasyon şemasını çıkartmakta zorlandık, hatta hâlâ bu şemayı tam olarak çıkartamadığımızı düşünüyorum. İlk kuruluş yıllarından itibaren bu yapıyı organize eden akıl öyle bir sistem kurmuş ki en kritik isim üzerinden dahi en fazla birkaç kademe geriye gidebiliyorsunuz. Bunun ucu Türkiye’de değil, bunun ucu dışarıda. Sonra silsile zaten kopuyor. Böylesine karmaşık bir yapının kendi kendine doğup gelişmediği açıktır. Bizi en çok da ülkemizin her köşesine ve dünyanın dört bir yanına sosyal ve ekonomik bir örümcek ağı gibi yayılan bu örgütün CHP içinde böylesine güçlü olması şaşırttı. Devlet FETÖ’yü her yerde elbette izlemiştir, ama CHP Genel Merkezine yeteri kadar bakılmadığı anlaşılıyor.

Son dönemde tedavüle sürülen en sinsi oyunlardan biri de FETÖ’nün istismar ettiği, kendi amaçları için kullandığı birtakım düzenlemeler bahane edilerek doğrudan milli iradenin, milletvekillerinin, Meclisin hedef alınmasıdır, bu tabii büyük bir tehlike. Kılıçdaroğlu ve CHP ekibiyle kimi eski askerlerin koçbaşlığını yaptığı bu oyun, geçmişte darbecilerin ve cuntacıların milli iradeyi ipotek altına alma yöntemlerinin bir başka versiyonudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden çıkan her kanun, her karar beğensen de, beğenmesen de, katılsan da, katılmasan da tüm Meclis’in, tüm milletvekillerinin namusudur, buna saygı duyacaksın. Kılıçdaroğlu ve avanesi milli iradeye saldırarak kendi namuslarını ayaklar altına almaktadır. Yargının FETÖ’nün tasallutundan kurtarılabilmesi için verilen mücadeleyi değersiz hale getirmeye ve hatta tam tersi göstermeye çalışan herkes hükmen FETÖ’cüdür. Çünkü şayet 17-25 Aralık darbe girişiminin ardından yargıda verilen mücadele olmasaydı, 15 Temmuz dahil diğer saldırıları hukuk devleti sınırları içinde göğüsleyemezdik. FETÖ’cülerin kendi çıkarları ve hedefleri için her kılığa, hatta CHP’li kılığına bile girdiklerini düşündüğümüzde siyasette ve bürokraside bu örgüt mensuplarının teşhisi ve tasfiyesinin zorluğu daha iyi anlaşılacaktır. Şayet 10 yıldan beri CHP’ye rağmen yürüttüğümüz mücadele olmasaydı, bugün FETÖ ülkemizi tümüyle işgal edecek güce çoktan ulaşmıştı. Biz FETÖ ile mücadeleyi başlattıktan sonra bırakınız geri adım atmayı, her geçen gün çıtayı daha da yükselttik. FETÖ’nün 40 yıllık birikimini riske atarak başlattığı 15 Temmuz darbe girişiminin sebebi bizim kararlılığımız değil midir arkadaşlar? Tespit ettiğimiz her yerde ve her durumda örgütün tepesine bine bine muvazenelerini bozduk. Mücadelenin nispeten yavaş yürümesinin sebebi, her işimizi hukuka uygun yapmamızdan kaynaklanıyor. İşte bunların bir kısmı nerede? Amerika’da. Bir kısmı nerede? Almanya’da. Bir kısmı nerede? Fransa’da, Belçika’da, Afrika’nın değişik ülkelerinde, her yere serpilmişler. Kendi ifadesiyle dünyanın 160 ülkesinde varız, diyor, bunu FETÖ kendisi söylüyor, 160 ülkesinde. Böyle bir çalışma, böyle bir adım ve böyle bir serpilme olayı. Biz de bu 160 ülkede ne yapıyoruz? Bunları kovalıyoruz. Ve bu 160 ülkeden ulaştığımız bütün liderlere bunları bize verin diyoruz ve birçoğunu da aldık, alıyoruz. İşte en son Pakistan’dakileri de aldık, orayı da elhamdülillah temizledik.

