Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Olağan Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

26.10.2019

Sayın Başkan,

Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu’nun Kıymetli Üyeleri,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Fenerbahçe’mizin 2019 yılı bu son Yüksek Divan Kurulu Toplantısı vesilesiyle sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.

Fenerbahçe kurulduğundan beri ülkemiz sporunun lokomotifi olmuş bir kulübümüzdür. Türkiye’nin en çok sporcu yetiştiren, olimpiyatlara en çok sporcu gönderen, tüm branşlarda faaliyet gösteren kulüp, Fenerbahçe’dir. Stadını yenilemekten, lisanslı ürün satışına, kendi televizyonunu kurmaktan üye sayısına kadar pek çok alanda öncü ve lider olan Fenerbahçe’ye de yakışan buydu, bunu da gerçekleştirmiştir.

Uluslararası müsabakalarda takım halinde ülkemize ilk madalyalarını getiren Fenerbahçe, 2020 Tokyo Olimpiyatlarında da şimdilik 8 sporcusuyla milli formamız altında yarışıyor. Temennimiz odur ki bu sayı daha da artsın.

Ne dışarıdan gelen, ne de içimizden çıkan düşmanlar bu kulübümüzü ülkesine ve milletine hizmet yolundan asla döndürememiştir. İnşallah önümüzdeki dönemde de Fenerbahçe aynı kararlılıkla yoluna devam edecektir.

Değerli Arkadaşlar,

Takım tutmak, aslında tam manasıyla bir gönül işidir. İnsan çıkarı için pek çok şeyi yapabilir, görüntüsünü değiştirebilir, mesleğini değiştirebilir, siyasi ve sosyal tercihlerini değiştirebilir, ama asla yapamayacağı şeylerden biri takım değiştirmektir.

Fenerbahçe sevdası, bizim gönlümüze çocukluk ve ilk gençlik yıllarımızda düştü. Amatörden profesyonele doğru giden futbol hayatımıza siyasi çalışmalarımızın yoğunluğu sebebiyle bir noktada ara vermek durumunda kaldık. Az önce ekranda da izledik, tabii rahmetli babam bu yola devam etmeme müsaade etmedi, okumamı özellikle istedi ve siyasette devam eden süreç için burada devam edeceksin, dedi. Sahanın içinde olmasak da sporla, futbolla, elbette Fenerbahçe’yle olan muhabbetimiz, takibimiz, irtibatımız hep devam etti.

Çeyrek asrı geride bırakan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı görevlerim süresince hizmet verme bakımından bütün kulüplere eşit davranmaya çalıştık. Türk sporu hedeflerine kurumlarımızın, Fenerbahçe gibi spor kulüplerimizin gayretleriyle başarıdan başarıya koşmaları ile ulaşacaktır. Dolayısıyla hizmet ve icraat noktasında herkesin yanında olduk. Bununla birlikte Fenerbahçe’nin gönül dünyamızdaki yeri asla değişmedi, hep en üste kaldı. Atalarımızın dediği gibi, gönül ferman dinlemiyor.

Bugün biz de kongre üyeliğimizde 25. yılımızı doldurarak Yüksek Divan Kurulu üyeliğine geçmeye hak kazanmış oluyoruz. Bu, Fenerbahçe’ye gönül vermiş herkesin hayali olan bir unvandır. Tabii bir de Türkiye’de en çok normal üyeye sahip olan kulüp Fenerbahçe, on binlerce üyesi var. Ve bu kadar üye potansiyeli olan bir kulüpte de tabii Yüksek Divan Kurulu’nun şu anda üyelerinden bir tanesi olmak bizim için ayrı bir bahtiyarlık.

Çeyrek asırdan fazladır kongre üyesi olan kıdemli Fenerbahçelilerden oluşan bu güzide topluluğu kulübümüzle birlikte ülkemiz sporuna yaptıkları katkılar sebebiyle özellikle tebrik ediyorum. İnşallah Yüksek Divan Kurulumuzun bundan sonraki çalışmalarına biz de her türlü desteği verecek, her türlü katkıyı sunacağız. Bu güzel günümüzü böylesine seçkin bir toplulukla birlikte yaşamamıza vesile oldukları için kulüp yönetimimize de teşekkür ediyorum.

