AK Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

26.11.2019

Aziz Milletim,

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Grup toplantımızın ülkemiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Geçtiğimiz hafta grup toplantımızın ardından Kabinemizdeki bakanlarımızla bir araya geldik. Çarşamba günü il başkanlarımızla hem 7. Olağan Kongre sürecimizi, hem de gündemdeki meseleleri istişare etme imkânı bulduk.

Perşembe günü Türkiye Tarım Şûrası vesilesiyle çiftçilerimizle buluştuk ve hasret giderdik. Bu buluşmada hem tarım sektöründeki bugüne kadar yaptıklarımızı anlattık, hem de çiftçilerimize yeni müjdeler verdik.

Cuma günü İzmir’de dolu dolu bir gün geçirdik. Önce Ege Üniversite Kampusu içindeki Bilal Sayılı Camiinin açılışını yaptık, ardından İl Teşkilatımıza geçerek istişarelerimizi gerçekleştirdik, daha sonra da Kiraz ilçemize giderek belediyeyi ziyaret ettik ve ardından da geniş katılımlı bir akşam yemeğinde İzmirli kardeşlerimizle buluştuk.

Dün de Katar’da Yüksek Strateji Komite 5. Toplantısı’nı gerçekleştirdik. Katar Emiri ile ikili ve heyetler arası görüşmelerimizin ardından Türk-Katar Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’ndaki askerlerimizle bir araya geldik. Tabii bunların yanında çok sayıda görüşmemiz ve toplantımız oldu, özellikle bölgesel ve uluslararası durumları değerlendirme imkânını da bulduk. Ülkemiz ve milletimiz noktasında dayanışmamızın ne kadar önemli olduğunu da değerlendirdik.

Sizlerin de özellikle bu süreç içerisinde Parlamentoda yapmış olduğunuz çalışmalar, gerek Genel Kurul’da, gerekse bütçenin komisyon görüşmelerinde, diğer komisyonlarda yoğun bir şekilde gayret gösterdiğinizi biliyorum. Aynı şekilde Genel Merkezimizde de hem rutin faaliyetler, hem de kongre süreciyle ilgili çalışmalar tüm hızıyla sürüyor. Bu çalışma temposunun kademe kademe tüm illerimize, ilçelerimize, beldelerimize, mahalle temsilciliklerimize kadar yayılarak devam ettiğine inanıyorum.

AK Parti asla seçimden seçime milletin karşısına çıkan, seçimden seçime görünmeye çalışan bir parti olmamıştır. Biz yılın 365 günü, günün 24 saati bilfiil çalışan, işleyen, milletimizle gönül gönle yol yürüyen bir partiyiz. AK Partinin kurulduktan 15 ay sonra iktidara gelmesinin ve 17 yıldır bu konumunu sürdürmesinin gerisindeki sırrı merak edenler işte buraya baksın. Milletimiz ortaya koyduğumuz siyasetle, yaptığımız hizmetlerle, olaylar karşısındaki tavrımızla, duruşumuzla, sözümüzle, muhabbetimizle bizi kendisinden bir parça gördüğü için hep yanımızdadır. Bu anlayışla halka tepeden bakanların, milleti kendi ajandalarının bir aracı olarak görenlerin, insanların dertlerini ve beklentilerini hiçe sayanların devrini sona erdirdik. Sadece eski Türkiye’nin hastalıklı siyaset tarzını çöpe atmakla kalmadık, yönetim sistemini de değiştirerek bunu kalıcı bir hale getirdik. Sorunlar, sıkıntılar, eksikler yok mu? Elbette var, ama maruz kaldığımız saldırıların büyüklüğü karşısında bunların hiçbiri de üstesinden gelemeyeceğimiz dertler değildir.

Ülkemizin gelecek yarım asrını, bir asrını belirleyecek önemde harekâtlar yürütüyoruz. Bölgemizdeki gelişmeler karşısında kararlı ve onurlu bir duruş sergiliyoruz. Dünyadaki mazlumların, mağdurların, mahzunların sesi olarak itirazlarımızı her platformda en yüksek sesle dile getiriyoruz. Bütün bunları yaptığımız bir dönemde bu tür bedeller ödememiz kaçınılmazdır. Şayet eski Türkiye’de olduğu gibi kendi kabuğumuza çekilip iç çekişmelerimizle, küçük hesaplarla uğraşıyor, tarihimize ve kültürümüze sırt çeviriyor olsaydık bunların hiçbirini konuşmazdık. Milletimiz de ülkemizin karşısındaki bu fotoğrafı gördüğü için girdiğimiz her mücadelede tüm gücüyle yanımızda yer alıyor.

AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak bize düşen görev, milletimizin bu teveccühüne, bu güvenine, bu desteğini layık olacak işler yapmaktır. Bunun için Büyük Kongre sürecimize büyük önem veriyorum. Ülkemizin 81 vilayetinin tamamında milletimizle gönül bağı güçlü, hizmet etme kabiliyeti, kapasitesi ve kararlığı yüksek, dava bilincine sahip bir teşkilat yapısıyla yolumuza devam edeceğiz.

Kuruluşundan bugüne AK Parti kademelerinde görev yapmış her bir arkadaşımızın başımızın üzerinde yeri vardır. Ülkemizin her bölümünde, özellikle 81 vilayetinin tamamında milletimizle gönül bağı güçlü, hizmet etme kabiliyeti, kapasitesi ve kararlılığı yüksek, dava bilincine sahip bir teşkilat yapısıyla yolumuza devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim, partimizde sadece görev değişikliği olur. Şahsım başta olmak üzere her AK Partili davamızın ve hedeflerimizin tabii neferidir. Bundan daha büyük unvan yoktur, gerisi gayret işidir, takdir işidir, nasip işidir, kader işidir.

Değerli Arkadaşlar,

Görüldüğü gibi bizim gündemimiz ülkemize ve milletimize daha iyi nasıl hizmet edebileceğimizdir. Partimizi de bu amaca uygun şekilde donatmaya ve yönetmeye çalışıyoruz. Dünyanın dört bir yanında ülkemizin menfaatlerini savunuyoruz. Ülkemizin 81 vilayetine yeni eserler kazandırmanın arayışı içindeyiz. Buna karşılık aldığı oy oranı ve Mecliste sahip olduğu sandalye sayısı bakımından Türkiye’nin ikinci büyük partisinin gündemine baktığınızda bambaşka bir manzara görüyoruz. Önce bir Grup Başkanvekili Meclis Genel Kurulu’nda AK Partiyi temsil eden bir Grup Başkanvekilimize, bu hanıma haddini bildiriniz diyerek imalı bir sataşmada bulunuyor, bir de orada “ulan” ifadesini kullanıyor.

Dün Katar’dan dönerken basın mensupları şöyle bir soru sordu: Şizofrenik vakalarla caddeler dolu, bu durum ne olacak Sayın Başkan dediler. Ben de kendilerine dedim ki, şizofrenik vakalar sadece caddelerde değil, Parlamentonun içinde de var. Önce bu şizofrenik vakaları Parlamentodan temizlemek lazım, bunun adımlarını atmak lazım. Ve bu şizofrenik vakalardan Parlamentomuzu temizleyemezsek Türkiye Cumhuriyeti’nin bu Parlamentosuna yazık olur, bu temizliği yapmamız lazım. Burada da dedim en önemli iş size düşüyor, basın mensupları olarak köşelerinizde bunları yazmanız lazım.

Nitekim sokaklarda kendi anlayışlarına göre başörtülü hanımlara had bildirmeye kalkanlar ortaya çıkmaya başladı. Hani onlar icabında gözaltına alınıp, tutuklanıp içeriye gönderilebiliyor, bunlar ise dokunulmazlık zırhına sarılarak bu ifadeleri kullanıyor. Hadi bakalım dokunulmazlık zırhı olmazsa acaba bu şizofrenik vakalar bu adımları atabilir mi? Gidecekleri yer bellidir, o da akıl hastaneleridir.

Hukuk devleti sınırları içinde bunların hepsinin de hesabı sorulmuştur, ama şimdi de kişisel hakkını, hukukunu korumak suretiyle Grup Başkanvekilimiz de bunun arayışı içerisinde muhakkak olacaktır.

Şimdi beklerim ki bu hakareti yapan zat, tamam, ben dokunulmazlığımdan vazgeçiyorum, gereken neyse bu yapılsın. Özürmüş-mözürmüş filan, bunlar geçiştirme. Yüreğin varsa, benim dokunulmazlık hakkımı kaldırın, hukukta bu mücadeleyi verelim desin. Çünkü bunların eskiden gelme alışkanlıkları var, ama bu alışkanlıkların artık bu Parlamentoda yerinin olmaması gerekir.

