Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 70. Yıl Kutlama Töreninde Yaptıkları Konuşma

06.11.2019

Saygıdeğer Diyanet İşleri Başkanlarım ve Saygıdeğer Rektör,

YÖK Başkanımız,

Kıymetli Hocalarım,

Değerli İlim İnsanları,

Sevgili Öğrenciler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültemizin Kuruluşunun 70. Yıldönümünü tebrik ediyorum. Bu vesileyle tertip edilen uluslararası sempozyumun da başarılı geçmesini diliyor, katkı verenlere şimdiden şükranlarımı sunuyorum.

Ülkemizin en köklü yüksek din öğretimi kurumu olan fakültemiz, Türkiye’nin ilahiyat birikimi nitelemesini hak eden bir müktesebata sahiptir. Hocaları, sayıları 10 bini bulan mezunları ve mevcut öğrencileriyle Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi başlı başına bir markadır. Tüm farklılıklarıyla başlı başına bir ekol olan fakültemizin, dün olduğu gibi bugün de ve gelecekte de aynı ayırt edici vasfını sürdüreceğine inanıyorum. Bugün fakültemizin birikimini takip ederek faaliyetini sürdüren 100’e yakın yüksek din öğretimi veren kurumumuz vardır. Bu kurumların her birinin de hayırlı hizmetler sunmaya devam edeceğinden şüphe duymuyorum.

Ülkemizde ilahiyat eğitiminin gelişmesinde emeği geçen herkesi şahsım, milletim adına şükranla yâd ediyorum. Milletimizin gönlünde özel bir yeri olduğunu bildiğim bu kurumları da daha geliştirmek, ileriye taşımak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye’de ilahiyat ve imam hatip eğitiminin yaygınlaştırılmasının sebebini bugün hepimiz çok acı bir tebessümle hatırlıyoruz. Az önce Diyanet İşleri Başkanımızın ifade ettiği gibi, bir imam hatipli olarak çocuklarımın imam hatip kapısında özellikle kızlarımın neler çektiğini bilen bir baba olarak, bunları yaşadık. Tabii Rabbim tekrarını bir daha bizlere göstermesin inşallah. Onun için de bizler de görevimizin çok çok iyi farkında olacağız.

Şimdi ben bir büyüğünüz olarak, Cumhurbaşkanınız olarak sizlere bir ricada bulunacağım, o da şu: Niçin ilahiyat mezunları gerek imam hatip okullarında, gerekse diğer düz liselerde öğretmenlik için görev almada tereddütler yaşarlar? Öğretmen bulmada maalesef sıkıntı yaşıyoruz. Nedense ilahiyat mezunları öğretmen olmaya teşebbüs etmiyor. Öğretmen olmak için gayret etmiyor ve şu anda birçok imam hatiplerde Kur’an derslerinin boş geçtiğini biliyorum, buna şahidim. Aynı şekilde biliyorsunuz tercihli bir sistem getirdik, özellikle de düz liselerde isteyenler siyeri nebi alabilir, isteyenler Kur’an-ı Kerim dersine girebilir, ama maalesef ilk yıl bir teşebbüs oldu, ondan sonra azalma başladı, şu anda ciddi manada bir azalma var. Çünkü bir diğer taraftan da hoca bulmakta sıkıntı var. Din kültürü ve ahlak dersine hoca bulunmuyor dersem yalan söylemiş olmam. Ben şu anda karşımda inşallah bu mevcut durumu alt-üst edecek bir nesil görüyorum, bunu halledelim. Ülkemin dört bir yanında sizi görev bekliyor. Az önce Diyanet İşleri Başkanım da ifade etti, işte neler söylediğini dinlediniz. Nereden geldik, elhamdülillah nereye.