Değerli Arkadaşlar;

Spor bizim ecdadımızın en iddialı olduğu alanlardan biridir. Atçılıktan okçuluğa, güreşten kılıç kullanmaya kadar günümüzdeki pek çok spor branşı ecdadımızın günlük hayatının bir parçasıydı. Aynı şekilde yaşadığımız coğrafyada sporun antik çağlardan beri önemli bir yere sahip olduğunu görüyoruz. Anadolu ve Trakya pek çok konu gibi sporun da merkeziydi. Dolayısıyla hem tarihi, hem coğrafi mirasımız gereği ülkemizde sporun çok daha ileri bir yerde bulunması gerekiyor. Bundan dolayı üzgünüz. Yani niçin bizim kulüplerimiz, niçin bizim millilerimiz, milli takımımız çok daha başarılara mührünü basmasın. Artık çoğu bir asrı geride bırakan modern anlamdaki spor kulüplerimizin kuruluş tarihleri de dünyadaki örneklerine göre epeyice eskidir. Her ne kadar göğsümüzü kabartan başarılarımız var ise de, genel olarak sporda arzu ettiğimiz ve daha da önemlisi hak ettiğimiz yerde olmadığımızı düşünüyorum. Yüzlerce madalyanın dağıtıldığı uluslararası organizasyonlardan bir-iki madalyayla dönmeyi başarı sayamayız. Çünkü çok daha iyisini yapabilecek potansiyele, kabiliyete, güce sahip olduğumuzu biliyoruz.

Peki, eksik olan nedir? Bu konuda iki önemli eksiğimiz var. Birincisi; hep konuşuruz, altyapı. İkincisi, sporcu yetiştirme sistemi. Başbakanlık görevini üstlendiğimiz günden itibaren kendi spor geçmişimiz sebebiyle de çok iyi bildiğimiz bu iki eksiği gidermek için yoğun bir çalışma ortaya koyduk. Cumhuriyet tarihinin en büyük spor altyapısı ve sporcu yetiştirme faaliyetleri son 17 yılda gerçekleşmiştir. 2002 yılında ülkemizin tamamında toplam spor tesisi sayısı 1575’di, biz buna son 17 yılda 2126 tesis ilave ettik ve sayıyı 3701’e çıkardık. Bunların içinde sayısını 12’den 56’ya yükselttiğimiz atletizm pistleri, sayısını 46’dan 145’e ulaştırdığımız yarı ve tam olimpik yüzme havuzları, sayısını 372’den 905’e çıkardığımız kapalı spor salonlarımız var. Ayrıca, sadece 578 tane olan sentetik futbol, basketbol, voleybol sahalarını mahallelere kadar yaygınlaştırarak sayılarını 3590’a yükselttik. Çoğu artık depreme dayanıklılık, kapasite, altyapı gibi eksikleri sebebiyle günümüz ihtiyaçlarına cevap vermeyen stadyumlarımızı yenilemeye başladık. Şu ana kadar 16 büyük stadyumu tamamlayıp hizmete sunduk. 12’sinin inşasına, 9’unun proje ve ihale çalışmalarına devam ediyoruz. Böylece ülkemize toplam seyirci kapasitesi 750 bini bulan 37 modern stadyum kazandırmış olacağız. Fenerbahçe Stadyumu hem bu değişimin ilk, hem de en başarılı örneklerinden biridir. Kurduğumuz bu güçlü altyapı sayesinde ülkemizdeki lisanslı sporcu sayısı da her geçen yıl artmıştır. Daha önce 278 bin olan lisanslı sporcu sayımız, bu rakam çok önemli, bugün 9 milyon 741 bine ulaşmıştır. Faal sporcu sayımız da 206 binden, bu da çok önemli, 4 milyon 875 bine çıkmıştır. Spor kulüplerimizin sayısı ise 6 binden 17 bin 737’ye yükselmiştir. İnşallah bu rakamlar her geçen yıl artarak devam edecektir.