Şimdi kadına şiddet diyeceksin, karşı çıkacaksın, kadını doğrayanlar deyip karşı çıkacaksın, tokat atanlar diyeceksin karşı çıkacaksın ve her tarafta basbar bağırıp bunun istismarını yapacaksın, bunun en önemli yeri olması gereken Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosuna gelince benim dokunulmazlığım var, ulan da diyeceksin, haddini bildirin de diyeceksin. Bunu geçmişte gördük, biliyoruz, ama artık bunları biz görmek istemiyoruz, bunlar geride kaldı, eski Türkiye’de kaldı.

CHP yöneticilerinin bu tavrı, bu partinin 28 Şubat zihniyetinden bir milim öteye geçmediğinin işaretidir. Türkiye demokrasisine sahip çıkarak, milli iradenin üstünlüğüne sık sıkıya sahip çıkarak 28 Şubat zihniyetini gömmüştür, ancak hâlâ bunun kalıntılarının var olduğunu, Mecliste yaşanan tartışma vesilesiyle görmüş olduk. Milletimizin ilk fırsatta bu kafaya hak ettiği dersi vereceğine inanıyoruz.

Henüz bu ilkelliklerin tartışması bitmemişken, bir anda Türkiye kendini CHP merkezli bir başka kavganın içinde buldu. Güya bir CHP’li casus filmlerine taş çıkartacak bir senaryoyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne gelip gizlice bizimle görüşmüş. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi değerli kardeşlerim, milletin evidir, herkes gibi CHP’lilerin de buraya gelme hakkı var. Nitekim çeşitli vesilelerle CHP’lilerden de Külliye’ye gelenler olmuştu. Mesela 15 Temmuz’un ardından Bay Kemal de gelmiştir bir gün anlık. Sayın Bahçeli, birlikteydik, böyle bir görüşmeyle ilgili gelmişti. Mesela Cumhurbaşkanlığı adaylığı döneminde Muharrem İnce bizimle görüşmek için Külliye’ye değil ama, partimize gelmiş ve Genel Merkezimizle Sayın İnce’yle de orada bir görüşme yaptık. Mesela İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın İmamoğlu da geldi, onu da kabul ettik. Seçim sonrası tüm büyükşehir belediye başkanlarını biliyorsunuz yine Külliye’de kabul ettik, onlarla da görüşmeler yaptık. Başka vesilelerle gelenler arasında mutlaka CHP üyesi olanlar mevcuttur.

Külliye benim şahsi malım değildir, Külliye bu milletin varlığıdır. Ve biz bu projeyi hayata geçirirken Türkiye’mize, milletimize ve memleketimize yakışır bir projeyi hayata geçirdik ki geleceğe yönelik bir ufuk olsun, buranın idari merkezi olsun, buranın camisi olsun, buranın çok amaçlı büyük bir salonu olsun, öbür tarafta yine aynı şekilde Türkiye’nin en büyük kütüphanesini buraya yapalım dedik ve muhteşem bir kütüphaneyi elhamdülillah bitirdik, öyle zannediyorum ki Ocak ayı içerisinde de açılışını yapacağız.

Türkiye’nin tüm meselelerini ülkenin ikinci büyük partisinin yöneticileriyle konuşmaktan ve değerlendirmekten asla kaçınmayız. Fakat son günlerdeki tartışma bambaşka bir mecrada cereyan ediyor.

Değerli Kardeşlerim,

Ne kadar saçma olursa olsun CHP’nin halini göstermesi bakımından ibret verici olan böyle bir olayı takip etmeyenler için şöyle kısaca bir özetlemek istiyorum.

Londra’da tedavi gördüğü anlaşılan ve mesleki kariyeri çok da yeni nesillere örnek gösterilemeyecek olan bir gazeteci var. Bu kişi CHP Genel Başkanı’nın basınımızın yeni amiral gemisi olarak sıfatlandırdığı gazetede “Müthiş Bir Haber” başlığıyla bir iddia ortaya attı. Buna göre 9 Kasım’da bir CHP’li plakası değiştirilmiş bir araçla Külliye’ye gelip, bizimle görüşmüş ve farklı plakalı bir araçla da çıkıp gitmiş. Yine iddiaya göre bu görüşmede biz gelen kişiye, senin CHP genel başkanı olman gerekir demişiz.