Eğer 15 Temmuz yapılmasaydı, hukuki altyapısını oluşturduğumuz tedbirlerle bir süre sonra FETÖ’nün tasfiyesini zaten hızlandırmış olacaktık. Olağanüstü hâl uygulaması, sadece hukuki zemini oluşturulan bu çalışmaların daha pratik bir şekilde yürütülmesini sağlamıştır. Hâlâ 15 Temmuz neydi-ne değildi tartışmasını yapan, hâlâ 15 Temmuz’u anlayamamış gibi davranan zihniyet bizzat bu işin parçasıdır. ByLock listelerinin, HTS kayıtlarının, darbe gecesi görüntüleri ve görüşmelerinin yargının elinde olduğunu bildikleri halde, sırf kafa karıştırmak için bunları dile getirenler de bizzat işin parçasıdır. Halbuki hukukta bu işlerin nasıl olacağını en iyi onlar biliyor. Tabii bu gerçekleri görmek için göz, duymak için kulak, ikrar edebilmek için dil, hakkı teslim etmek için de temiz bir kalp gerekir. Rabbim bu nimetlerini de maalesef herkese bahşetmiyor. Biz kimin ne dediğine bakmadan bu kervanı yürütecek, FETÖ ile mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğiz. FETÖ’nün eline tutuşturduğu malzemelerle bizim karşımıza çıkanların ömürleri çakmaktaşının çınkısının ışığı kadar olur. Ama Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle bu mücadele, bu dava ilelebet sürecektir.

Değerli Kardeşlerim,

Dün yaşanan gelişmeler bize Gezi olaylarını bir kez daha hatırlattı. Taksim’deki Gezi Parkında güya ağaç ve çevre hassasiyeti bahanesiyle başlayan olaylar kısa sürede büyüyerek devlete ve millete karşı sivil bir kalkışma halini almıştı.

Şimdi tekrar bir daha hatırlayalım, şöyle ekrana bakalım.

 (VTR Gösterildi)

Değerli Kardeşlerim,

Şimdi her şeyi ekranda izlediniz, bu bir hafıza tazelemesi. Gezi olayları, aslında tıpkı askeri darbeler, tıpkı muhtıralar, tıpkı terör örgütlerinin saldırıları, tıpkı FETÖ’nün 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleri gibi devleti ve milleti hedef alan alçak bir saldırıdır.

Bay Kemal bunu, zannediyorum dünkü konuşmasıydı, aydınlık gençler, diye vasıflandırıyor. Bunlar, başta şahsı olmak üzere, aldatılmış gençler. Ve bu aldatılmış gençlere orada çevreci sıfatı verilmek suretiyle bu ülkede milyonlarca ağaç, fidan diken bir iktidara ağaç sökme yaftası yakıştıranlara ben sadece lanet okurum. Belediye Başkanlığımızdan itibaren biz İstanbul’u yetişmiş ağaçlarla bezedik, refüjlerden tutunuz, bütün o yol kenarlarına varıncaya kadar onlarla elhamdülillah İstanbul’u biz yeşillendirdik. 12 tane ağaç bir yerden kaldırılıp bir başka yere taşınacak ve bunu PKK terör örgütünün oyuncağı durumunda olan bir kişi orada gelip yapacağı bir artistlik şovla maalesef gençlerin de oraya toplanması suretiyle bir süreç başlatılacak. Çağrıyı yapıyor mu Bay Kemal? Yapıyor. Oraya avenesini topluyorlar mı? Topluyorlar. Yaklaşık 3 ay boyunca İstanbul başta olmak üzere kimi büyük şehirlerimizin meydanlarının, sokaklarının işgal edildiği, yakılıp yıkıldığı bu hadisenin en küçük bir masum tarafı yoktur. Sadece Gezi olaylarının şu özet bilançosu dahi sergilenen vandallığın boyutlarını göstermeye kafidir.

Değerli Arkadaşlar,

Şu anda ekranları başında bizi izleyen milletime sesleniyorum; kimin ne olduğunu bilmeniz açısından bu çok önemli, bakınız, bunlar masum bir ayaklanma hadisesi değildir. Bunlar ciddi manada perde arkasında Soros türü bazı ülkeleri ayaklandırmak suretiyle oraları karıştıran tipler vardır. Onun da Türkiye ayağı malum içerideydi ve bir manevrayla dün onu beraat ettirmeye kalktılar, onlarla beraber başkaları da bu işin içerisinde. Bütün bu olaylar boyunca 46 kamu binası ile 231 polis aracı ve 44 ambulans kullanılamaz hale getirilmiştir. Vatandaşlarımıza ait 326 iş yeri, 201 araç tahrip edilmiş, yağmalanmıştır. Kamu hizmetinde kullanılan 80 belediye otobüsü ve 85 otobüs durağı yakılmıştır. Tüm bu maddi zararların da ötesinde 697 güvenlik görevlimiz yaralanmış ve bir polisimiz de şehit olmuştur.