Tabii az önce Sayın Başkan konuşmasında yeşil sahalardan bahsederken hemen aklıma benim şu geldi: Biz oynadığımız dönemde nerede yeşil saha, biz toprakta oynuyorduk. Şeref Stadı toprak, Vefa Stadı toprak, buralarda zaten şöyle bir yuvarlandığın zaman zımpara gibi bütün her yer, deriler kalkıyordu. Dereağzı aynı şekilde toprak. Buralar tabii unutulacak gibi değil. Buralardan artık yeşil sahalara geldik ve bu yeşil sahalar şimdi beğenilmez hale geldi; seninki mi daha güzel, benimki mi daha güzel. Hangisinden alalım, çim mi olsun, doğal mı olsun; artık bunları tartışır hale geldik. Ve dünyada birçok ülke ile mukayese edilemeyecek şu anda stadyumlara sahibiz. Fenerbahçe’mizin stadyumu öyle, aynı şekilde Galatasaray’ın öyle, aynı şekilde Beşiktaş’ın öyle, Trabzon öyle, Gaziantep öyle, bakın şimdi İkinci Liglerde, Süper Ligde bile bu tür stadyumlar var. Şu anda Eskişehir’in durumunu görüyorsunuz, ama stadyuma bakınca Eskişehir’de bambaşka bir stadyum var, yani nerelerden nerelere geldik. Şimdi bir de artık neticeye koşmamız lazım.

Önem ve öncelik vermemiz gereken bundan sonra bir diğer alan işte okullardır. Şimdi Kenan Evren Lisesi, inşallah buradan artık böyle vasıflı herhalde sporcularımızı yetiştireceğiz, netice bu. Anasınıfından başlayarak üniversite mezuniyetine kadar tüm öğrencilerimizin spor branşlarındaki yeteneklerini tespit edecek ve geliştirecek bir sistemi Türkiye genelinde kurmalıyız, onun için de spor okullarını kurduk. Bu konuda yapılan çalışmalar takdire şayandır, ama hala yeterli değildir. Aynı şekilde kulüplerimizden de altyapı dediğimiz alana hem tesis, hem sporcu bakımından çok daha fazla önem vermelerini bekliyoruz.

Futbolun popülerliği, diğer alanlara olan ilginin, yatırımın ve desteğin önüne geçmemelidir. Bu bakımdan şu anda zaman zaman biraraya geldiğimizde başkanlarımıza söylüyorum; yani yatıp kalkıp tabii hep futbol diyoruz. Ama şimdi düşünün bir Fenerbahçe’nin artık basketteki başarısı yadsınamaz, bu başarıyı bizim devam ettirmemiz lazım. Ve aynı şekilde yüzmede Fenerbahçe’nin bir farklılığı var, bunu artırarak devam ettirmeli, diye düşünüyorum. Ve özellikle kızlarımızın bu noktadaki başarıları Fenerbahçe’de farklı bir yerde. Bunu sayısal olarak da artırmak suretiyle bu başarıları geliştirmemiz lazım. Tabii kolektif spor bireysel. Şimdi madalyalar kolektiften çok bireyselde, öyleyse bireysel spora biraz daha ağırlık vermek suretiyle oradan madalyaları toplamamız lazım ki bunların en önemlisi de yüzme. Ve buradan yüzme çok gelecektir, ben buna inanıyorum. Ama tabii basketin sesi falan da çok daha farklı çıkıyor, güçlü de bir basket takımımız var, öyleyse bunu sürdürmemiz lazım.

Bize göre bir kulüp tüm branşlardaki başarılarıyla taşıdığı ismi hak eder. İnşallah Fenerbahçe’mizin bu konudaki öncü rolünü daha da ileriye taşıyacağına inanıyorum.

Değerli Arkadaşlar,

Bugün artık spor sadece insan bedenini ve zihnini geliştiren bir etkinlik olarak görülmüyor. Örneğin, sporda kolektif anlayış çok çok önemli, futbolda da böyle, baskette de böyle vesaire. Ama siyasette de kolektivizm çok çok önemli. Eğer bu işi kolektif yapıyorsanız, orada başarıyı yakalarsınız. Eğer yapmıyorsanız yakalayamazsınız. Çünkü bireysellik başarıya götürmez, tam aksine yokluğa götürür. Spor aynı zamanda işte çok kritik bir tanıtım ve hatta propaganda işlevine sahiptir. Takımlarımızın ve sporcularımızın her başarısı ülkemizin hanesine çok büyük bir katkı olarak yazılıyor. Kulüplerimizden ve sporcularımızdan çalışmalarını kendi başarıları yanında ülkelerine hizmet anlayışıyla yürütmelerini bekliyoruz. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik gücü bu ülkenin 82 milyon vatandaşının her biri gibi sporcularının da gücüdür. Esasen Fenerbahçe sadece bir spor kulübü olarak kurulmamıştır. Fenerbahçe aynı zamanda bu ülkenin istiklaline ve istikbaline hizmet etmek üzere vücut bulmuş bir kulüptür. Nitekim kulübümüzün kuruluş tüzüğünde aynen şöyle yazıyor: Kulübün takip ettiği amaç, memlekette bedeni ve fikri terbiyenin yayılmasını sağlamak, gençleri vatan korumasına, zorluklara ve askeri seferberliklere hazırlamaktır. Tüzüğünde yazsın-yazmasın her spor kulübümüzün paylaştığına inandığım bu amaçları tekrar tekrar hatırlamamız gereken kritik bir dönemden geçiyoruz.

