Asya’nın Kalbi İstanbul Süreci Bakanlar Konferansı’nda Yaptığı Konuşma

09.12.2019

Uluslararası ve Bölgesel Kuruluşların Kıymetli Temsilcileri,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularıma, saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Afganistan’la birlikte yine burada kadim şehrimiz İstanbul’da başlattığımız Asya’nın Kalbi Sürecinin 8. Bakanlar Konferansı’na hoş geldiniz.

Bu önemli toplantı münasebetiyle sizleri ülkemizde ağırlamaktan, misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Programa teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Konferansımızın Afganistan başta olmak üzere ülkelerimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Bu süreci sekiz sene önce büyük umutlarla gerçekten büyük bir heyecanla başlatmıştık. Afganistan’ın karşı karşıya bulunduğu sınamaların kahir ekseriyetinin ancak iş birliği ve dayanışmayla aşılabileceğine inanıyorum. Aradan geçen sekiz yılın muhakemesini ve muhasebesini yaptığımızda, İstanbul süreciyle bölgemiz için ne kadar kritik bir adım attığımızı çok daha iyi görüyoruz.

Son yıllarda yaşadığımız pek çok hadise bize şu hakikati defalarca göstermiştir: Birlikten rahmet, ayrılıktan azap doğar. Bölgesel sorunların üstesinden ancak bölgesel sahiplenmeyle gelinebilir. Ne kadar çetrefilli olursa olsun, dayanışma ve güç birliği olduğu sürece aşılamayacak hiçbir engel yoktur.

Güney Asya’da yaşayan kardeşlerimizin yüzleştiği sıkıntıların önemli bir bölümü sınırlarının dışından kaynaklanıyor. Bu coğrafyadaki insanlar çoğu zaman hiçbir dahillerinin olmadığı gelişmelerin olumsuz yansımalarıyla boğuşmak zorunda kalıyor. Güney Asya Bölgesinin ve yakın çevresinin karşı karşıya bulunduğu problemlerin üstesinden gelebilmesi için bölgesel iş birliği ve dayanışma şarttır. İstanbul süreci işte bu ortak sınamalar karşısında bölgesel, yerel çözümler üretilebilmesi için son derece faydalı bir platform olmuştur. Bölge sorunlarının sorumluluk, dayanışma ve sahiplenme ruhuyla ele alınmasına imkân sağlayan İstanbul süreci, gerek işleyiş tarzı, gerekse prensipleriyle bu anlamda eşsiz bir bölgesel iş birliği modeli sunuyor.

Türkiye olarak kuruluşundan bu yana İstanbul sürecine en üst düzeyde sahip çıktık, çıkıyoruz. Sürecin güçlenmesi, etkinliğinin arttırılması ve sorunlara çözüm üretme kabiliyetinin geliştirilmesi için çok büyük gayret sarf ettik. Burası, siyasi, güvenlik, ekonomik ve ticari boyutlarda Afganistan’la ilgili tüm paydaşları biraraya getiren tek platformdur. İkinci kez üstlendiğimiz eş başkanlığımız sırasında İstanbul sürecinden daha verimli ve pratik bir şekilde nasıl faydalanabiliriz sorusuna cevap aradık. Bugün onaylanacak bildiri işte bu arayışların bir meyvesidir. Bildiride kayıtlı taahhütler ve kararlarla sürece olan ilgiyi artıracağımıza inanıyorum.

Kıymetli Misafirler,

Afganistan hassas bir dönemden geçiyor, uluslararası toplum olarak Afganistan’a 18 yıldır yapmakta olduğumuz maddi ve manevi yatırımları artırmamız gerekiyor. Her zaman ifade ettiğimiz gibi, inşa etmek zor, yıkmak kolaydır. Uzun ve meşakkatli çabalar sonucunda elde edilen başarılar şayet dikkatli olunmaz, gerekli özen gösterilmezse, kısa sürede yerini büyük bir hezimete bırakır. Bu durum Afganistan gibi kırılgan ülkeler için çok daha geçerlidir. Son yıllarda elde edilen kimi kazanımlara odaklanarak Afganistan’ı ihmal etmek, telafisi olmayan zararlar doğuracaktır. Bunun için hepimizin Afganistan’ın barış, huzur ve istikrarını önemseyen tüm ülkelerin çabalarını artırması önem arz ediyor. Vahamete kapılmadan içinde bulunduğu bu kritik dönemde Afganistan’ı imkânlarımız ölçüsünde her alanda desteklemeyi sürdürmeliyiz, ancak bu şekilde terör örgütlerinin Afganistan’da palazlanmak için müsait ortam bulması engellenecektir.

Şu anda Afganistan’dan İran ve Türkiye üzerinden bildiğiniz gibi ta Yunanistan’a, Avrupa’ya kadar çok ciddi bir mülteci akını var. Ve daha kısa bir süre önce 2 bin kadar Afganlıyı bizler tekrar geri iade etmek durumunda kaldık.

Bütün bunlarla birlikte, özel sektörün dahil olmadığı hiçbir kalkınma hamlesinin hedefine ulaşılamayacağını biliyoruz. Afganistan’ın ekonomik ve sosyal kalkınmasında özel sektörün ve bölgesel projelerin büyük rolü olacaktır. Bu doğrultuda atılan adımları takdirle karşılıyoruz.

NATO müttefikleri olarak Afgan Ulusal Savunma ve Güvenlik Kuvvetleri’ne katkımızın devamına yönelik taahhüdümüzü geçen hafta Londra’da tekrar yineledik ve şu an itibarıyla 800 kadar güvenlik elemanımız Afganistan’da bulunuyor. NATO ülkelerini Afganistan’a verdikleri desteği devam ettirmeye çağırdık. Türkiye olarak gerek Afganistan ordusunun ve polisinin kapasitesinin arttırılmasına, gerek Afganistan’ın ekonomik, ticari ve sosyal alanda kalkınmasına desteğimiz bakidir. Afgan kardeşlerimiz talep ettiği müddetçe bunu devam ettirme yönündeki kararlılığımız tamdır.

Uluslararası toplum Afganistan’a yönelik taahhütlerine bağlı kalırken, Afgan Hükümeti’nin de yükümlülüklerini yerine getirmesi önemlidir. Geçen sene Cenevre’de kabul edilen karşılıklı hesap verilebilirlik çerçevesinin uygulanmasında Afgan Hükümeti’nce atılmakta olan olumlu adımları memnuniyetle karşılıyoruz.

Afgan kardeşlerimizin kendi gelecekleri için, yolsuzluk, uyuşturucu, özellikle uyuşturucu üretimi ve ticaretiyle mücadele, kadının statüsünün güçlendirilmesi, eğitim gibi başlıklarda halen alacakları mesafeler olduğu görülüyor. Hiç şüphesiz çok boyutlu ve kronik sorunların kısa sürede çözüme kavuşturulması beklenemez. Burada önemli olan, sorunlarla yüzleşme iradesinin ortaya konulmasıdır. Afganistan son dönemde attığı kararlı adımlarla bu iradeyi ziyadesiyle göstermiştir. Bize düşen, bu iradeyi daha da güçlendirecek çabalara destek olmaktır.

Bu vesileyle, endişelendiğimiz bir hususu da ifade etmek istiyorum. Afganistan kardeş kavgasından çok çekmiş, çok ağır bedeller ödemiş bir ülkedir. Kaostan beslenenler dışında kardeş kavgasının kazanını yoktur. Afgan siyasetindeki etnik fay hatlarının giderek keskinleştiğini görüyor, bundan da kaygı duyuyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonucundan bağımsız olarak yeni hükümetin Afgan siyaset sahnesinde kucaklayıcı, birleştirici ve samimi yaklaşımlar benimsemesini temenni ediyoruz.