Gezi olaylarının Türkiye’ye doğrudan maliyeti 1,4 milyar dolar iken, dolaylı maliyeti ise yüzlerce milyar doları bulmuştur. Faizler ilk defa Gezi olayları ile tırmanmaya başlamış, 4,6’dan 13 küsura ulaşmıştır bunların sayesinde. İşsizliğin çift haneye çıkması da, enflasyonun zıplaması da aynı dönemde gerçekleşmiştir.

Başbakanım, Dolmabahçe’deki çalışma ofisim ne yazık ki işgale yeltenmek suretiyle çatılara tırmanmaya kalkmışlar, dozerlerle, loderlerle, evet, bütün Dolmabahçe’deki ofisimizin önü, Bezmialem Valide Sultan Camiinden Beşiktaş’a doğru oralarda kanallar açılmıştır. Tıpkı Güneydoğu’daki o kanal açan teröristler gibi, bunlar da aynını İstanbul’un göbeğinde Beşiktaş’ta Bezmialem Valide Sultan Camii’nden Beşiktaş istikametinde orada yapmışlardır. Ne var orada? Orada Başbakanlık ofisimiz, Dolmabahçe Sarayı ve onun bitişiğinde de bizim ofisimiz ve biz de orada çalışıyoruz. Bunlar yapıldı. Kim bunlar? Aydınlık gençler. Sevsinler senin aydınlık gençlerini. Bunlar tamamıyla sayenizde aldatılmış gençler.

Ya siz değil misiniz bu ülkede yıllarca terörist olarak tescil edilmiş olanların posterlerini Atatürk Kültür Merkezi’nin duvarlarına, göğsünü asanlar siz değil misiniz? Hani Atatürkçüydünüz? Adı Atatürk Kültür Merkezi olan AKM’nin Taksim’e bakan cephesinde bu posterleri görmedik mi? Bu posterleri, bu teröristlerin posterlerini oraya kimler astı? Taksim Meydanı’ndaki anıta bu posterleri kimler gerdi, kimler astı? Bay Kemal, işte senin takımın bunları yaptı, bunları siz yaptınız. Eğer sizin aydınlanmış gençleriniz bunlarsa yandık. Bizim aldatılmış gençlere ihtiyacımız yok. Bizim bu vatan için fedai can edecek gençlere ihtiyacımız var.

Bu olayları bitirmek için öne sürülen talepleri hatırlıyorsunuz değil mi? Türkiye’nin İstanbul Havalimanı dahil tüm büyük projelerinin, yol, köprü, baraj yatırımlarının durdurulmasını istiyorlardı. Yabancı medya örneği görülmedik şekilde bu olayları aylarca canlı yayınlamıştır. Tamamı yalan olan nice haber Gezi olaylarını destekleyen medya organlarında fütursuzca dolaşıma sokulmuştur. Bu süreçte Taksim Meydanında boy gösterenlere baktığımızda işin gerisinde kimlerin olduğu, hiçbir şüpheye mahal vermeyecek şekilde anlaşılmaktadır. Her kim bu olayları masum bir çevre hareketi olarak tanımlıyorsa ya gafildir ya da taammüden bu ülkenin ve milletin düşmanıdır.