Öyleyse şimdi biz, bir zamanlar ben dindar bir gençlik dedim, bana imam hatipliler bile saldırdı. Geçmişinde imam hatip var, nereden çıktı bu iş, nereden çıktı bu tespit, gibi sözde köşe yazarı, onlar dahi bana saldırdı, üstelik de imam hatip mezunu. Dindar bir gençlik istiyoruz, dindar bir gençlik yetiştireceğiz, dediğim için. Bugün yine aynısını söylüyorum, inşallah dindar bir gençlik, dindar bir nesil sizin ellerinizde yetişecek. Bunu başardığımız takdirde, işte çarşıda, sokakta, pazarda o zaman tinercisini Allah’ın izniyle görmeyiz, işte o zaman hırsızını Allah’ın izniyle görmeyiz veya minimize ederiz. Alkolikleri görmeyiz, niye? Çünkü dindar gençlik bilecek ki alkol haramdır, dolayısıyla o yola tevessül etmeyecek. Ve bu konularda atılacak adımlarla dindar neslin olduğu bir ülkede ben inanıyorum ki tüm manevi değerler bir anda yüksek bir sıçrama yapacak ve birbirini Allah için seven bir millet ortaya çıkacaktır. Menfaat için değil, makam-mevki için değil. İşte bunu siz sağlayacaksınız. Ve bu adımları atma noktasında yeni bir sürecin içerisinde olmamız gerekiyor. Aksi takdirde yıllara yazık oldu, deriz. İşte tek parti döneminde milletimiz ile inancı arasındaki irtibatı neredeyse az önce de söylendi, ben de söyleyeceğim; cenaze yıkama seviyesine düşürme gayesi ile hareket edilmiştir. Bunu bizzat sahibinden, İstanbul’da Milli Türk Talebe Birliği’ndeki bir konuşmasında dinlemiştim, Tahsin Banguoğlu’ndan. Ona Milli Eğitim Bakanlığı görevi verilmiş ve o zamanın –adını vermeyelim- Başbakanı kendisine senden çünkü cenaze namazı kıldırmak, bu bile bilinmiyor, cenaze yıkama bilinmiyor, dolayısıyla bu konularda senden kurslar açılmasına yönelik bir adım atmanı, kurslar kurmanı istiyorum, diye kendisine görev verilmiş. Ve dedi ki; imam hatiplerin menşei böyledir, dedi. Bize de imam hatip okulunda, benim bir İngilizce hocam vardı, dedi ki bir gün; siz buraya cenaze yıkamak için mi geldiniz? Bize böyle söylediler. Tabii hep kendi kendimize zaman zaman ağlardık, zaman zaman kahrederdik. Biz de tabii zaman geldi, çünkü bizim sınıflarımızda o zaman evli olan abilerimiz vardı, ben ilkokuldan çıkmışım direkt olarak imam hatibe gelmişim, bir gün bir tanesi böyle yürekli çıktı, aynen şu ifadeyi kullandı: Öğretmen öğretmenim dedi, ben gelecekte bu ülkeye en ideal hizmeti nasıl verebilirim, onun için imam hatibi seçtim, dedi.

Ve bizim içimizden doktoru da çıktı, mühendisi de çıkıt, hakimi de çıktı, savcısı da çıktı, elhamdülillah Cumhurbaşkanı da çıktı. Onlar hedeflerine ulaşamadılar, Rabbim onların niyetlerini ters düz etti. Ama iş bitmedi, bundan sonra yapacağımız yine çok iş var. Ben Tahsin Banguoğlu’nun o konferansını unutamıyorum, o talimatı vermişler.

Şimdi bu kurumlarımızın faaliyete geçmesine verilen iznin gerisinde işte böyle bir anlayış yatıyordu. Bu çerçevede, az önce yine hocam söyledi, ben de söyleyeceğim, et tekraru ahsen, velev kane yüz seksen, bu çerçevede İstanbul Darülfünun’u İlahiyat Fakültesi’nin kapatılmasından sonraki ilk yüksek dini eğitim kurumu Ankara Üniversitesi bünyesinde açılmıştır. Fakültenin açılışı sırasında Mecliste yapılan tartışmalar terakki hamlelerine engel olmaması şartının dahi ifade edildiğini, hatta mektep-medrese mücadelesine atıflarda bulunulduğunu görüyoruz. Buna rağmen, milletimizin sahip çıkmasıyla ilahiyat fakülteleri ve imam hatip okulları hızla kök saldı ve zamanla da yaygınlaştı.