Biliyorsunuz son günlerde az önce Sayın Başkan da değindi, sınırlarımızda tarihi önemde gelişmeler yaşanıyor. Suriye’den ülkemize yönelen PKK, YPG ve DEAŞ saldırılarını önlemek için bir güvenli bölge tesisi için çalışıyoruz. Hamdolsun bu hedefimize büyük ölçüde ulaştık. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarımızla Suriye sınırlarımızın batı tarafında 4 bin kilometrekarelik bir alanı güvenli hale getirmiştir. Barış Pınarı Harekâtı’yla da orta kısımda ilave 4220 kilometrekarelik bir alanı daha kontrol altına alarak güvenli bölge haline getirdik. Rusya ile yaptığımız anlaşmayla da yaklaşık 340 kilometrelik genişlikte ve 30 kilometre derinliğinde bir alanı teröristlerden arındırıyoruz. Bu 30 kilometrenin sınırlarımıza bitişik 10 kilometrelik kısmına Rusya ile ortak devriye yaparak bize verilen sözlerin yerine getirilip-getirilmediğini yerinde takip ve teyit edeceğiz. Süre 1 hafta, 150 saat. 150 saat sonunda eğer burası teröristlerden temizlenmezse, ondan sonra bu işi biz ele alacak ve bütün temizliği biz yapacağız.

Tabii bizi üzen bazı şeyler var, nedir? İşte bakıyorsunuz, koskoca devletlerin başkanları bunların terörist başlarıyla oturuyorlar masada konuşuyorlar ve bize de bunlardan arabulucu olmalarını istiyorlar. Biz bu teröristlerin başında veya farklı yerde asla bunlarla masaya oturmayız ve bunların arabulucu olmasını da kabul etmeyiz. Peki, ne yaparız? Sen Amerika’sın, seninle gel masaya oturalım, seninle bunu konuşalım. Nitekim işte Yardımcısı Pence’i ve Dışişleri Bakanını bir heyet olarak bize gönderdiler, oturduk, konuştuk anlaştık. Dedik ki, 120 saatte temizlediniz temizlediniz, temizlemediğiniz takdirde ondan sonra bu alanları bize bırakacaksınız biz bu işi yürüteceğiz. Ve temizlediklerine dair bize yazılı metin gönderdiler, ama ne yazık ki temizleyemediler. Şu anda da diğer bölgelerde Rusya’yla aynı şeyi yürütüyoruz, 150 saat. Bitti bitti, bitmediği takdirde oralarda da yine bölgeyi biz kontrolümüze alıp temizliği biz yapacağız.

Suriye’de faaliyet gösteren diğer tüm güçlerin, rejimin ve terör örgütlerinin aksine biz her ne sebeple olursa olsun bölgede tek bir damla masum kanı dahi dökülsün istemiyoruz. Bunun için bıçak kemiğe dayandığında elbette güç kullanmaktan çekinmiyoruz. Ama ilk tercihimiz, daima meselelerimizi suhuletle çözmekten yanadır. Amerika ve Rusya’yla vardığımız mutabakatların sebebi budur. Yoksa Türkiye terör örgütünü bulunduğu her yerde ezip geçecek güce, imkâna ve kararlılığa sahiptir.