Toplumumuzu bölmeyi amaçlayan Gezi olaylarını ülkemize yönelik her saldırı gibi milletimizle omuz omuza vererek elhamdülillah bitirdik. Gezi’de başaramadıklarını 17-25 Aralık emniyet, yargı girişimiyle denediler. Milletimizle birlikte biz bu tuzağı da bozduk. Bu defa çukur eylemleriyle doğrudan ülkemizin topraklarını bölmeye çalıştılar. Bu tezgahı da güvenlik güçlerimizin kahramanca mücadelesiyle teröristleri açtıkları çukura gömerek akamete uğrattık. 15 Temmuz askeri darbe girişimi aynı saldırı silsilesinin aslında devamıydı. Hamdolsun bu ihaneti de milletimizle birlikte boşa çıkardık. Bugün Suriye’de verdiğimiz mücadeleyi de bu sürecin bir parçası olarak görüyoruz. Gezi’den Suriye’ye kadar uzanan bu saldırı zincirinin hedefi doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütünlüğü, Türk milletinin birliği, beraberliği kardeşliğiydi. Hukukun her kararına elbette saygımız vardır, ama bizim ve milletimizin gözünde Gezi’nin ve bu kalkışmanın önünde yer alanların hükmü asla değişmeyecektir. Milletimiz müsterih olsun, ülkemizin her davası gibi bu meseleyi de sonuna kadar kararlılıkla takip edecek, adaletin tecellisi için son nefesimize kadar mücadeleyi sürdüreceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Son dönemde ülkemizi asıl gündeminden kopartarak zamanını ve enerjisini boş tartışmalarla harcatmaya yönelik kasıtlı bir kampanyayla karşı karşıyayız. Türkiye’nin ve Türk milletinin aleyhine olan her iş gibi bu kampanyanın da öncülüğünü yine kim yapıyor? Cumhuriyet Halk Partisi. Halbuki bizim gündemimizde bölgemizdeki gelişmelerden ekonomiye kadar nice hayati mesele var. Sadece sınır güvenliğimiz değil, aynı zamanda 83 milyon vatandaşımızın her birinin evinde huzurla uyuyabilmesi bakımından kritik öneme sahip Suriye’de gerçekten destansı bir mücadele yürütüyoruz. Harekât bölgelerimize yönelik tacizlere en sert şekilde cevap veriyoruz. Şayet bu bölgelerde muhatap ülkeler Türkiye’nin güvenlik kaygılarını karşılayamazsa kendi başımızın çaresine bakmak zorunda kalacağımızı her fırsatta açıkça kendilerine söyledik, söylüyoruz. İdlib’de rejimin saldırganlığını sona erdirip Soçi Muhtırası sınırlarına çekilmesi için son günlere giriyoruz, artık son ikazlarımızı yapıyoruz. Gerek ülkemizde, gerek Rusya’da, gerekse sahada yapılan görüşmelerde şu ana kadar maalesef arzu ettiğimiz neticeye ulaşamadık. Her ne kadar görüşmeler devam edecek olsa da, masada bizim istediğimiz yerin çok uzağında olunduğu bir gerçektir. Türkiye İdlib konusunda kendi harekât planlarını uygulamak üzere her türlü hazırlığını yapmıştır. Her operasyonda olduğu gibi bu konuda da bir gece ansızın gelebiliriz diyoruz. Daha açık bir ifadeyle İdlib harekâtı bir an meselesidir. Ülkemizin bu konudaki kararlılığını hâlâ anlamamış olan rejime ve onu cesaretlendirenlere özellikle İdlib’i bırakmayacağız. İşte Cumartesi günü Sayın Trump’la da bu konuyu görüştük ve onunla da bu tespitlerimizi paylaştık. Bu bölgedeki gelişmelerin ülkemiz üzerine getireceği yükü göz göre göre omuzlamaya asla niyetimiz yoktur. Ne pahasına olursa olsun, İdlib’i hem Türkiye hem de bölge halkı açısından güvenli bir yer haline dönüştürmekte kararlıyız. Aynı şekilde Libya’da bu ülkenin meşru hükümeti olan Trablus yönetiminin yanında yer almayı sürdürüyoruz. Ülkemizin Libya’ya ayak basmasıyla birlikte darbeci Hafter’in ilerleyişi zaten durmuştu. Şayet uluslararası toplumun da dahil olduğu görüşmelerden adil bir anlaşma çıkmazsa ki şu anda Trablus’un meşru yönetimi masadan çekilmiştir ki olumlu bir karardır, haklı bir karardır, isabetli bir karardır, çünkü tezgah farklı dolaşıyor, farklı yöne doğru gidiyor. Meşru Trablus yönetimini ülkenin tamamında hakimiyet kurması için destekleyeceğiz.

Akdeniz’de Libya ile yaptığımız anlaşmanın ardından ülkemiz lehine değişen dengeleri giderek güçlendiriyoruz. Avrupa Birliği’nin Libya ile ilgili olarak herhangi bir karar alma yetkisi yoktur, bunu da özellikle ifade etmek isterim.

