“MÜSİAD Vizyoner’19” Programında Yaptıkları Konuşma

27.11.2019

Sayın Başkan,

MÜSİAD’ın Kıymetli Üyeleri,

Değerli Misafirler,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. MÜSİAD’a bizleri bu güzel atmosferde buluşturduğu için teşekkür ediyorum.

İslam Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın bugün bir toplantısı vardı, o toplantıda Harbiye Kongre Merkezi’nde birlikteydik. Ve o toplantının öğleden önceki bölümünü tamamlayıp oradan ayrıldık ve buraya da o şekilde intikal ettik, sizlerle şimdi biraradayız.

Ülkemiz için çalışan, yatırım yapan, üreten, ihraç eden, yenilik ve ilerleme peşinde koşan herkesin başımızın üzerinde yeri vardır. Dünyanın 94 ülkesinde ve 224 noktada aktif şekilde faaliyet yürüten MÜSİAD, bu önemli gücünü ülkemiz ekonomisinin emrine vererek, çok önemli bir misyonu yerine getiriyor. Geniş örgütlenme ve faaliyet ağı ile kendi alanında dünyanın sayılı kuruluşları arasında yer alan MÜSİAD camiasını ekonomimize sağladıkları katkılar için şahsım ve milletim adına tebrik ediyorum.

Türkiye kendi içinde çok geniş yatırım, yurt dışında da çok geniş ticaret potansiyeli bulunan bir ülkedir. Sizlerin bu potansiyeli harekete geçirmek için yürüttüğü çalışmaları yakından takip ediyorum, yakından biliyorum. MÜSİAD Global ve MÜSİAD Yerel çatısı altında hayata geçirilen projeler, ekonomimize değer katıyor. Bugün artık MÜSİAD bir sermaye üssü ve veri merkezi haline dönüşmüştür. Küresel ağlar ile ülkemizin imkânlarını biraraya getirerek sermaye ve kaynak çoğaltan çalışma modellerinin başarılı olacağına inanıyorum. Nitelikli insan ihtiyacı her alanda olduğu gibi iş dünyasında da öne çıkıyor. Hem iş gücü, hem iş insanı yetiştirmeyi amaçlayan girişimler özellikle gençlerimizi hayata hazırlama bakımından çok önemlidir. MÜSİAD bu konularda ve daha pek çok alanda yürüttüğü çalışmalarla başlı başına bir marka haline gelmiştir.

Kuruluşundan bugüne bu güzide kurumumuza emek veren, değer katan, katkıda bulunan herkese bir kez daha şükranlarımı sunuyorum.

Değerli Dostlar,

Vizyoner 19 Programı’nın daha çok dijital ekonomi, dijital ticaret, geleceğin şehirleri, milli teknoloji hamlesi gibi başlıklar altında şekillendiğini görüyorum.

Türkiye, geçmişte dünyadaki yeni yönelimlerin pek çoğunu maalesef kaçırmış bir ülkedir. Dünya sanayileşme sürecindeyken biz vatanımızı ve varlığımızı korumak mücadelesi içindeydik. Teknolojinin gelişmesiyle kitlesel üretim ve ticaret ağları genişlerken, biz yeni devletimizi ayakta tutmanın derdindeydik. İkinci Dünya Savaşından sonra küresel çapta bir dönüşüm yaşanırken, biz kendi içimize kapanmış, darbelerin, cuntaların pençesinde kıvranıyorduk. Rahmetli Menderes ve rahmetli Özal dönemlerinde yaşanan kıpırdanmalar kayıplarımızı telafi etmeye yetmedi.