Hani meşhur bir hikâye vardır, adamın biri etrafındakilere kurban meselesini şöyle anlatıyor: Hazreti Musa Aleyhissalatu Vesselam Allah’a; ya Rabb, bana bir kız evlat bahşedersen, onu sana kurban edeyim diye dua etmiş. Bir zaman sonra Hazreti Musa Aleyhissalatu Vesselam’ın bir kızı olmuş, adını Ayşe koymuş. Çocuğun kurban edileceği zaman gelince Hazreti Musa Aleyhissalatu Vesselam bıçağı yavrucağın boynuna dayamış, tam kesecekken Azrail gökten elinde bir keçiyle gelmiş. Hikayenin tam bu noktasında dinleyenlerden biri dayanamamış ve şöyle demiş: Ben bunun neresini düzelteyim. Hazreti Musa değil Hazreti İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, keçi değil koç.

Şimdi biz de bu iddianın neresini düzeltelim bilemiyoruz. Her şeyden önce böyle bir görüşmemiz olmadı. İddia edildiği gibi gizli-saklı hiçbir CHP’li yanımıza gelmedi. Bu Külliyeye giren araç da bellidir, çıkan araç da bellidir, hepsinin künyesi giriş-çıkışlarda bellidir. Ama bunlar nasıl bir Külliye’de yaşadıklarını bilmiyorlar, herhalde bunlar kendi merkezleri gibi zannediyorlar burayı. Hiçbir CHP’liye genel başkan olması gerektiği yönünde telkinde bulunmadık, çünkü Sayın Kılıçdaroğlu’ndan daha ideal bir genel başkan olmaz. CHP’nin başında kimin olduğundan bize ne. Bu konu CHP Genel Merkezini, CHP delegelerini, CHP’ye oy verenleri alakadar eder. Olmayan bir görüşmeyi ve olmayan bir konuşmayı ortaya atan gazeteciyi siciline binaen bir parça mazur görmek mümkün, nitekim bugünkü yazısında galiba özür diliyor. Bizden de dilemiş, teşekkür ederiz. Peki, bu iddianın üzerine doğrudur, diyerek adeta tüy diken Genel Başkanı ne yapacağız? İddia öyle saçmaydı ki ilk duyduğumda cevap vermeyi kendime zül addettim. Konuyla ilgili açıklamayı da arkadaşlarımıza yaptırdım. Buna rağmen CHP Genel Başkanı televizyonda milletin gözünün içine baka baka herkes konuşuyor, Erdoğan niye konuşmuyor diyecek kadar seviyeyi düşürdü. Meselenin dallanıp budaklanması üzerine Cumhurbaşkanlığımı ortaya koyuyorum diyerek iddiayı yalanladım. Buna rağmen kendisi çıkıp delikanlıca hata ettim, özür dilerim diyemedi. Zaten bu zatın klasik tarzıdır; akıl ve izan dışı her türlü iddiayı ortaya atar, sonra da hadi cevap ver diyerek kenara çekilir. Çünkü yalan en önemli mesleğidir bu zatın. Cevap verilir, iddialar belgeleriyle çürütülür, ama bu zat yine aynı şeyleri söylemeye devam eder. Eline tutuşturulan kağıtların, kulağına üflenen hezeyanların her defasında çürük çıkması bu zatı yolundan döndürmeye yetmez.

Bakın, Sakarya’daki Tank Palet Fabrikası konusundan Man Adası iddialarına kadar hep aynı şekilde davranmıştır. Tabii yargıda çıkan kararlar da bu adamı yola getirmiyor. Man Adası dedi, davayı bizim arkadaşlarımız, kardeşlerim, hepsi kazandılar, ama yine aynı yola devam ediyor. Kendisi CHP’nin başına bir kaset kumpasıyla geldiği için orada kalmanın çarelerini de hep benzer yöntemlerle arıyor, çünkü Bay Kemal olmak böyle bir şeydir. Öyle ya, yalanları yüzüne vurulduğunda sürekli ya Rabbi, şükür deyip işine bakacaksın ki devamı gelsin.

Değerli Kardeşlerim,

Gerçi bu arada Külliye’ye gelen CHP’li iddiası da ortada kaldı. Yazıyı yazan diyor ki; benim haber kaynağım filanca kişidir. O kişi diyor ki; benim haber kaynağım CHP içinden birisidir. CHP’liler diyor ki; bizden böyle bir iş sadır olmaz. İthama maruz CHP’li diyor ki; bu kumpas CHP Genel Merkezinde kuruldu. İddiayı doğrulayan Kılıçdaroğlu diyor ki; öyle demek istemedim. Bunca rezillik ortaya dökülmesine rağmen CHP’li yetkililerin hâlâ bizi suçluyor olmaları da işin bir başka trajikomik tarafıdır. Ve şimdi yeni bir senaryo daha çıktı, yatta bir aradaydılar diyor. Ve yatta biraraya gelenler de şimdi birbirini suçluyor, ben yatta yoktum. Öbür diyor, ben de yoktum. Öbürü diyor, ben de yoktum. Fakat bu iddiayı ortaya atan Sayın İnce de diyor ki; onlar kendilerini gayet iyi bilir.

CHP Genel Başkanına bu konuları ortalama bir insan idrakiyle anlatamayacağımızı sayısız tecrübeyle biz öğrendik.  Kendisine bu meselede düştükleri durumu çocukları eğlendirmek için söylenen bir tekerlemeyle izah etmeye çalışalım. Komşu komşu, hu hu, oğlun geldi mi? Geldi. Ne getirdi? İncik boncuk. Kime kime? Sana bana. Başka kime? Kara kediye. Kara kedi nerede? Ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerede? Yandı bitti kül oldu. Evet, Külliye’ye gelen CHP’li iddiasında durum tam da buna döndü. İddianın sahibi belli değil. İddiaya konu kişi belli değil. İddiayı doğrulayan belli değil. En sonunda işi yandı bitti kül oldu’ya getirdiler. Maalesef günlerdir televizyon film ve dizilerindeki taht oyunlarını, güç savaşlarını, iktidar kavgalarını, komplo teorilerini gölgede bırakan bir oyun seyrediyoruz. CHP’nin siyaset üretme gücünün kendi iç kavgalarında sergiledikleri şenlikten ibaret olduğunu tüm Türkiye bir kez daha gördü.

Onurlu bir siyasetçinin yapacağı iş; gelinen noktada önce bizden, sonra itham ettikleri kişilerden özür dilemek olmalıdır. En başta da yalanla, iftirayla, karalamayla, altı boş iddialarla, içi boş ithamlarla, alavere dalavere siyasetiyle ülkemizi meşgul ettikleri için milletimizden özür dilemeleridir. CHP kendi kendini bir ortaoyunu oynadı ve artık bitti. Yeniden hep birlikte ülkemizin gerçek gündemine dönmenin zamanı geldi.

Kardeşlerim,

CHP’liler kendi iç hesaplaşmalarını varsınlar kapalı kapılar ardında gerçekleştirsinler. Bunların Parti Sözcüleri de, bizzat kendileri de, hepsinin tek mesleği var, nerede bu sanatı kavramışlarsa, yalan. Yalan üzerine bu süreci inşa etmeye çalışıyorlar. Ama ne olur artık milletin yakasından düşsünler. Bir gün tek parti faşizmine, bir gün emperyalizmin sözcülüğüne, bir gün koltuk kavgasına, bir gün terörist seviciliğine savrulan bir partiden ne köy olur, ne kasaba. Nitekim milletimiz de bu gerçeği gördüğü için CHP’yi belli bir oy oranının üzerine çıkarmıyor. Mahalli seçimlerde kazandıkları birkaç belediye bunların dengesini iyice bozdu. İşte görüldüğü gibi aradan 7 ay geçmeden kendilerini yerden yere atmaya başladılar. Şimdi ne diyorlar biliyor musunuz? Biz diyorlar, bu şartlarda Ankara’yı yönetemeyiz; bu çok enteresan. Niye yönetemiyorsun? Kazandın ya, hadi bakalım yönet. Ben diyor, işte buradan Ankara’nın suyundaki kirliliği gideremem. Devletten alman gereken parayı alıyor musun? Alıyorsun. Öyleyse, şu andan itibaren parayı yönetme sanatını ortaya koyman gerekir. Eğer parayı yönetme kabiliyetin varsa, o zaman bu adımı atarsın. Kredi bulmak, bu senin işin. Krediyi de bulacaksan bul. Aynı şey İstanbul için geçerli. Biz de bu mesleği icra ettik. Şu anda gerek Ankara’da, gerek İstanbul’da görevlendirdiğimiz bu konuda yetkili, başarılı olan belediye başkanı arkadaşlarım var. Bu mesleği belediye başkanı olarak şahsım da yaptı. Ve CHP yönetiminden 2,5 milyar dolar borçla İstanbul’u devraldım ve biz o süreci yine aynı şekilde susuz İstanbul’u elhamdülillah suya kavuşturduk, çöp dağlarını ortadan kaldırdık. Ve atık su noktasındaki en zor dönemde bütün her tarafı elhamdülillah atık su noktasında temizliğimizi yaptık ve pırıl pırıl hale getirdik. Aynı şekilde ta Sakarya’dan İstanbul’a suyu taşıdık. Ve Boğazın altından Anadolu Yakasından Avrupa’ya, Avrupa Yakasından Anadolu yakasına Boğazın altından suyu taşıdık, bunları yaptık. Eğer bunları yapmamış olsaydık, bu deplaseler yapılmamış olsaydı, şu anda herhangi bir sıkıntıda İstanbul yine susuzluğu yaşardı, ama şu anda yok. Fakat gelen haberler çok hayra alamet değil. İstanbul’da üç ay gibi bir süre sonra havalar böyle giderse İstanbul susuzluğa doğru yürüyor. Benzer şey Ankara için geçerli. Ankara’da şu anda söylenen, özellikle atık su noktasındaki sıkıntılar. Yapacaksın arkadaş, çözeceksin bu sorunu. Mademki bu horona girdin, işi yapacaksın. Ve bu konuyla ilgili olarak da; ha bana borçlanma noktasında Meclis müsaade etmiyor. Arkadaşlar, borç yiğidin kamçısıdır. Bu konuyla ilgili olarak da borçlanma noktasında da yine tabii ki Meclis belli sorumlulukları üzerine alamaz. Biz bu işi çözeriz, bunu görürse ha Meclis de bu noktada size ne yapar? Gerekli desteği verir. Ama bunu görmüyorsa, bu desteği de veremez.

Bunca yıl Başbakanlık yaptım, Cumhurbaşkanlığı yaptım. En çok hayıflandığım konulardan biri şöyle dişime göre bir ana muhalefet bulamayışımdır. Kendilerince en güçlü oldukları zamanda düştükleri durum ortada. Bakalım yarın hangi senaryoyla karşımıza çıkacaklar. Bir kez daha Rabbim ülkemizi ve milletimizi CHP afetinden muhafaza eylesin diyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Biz ülkenin gerçek gündemine dönecek olursak, hamdolsun bir süredir milletimizin en büyük sıkıntı kaynağı olan ekonomideki toparlanma süreci tüm hızıyla sürüyor. Ama yalan bunlarda bol, toparlanırken bunlar hala battık-bittik gibi ifadeler kullanıyorlar. Açıklanan her veri bu gerçeği doğruluyor. Mesela perakende satış hacmi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2.7 arttı. Borsa 106 bin puanın üzerine çıkarak 18 ayın zirvesini gördü. Bakın ben bununla tatmin olmuyorum ha, çünkü biz geldiğimizde hatırlayın, göreve geldiğimizde daha doğrusu Borsa 11 bin filandı. Sonra Başbakanlığım döneminde biz 135 bine falan çıktık. Şimdi, düşmüştük, tekrar toparlanmaya başladı, Allah’ın izniyle bunu yine yakalayacağız. Şu anda 107 bin, 106 bin, buralardayız. OECD, Türkiye’nin bu yıl için büyüme tahminini eksi yüzde 0.3’ten artı yüzde 0.3, 2020 beklentisini de yüzde 1.6’dan yüzde 3’e yukarı yönde revize etmiş durumdadır.

Gençler, tüketici güven endeksi Kasım’da bir önceki aya göre yüzde 5.2 oranında arttı.

Ekim ayında kurulan şirket sayısı, hani şirketler kapanıyor filan diyorlar ya, bunlarda yalan bol, bir önceki aya göre yüzde 8.5 ve önceki yılın Ekim ayına göre ise yüzde 18 oranında artış kaydetmiştir. Kapanan şirket sayısını düştükten sonra elde edilen net açılan şirket sayısındaki yıllık artış ise yüzde 21’i buldu.

Reel kesim güven endeksi Kasım’da bir önceki aya göre 1.1 puan artarak 102’ye yükseldi.

