İngiltere Cambridge Camii Açılışında Yaptıkları Konuşma

05.12.2019

Saygıdeğer Kardeşlerim,

Cambridge ve Peterborough Belediye Başkanı James Palmer,

Birleşik Krallık Devlet Bakanı Sayın Lord Ahmed,

Cambridge Belediye Başkanı Sayın Gerri Bird,

Kıymetli Mütevelli Heyet Üyeleri,

Birleşik Krallık’ta Yaşayan Müslüman Toplumun Değerli Mensupları, Aziz Vatandaşlarım,

Sayın Başpiskopos,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri selamların en güzeliyle, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepinizin, hepimizin üzerine olsun.

Buradan Birleşik Krallık’ın dört bir yanındaki vatandaşlarıma en derin saygılarımı gönderiyorum. Kökeni, vatanı, dili ve ten rengi farklı olsa da kalbi bizimle çarpan tüm Müslüman kardeşlerime yine buradan selamlarımı iletiyorum.

Avrupa’nın ilk çevre dostu, ibadethanesi olan Cambridge Camii ve Külliyesi’nin açılışı münasebetiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Rabbime şahsıma böyle bir imkânı bahşettiği için sonsuz hamdüsenalar ediyorum.

Coşkumuzu paylaştığınız için, sevincimize ortak olduğunuz için her birinize ayrı ayrı şahsım, milletim adına teşekkürlerimi sunuyorum.

Biz bugün Cambridge sadece bir caminin açılışını yapmıyoruz, aynı zamanda her taşı, her nakışı ile çatışmayı ve husumeti reddeden abidevi bir eseri de bu güzel şehre armağan ediyoruz. On seneyi aşkın bir çabanın meyvesi olan Cambridge Camii’nin Türk kökenli vatandaşlarımız ve soydaşlarımız başta olmak üzere Birleşik Krallıktaki tüm Müslümanlara hayırlı olmasını diliyorum. Bu vesileyle 2017 yılında aramızdan ayrılan camimizin mimarı David Marks Beyefendiyi de minnetle anmak istiyorum. Ayrıca Cambridge Üniversitesi’nde okurken çok erken yaşta ebedi âleme uğurladığımız Baraka Khan kızımıza da Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Baraka kızımız bir taraftan yakalandığı amansız hastalıkla mücadele ederken, diğer taraftan da camimiz için kampanya başlatmış, bağış toplamıştı. Baraka evladımızın topladığı bu bağışlar camimizin kadınlar mahfilinde kullanıldı. Onun hatırasını yaşatmak için de buraya bereket odası denildi. Rabbim Baraka kızımızla beraber diğer yardım severlerin de hayırlarını dergahı izzetinde kabul eylesin diyorum. Bu vesileyle Cuma günü Londra Köprüsü’nde meydana gelen terör saldırısında hayatını kaybeden her ikisi de Cambridge Üniversitesi mezunu kurbanlar için de ülkem ve milletim adına taziyelerimi sunuyorum. Cambridge Camii gerçekten güçlü bir dayanışma ve iş birliğinin ürünüdür. Camiinin şehrimize kazandırılmasında başta Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türkiye Diyanet Vakfı olmak üzere farklı kurumlarımızın çok büyük payı var. Diyanet teşkilatımızla birlikte projeye öncülük eden Sayın Abdülhakim Murad ile Sayın Yusuf İslam Kardeşimi, Camii Mütevelli Heyetinin kıymetli üyelerini ayrıca tebrik ediyorum. Tabii Zeynep kızımızı da bu arada ihmal edemem, öyle mi Yusuf İslam kardeşim? Çok gayret etti, çok koştu, beni de koşturdu. Sağ olsun, var olsun.

İşçisinden mühendisine, mimarından hattatına onun için Üstat Hüseyin hattatımıza, özellikle Kutlu Hocamıza tabii ki teşekkür etmeden geçemeyeceğiz. Ve Hüseyin Kutlu Üstadımızın tüm eserleri şu anda kendisini anmamıza zaten vesile oluyor. Allah uzun ömürler versin, daha nice eserleriyle inşallah birlikte olalım.