Bundan 17 yıl önce ülkemizin yönetimini devraldığımızda işte böyle bir Türkiye fotoğrafıyla karşı karşıyaydık. Milli geliri 3500 doları ancak bulan, ihracatı 36 milyar dolar olan, eğitimden sağlığa, ulaşımdan enerjiye her alanda yetersiz bir altyapıyla ağır yüksek ve aksak yol yürümeye çalışan bir ülkeydi. Demokrasimiz derseniz, darbelerin, cuntaların ve en son 28 Şubat’ın ağırlığı altında adeta iki büklüm haldeydi. Karşımızdaki bu manzaranın ağırlığı bizi ürkütmedi, tam tersine çalışma azmimizi biledi. Hemen kolları sıvadık, Cumhuriyet tarihimizin en büyük demokrasi ve ekonomi hamlesini başlattık. Hem makro ekonomide, hem altyapıda, hem temel hizmet alanlarında Türkiye’ye kelimenin tam anlamıyla çağ atlattık. Asırlık ihmalleri kısa sürede telafi etmekle kalmadık, ülkemizi çok daha ileriye taşıdık. Milli iradenin üstünlüğünü tahkim ederek demokrasimizi güçlendirdik, hak ve özgürlük alanlarını genişlettik. Devletimiz ile milletimiz arasında geçmişte hiç olmadığı kadar yakın ve güçlü bir bütünleşme sağladık.

Tabii bu mücadeleyi öyle dikensiz bir gül bahçesinde vermedik. Attığımız her adımda önümüze engeller çıkartıldı. Girdiğimiz her yolda tuzaklarla karşılaştık. Başlattığımız her reform engellenmeye çalışıldı. Vesayet güçlerinin kimi zaman tahammülü zor hale gelen direnişlerini birer birer aşarak, ülkemizin önünde yepyeni ufuklar açtık. Bundan yaklaşık 8 yıl önce 2011 yılında, 2023 hedeflerimizi ilan ettiğimizde pek çokları dudak bükmüştü. Türkiye hızla bu hedefleri gerçekleştirme yoluna girince de ardı ardına saldırılar yaşamaya başladık. Gezi olaylarıyla ilk işareti ortaya çıkıp, 17-25 Aralık darbe girişimiyle devam eden, hendek hadiseleri ve ardından terör saldırılarıyla tırmanan, 15 Temmuz darbesiyle doğrudan milleti hedef alan, ülkemizi güney sınırlarından kuşatma girişimiyle süren bir süreç yaşadık. Ekonomimiz de bu saldırı dalgasından nasibini aldı. Ancak ne yaptılarsa Türkiye’yi hedeflerinden koparmayı başaramadılar. Bugün ekonomisini toparlamış, güney sınırlarındaki kuşatmayı kırmış, birlik ve beraberliğini koruyan bir ülke olarak yolumuza devam ediyoruz. İşte Gabar’da, işte Cudi’de, işte Tendürek’te, işte Beslerderesi’nde, işte gelelim güneyde sınır ve sınırın daha da güneyinde terör örgütlerinin tümünün inlerine girdik ve girmeye devam ediyoruz.

Geleceğimize güvenle bakıyoruz, umutlarımızı tazeliyoruz. Hep birlikte işimize gücümüze sarılıyoruz. İnşallah 2023 hedeflerimize de ulaşacak, çocuklarımıza 2053 ve 2071 vizyonlarını hayata geçirebilmeleri için güvenli ve müreffeh bir ülke mirası bırakacağız. Türkiye’yi ısrarla başka bir fotoğrafın içine yerleştirmek isteyenlere cevabımızı işte burada olduğu gibi güçlü vizyonumuzla vereceğiz. Milletimizin moralini bozmak isteyenlerin heveslerini her alandaki başarılarımızla kıracağız. Çünkü biz Türkiye’yiz, çünkü biz Türk milletiyiz.

Değerli Kardeşlerim,

Ülke olarak dünyada ve bölgemizde süren tarihi bir yeniden yapılanma sürecinin tam merkezinde yer alıyoruz. Türkiye’nin içinde olmadığı, rıza göstermediği, katkı vermediği hiçbir projenin bu bölgede hayata geçirilebilmesi mümkün değildir. İnancımıza, ahlakımıza, vicdanımıza uymayan, tarihimizle ve kültürümüzle çelişen hiçbir projenin içinde yer almadık, almayız. Aksi bir durumu medeniyetimize ve ecdadımıza ihanet olarak görürüz. Tabii bu onurlu duruşun bir bedeli var, son yıllarda başımıza gelen her hadise işte bu bedelin bir parçasıdır.