İmalat sanayindeki kapasite kullanım oranı Kasım’da bir önceki aya göre 0.8 puan artarak son 15 ayın zirvesi olan yüzde 77,2’ye yükseldi. Kasım ayında finansal hizmetler güven endeksi bir önceki aya göre 24,5 puan artarak 167 seviyesinde gerçekleşti. Hizmet sektörü güven endeksi de yüzde 0.7 arttı. Ülkemizin risk primi 300’e kadar geriledi. Çünkü bir ara 500’e filan çıkmıştı, şimdi 300’e geriledi. Ülkemize güvenen, yatırım yapan herkes kazandı, kazanmaya devam edecek.

Ve ben bugün buradan tüm milletime sesleniyorum; bırakın doları-moları paramıza dönelim, Türk Lirasına dönelim ve Türk Lirası kaybettirmiyor. Türk Lirasına dönelim, milliliğimizi, yerliliğimizi burada da gösterelim.

Son dönemde bölgemizdeki kimi ülkelerde ülkemiz menşeili ürünlere yönelik sinsi bir kampanya yürütüldüğünü görüyoruz. İnşallah bir yeni adım daha atacağız, o da şu: Tarım Kredi Kooperatifimiz yoğun bir şekilde inşallah Türkiye genelinde ilk etapta 500 noktada Tarım Kredi Kooperatifi olarak şöyle gayet güzel, muhteşem diyebileceğimiz kendi satış mağazalarını ilk etapta açacak ve bu sayıyı daha sonra da artırmaya devam edecek. Gerek fiyatlardaki ucuzluk, istikrar Tarım Kredi Kooperatifleri’nin bu mağazalarında inanıyorum ki halkım için çok çok önemli bir çıkış olacak, çok çok önemli bir adım olacak.

Değerli Arkadaşlar,

Son olarak savunma sanayimiz için önemli bazı gelişmeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz son 5-6 yıldır Batılı ülkeler giderek de artan bir şekilde ülkemize karşı artık inkârı mümkün olmayan boyuta ulaşan bir savunma sanayi ambargosu uyguluyor. Öyle ki, işi bırakınız yeni anlaşmaları, önceden alınmış lisansların iptaline kadar vardırdılar. Daha açık bir ifadeyle, Türkiye örneğini ancak savaş durumunda rastlanabilecek sertlikte bir ambargoyla karşı karşıyadır. Özellikle Suriye’deki son harekâtlarımızdan ve Doğu Akdeniz’deki gelişmelerin ardından bu uygulamalar daha da sertleşti. Ancak, hamdolsun savunma sanayimiz tüm bu kuşatmaları etkisiz hale getirebilecek kabiliyete ulaşmıştır.

Geçtiğimiz 17 yılda sabırla ve kararlılıkla ektiğimiz tohumların meyvelerini birer birer alıyoruz. Son gelişmeler ışığında ortaya çıkan eksiklerimizi de hızla tamamlıyoruz. Bize silahlı ve silahsız insansız hava aracı vermemişlerdi, ürettik. Yeni nesil tank vermediler, prototipini hazırladık, motorunu da tamamlayınca hemen seri üretime geçeceğiz. Helikopter vermediler, onu da ürettik. İhracat aşamasındaki helikopterlerin motorlarıyla ilgili sıkıntılar çıkardılar, inşallah yakında bu sorunu da aşıyoruz.

İşte Arifiye’deki biliyorsunuz Tank Palet Fabrikasıyla alakalı yalan üstüne yalan. Konuyu bilmiyor, ne diyor? 20 milyar dolar. Bu adam rakam bilmiyor, dolar nedir bilmiyor, inanın para nedir bilmiyor, bunlardan haberi yok. Ve burayı satmadığımızı defaatle söylemiş olmamıza rağmen devamlı buranın satıldığını söylüyor. Ve tekrar ediyorum, Arifiye’deki bu Tank Palet Fabrikası değerli kardeşlerim, aziz milletim; satılmamıştır, 25 yıllığına burası Katar ve Türk sermayesinin ortaklığıyla kurulan BMC, kurulan demeyeyim, şu anda çalıştırılan BMC firmasına burası tahsis edilmiştir ve burada satış kesinlikle yok.

Peki, ne yapacak burası? Bir, mevcut tanklarımızın tamir-bakımı burada yapılacak, paletlerin tamir-bakımı burada yapılacak, hatta hatta gerekirse burada sıfır üretim de yapılacak. Bay Kemal, bunları öğren.