Tabii bu arada hattatların yanında müzehhip, müzehhibeler, marangozuna kadar emek sahibi herkesi gönülden kutluyorum. Şuraya baktığımız zaman gerçekten burada ciddi manada marangozlarımızın eserlerini görüyoruz. Ve sordum, burada çivi yok gördüğünüz gibi bütün ahşap işler birbirine geçme bu şekilde yapıldı. Tabii tarihte buna şahitlik edecek, o bakımdan bu yönüyle de eser çok önemli. Ağaç işçiliğinin şaheserlerinden biri olan ve bu alanda birçok ödüle layık görülen Cambridge Camii, bin 300 kişilik kapasiteye sahip. Tıpkı destek verenler gibi Cambridge Camii’nin mimarisi de gerçek anlamda bir kültürel zenginliği yansıtıyor. 5 bin 270 metrekare üzerine kurulan külliyede sergi salonu, konferans salonu, derslikler, anne çocuk alanı ve kafeterya gibi birçok sosyal donatı da bulunuyor. Tüm bu özelliklerinin yanı sıra Cambridge Camii çevre hassasiyetiyle de Avrupa’da bir ilki teşkil ediyor. Doğal havalandırma sistemiyle, güneş panelleriyle, hava kaynakları ısı pompalarıyla, yağmur suyu arıtmasıyla, aydınlatma ihtiyacını azaltan çatı ışıklıkları ve yeşil çatısıyla teknolojinin en son imkanları kullanılarak inşa edilen bu ibadethane, aynı zamanda Avrupa’nın ilk çevre dostu camisidir.

Bunun yanında, Cambridge Camii Külliyesi misafirperverlik geleneğimizi bu topraklarda yaşatmaya aday bir eserdir. Caminin ön bahçesi ise hem cennete, hem de dünya hayatının güzelliklerine atıflar yapan özgün bir anlayışla düzenlenmiştir.

Cambridge, çok kültürlülüğünün yanı sıra tüm dünyada eğitim-öğretimle anılan bu alanda markalaşmış bir şehirdir. Dünyanın farklı köşelerinden binlerce öğrenciyi barındıran bir eğitim-öğretim şehrinde açılan bu ibadethanenin yükselen İslam karşıtlığına da en güzel cevap olacağını düşünüyorum. İlk andan itibaren ayrımcılığa karşı dayanışmanın timsali olan bu cami, inşallah gelecekte de vahdetin, muhabbetin ve barışın merkezi olmayı sürdürecektir. Medeniyetimizin zarafetini yansıtan bu eserin Birleşik Krallık’ta yaşayan vatandaşlarımız ile diğer tüm Müslümanlar için de iftihar vesilesi olacağına inanıyorum.

Malum 3-4, iki gündür NATO Zirvesiyle ilgili Londra’daydım ve NATO Zirvesi’yle ilgili toplantılarımızı yaptık, dün akşam bitirdik ve bugün de Cambridge Merkez Camii’nin açılışı için buradayız, anlamlı bir buluşma oldu. İnşallah bu buluşmanın geresi de çok farklı gelecektir diye düşünüyorum.

Değerli Kardeşlerim,

İnsanlık olarak gerçekten sancılı ve zor bir dönemden geçiyoruz, asırlardır insanlığı birarada tutan değerlerimizin daha önce hiç olmadığı kadar tehdit altında olduğunu görüyoruz. Çok uzun yıllar demokrasinin beşiği olmuş ülkelerde ırkçılık, ayrımcılık ve İslam düşmanlığı adeta zehirli bir sarmaşık gibi yayılıyor. Müslümanlara ve yabancılara ait iş yerleri, evler, ibadethaneler, hemen her gün ırkçıların ve faşist grupların hedefi oluyor. Müslüman kadınlar sadece başörtüsü taktıkları içi sokakta, çarşıda, iş yerlerinde tacize uğruyor. Bu eylemlerden sadece Müslümanlar değil, Museviler, siyahlar, etnik kimliği, görünüşü, dini aidiyeti farklı olan diğer kesimler de nasibini alıyor. Özellikle camilere ve diğer dinlerin ibadethanelerine yönelik saldırılar akıl almaz boyutlar ulaştı.

Geçtiğimiz dönemde, hatırlayın Yeni Zelenda’da camilere, Sri Lanka’da kiliselere, Amerika’da sinagoglara yönelik terör eylemleri oldu. Bu eylemlerde inançlarının gereğini yapmaktan başka hiçbir gayesi olmayan yüzlerce masum insan hayatını kaybetti, onlarcası da yaralandı. Oysa savaşta bile dokunulmayacak yerlerden birisi ibadethanelerdir. Bırakın katletmeyi, tarih boyunca ibadethanelere sığınan insanların canı, malı, namusu hep korunmuştur. Şayet bir yerde ibadethaneler hedef alınıyorsa, bombalanıyorsa, yakılıyorsa, orada bulunan siviller vahşice öldürülüyorsa, insanlık için alarm zilleri çalıyor demektir. Bunun için Türkiye olarak her fırsatta terörün sadece ülkemizin değil, tüm insanlığın ortak düşmanı, ortak sorunu olduğunu söylüyoruz.