Adil ve şeffaf bir şekilde yapılan sayım süreci de yine bu ilkeler temelinde sürdürülen Cumhurbaşkanlığı seçiminin kazanını Afgan halkının iradesiyle belirlenecektir. Bu sonucu herkes saygıyla karşılamakla yükümlüdür. Yeter ki bu noktada seçim sürecinin meşruiyetine gölge düşmesin, aksi takdirde Afgan halkının demokrasiye inancını kaybetmesi gibi bir neticeyle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Afgan halkının ve tüm kurumlarıyla Afgan Devleti’nin böyle bir duruma mahal vermeyeceğine inanıyorum.

Bu vesileyle, Afgan makamlarının 251 vatandaşımızı şehit eden FETÖ’yle mücadelede ülkemize verdikleri destekten dolayı teşekkür ederim.

Türkiye Maarif Vakfı Afganistan’da son bir yıl içinde 12 liseyi devraldı. Vakfımız aracılığıyla Afganistan’ın eğitim sektörüne sağladığımız desteği önümüzdeki dönemde de sürdürmekte kararlıyız.

Değerli Misafirler,

Afganistan’a barışın gelmesi ve daim olması, bu masanın etrafında toplanan bizlerin samimi ve gerçek desteğiyle mümkündür.  Asya’nın Kalbi İstanbul Süreci’nin barışa bölgesel destek sağlanması konusunda da gayet faydalı ve etkin işlev gördüğüne inanıyorum. Afgan dostlarımız arasında diyalog ve müzakere hususunda rekabete girdiğimiz takdirde zaman ve enerji kaybı yaşanması mukadderdir. Afganistan’da barışa bölgesel destek sağlanmasına yönelik inisiyatiflerin sayısındaki çeşitlilik dikkat çekici. Esas amaç Afgan halkının tüm unsurları arasında anlamlı diyalog ve müzakere kapısını açacak bir ortamın hazırlanmasıdır, sürecin bu anlayışla yürütülmesi zaruridir. Kaynaklarımızın doğru ve etkin kullanılabilmesi için bu konuda da samimi diyaloga ve koordinasyona ihtiyacımız bulunuyor. İstanbul sürecinin bu ihtiyacı karşılayacak en doğru adres olduğunu düşünüyorum. Afganistan’da tesis edilecek kalıcı bir barışın terörle ortak mücadelemize büyük bir güç katacağı da aşikardır.

DEAŞ’la bilfiil göğüs, göğse çarpışan, bu mücadelede en ön safta yer alan bir ülke olarak, örgütün Afganistan’da yeniden zemin kazanmaya başlamasını üzüntüyle takip ediyoruz. Afgan güvenlik güçlerinin DEAŞ’la mücadeledeki kararlılıkları ve bilhassa son haftalarda elde ettikleri başarılar ise memnuniyet vericidir. DEAŞ virüsünün Afganistan’a bulaşmasının önüne mutlaka geçilmelidir. Bu terör örgütü Suriye ve Irak’ta işlediği vahşi cinayetlerle en büyük zararı İslam dünyasına ve Müslümanlara vermiştir. Bu örgüt eliyle coğrafyamız adeta kan gölüne çevrilmiştir. DEAŞ’la mücadelede Afgan makamları yanında bölgedeki tüm aktörlere önemli görevler düşüyor. 304 vatandaşını DEAŞ terörüne kurban vermiş bir ülke olarak bu örgütün Afganistan’dan kazınıp atılması için elimizden gelen desteği vereceğiz. Aynı hassasiyetin buradaki tüm dostlarımız tarafından da sergileneceğine inanıyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, konferansa teşrifleriniz için her birinize şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum, tüm ülke ve uluslararası kuruluşları Afganistan konusunda en geniş katılım ve kapsamlı bir platform olan Asya’nın Kalbi İstanbul Süreci’nden en iyi şekilde istifade etmeye davet ediyorum.

Müteakip Dönem Başkanlığını devralan Tacikistan’a da başarılar diliyorum. Toplantımızın ve alacağımız kararların Afganistan ve Afgan kardeşlerimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun, kalın sağlıcakla.