Ve bir diğer ayağı da bu işin değerli kardeşlerim; tüm bunlarla beraber burada sözleşmede bir şart daha var, buraya 50 milyon dolar bu kiralamayı yapan, tahsisi alan yatırım yapacak. Niye? Çünkü içerideki bütün makineler vesaire bunların hepsi yenilenmeye muhtaç ve bu yenilenme sebebiyle de bu adımı BMC birlikte atacaklar ve bu yenilenmeyi de böylece yaparak Arifiye’deki Tank Palet Fabrikasını çok daha farklı bir duruma getirecekler.

Durmadan yalan, fakat biz tabi işimize bakacağımız, bizim yapacak çok şeyimiz var. Ve istediği kadar yalan söylesin, yalancının mumu yatsıya kadar yanar ve şu anda da burada bu firma çalışmalarını sürdürüyor.

F-35 konusunda ülkemize yapılan haksızlığı sizler de yakından takip ediyorsunuz. Allah’ın izniyle 5-6 yıl içinde kendi milli muharip savaş uçağımızı hazır hale getirmeyi planlıyoruz. Bize tüfek, tabanca gibi araçları vermeyince sandılar ki elimiz boş kalacak, daha iyisini ürettik ve güvenlik güçlerimizin kullanımına sunduk. Harekâtlarımızda kullandığımız silah ve mühimmatlar konusunda özellikle Batı ülkelerine bağımlılığımız neredeyse kalmadı. Şimdi yeni ve daha ileri hamleler içindeyiz. Mesela milyonlarca dolar maliyetle dışarıdan aldığımız havadan havaya füzelerin yerli ve milli muadillerinin seri üretimi için gün sayıyoruz. Savaş uçaklarımıza entegre edilecek havadan havaya füzemiz Bozdoğan Fırlatma Rampası’ndan yapılan güdümlü atışlarda tam isabet sağladı. Ses hızının çok üstünde uçan ve yüksek manevra yeteneğine sahip bu füzemizin uçaktan atışlı testleri de önümüzdeki yıl yapılacak. 2013 yılından beri üzerinde çalışılan Göktuğ projesinin bir ürünü olan Bozdoğan füzesi uçaktan test atışlarının da tamamlanmasının ardından Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine girecek. Dünyada sadece 9 ülkenin ürettiği havadan havaya füzemiz milli muharip uçağımıza ve F-16 savaş uçaklarımıza monte edilecek. Böylece savaş uçaklarımızda kullandığımız hava yer silahlarına ek olarak havadan havaya silahlarımız da yerli ve milli olacak.

Milli gemimizden ilk defa milli füze atışı gerçekleştirdik. ROKETSAN tarafından geliştirilip üretilen ilk milli deniz seyir füzemiz Atmaca TCG Kınalıada Gemisi’nden başarıyla fırlatıldı. Bu füzemiz de inşallah önümüzdeki yıl envantere giriyor.

Sadece mevcut ihtiyaçlarımızı karşılamıyor, ülkemizi ve savunmamızı yeni gelişmelere de hazırlıyoruz. Yapay zeka destekli İHA’lardan sonra bunların GPS olmayan ortamda da görev yapabilmesini sağlayacak KERKES projesini başlattık. Dünyada sayılı ülkenin üzerinde çalıştığı bu teknolojiyle haberleşmenin olmadığı durumda da hedefler vurulabilecek.

Atak helikopterlerimizin lazer ikaz alıcı ve diğer elektronik harp sistemleriyle donatılmış faz-2 versiyonu ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Yerlilik oranı daha da artan Atak faz-2 helikopterlerini de önümüzdeki yıldan itibaren kullanıma almayı hedefliyoruz.

Karasu’da ihtiyacımız olan her türlü motoru üretebilecek bir fabrikanın inşası sürüyor.

Aynı şekilde F-16 ve SİHA’larımızla üretilen bombaların kapsülleri yanında patlayıcı dolumlarını da tamamen ülkemizde yapacak bir özel sektör yatırımı da yakında başlıyor. Bu yatırımın tamamlanmasıyla yurt dışında dolum yaptırma işinden tümüyle kurtulmuş olacağız.

Görüldüğü gibi önümüze çıkartılan engeller bizi durdurmuyor, hatta yavaşlatmıyor, tam tersine azmimizi biliyor, çok daha hızlı çalışmamızı sağlıyor. Biz işte bu gündemlerle yolumuza devam etmekte kararlıyız. Kendi entrikaları içinde boğulanlara da yolunuz açkı olsun diyoruz.

Bu duygularla bir kez daha sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Bu haftaki Meclis çalışmalarında Grubumuza başarılar diliyorum, kalın sağlıcakla.