İslam, kelime anlamı slm, yani barış olan bir dinin adının terörle yan yana getirilmesinin yanlışlığına dikkat çekiyoruz. Terörle İslam kelimelerini yan yana getiremezsiniz, eğer bunu yapmaya devam edecekseniz olursanız biz de onlara lanet okuyoruz. Zira İslam’ın içinden veya Müslümanların arasından bir terörist çıkıyor diye İslam’ı lekeleyemezsiniz, İslami terör diyemezsiniz. Şu anda Cumhurbaşkanı olduğum Türkiye, DEAŞ’a karşı dünyada en büyük mücadeleyi veren ülkedir, bizim kadar DEAŞ’la mücadele eden bir ikinci ülke yoktur ve ciddi manada şu anda cezaevlerimizde DEAŞ’lılar vardır. Sadece Suriye’nin El Bab’ında 3 bini aşkın DEAŞ’lıyı biz etkisiz hale getirdik, hala da devam ediyor, çünkü DEAŞ’lının İslam’la alakası yoktur ve onlar bizden değildir.

Bizim dinimizde masum bir insanı katletmek, tüm insanlığı katletmekle eşdeğerdir. Müslüman terörist olmaz ve İslam’dan terörist çıkmaz. Bundan dolayı birilerinin ısrarla gündemde tutmaya çalıştığı İslami terör yaftasını kabul etmeyiz, kabul etmiyoruz. Terör örgütleri arasında iyi-kötü ayrımına gidilmesini de ret ediyoruz. Ne terörün iyisi-kötüsü ayrımı, ne de teröristin iyisi-kötüsü, böyle bir yanlışın içerisine girmeyiz, teröristin hepsi kötüdür, terörizm tamamıyla kötüdür, lanetlenesi bir eylemdir. Coğrafyamızı gözyaşına boğan teröristlerin hepsi DEAŞ’lı da olsa, FETÖ’cü de olsa, PKK-YPG’li de olsa, hatta ve hatta Christchurch’te olduğu gibi Neonazi de olsa aynı zihniyetin mensuplarıdır. Adı, sanı, ideolojisi ne olursa olsun, bunların tamamı kana susamış vampirlerdir, insanlıktan çıkmış canilerdir. Bizim nazarımızda Londra Köprüsü’nde sivilleri öldürenlerle, sinagoglara saldıranlarla, kiliselere saldıranlarla, ülkemizde 15 Temmuz gecesi 251 vatandaşımızı şehit eden FETÖ’cüler arasında hiçbir fark yoktur. 35 yıldır aralarında çocukların, öğretmenlerin, daha doğmamış bebeklerin olduğu onbinlerce insanımızı katleden PKK’lılara nasıl bakıyorsak, DEAŞ’lılara da aynı şekilde bakıyoruz.