Bakın çok enteresan, ne diyorlar? Biz size artık bundan sonra silah vermeyeceğiz. Verme. Zaten kötü komşu bizi ev sahibi yaptı. Nasıl oldu? Bakın insansız hava aracı istiyorduk, bize bugün git yarın gel, ondan sonra Kongre izin vermedi. Ne oldu? Şimdi biz insansız hava araçlarını kendimiz üretiyoruz, kendimiz üretiyoruz. Silahlı insansız hava aracı, aynı şekilde vermediler, ne oldu? Şimdi biz üretiyoruz ve ihraç ediyoruz. Geldiğimizde yüzde 20’sini karşılıyorduk biz savunma sanayimizde, şimdi yüzde 70’ini karşılıyoruz, buraya ulaştık. Zaten bunları yapar halde olmasaydık, Sayın Obama döneminde Antalya’daki G-20 toplantımızda ben kendilerinden akıllı bomba istedim, tabii veririz, aylar geçti vermediler. Ve akıllı bombayı şimdi biz üretiyoruz. Ve içeride ve dışarıda bütün şu andaki bu çalışmalarımızın altında eğer bu kadar rahat hareket edebiliyorsak, bunun sebebi nedir? Artık imkânlarımız çoğaldı. Maliyetler mukayese edilemeyecek derecede tabii çok daha düşük. Uluslararası toplum bizi bununla tehdit ediyor, Fransa’sı bunu yapıyor, Amerika’sı bunu yapıyor, diğerleri bakıyorsunuz bunu yapıyor. Biz de kendilerine açık ve net söylüyoruz; yani ne yaparsanız yapın, siz bunları yaptıkça biz çok daha güçleneceğiz, bu milleti sindiremezsiniz.

Uluslararası toplumdan beklentimiz, sınırlarımızın güvenliği ile ilgili hassasiyetlerimize saygı gösterilmesi ve ülkemizdeki Suriyelilerin geri dönüşüyle ilgili projelerimize destek verilmesi.

Bunlar çok da yalancı, onu da söyleyeyim, dürüst değiller maalesef. Bakınız, Avrupa Birliği’nin bize verdiği sözler var 2015’te, aynı yıl içinde 3+3 milyar avro biz size destek vereceğiz dediler vermediler. Bize gelen ne? Sadece 3 milyar avro. Peki, biz ne kadar harcama yaptık? 40 milyar dolar. Tabii görüştüğümüzde soruyoruz, verdiniz mi? İşte hazırlıyoruz, konuşuyoruz, projelere bir bakmamız lazım. Hangi projeye bakacaksın ya, biz projede değiliz, biz işi bitirmişiz. Gelin, bununla yaptığımız yerleri gelin görün. Şimdi mesela bu özellikle güvenli bölgeyle ilgili plan ve projeleri kendilerine takdim ettim Birleşmiş Milletler’de. Bakıyorlar, çok güzel. Güzelse, o zaman siz de katkıda bulunun, destek verin, burayı beraberce yapalım. İnanın yoklar, hep yalan. Doğru konuşmuyorlar, dürüst konuşmuyorlar. Konuşsalar da, konuşmasalar da, hep onu söylüyorum; biz gerekirse Tel Abyad’la Rasulayn arasında icabında biz orada bir güvenli bölgeyle beraber mültecilerin yaşayabileceği konutları, sosyal donatı alanlarını, altyapısıyla-üstyapısıyla yapacağız ve dünyaya da bunu ispat ederek göstereceğiz, işte Türk milleti budur, görün diyeceğiz.

Terör örgütü 30 kilometrelik hattın içinden veya dışından saldırılarını sürdürürse, nereye kadar kaçarlarsa oraya kadar kovalayıp gereğini yapacağız. Aynı şekilde ülkemizdeki 3 milyon 650 bin Suriyelinin ilk etapta 1 ila 2 milyon arasındaki kısmının geri dönüşü için geliştirdiğimiz projelere destek verilmezse sınırlarımızı açmaktan başka çaremiz kalmaz, açarız sınırları, yürüsünler Avrupa’ya. Her iki konuda da kimseye şantaj yapmıyoruz, sadece içinde bulunduğumuz durumu söylüyor, çözüm yolunu ortaya koyuyor ve meşru destek talebimizi ifade ediyoruz.

Teröristleri veya masum insanların hayatlarını kullanarak sinsice siyaset yapmak bizim değil diğerlerinin tarzıdır. Türkiye mertçe konuşur, mertçe icraatını yapar. Biz sadece ve sadece hem kendi vatandaşlarımızın, hem de milyonlarca masum Suriyelinin haklarını korumanın peşindeyiz. Uluslararası toplumdan beklentimizin her bakımdan insani duyarlılığa uygun bu çabalarımıza destek vermesi olduğunu tekrarlamak istiyorum.

Bu duygularla bir kez daha Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu üyeliğim için sizlere teşekkür ediyorum.

Bu arada özellikle de tabii şu anda gerek Ali Beyin, gerekse Divan Başkanımızın ifade ettiği konularda da dayanışmamız aynen kararlılıkla devam etmeli ve netice odaklı olmalı diye düşünüyorum.

Sağ olun, var olun.