İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı’nda Yaptıkları Konuşma

08.12.2019

İslam Ülkelerinin Kıymetli Liderleri,

Değerli Bakanlar, Sayın Genel Sekreter,

İslam Kalkınma Bankası Sayın Başkan Yardımcısı, Kamu Ve Özel Sektörün Değerli Temsilcileri,

Aziz Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, hürmetle selamlıyorum, esselamü aleyküm ve rahmetullah ve berekatühü. Ülkemizi teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyor, İstanbul’umuza hoş geldiniz diyorum.

İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı’nın ülkelerimiz, girişimcilerimiz ve tüm İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Genel Sekreterlik ve İslam Kalkınma Bankası başta olmak üzere Teşkilatımızın bu ilk Üst Düzey Kamu Özel Yatırım Konferansı’nın düzenlenmesinde emeği geçen herkes teşekkürlerimi sunuyorum.

Konferansa verdiği katkılar dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisimizi özellikle tebrik ediyorum.

İki gün boyunca sürecek konferans sırasında inşallah verimli tartışmalar, istişareler yapacaksınız. İslam ülkeleri arasındaki yatırımların arttırılması için atılacak adımları ticaret savaşları gibi yüzleştiğimiz tehdit ve fırsatları konuşacaksınız. Küresel ekonomik görünümü değerlendirecek ve biz devlet adamları için ufuk açıcı kararlar alacaksınız. Şimdiden konferanstan çıkacak kararların İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi tüm ülkeler için yol gösterici olmasını diliyorum.

Burada her fırsatta altını çizdiğim bir hususu tekrar vurgulamakta fayda görüyorum. İstişarenin gayesine ulaşabilmesi için samimiyetle yapılmasının yanı sıra, alınan kararların tatbik edilmesi, uygulamaya dönüşmesi de gerekir. Bu açıdan tartıştığımız, konuştuğumuz ve karara bağladığımız hususları hep birlikte kuvveden fiile geçirmemiz son derece önemlidir. Toplantılarımız ancak bu şekilde değerlendirildiği zaman hakiki anlamını bulacak, ümmetin dertlerine deva üreten platformlara dönüşecektir. Diğer türlü yapılan çalışmaların, burada alınan kararların etkisi çok sınırlı kalacaktır. İnşallah sizlerin, bizlerin ortak gayretiyle kendi alanında bir ilki teşkil eden İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu Özel Yatırım Konferansı’nın bu manada da iyi bir örnek olacağına inanıyorum.

Değerli Misafirler,

Müslümanlar olarak 1,7 milyar gibi muazzam bir beşeri kaynağa sahibiz. Şu an dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 24’ü İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin vatandaşlarından oluşuyor. Nüfus yanında doğal kaynakları ve stratejik konumuyla da İslam ülkeleri gerçekten büyük bir potansiyel barındırıyor. Burada sahip olduğumuz kapasiteyi göstermeyi bakımından bazı çarpıcı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bugün dünya petrol üretiminin yüzde 65’i, doğal gaz üretiminin yüzde 55’i, doğal kauçuk üretiminin yüzde 70’i, bilinen uranyum yataklarının yüzde 40’ı İslam ülkelerindedir. Ayrıca, hurmanın yüzde 93’ü, Hindistan cevizinin yüzde 35’i, buğdayın yüzde 15’i, pirincin yüzde 17’si, baharatın yüzde 39’u da yine Müslümanlar tarafından üretiliyor. Bu tabii zenginliklerin yanı sıra, İslam ülkeleri coğrafi olarak dünya ticaret yollarının tamam merkezinde yer alıyor. Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan İstanbul ve Çanakkale boğazları, Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan Süveyş Kanalı, Basra Körfezi’ni Hint Okyanusu’na bağlayan Hürmüz Boğazı stratejik bağlantı noktalarından sadece birkaçıdır. Ancak, tüm bu imkânlara rağmen İslam ülkelerinin dünya ekonomisindeki toplam payı yüzde 10’u dahi bulmuyor.