Bizi bu zorlu süreçte düşmanlarımızın attıkları taşlardan ziyade içimizden atılan güller yaralamıştır.

Aşık Reyhani ne güzel söylemiş:

“Dağ odur ki üzerinde kar ola

Bülbül odur ki ötüşünde zar ola

Dost odur ki dar gününde yâr ola

Geniş günde düşman bile yar olur.”

Evet, biz de ülkemizin dar günlerinde fikrine, zikrine, siyasetine bakmaksızın herkesin milletimize yar olmasını beklerdik. Ama maalesef bu konuda sürekli hayal kırıklığı yaşıyoruz.

Türkiye bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyor, birileri terörist sevicilik yapıyor. Türkiye FETO gibi eşine benzerine az rastlanır bir ihanet çetesine karşı mücadele ediyor, birileri sürekli bunların değirmenine su taşıyor. Türkiye güney sınırlarında kurulan bir tuzağı Suriye’de yürüttüğü operasyonlarla paramparça ediyor, birileri yine karşımızdakilerin yanında saf tutuyor. Türkiye ekonomisine yönelik saldırıları bertaraf edip yeniden yükselişe geçmenin heyecanını yaşıyor, birileri moral bozmanın peşinde koşuyor. Kendi ülkelerine gül değil, alenen taş atan bu kesimlerin yaptıkları işin adı siyaset değildir. Bunun adı en hafif tabiriyle; fırsatçılık, asıl olarak da kör düşmanlıktır.

Dün birisi çıkmış güya Türk tarımının nasıl bittiğini, battığını, mahvolduğunu anlatıyor. Tarımdan da alakasının-ilgisinin olduğunu hiç mi hiç bilmiyorum. Ama ben yeri geldiğimde Polatlı’dayım, yeri geldiğinde Şereflikoçhisar’dayım, yeri geldiğinde traktöre de zaman zaman aynı şekilde biniyor ve traktörü de bana çiftçi kardeşlerim nasıl binilir nasıl kullanılır bunu da öğrettiler ve bu işi yapıyoruz. Söylediği her şey yanlış, kullandığı her rakam yanlış, verdiği her bilgi yanlış. Mesela Tarım ve Orman Bakanlığı bütçemizin yarıdan fazlasını destekleme ödemelerine tahsis ettiğimiz halde, tam tersini iddia ediyor. Ülkemizde 2002 yılında tarımsal destekleme ödemeleri için 1,8 milyar lira kaynak kullanılmışken, bu rakamı önümüzdeki yılın bütçesinde 22 milyar lira olarak belirledik. Küçükbaş hayvan sayısını 32 milyondan 50 milyona çıkardık. Bunu önümüzdeki yıl 56 milyona, 2023’te 100 milyona yükseltmeyi hedefliyoruz. Bu rakamlardan tutarsızlık çıkarmaya kalkıyor. Tarım ve mera arazilerimizin toplam büyüklüğünün 37,8 milyon hektar olduğunu, bunun 23,2 milyonluk bölümünde tarım yapıldığını, kalanının mera olduğunu söylüyoruz. Aynı şekilde rakamları katıp karıştırıp kendince milletin kafasını bulandırmaya çalışıyor. Ülkemizde sulanabilir tarım arazilerinin büyüklüğünün 8,5 milyon hektar olduğunu, bunun 6,6 milyon hektarının sulandığını, sulanan kısmın 4,3 milyon hektarının da kamu yatırımı olduğunu ifade ediyoruz. Yine rakam oyunları oynuyor. Halbuki biz polemik yaparak, konuları sulandırmanın değil toprakları sulamanın peşindeyiz. Tarımsal ihracatımızı 3,8 milyar dolardan 17,7 milyar dolara çıkardığımız halde bunu bile tersine çevirmenin hesabını yapıyor. Türkiye 44 milyar dolarlık tarımsal milli geliri ile Avrupa’da ilk sırada yer aldığı halde, bizi gerimizdeki ülkelerle kıyaslamaya kalkıyor. Şeker pancarı diyor, biz gelmişiz glikoz kotasını yüzde 10’dan yüzde 2,5’a düşürerek, çiftçimizi korumuşuz ya; bunlardan haberi yok. Sen nasıl siyasetçisin, önce bunları bir öğren ve kılavuzunu da değiştir. Çeltik üretimi diyor, 360 bin tondan 940 bin tona çıkarmışız. Muz üretimi diyor; 90 bin tondan 540 bin tona yükselterek üretimin tüketimi karşılama oranını yüzde 52’den yüzde 70’e ulaştırmışız. Evet, bunların maalesef her işleri böyle.