Avrupa Birliği durumdan vazife çıkarmanın gayreti içerisindedir, oradan da kendine bir vazife çıkarıyor, neye göre, bu yetkiyi nereden alıyorsun? Böyle bir yetkin yok. Ne kara, ne deniz, Türkiye’nin konumu farklı. Bu konuda sergilediğimiz kararlı duruş sayesinde Akdeniz’de ilan ettiğimiz statü, Yunanistan başta olmak üzere konuya müdahil ülkeler tarafından yavaş yavaş kabullenilmeye başlamıştır. Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Sayın Trump ile 100 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşma hedefimizi ülkelerimiz arasındaki diğer sorunlardan ayrı tutma kararına vardık. Türkiye’nin yüksek teknoloji başta olmak üzere geleceğin ekonomisinin altyapısını kurma çabalarına Amerika’yla tesis edeceğimiz ticari iş birliğinin inşallah büyük katkısı olacaktır.

Değerli Arkadaşlar,

Geliyorum ekonomiye, hâlâ ekonomi üzerinden bizi vurmaya gayret eden densizler var. Her şey çok açık net ortada, bunlar acaba buradan bir şey çıkarabilir miyiz bunun gayreti içindeler. Ekonomi bizim gündemimizin değişmez ve daima ilk sıralarında yer alan başlığıdır. Diğer alanlarda ne yaşarsak yaşayalım, ekonominin dinamiklerini hep güçlü tutmaya özen gösterdik. Son 1,5 yılda ekonomi alanında gerçekten çok büyük ve tarihi bir mücadele veriyoruz. Bu mücadeleyi en az sınırlarımız ötesinde yürüttüğümüz harekatlar kadar önemli kabul ediyoruz.

Bilindiği gibi 2018 Ağustos ayında tarihin en sinsi ekonomik saldırılarından birine maruz kaldık. Bu saldırılar daha sonra da farklı yol ve yöntemlerle devam etti. Aldığımız tedbirlerle hamdolsun spekülatif kur saldırılarının öncüsü olduğu bu tuzağı bozduk ve sebep olduğu tahribatı önemli ölçüde giderdik. Ekonomik göstergelerde Ağustos 2018 dönemi öncesini yakaladık, hatta pek çok alanda daha iyiye gittik. Bizi kur faiz enflasyon şeytan üçgenine hapsederek teslim almaya çalışanları bir kez daha hüsrana uğrattık. Bu tablo dünyanın önde gelen finans kuruluşları başta olmak üzere herkesin Türk ekonomisine olan bakışını olumlu yönde değiştirdi. Ülkemizle ilgili büyüme tahminleri sürekli olarak yukarı yönde revize ediliyor. Enflasyonu ve faizleri düşürme konusundaki kararlılığımızı mevcut uygulamaları geliştirerek ve gerektiğinde yeni tedbirleri devreye sokarak sürdürüyoruz.

Merkez Bankası yüzde 24’e kadar çıkan politika faizini nereye düşürdü? Yüzde 11,25 seviyesine kadar indirdi. Bu Ağustos 2018’in bile gerisinde bir seviyedir. Bir dönem yüzde 40’ların telaffuz edildiği piyasa faizleri bugün nerede? Yüzde 8-10 civarında. Piyasa faizleri bakımından Mayıs 2013, yani Gezi olayları dönemi seviyesinin dahi gerisine ulaşmış durumdayız ey Geziciler, bunu iyi öğrenin.

Ekonomide sağlanan güven ortamı, özel sektör yanında kamu borçlanma maliyetlerini de fevkalade düşürmüştür. Önceki hafta yapılan kamu borçlanma ihalesinde son yıllardaki en düşük maliyetli ihraçlar gerçekleştirildi. Dolar tahvillerinin tamamını avro cinsi yükümlülüğe dönüştürerek, maliyetleri daha da azalttık. Ocak ayında ekonomi güven endeksi ve reel kesim güven endeksi artarken, büyümenin önemli göstergelerinden olan satın alma yöneticileri endeksi uzunca bir aradan sonra yeniden 50 eşik değerinin üzerine çıktı.