Milletimiz, inancına, medeniyetine, tarihine, kültürüne sarıldıkça önümüzdeki yeni ufuklar belirdi, her alanda yükselişimizin yolları açıldı. Hatırlayın, bir ara imam hatip öğrencileri 600 bine filan çıkmıştı, ne oldu? İşte bir darbe, 60 bine indi. Hemen kök kurutulduğu zaman, kök kesildiği zaman o ağaç vücut bulur mu? Bulamaz. Elhamdülillah geldik, geldikten sonra adımları attık ve şu anda 1 milyon 300 bin küsur bine varan imam hatip öğrencisi var.

Fakat şu anda da tabii çok ciddi kampanyalar var; imam hatibe gönderip de ne yapacaksın? Bak imam hatibe gittiği zaman işte fen fakültelerinin, Anadolu liselerinin şansına imam hatipli sahip değil. Ben de buradan şimdi sizlere sesleniyorum, biz çalıştığımız zaman, gayret ettiğimiz zaman şansın ortadan kalkması diye bir şey olur mu? Bütün mesele nedir? Girdiğin imtihanı başarıyla kazanmandır. Fen fakültesi mezununun hangi şansı varsa, Anadolu lisesi mezununun hangi şansı varsa, şimdi katsayı yok, şu yok, bu yok vesaire, bütün engeller kalktı mı? Kalktı. Allah izniyle imam hatiplinin de aynı şansı var ve bu yarışı aynı şekilde imtihanı kazanan sonuçta gireceği yeri de kendisi belirleyecektir.

Gelişmenin, kalkınmanın, çağı yakalamanın yolunun geçmişimizle irtibatı kesmekten değil, ondan güç alarak geleceğe bakmaktan geçtiğini, özellikle son 17 yılımız çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor; bunu başarmamız lazım.

Türkiye yeniden İslam coğrafyasının umudu haline gelmişse, bunda hep birlikte verdiğimiz mücadelenin çok büyük katkısı var. Elbette her dönemin kendine münhasır zorlukları, sıkıntıları, ihtiyaçları olacaktır, bizim de şu anda çektiğimiz sıkıntılar var. Görüyorsunuz, yedi düvel üzerimize saldırıyor mu? Saldırıyor. Peki, onlar üzerimize saldırıyor, diye biz geçmişte olduğu gibi sünepe durumuna geçip, yanaklarımızın birini çevirip, bir diğerini çevirip, hepsini de tokatlayın diyecek miyiz? Diyemeyiz. Onun için dik durmaya mecburuz, dikleşmeden yolumuza devam etmeye de mecburuz.

Zira biz bir şeye inandık ve o yolda da yürüyeceğiz, fetih müyesserdir Rabbimize inandıkça. Ve bu noktada işte geldiğimizde biz yüzde 20 savunma sanayinde yerli üretimini yapıyorduk, ama şimdi yüzde 70 yapıyoruz. Eğer bugün terörle mücadelede başarılıysak, bunun sebebi bize dost geçinenler, saygıdeğer hocalarım, sevgili öğrenciler, bir SİHA vermiyordu, bir İHA vermiyordu, Kongreden geçmesi lazım diyorlardı. Ama şimdi biz İHA’mızı da yapıyoruz, SİHA’mızı da yapıyoruz, şimdi onun bir daha ilerisini yapıyoruz Akıncı diye, onunla birlikte dünyada belki de o ilk defa bizde olacak, şimdi onu başarmaya çalışıyoruz, demek ki yapılabiliyor ve yapıyoruz. Bunu başardığımız gibi, bir de onların mühimmatını artık kendimiz üretiyoruz.

Bakın bundan önce kendileriyle konuşuyorduk, Sayın Obama’ya diyordum ki, bakın terörle mücadelede mühimmat sıkıntımız var. G-20 Antalya Zirvesi’nde oturduk kendisiyle konuşuyoruz, göndereceğiz dedi, bize akıllı bomba gelmedi. İşte bu tür komşular bizi akıllı bomba sahibi yaptı, şimdi onu biz yapıyoruz, aynı şekilde diğerlerini de biz üretir hale geldik. Ve ihracatımız başladı, şu anda bizim savunma sanayinde 2,5 milyar dolar yıllık ihracatımız var.

Bütün mesele, maya sağlam olduğu müddetçe Allah’ın izniyle bunların hepsinin de üstesinden geleceğimizden şüphe duymuyorum.

Bu konuda ilahiyat camiasına çok büyük görev düşüyor. Akademik hayatta Diyanet bünyesinde veya hayatın herhangi bir alanında her bir ilahiyatçımız bilgisiyle, duruşuyla, samimiyetiyle, ahlakıyla, ibadetiyle örnek olmak mecburiyetinde. Böylece sahih İslam anlayışını ve yaşayışını toplumun her kesimine yayabiliriz. İslam’ı kendimizden başlayarak önce ülkemizi, sonra dünyayı kucaklayan bir rehber haline getirme mücadelemiz hepimiz için ilanihaye sürecek bir mükellefiyettir. Aynen Akif’in ifadesiyle de, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı anlayışını asrın idrakine söyletmeliyiz. Yüce ve pak dinimiz İslam’ı terörle, cehaletle, sefaletle, bağnazlıkla, geri kalmışlıkla eş değer hale getirme projesini ancak bu şeklide başarısızlığa uğratabiliriz.

Amerika Bağdadi kendini tünelde imha etti, bununla biliyorsunuz çok ciddi kendilerine göre bir iletişim kampanyası başlattılar. Biz de hanımını yakaladık, ama bakın biz bir yaygara yapmadık, ilk defa şimdi bugün açıklıyorum. Aynı şekilde kız kardeşini, eniştesini, onları üstelik de Suriye tarafında yakaladık. Şu anda biz bu noktada çalışmalarımızı en güçlü şekilde sürdürüyoruz ve sürdürmeye devam edeceğiz. İşte buyurun, şu anda terör örgütüyle verdiğimiz mücadele hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü bir şekilde yürüyor.

Suriye Milli Ordusu’na ülkemizin Ana Muhalefeti terör örgütü diyor. Ya onlar benim askerimin yanında şu anda Suriye’de kendi topraklarını kurtarma mücadelesi veriyor. Şu ana kadar 144 şehit verdiler, bizim 10 şehit verdiğimiz yerde onlar da 144 şehit verdi. El ele, omuz omuza bu mücadeleyi sürdürüyorlar. Ama Ana Muhalefet kalıp onları ne yazık ki o şekilde vasıflandırıyor. Biz tabii yolumuza kararlılıkla gidiyoruz, gideceğiz.

Allah’a hamdolsun, tüm kirli senaryolara rağmen bugün tüm dünyada ihtida edenlerin sayısı artıyor, İslam yayılışına ket vurulamıyor. Bir merhamet dini olan İslam’ı vahşetle yan yana gösterme gayretleri kalplerdeki uyanışı engellemeye yetmiyor. İslam, insanlığın yegâne kurtuluş reçetesi olarak varlığını çok daha güçlü bir şekilde sürdürüyor. Bize düşen, Allah’ın varlığı ve birliğiyle, Hazreti Muhammet Aleyhissalatu Vesselamın Nübüvvetini kabullenen yüreklerin aynı gaye için atmasını sağlamak bu yönde çalışmaktır. Bunun için de önce Rabbimizle, ardından kendi nefsimizle, ardından son olarak çevremizdeki tüm canlılarla şüphesiz ki barış halinde olmamız şart. Çünkü İslam barış dinidir, Müslüman da barış için çalışan kişidir. İslam’ı bu haliyle hayatımızın merkezine yerleştirmeden hiçbir meselemizi çözemeyiz, insanlığa arzu ettiğimiz hizmetleri sunamayız.