Türkiye’nin büyümesinden, gelişmesinden, güçlenmesinden, ileriye gitmesinden rahatsız oluyorlar. Milletin gönlünü kazanacak hiçbir projeleri, planları, siyasetleri olmadığı için bizi başarısız göstererek öne çıkmanın hesabı içindeler. Halbuki biz 22 milyar destekleme demişiz, yapın hesabını-kitabını siz daha fazlasını ortaya koyun. Biz küçükbaş hayvan sayısını 50 milyondan 100 milyona çıkartacağız demişiz, siz bulun formülünü daha fazlasını taahhüt edin. Biz sulanan arazileri 6,6 milyon hektara çıkarmışız, siz bunu 8,5 milyon hektara tamamlayacak projeler geliştirin. Aynı şekilde tüm tarım ürünlerinde üretimi ve geliri nasıl artıracaksınız, bunun yöntemleriyle milletin karşısına çıkın. Bunların hiçbiri ortada yok. Sadece rakam oyunlarıyla, sadece lafebeliğiyle, sadece altı da-üstü de boş eleştiriyle sadece kafa karıştırmayla uğraşıyorlar. Çünkü bunların heybelerinde millete sunacak hiçbir şeyleri bulunmuyor, zaten öyle bir dertleri de yok.

Mevlana Hazretleri, “Testinin içinde ne varsa dışına da o sızar” diyor. Bunların içi de belli, dışı da belli. Biz bu gafillere rağmen hedeflerimize dört elle sarılmaya, ülkemizi büyütmeye, güçlendirmeye, milletimizin refahını artırmaya devam edeceğiz.

Değerli Dostlar,

Türkiye’de içi boş muhalefetin malzemelerinden biri de bor meselesidir. Yıllarca bu ülkede bor madeninin değeri üzerinden spekülasyonlar yapıldı, efsaneler üretildi, komplo teorileri geliştirildi. Ama hiç kimse işin yahu bu bor nedir, nasıl çıkartılır, nasıl işlenir, nasıl satılır, nasıl değerlenir; bu kısma kafa yormadı. Çünkü dertleri emek vererek kazanmak değil afaki hesaplarla milleti kandırmaktı. Hatırlarsanız AK Parti’ye yönelik saldırıların arttığı bir dönemde Erke Dönergeci adıyla bir balon uçurdular. Dönemin anlı şanlı paşaları, hukukçuları yan yana dizilip bedava elektrik üreteceği iddia edilen bir aletin icat edildiği müjdesini verdiler. Ortada ne bir icat, ne bir emek, ne bir cihaz, ne de bedava elektrik olmadığı için bu balon kısa sürede söndü, hatta patladı. Bor meselesi de işte böyle sürekli gündeme getiriliyordu. Türkiye’de bor madenini gerçekten değerlendirecek çalışmaları biz yaptık. Önceden sadece ham maden olarak satılan, dolayısıyla katma değeri çok düşük olan boru aldık işledik, geliştirdik, ürüne dönüştürdük. Şimdi de taktik araçlarda, helikopterlerde, uçaklarda, top namlularında, askeri kıyafetlerde zırh olarak kullanılabilecek olan bor karbürü üretimine başlıyoruz.