Çok daha vahimi, İslam İşbirliği Teşkilatı nüfusunun yüzde 21’i, yani 350 milyon kardeşimiz aşırı yoksulluk şartlarında hayata tutunmaya çalışıyor. Milli gelir ve gelişmişlik seviyesi açısından da ülkelerimiz arasında çok ciddi uçurumlar olduğunu görüyoruz. En zengin İslam ülkesiyle en yoksulu arasındaki gelir farkı 200 katı aşıyor. Demek ki, Müslümanlar kendi aralarında, İslam ülkelerini konuşuyorum, zekât müessesesini de çalıştırmıyor. Sadece Müslümanlar kendi aralarında zekâtı verecek olsa İslam ülkelerinde fakir kalmaz fakir. Coğrafyamızın bir yanı lüks ve şatafat içinde yaşarken, diğer tarafında açlık, kıtlık ve fakirlik hüküm sürüyor. Halbuki dünya nüfusundaki payı yüzde 7’nin altında olan Avrupa Birliği’nin dünya ekonomisindeki payı yüzde 22’den fazladır. Yalnızca 330 milyon vatandaşı olan Amerika Birleşik Devletleri tek başına dünya ekonomisinin yüzde 24’ünü oluşturuyor. Küresel sabit sermaye yatırımları 20 trilyon doların üzerine çıkmışken, İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerinin toplam sabit sermaye yatırımları 1,5 trilyon dolar civarındadır. Bu rakamlara baktığımızda ortada çok büyük bir dengesizliğin, çarpıklığın olduğu gayet açıktır.

Bu tablo aynı zamanda samimi bir özeleştiri yapmamız gerektiğine de işaret ediyor. Zira sorumlarımızı görmezden gelmenin, yok saymanın hiç kimseye bir faydası yoktur, olmayacaktır. Dost acı söyler, ama gerçeği söyler. Ben bir dost olarak belki acı söylüyorum, ama gerçeği söylüyorum. Rabbimizin bizlere bahşettiği onca imkâna ve zenginliğe rağmen neden ticarette, gelir adaletinde, yatırımlarda, dış politikada hak ettiğimiz konumda olmadığımız üzerinde hassasiyetle düşünmemiz gerekiyor. Kendi sorunlarımız için başkalarını suçlamak yerine, önce kendi muhasebemizi yapabilmeliyiz, yani hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekmeliyiz. Hiçbir komplekse kapılmadan sorunlarımızı açık yüreklilikle konuşabilmeliyiz. Kazan-kazan temelinde iş birliğimizi genişletmenin, çeşitlendirmenin, ortak projelerle ticaretimizi artırmanın yollarını aramalıyız. Türkiye olarak 3 yıllık Zirve Dönem Başkanlığımız sırasında bu konuda gerçekten yoğun çaba harcadık.

Özellikle İslam ülkeleri arasındaki karşılıklı ticaret ve yatırım imkânlarının arttırılmasıyla yasal prosedürlerin sebep olduğu engellerin ve tıkanıklıkların aşılması için gayret sarf ettik.

Aralarında İslam İşbirliği Teşkilatı üyelerinin de bulunduğu birçok ülkeyle yüksek düzeyli stratejik iş birliği konseyleri, karma ekonomik komisyonları ve yüksek stratejik komiteler gibi mekanizmalar tesis ettik.

34. İSEDAK Toplantısı’nda ticaretin kolaylaştırılması ve gümrüklerde risk yönetimi, 35. toplantıda ise gıda güvenliği temaları üzerine kapsamlı oturumlar düzenledik. Sadece sorunlarımızın tespitine odaklanmadık, aynı zamanda çözüm önerilerin de ürettik, hepsinden önemlisi bunları hayata geçirdik.

İstanbul’da 2016’da yaptığım çağrı doğrultusunda teşkilat üyesi ülkeler arasındaki ticari ve yatırım uyuşmazlıkları çözüme kavuşturmak için İstanbul Tahkim Merkezi’nin kuruluş prosedürlerini tamamladık, inşallah bu sene içerisinde Tahkim Merkezini faaliyete geçireceğiz.

İslam ticaret sanayi ve tarım odalarını yeniden yapılandırma sürecinin de kısa sürede başarıyla sonuçlanmasını temenni ediyorum.

Bilim ve Teknolojik İş Birliği Daimi Komitesinin inovasyon alanındaki girişimlerine de büyük önem veriyoruz.

İslam Kalkınma Bankası Yatırım Sigortası ve ihracat Kredisi Kurumu’nun çalışmalarını önemsiyorum. Keza İslam Özel Sektör Kalkınma Kurumu’nun, İslam Ticaret Finans Kurumu’nun çalışmaları da takdire şayandır.

Bu vesileyle, teşkilat üyesi ülkelerin kendi aralarındaki ticaret hacmini ve pazarı büyütecek tercihli ticaret sistemi anlaşmasına verdiğimiz ehemmiyeti özellikle ifade etmek istiyorum. Tüm üye ülkeler tarafından anlaşmanın bir an önce uygulama safhasına alınmasının faydalı olacağına inanıyorum.

Aziz Kardeşlerim,

Türkiye, son 17 senede ekonomi ve doğrudan yatırımlar bakımından büyük bir başarı hikâyesi yazmıştır. Küresel ve bölgesel zorluğa, hatta geçen yıl ekonomimizi hedef alan sabotaj girişimlerine rağmen istikrarlı bir şekilde yolumuza devam ettik.