Modern dünyada tüm bireyler özgürlük peşinde koşuyor. Hâlbuki Müslümanın en büyük özgürlüğü, Allah’a boğun eğmesi, kulluk etmesidir, bundan daha büyük özgürlük olur mu? Bunu başarmadan diğer hiçbir çabamızı anlamlandırma şahsımız olmaz. Zıvanadan çıkmak deyimini aramızda bilmeyen yoktur. Allah’a boğun eğmediğimiz gün zıvanadan çıkmışız demektir. İşte o zaman zıvanadan çıkan iki değirmen taşının birbirine parçalaması gibi biz de kendi kendimizi yok etmeye başlarız. Yaratıcıyla aradaki bağları kopardığını sanmanın adı mutlak özgürlük değil, mutlak savrulmadır. Bu bakımdan kelimeyi şahadet biz Müslümanlar için özgürlüğün anahtarıdır. Biz başka hiçbir şeyin değil, sadece ve sadece bu manadaki özgürlüğümüzün peşindeyiz. Hamdolsun, ülkemizde ve dünyada bu yönde bir uyanışın işaretlerini de gittiğimiz her yerde görüyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Bugünümüz ve geleceğimiz için üstesinden gelmemiz gereken en büyük sıkıntımız, Müslümanların arasına sokulan iki büyük fitneyi ortadan kaldırmaktır.

Birinci fitne, mezhep mensubiyetinin kimi yerlerde ve kimi zihinlerde adeta başlı başına bir din haline getirilmiş olmasıdır; ne demek istediğimi anlıyorsunuz. Bizim tek dinimiz İslam’dır, diğer her şey ondan sonra gelir. Dinimizi pratikte yaşama konusunda bize yol gösteren mezheplerin günümüzde böylesine farklı bir yere oturtulmasının kesinlikle farklı niyetlere hizmet ettiğine inanıyorum. Ameldeki farklılıkları itikadın önüne geçiren bir zihniyetin bizim dinimize ait olması mümkün değildir. Sayıları 2 milyara yaklaşan İslam ümmetini hem parçalara bölen, hem de birbirine düşman eden mezhep taassubunu bir an önce çözüme kavuşturmamız gerekiyor. Müslümanların vahdeti, beraberliği, kardeşliği için verdiğimiz mücadelede en büyük desteği biz sizlerden bekliyoruz. Bunu siz başaracaksınız. Üstesinden gelmemiz gereken bir diğer fitne de, evet terör meselesidir. Terörist, kendi sapkın davası için gözünü kırpmadan masumların kanını döken kişidir. Bu bakımdan Müslümandan terörist olmaz. Utanmadan, sıkılmadan İslami terör ifadesini kullanan Batı, önce aynaya bakması lazım. Eğer terörist arıyorsanız onlar sizde. Şu anda Batının birçok ülkesinde teröristler cirit atıyor, PKK oralarda, PYD oralarda, YPG oralarda, DEAŞ oralarda, FETÖ oralarda, hepsi orada kol kola, el ele bakıyorsunuz Batının caddelerinde sokaklarında terörist başı olarak ilan ettikleri o teröriste rağmen onun paçavralarıyla birlikte dolaşıyorlar. Çünkü Müslüman ne sapkın bir davanın peşinden gidebilir, ne de masum kanı dökebilir, onun için kimse İslami terör ifadesini kullanamaz. Bunları biz defaatle bütün Batının liderlerine hep anlattık, uluslararası toplantılarda anlatıyoruz ve anlatacağız. İslam’ın adını kullanarak terör faaliyeti yürütenlerin tamamının da üzerini kazıyın, altından ne çıkacaktır? İslam düşmanları çıkacaktır. El Kaide’yi ve onun ikizi olan DEAŞ’ı kimlerin kurdurduğunu, kimlerin kullandığını, kimlerin yönlendirdiğini bizzat kendi ağızlarından dinliyoruz, takip ediyoruz. Hepsi bizim şu anda arşivlerimizde sesli ve görüntülü olarak var. Boko Haram dediğimiz, Eş-Şebab dediğimiz yapıların hepsi de proje ürünü organizasyonlardır.

FETÖ’nün gerçekte ne olduğunu görmek istiyorsanız, elebaşlarının nerede kimlerin himayesinde yaşadığına bakınız değerli kardeşlerim. Acaba Amerika, 1999’da niçin kendisini Amerika’ya davet edip 400 dönümlük bir arazide kendisini şu anda ağırlıyor? 90 koli verilmiş mahkeme kararlarına rağmen acaba niçin bize bunu teslim etmiyor, neden? Demek ki bu proje üzerinde hesaplar var, hâlâ bunu yürütmeye devam ediyorlar. Benim 251 evladım bu ülkede 15 Temmuz gecesi şehit edilecek, 2193 kardeşimiz gazi olacak, birileri çıkacak hâlâ birilerini kurtarmanın gayreti içerisine girecek. Bu şehitlerimizin, bu gazilerimizin hesabını kim soracak? Onların hesabını sormak, şu anda yönetimde olan insanlar olarak bizim görevimiz değil mi? Bizim görevimiz. Dünyanın dört bir yanında kimin eline masum kanı bulaşıyorsa, aynı fitne senaryosunun bir oyuncusu olduğundan hiç şüpheniz olmasın. Dikkat ediniz, başına sarık saran, üzerine cübbe giyen, ağzından ayetler dökülen terörist başlarının adeta nöbetleşe sürdürdükleri faaliyetlerden tek zarar gören Müslümanlardır, maalesef. Hani Yunus diyor ya: “Ete kemiğe büründün, Yunus diye göründün; işte bize bu lazım. Şekil, kim için? Sadece Müslümanları aldatmak için. İşte DEAŞ, El Kaide, bunlar böyle değil mi, bunlar bunu bu şekilde yapmadılar mı? Böyle yaptılar, bundan sonra da yapacaklar, bundan haberiniz olsun. Kendilerine dünyanın en zengin doğal kaynaklarının sefalet içinde yaşayan ve sürekli birbirini boğazlayan bekçileri rolü verilenlerin gerçekleri görmeleri için inşallah bu kadar musibet yeterli olur. Türkiye’nin DEAŞ ve FETÖ karşısındaki net tutumu bu fitnenin üzerindeki örtüyü kaldırmış, hakikatleri kısmen de olsa ortaya sermeye başlamıştır. İslam adına sergilenen vahşetin gerisinde bir damla petrolü, bir damla kandan daha değerli gören zihniyetin bulunduğu gerçeği giderek daha iyi anlaşılıyor. Esasen bu senaryoları yazanlar niyetlerini ve amaçlarını saklamak gereği de duymuyorlar. Yeter ki biz bunlara bakmasını, anlamasını, değerlendirmesini bilelim. Müslümanlar arasına örülen mezhep taassubu ve terör duvarlarını yıkmadan hiçbirimizin huzurla geçireceği inanın tek bir anı olmayacaktır. Bu konuda öncülük görevi siz alimlerimize, ilahiyatçılarımıza ve yarının âlimi, âlimeleri sizlere düşüyor.

Tabii az önce bir şey daha öğrendim, Ankara İlahiyat’ta yüzde 60 kız öğrencimiz varmış. Onun için gelecek neslin inşası noktasında da hamdolsun Allah’a hamd etmekten başka bize bir şey düşmez. Hamd edeceğiz ve azmedeceğiz. “Fe iza azamte fe tevekkel Alallah” bunu yapmamız lazım. İnşallah neticeye de bir an önce varalım. Siz yolu açacaksınız ki Müslümanlar arkanızdan ilerlesin. Çağımızın en büyük cihadı işte budur.

Bu duygularla bir kez daha Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültemizin kuruluşunun 70. yıldönümünü tebrik ediyorum. Kuruluşundan bugüne fakültemizde hizmet veren tüm hocalarımızı, başta tabii Tayyib Okiç Hocamızı rahmetle anıyorum. Yani aynı adaş olduğumuz için söylemiyorum, hakikaten Ankara İlahiyat’ta hocamızın yeri bambaşkadır.

Ebediyete irtihal etmiş olanlara Allah’tan rahmet diliyorum. Fakültemizin geçmişten bugüne tüm mezunlarına dinimiz ve milletimize verdikleri hizmetler için şükranlarımı sunuyorum.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalınız sağlıcakla.