Sanayi üretimimiz 2019 Aralık ayında yılın yüzde 8, 6 atarak son dönemlerin rekorunu kırdı. Katma değerli üretim, ihracat ve istihdama dayalı büyüme modelimizi kararlılıkla uygulamayı sürdüreceğiz. Özellikle tüm veriler 2019 yılını pozitif bir büyümeyle kapatacağımıza işaret ediyor. Geçtiğimiz yılı uzun yıllar sonra ilk defa cari fazla vererek kapattık. Türkiye’nin küçüleceğini, yıkılacağını, yerle yeksan olacağını iddia edenlere en güzel cevabı büyüme oranımız ve cari fazlamızla verdik. İnşallah 2020 yılında hedefimiz olan yüzde 5’i de aşarak herkesi şaşırtan çok daha güçlü bir büyüme oranına kavuşacağız.

Görüldüğü gibi maliyetler düşüyor, iş dünyasının güven düzeyi yükseliyor, vatandaşımızın geleceğe olan umudu artıyor. Ekonomideki her olumlu gelişmeyi iş dünyamıza, piyasalarımıza, vatandaşlarımıza yansıtmaya özel önem veriyoruz.

Bu çerçevede vatandaşlarımızın uzun zamandır şikayetçi olduğu bankaların aldığı ücret ve komisyonlarla ilgili gereken adımlar da biliyorsunuz atıldı. Bankaların verdikleri hizmetlerin karşılığı olarak müşterilerinden aldıkları ücret ve komisyonlara bir standart getirildi. Ticari müşterilerden alınabilecek ücret, masraf ve komisyon sayısı 2 bin 400 çeşitten 51 adede, finansal tüketicilerde, yani vatandaşlarda ise 20’den 16’ya düşürüldü. Böylece ister esnaf veya sanayici, ister vatandaş olsun hiç kimse hesap açmadan hesap işletmeye, kredi tahsisinden kredi kapatmaya kadar pek çok kalem altında sürekli ve sürpriz ücretler ödemek zorunda kalmayacak. Hangi hizmet için ne kadar ödeme yapılacağı önceden belli olacak. Vatandaşımız öğrenci olan evladına 300-500 lira harçlık gönderirken, bankanın buna ortak çıkmasını engelleyerek kullandığı araca göre 1 lira ile 5 lira arasında standart bir ücret ödemesini sağladık. Ticari kredilerde de yüzde 10’lara varan erken ödeme komisyonunu 2 yıla kadar olanlarda yüzde 1’e, 2 yıldan uzun olanlarda yüzde 2’ye düşürdük. Kredi kartı nakit avans komisyonlarını da yüzde 1’le sınırlandırdık. Yapılan hesaplara göre, bu düzenlemenin ardından yaklaşık 30 milyar liralık bir tutar iş insanlarımızın ve vatandaşlarımızın cebinde kalacak. Hizmet kalitelerini bankalarımızın yükselterek, buradan gelirdeki azalmayı telafi edeceklerine inanıyorum. Milletimize bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum.

Ekonomide yeni müjdeleri milletimizle paylaşmayı inşallah kesintisiz bir şekilde sürdüreceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye’de bunca güzel iş olurken birileri sırf milletin moralini bozmak için, mesela ülkemizin saman ithal ettiği gibi bir yalanı utanmadan, sıkılmadan tekrarlayabiliyor. Ben burada çok ağır bir ifade de kullanabilirim de, bu kürsüye yakışmaz. Neymiş efendim, aslında kaba yem ve saman konusunda net ihracatçı bir ülke olan Türkiye İsviçre’den saman ithal ediyormuş. Tabii bunlar sapla samanı ayrıt edemedikleri için, önlerine konan kâğıtlarda yazan bilgilerin ne anlama geldiğini de kavrayamıyorlar. İsviçre’den 32 kilosu yaklaşık 6 bin 500 liraya, yani kilosu 200 liraya ithal edilen ürünün adı Bay Kemal, hububat kapçığıdır. Bu özel bitki tarım zararlılarına karşı yetiştirilen bir böceğin beslenmesi için kullanılıyor. Kıyılarak getirildiği için görüntüsü samana benziyor. Malum samanın kilosu 1 liradır. Hesap uzmanı olmasına gerek yok, akıl ve izan sahibi bir insan hiç değilse fiyatından hareketle ithal edilen ürünün saman olmadığını anlar. Ama bunların husumetleri gözlerini kör etmiş, kalplerini ise karartmıştır. Hayatları yalan olanların saman gibi bir konuyu dahi buna alet etmelerinin takdirini milletimize bırakıyoruz. Açıkçası bu tür çapsızlıklarını gördükçe SSK’nın nasıl batırıldığını da çok daha iyi anlıyoruz. Hepsinin belgesi elimde ha onu da söyleyeyim Bay Kemal. Yani bunun kambiyo makbuzlarını, her şeyini ayrıca göstermek mümkün. Orada kaça gelmiş, hepsi ortada. Ama orada Bay Kemal, saman yazmıyor.

Biz kurulduğumuz günden beri milletimizin karşısına sadece eserlerimizle, hizmetlerimizle, icraatlarımızla, başarılarımızla çıktık, şimdi de aynısını yapıyoruz. İstersen hafta sonu Pazar günü İzmir’deyiz, orada bir açılış yapacağız, sen de İzmir milletvekilisin galiba, açılışa buradan davet edeyim, gelebilirsin, isabetli olur, bu heyecanı sen de tat.

Şimdi bir başka eser, buradan başta tüm Ankara, ülkeme sesleniyorum; ekrana bakalım.

Yarın Allah nasip ederse Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Millet Kütüphanesi’ni hizmete açacağımızın müjdesini sizlerle ve tüm halkımızla paylaşmak istiyorum. Nasıl, güzel mi? İkramlarımız sadece yarın için değil her zaman ücretsiz olacak. 24 saat burası gençlerimizin, burada çalışacak olanların hizmetine açıktır, ikramlarımız ücretsizdir. Milletimizin, daha doğrusu yükselttiği bu devlet milletine dönerek oralarda her türlü ikramı ücretsiz olarak yapacak.

Büyük ve zengin kütüphaneler, medeniyetin alameti farikalarındandır. Ülkemize mimarisi yanında kitap ve hizmet zenginliği ile Cumhuriyet döneminin en büyük kütüphanesini kazandırmış olmanın memnuniyeti içerisindeyiz. Ve 5 milyon ciltlik bir inşallah kütüphane ve bunlar aynı zamanda elektronik ortamda da kayda girecek.

Bu arada bilindiği gibi Antarktika’ya gerçekleştirdiğimiz dördüncü bilim seferi heyetimiz yerlerine ulaştı. Heyette yer alan 24 bilim insanımız yaklaşık bir ay sürecek seferleri boyunca 15 farklı bilimsel çalışma gerçekleştirecekler. Hedefimiz, orada aynı zamanda İngiltere ile ortak bir yer edinmek. Sabit yerimiz de orada inşallah olacak. Geçen yıl kurduğumuz geçici bilim üssünü kalıcı üsse çevirmek için de gerekli hazırlıkları bu heyetimiz tamamlayacak. Buradaki kalıcı üssümüzü kurduğumuzda Antarktika’da bayrağımızı daima dalgalandıracağız. Antarktika’daki çalışmalarımızın da hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Geliyorum bir başka müjdeye, bak müjdeler bitmiyor görüyorsunuz, o da sondaj gemilerimizle ilgili. Biliyorsunuz iki sondaj gemimiz vardı, iki de sismik araştırma gemimiz vardı. Şimdi Fatih ve Yavuz’un ardından üçüncü sondaj gemimizi de aldık. Bu 11 bin 400 metre derinliğe kadar inebilen altıncı nesil bir ultra deniz sondaj gemisidir. Mart ayında ülkemize ulaşacak gemimizin geliştirme ve test işlemlerinin ardından bu yıl içinde sondaja başlamasını planlıyoruz.

Sözlerime son vermeden önce bugün büyük AK Parti ailesine katılma kararı alan beş belediye başkanımızı inşallah sizlere burada tanıtmak istiyorum. Kendilerini biraz sonra tek tek buraya davet edeceğiz, ama önce ben buradan anonsunu yapayım;

Afyon Bolvadin Belediye Başkanı Fatih Kayacan’a;

Bilecik Pazaryeri Belediye Başkanımız Zekiye Tekin’e;

Bilecik Osmaneli Münür Şahin’e;

Sakarya Pamukova Belediye Başkanımız İbrahim Güven Övün’e;

Siirt Baykan Veyselkarani Belediye Başkanı Murat Akgün’e;

AK Parti’mize hoş geldiniz diyorum.

Hepinizi bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Şimdi tek tek anonslarını yapacak ve sizlerle burada inşallah fotoğraf karemizi zenginleştireceğiz.