2002-2018 yılları arasında ortalama yüzde 5,5 oranında büyüme kaydederek dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olduk. Aynı şekilde ihracatımızı 36 milyar dolardan 180 milyar doların üzerine çıkarttık. Bölgesel açılım hamleleriyle Afrika ile ticaretimizi son 15 yılda 6 kattan fazla artırdık. Asya Pasifik ve Latin Amerika ile ticaretimiz ise aynı dönemde 10 katına ulaştı. ASEAN ülkeleriyle 2002 yılında sadece 1,3 milyar dolar olan toplam ticaret hacmimiz, 2018 yılında 9,1 milyar dolara yükseldi.

Dünya Bankası iş yapma kolaylığı endeksine göre, Türkiye son 2 yılda 27 basamak birden ilerledi.

Turizmde 2018 yılında 46 milyon ziyaretçiyle küresel düzeyde 2 sıra daha yükselerek en çok turist çeken 6’ncı ülke konumuna geldik. Bu sene 50 milyonu aşkın turisti misafir etmeyi bekliyoruz.

Bankacılık sektörümüz gerek teknolojik altyapısı, gerekse de şoklara karşı dayanıklılığıyla gücünü koruyor. Sektörün yüzde 17 düzeyinde olan sermaye yeterlilik oranı yüzde 8 olan uluslararası standartların oldukça üstündedir.

Bugün 126 ülke, 326 şehre sefer düzenleyen Türk Hava Yolları dünyanın en çok yerine uçan hava yoludur.

Genç, eğitimli ve nitelikli nüfusumuzla ciddi iş gücüne sahibiz.

G-20 üyesi Türkiye, satın alma gücü paritesine göre dünyanın 13’üncü, Avrupa’nın 5’inci en büyük ekonomisidir. Türk ekonomisinin makro göstergeleri ve temelleri son derece güçlü ve sağlıklıdır. 2002’den bu yana 220 milyar dolarlık doğrudan yatırımın Türkiye’yi tercih etmesi bunun göstergelerinden biridir. Küresel doğrudan yatırımlar 2018 yılında yüzde 13 gerilirken, Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımlar yüzde 13 artarak 13 milyar dolara ulaştı. Böylece 199 ülkenin yer aldığı en fazla dış yatarım alan ülkeler sıralamasında 2018’de bir önceki yıla göre 4 basamak yükseldik.

Güçlü büyüme performansı, sağlam kamu maliyesi ve küresel krizlere karşı dirençli yapısıyla ülkemiz, daha önce benzer şartlara sahip olduğu devletlerden pozitif yönde ayrışıyor. Küresel ticaret savaşlarının ve finansal piyasalardaki dalgalanmaların etkilerine en hazırlıklı ülkelerin başında geliyoruz. Yeni ekonomi programımızla orta ve uzun vadede sürdürülebilir ve dengeli bir büyümeyi sağlama yolunda kararlılıkla ilerliyoruz. Bilhassa ülkemize doğrudan yatırımların artması için ne gerekiyorsa imkânlarımız dâhilinde maddi ve manevi bütün destekleri sağlıyoruz.

Cumhurbaşkanlığımız bünyesinde faaliyet gösteren Yatırım Ofisimiz girişimcilere yatırımları öncesinde, yatırımları esnasında ve sonrasında gereken her türlü desteği ve kolaylığı sunuyor.

Bunun yanında, bölgesel gelişmeler bağlamında kimi ülkelerle yaşadığımız siyasi gerilimlerin ticari iş birliğimizi olumsuz etkilememesi için çok büyük hassasiyet gösteriyoruz. Ne yatırımcıların, ne de ticaret erbabımızın manasız zorluklarla veya suni engellerle boğuşmasına asla rıza gösteremeyiz. İslam dünyasının refahını, menfaatlerini ve ticari işbirliğini siyasi gündemin önünde tutan bir anlayışla hareket edilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Aziz Kardeşlerim,

İslam ülkelerinin ekonomik büyümesi ve refah seviyelerinin arttırılabilmesi için gerekli maddi ve tarihi şartlar son derece elverişlidir. Önemli olan, İslam ülkeleri arasında etkin bir iş birliği mekanizması oluşturulması ve bunun kararlılıkla hayata geçirilmesidir. Kaçan fırsatları yakalamak bir daha mümkün olmayabilir. Bunun için güç birliği yapmamız, güçlerimizi birleştirmemiz önemlidir. Türkiye olarak hedeflerimize her birlikte ulaşmak için tecrübelerimizi ve elimizdeki imkânları sizlerle paylaşmaya hazırız, tüm imkânlarımızla siz kardeşlerimizin yanındayız. Sizlerin başarılarını ve sürdürülebilir kalkınma yolunda attığınız adımları hem kendi başarımız, hem de tüm İslam aleminin bir kazancı olarak görüyoruz. Bu konferansı aramızdaki mevcut iş birliğini geliştirecek ve aynı zamanda yeni faaliyet alanlarında tüm dünyaya örnek teşkil edecek projelerin önünü açacak bir başlangıç olarak değerlendiriyorum.