Balıkesir Bandırma’da temelini attığımız fabrikayı iki yıl içinde tamamlayacak ve yıllık bin ton bor karbürü üreteceğiz. Dünyadaki toplam bor karbürü üretimi 7 ile 8 bin ton arasındadır dolayısıyla, bizim fabrikamız oldukça önemli bir kapasiteye sahiptir. Dünya bor rezervlerinin yaklaşık 4’te 3’ne sahip olduğumuz için bu üretimi uzun yıllar sürdürme imkanımız var. Eskiden 1 liraya sattığımız bor hammaddesini işlenmiş ürün olarak 100 liraya, hatta 1000 liraya geri alıyorduk, şimdi bunları kendimiz üretmeye başlıyoruz mesele işte budur.

Değerli Arkadaşlar,

Bizim gündemimizde dijital ekonomi, dijital ticaret, dijital Türkiye, geleceğin şehirleri var. Türkiye’nin geleceği işte burada, bu toplantıda yapılacak tartışmalarla şekillenecektir. Bu konuya verdiğimiz önem sebebiyle yeni yönetim sistemimize geçerken doğrudan Cumhurbaşkanlığı bünyesinde bir Dijital Dönüşüm Ofisi kurduk. Amacımız siber güvenlikten milli yazılımlara, kritik altyapıların korunmasından, büyük veri ve yapay zeka gibi alanlara kadar konuyla ilgili tüm başlıklardaki çalışmaları takip edip desteklemektir. Özellikle eskiden elektronik devlet çatısı altında verilen hizmetleri çok daha genişleterek dijital Türkiye platformunda bir araya getirdik. Biz dijitalleşmede her ne kadar hızlı hareket ediyorsak da teknoloji bizden çok daha hızlı ilerliyor.

Hükümete geldiğimizde ülkemizde toplam üç bin geniş bant internet abonesi vardı, bugün Türkiye’de 75 milyonun üzerinde geniş bant internet abonesi bulunuyor. Mobil telefon abonesi sayısı 23 milyondu, bugün 82 milyonun üzerine çıktı. Fiber hat uzunluğumuz 81 bin kilometreydi, bugün dikkat edelim 364 bin kilometreyi geçtik. Ancak bu fiber hat konusunda yavaş gittiğimizi görüyoruz. Firmalarımızın fiber hat yatırımını hızlandırması gerekiyor, aksi takdirde G5 teknolojisini etkin bir şekilde kullanamayız. Fiber hat yatırımları konusunda engel çıkartanlar, karşılarında bizzat şahsımı bulacaklarını bilmelidirler.

Ülkemizdeki elektronik devlet veya dijital Türkiye kullanıcı sayısı 44 milyonu geride bıraktı. Uzay teknolojisinde devrim niteliğinde adımlar atıyoruz. Türkiye Uzay Ajansını kurduk. Türksat 4A’yı 2014’te, Türksat 4B’yi 2015’te uzaya göndermiştik. İnşallah Türksat 5A’yı önümüzdeki yıl, Türksat 5B’yi 2021’de uzaya yolcu ediyoruz. Asıl önemlisi, 2022 yılında yerli haberleşme uydumuz Türksat 6A’yı devreye almış olacağız.

Türkiye, 3G teknolojisine 2009’da ve bunun yanında da tabii 5G teknolojisine de 2016’da geçmişti. Hedefimiz uçtan uca yerli ve milli 5G haberleşme teknolojisini 2021 yılında hizmete sunmaktır. Görüldüğü gibi oldukça iyi gidiyoruz, eksikliklerimiz ve aksaklıklarımız hâlâ olmakla beraber dijital dünyayı yakalama konusundaki kararlılığımız tamdır.

MÜSİAD Vizyoner 19 toplantısında yapılacak tartışmaların ülkemizin bu alandaki geleceğine ışık tutacağına inanıyorum. Konuşmaları ve tartışmalarıyla toplantımıza katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum.

MÜSİAD Yönetimini bugüne kadar ki çalışmaları ve bu toplantıyı düzenledikleri için tebrik ediyorum.

Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.