Terörün acısını çok iyi bilen bir ülke olarak tüm dostlarımızdan terör örgütlerine karşı daha yoğun, daha ilkeli bir mücadele bekliyoruz. Masumları hedef alan, her türlü eylemi kategorik olarak ret etmek ve bunlara karşı çıkmak mecburiyetindeyiz. Tarihi ön yargıları bir tarafa bırakarak, nefret suçlarına karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz. Siyasi ve dini liderlerin, bilhassa da medyanın bu süreçte sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerekiyor. Batılı siyaset ve medya kuruluşlarından Müslümanları ötekileştirecek veya diğer inanç mensuplarını ötekileştirecek, dışlayacak, suçlayacak beyanlardan uzak durmalarını istiyoruz. Türkiye olarak bu konuda sağduyulu bir yaklaşım sergileyen Birleşik Krallık makamlarına her türlü desteği vermeyi sürdüreceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Camiler her gün 5 vakit okunan ezanlarıyla Müslümanları ibadete, insanlığı ise barışa, felaha ve tevhide çağırır. Her cami Allah’ın El-Cami isminin yeryüzündeki tecellisi ve tezahürüdür. İbadet için gittiğimiz camiler bizi birleştirir, bizi kucaklaştırır. Günlük hayatın mücadeleleriyle nasırlaşan kalplerimizi yumuşatır. Bu mukaddes mekânlar bize kulluğumuzu, yani bu dünyadaki asıl varoluş gayemizi hatırlatır. Bu kubbe altında rütbelerin, zengin veya fakir olmanın, işçi ya da işveren olmanın, Arap, Türk, Kürt, Afrikalı, Asyalı olmanın hiçbir önemi yoktur. İşte hepimiz aynı safta bir aradayız, zengin fakir var mı? Yok. Arap, beyaz var mı? Yok, hep birlikte buradayız. Burada ayrımcılık yok. Burada olmadığı gibi işte meydanlarda, sokaklarda, caddelerde de olmamalıdır. Bu çatı altındaki insanların etnik kökenlerinin, dillerinin, siyah veya beyaz oluşlarının hiçbir kıymeti yoktur. Aynı safta namaza duranların tamamı Allah katında az önce de hocamız okudu, hepsi eşittir, kardeştir. Camilerimiz tüm insanların birliğinin sembolü, tüm Müslümanların da kardeşlerinin nişanesidir. Peygamber Efendimizin Aleyhisselatü Vesselam’dan bu yana camiler aynı zamanda öğrenmenin de merkezi olmuşlardır. Tabii biz şimdi hocalarımızdan sadece burada beş vakit namaz kıldırmalarını istemiyoruz, burada çok daha farklı hizmetler yapacaksınız. Burada gerek cemaati, gerekse onların yavrularını burada eğiteceksiniz, yetiştireceksiniz. Yoksa beş vakit namaz kıldırmak gayet kolay, asıl diğer yapmamız gereken işler var ki bunları yapacağız. Burada halkalar oluşturacaksınız ve bu halkalarla beraber de çocuklara, yavrulara gerekli ilimleri burada vereceksiniz, bunları bu noktada yapmanız gerekir. Evlerimizin neşesi, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı camilerimize daha çok getirmeliyiz. Hanım kardeşlerimizin buralardan daha fazla istifade etmesini sağlamalıyız. Gayrimüslim dostlarımızın buralara gönül rahatlığıyla asla çekinmeden gelebilmelerini temin etmeliyiz. Hangi inanca mensup olursa olsun şehrimizde yaşayan fakir fukaranın, camilerimizin bereketinden faydalanacakları imkanları da oluşturmalıyız.

Burada atalarımızın her caminin taç kapısına nakşettiği şu ayeti kerimeyi hatırlatmakta fayda görüyorum: Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de “udhuluha bi selamin aminin” buyuruyor, yani oraya selamla ve güvenle giriniz. Çağları aşan bu çağrı sadece biz Müslümanlara değil, size, bize, tüm insanlığadır. Bu mukaddes çatı altında dışlanmaya, ayrıma, nefrete asla yer yoktur. Cambridge yaşayan tüm kardeşlerimizin, tüm dostlarımızın buraya huzuru kalple güven içinde gelmelerini istirham ediyorum.

Sözlerimi Anadolu’nun manevi mimarı Yunus Emre’nin bizlere örnek olması gereken ders niteliğindeki şu dizeleriyle bitirmek istiyorum inşallah tercümeyi de doğru yaparlar:

Bir kez gönül yıktın ise,

Bu kıldığın namaz değil.

Yetmiş iki millet dahi,

Elin yüzün yumaz değil.

Bir gönülü yaptın ise,

Er eteğin tuttun ise,

Bir kez hayır ettin ise,

Binde bir ise az değil.

Yol odur ki doğru vara.

Göz odur ki Hak'kı göre.

Er odur alçakta dura.

Yüceden bakan göz değil.

Rabbim bize gönüller yapmayı, gönüller kazanmayı nasip etsin diyorum. Rabbim hepimize bu tavsiyelere mütenasip bir hayat yaşatsın, diye dua ediyorum. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, bir kez daha Birleşik Krallık makamlarına misafirperverlikleri için teşekkür ediyorum. Böylesi örnek bir eserin yapımına sundukları katkılardan ötürü Birleşik Krallık Hükümeti’ne, Cambridge Belediyesi’ne ve Cambridge halkına şahsım, milletim ve İslam toplumu adına şükranlarımı sunuyorum.

Kıymetli misafirlerimize açılışı teşrifleri için tekrar teşekkür ediyorum. Cambridge Camii ve Külliyesi’nin tüm Avrupa’da barış, huzur, emniyet ve güvenin merkezi olmasını niyaz ediyorum. Rabbim burada yapılan ibadetleri katında makbul buyursun diyor, hepinizi Allah’a emanet ediyorum.

Kalın sağlıcakla.