Değerli Kardeşlerim,

35. İSEDAK Toplantısı’nda yaptığım bir çağrıyı burada bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Resulü Kibriya Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam çok açık şu ifadeyi kullanıyor: “Müslümanlar bir bedenin uzuvları gibidir. Nasıl vücudumuzun bir organı acı çektiğinde diğerleri de o acıyı hissediyorsa, dünyanın neresinde olursa olsun kardeşlerimizin dertleriyle dertlenmek bizim ana vazifemizdir. Kardeşlerinin sıkıntılarına duyarsız kalmak bir Müslümana yakışmaz.”

İşte az önce Sayın Başbakanın da ifade ettiği gibi, 26 Kasım’da kardeş Arnavutluk’un Durres kentinde 6,4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi, bu depremde 51 kardeşimiz hayatını kaybetti, bini aşkın Arnavutluk vatandaşı da yaralandı. Burada bir kez daha bu elim olay nedeniyle vefat eden Arnavut kardeşlerimin yakınlarına ve tüm Arnavutluk halkına başsağlığı dilerken, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Depremin yaşandığı günden itibaren değerli dostum Başbakan Edi Rama’yla sürekli irtibat halinde olduk. AFAD’dan arama-kurtarma timlerimiz, Kızılay’ımız, Sağlık Bakanlığı’ndan ulusal ve uluslararası medikal kurtarma ekiplerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız sürekli Arnavutluk’a intikal ederek sahada çalışmalara başladılar. Ve Arnavutluk’ta 500 ayrı konut yapmak üzere de Çevre ve Şehircilik Bakanımıza talimatı verdim ve şu anda orada da uygun yerlerin tespitiyle inşallah bu 500 konutu inşa edeceğiz.

Tabii buradan bir şeyi özellikle vurgulamak istiyorum. Kardeşlerim; şu anda 50 İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülke el ele verdiğimiz anda burada, az veya çok, bunun miktarı önemli değil, bu destekle Arnavutluk’u süratle ayağa kaldırırız. Tabii temenniler güzeldir, ama bizde bir laf var, ‘bal bal demekle ağız tatlanmıyor, asıl olan balı yemektir’, balı yedirmektir, bizim bunu yapmamız lazım. Tabi burada öncelikle İslami Banka bence en önemli adımı atması lazım. Türkiye olarak biz bu adımı attık, biz bunu yeterli görmüyoruz, çalışacağız. Aynı şeklide tabii Sayın Başbakan birçok ülkeye mektuplar gönderdi, inşallah oralardan da birçok buna cevaplar gelir.

Biz bu depremin acılarını biliyorsunuz çok ağır tattık. Ve biz, Düzce depremi, Bolu depremi, Kocaeli, Sakarya, bu depremleri yaşadık, biz Van depremini yaşadık, biz Simav depremini yaşadık, biz Bingöl depremini yaşadık, buralarda yaşadığımız acıları çok iyi biliyoruz. Onun için hani Nasrettin Hocamız damdan düştü, doktor arıyorlar, ne dedi? Bana doktor getirmeyin, bana damdan düşen birisini getirin dedi. Şimdi biz de bu konularda damdan düştüğümüz için bu işi iyi biliyoruz. Temenni değil, gelip oraya bir tuğla koyacak olan yardımseverler istiyoruz. Deprem, insanoğlunun başına gelen en büyük felaketlerden biri. İşte bu zor durumda Arnavutluk halkının yanında olmak bizim için insani bir görevdir. Sizlerden kardeş Arnavutluk’un yaralarının kısa sürede sarılması için elimizdeki tüm imkânlarla destek olmanızı istirham ediyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, ilk kez düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Üst Düzey Kamu ve Özel Sektör Yatırım Konferansı’nın tüm İslam âlemi ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Tabii burada malum kamu var, özel sektör var, yani illa Arnavutluk’a devletlerin gitmesi değil, özel sektörler de gidip oralarda bir şeyler yapabilir. Burada iş adamlarımız da var, iş adamlarımız da buralarda birçok şeyler yapabilir.

Konferansın içeriğine zenginlik katacak birikim, tecrübe ve başarıya sahip siz kıymetli yöneticileri de şimdiden tebrik ediyorum, zekatlarınızı da oraya da aktarmanız mümkün.

Sizleri İstanbul’umuzda misafir etmekten duyduğum memnuniyeti bir kez daha tekrarlıyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyor, sizleri bir kez daha muhabbetle selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla.