TRT World Forum’da Yaptıkları Konuşma

21.10.2019

TRT World Forum’un Kıymetli Katılımcıları,

İş, Medya ve Akademi Dünyamızın Değerli Mensupları,

Saygıdeğer Misafirler,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla saygıyla selamlıyorum. Yurt dışından forumu teşrif eden misafirlerimize Türkiye’ye hoş geldiniz diyorum.

Dünyamız, bölgemiz ve ülkemiz için verimli tartışmaların zemini olarak gördüğüm TRT World Forum’un başarılı geçmesini temenni ediyorum. Bu yıl üçüncü düzenlenen TRT World Forum, küresel meselelere çözüm üreten bölgemizin ve dünyanın en prestijli platformlarından biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

Foruma dünyanın dört bir ucundan farklı görüşte siyasetçi, akademisyen ve fikir liderleri katılıyor. İki gün boyunca açık ve kapalı toplantılarda katılımcılar tarafından ele alınacak konularla ilgili raporlar hazırlanacak. Raporlardaki tespitler ve çözüm önerileri tüm dünya ile paylaşılacak. Bu yıl küreselleşmenin krizi riskler ve fırsatlar başlığıyla gerçekleşecek olan toplantımızın bu tema etrafındaki siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmelere ilham kaynağı olacağına inanıyorum.

Küresel düzeyde bunalımların yaşandığı böylesi bir dönemde meseleleri biraraya gelerek konuşabilmeyi, tartışabilmeyi ve çözüm önerileri üretebilmeyi gerçekten önemsiyorum. Demokrasinin ve adaletin tesisi, dünyadaki farklı sesleri biraraya getirmekten ve özgür bir tartışma ortamı oluşturabilmekten geçiyor.

Daha önce katılacaklarını bildirdikleri halde Barış Pınarı Harekâtı’nı gerekçe göstererek programlarını iptal edenler, aslında bu büyük fırsatı kaçırmışlardır. Türkiye’nin bölgeyi terörden arındırmak için başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’nı protesto amacıyla konuşma yapmaktan vazgeçenlerin demokrasiyi hazmedemedikleri düşünüyorum ve terör örgütlerine de destek verdiklerini düşünüyorum. Ve bu tiplerin teröre karşı olduklarını hiçbir yerde anlatmalarına gerek yok. Eğer karşıysan işte platform burası, gelirsin burada teröre karşı olduğunu bütün her şeyiyle, belgeleriyle ortaya koyarsın. Forum’da pek çok farklı fikir ve dünya görüşünden insan biraraya gelmişken, bu tavır hiçbir demokratik değer ve etikle uyuşmuyor.

Katılımcılara gösterdikleri ilkeyi duruş ve toplantılarda ortaya koyacakları değerlendirmeleri için şimdiden teşekkür ediyorum. TRT Yönetimini bu güzel etkinliği ülkemize kazandırdıkları ve başarıyla sürdürdükleri için de ayrıca tebrik ediyorum.

Değerli Misafirler,

Dünya aşağı yukarı her asırda yeni ve köklü bir değişim yaşıyor. Bu değişimin bir tarafında büyük yakımlar, acılar, zulümler, adaletsizlikler var, diğer tarafında ise yeni bir inşa, yeni bir yükseliş, yeni bir refah düzeni bulunuyor. Toplumlar açısından önemli olan bu değişimin ne tarafında yer aldıklarıdır. Ülkeleri yönetenler bakımından ise durumu tercihlerini ne yönde kullandıklarına göre değerlendiriyoruz.

Türkiye’nin merkezinde yer aldığı coğrafyada insanlık tarihi boyunca bu iniş-çıkışlar hep yaşanmıştır. İnsanlığın en büyük medeniyetleri, kültürler, fikir ve sanat eserleri bu topraklarda neşvünema edip, tüm dünyaya yayılmıştır. Yine insanlığın en büyük acıları da ya bu toprakların kendi içindeki mücadeleler sırasında ya da dışarıdan gelen etkilerle yaşanmıştır.

Son birkaç yüzyıldır her ne kadar dünyaya yön veren sıklet merkezi bir parça değişmiş gibi gözükse de, kavganın odağında hala bu coğrafya vardır. Hal böyle olunca, ister istemez ülkemiz gelişmelerin merkezine yerleşiyor. Esasen Türklerin Anadolu’daki varlığı ve etkisi çok daha eskilere dayanıyor. Bununla birlikte Anadolu mutlak siyasi hâkimiyetimizin geçmişi 1071 Malazgirt Zaferi’ni esas alacak olursak, bin yıla yaklaştı. Anadolu Selçuklu Devleti, Osmanlı Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak kesintisiz bir süreç izleyen bu dönemin en kritik aşamalarından biri yaklaşık bir asır önce yaşandı. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulmaya çalışılan yeni dünya düzeninde Türk milletine ve devletine yer verilmemişti. Anadolu’nun içinde küçük bir alana sıkıştırılan siyasi, ekonomik ve askeri olarak tam manasıyla bitirilmiş bir devletçiliği bize adeta bahşetmişlerdi. Millet olarak bu zilletti elbette kabul etmedik, İstiklal Harbimizi zaferle sonuçlandırmamızın ardından Lozan’da varılan mutabakat kabul edebileceklerimizin asgarisini oluşturuyordu. Öyle ki, Samsun, Erzurum, Sivas ve Ankara hattında şekillenen istiklal mücadelemizin hedefi olan Misakı Milli sınırlarımızdan dahi ciddi fedakârlık yaparak, bu neticeye ulaşmıştık. Hiç şüphesiz bu tür esneklikleri dönemin şartları içinde düşünmek, değerlendirmek, yargılamak gerekir, bunu yapacak olan da tabii ki tarihçilerdir. Bugün bize düşen görev, milletimizin Anadolu’daki bin yıllık varlığına ve gücüne uygun şekilde yeni hedefler, yeni vizyonlar ortaya koyarak yolumuza devam etmektedir.

Değerli Misafirler,

Geriye dönüp son bir asır bu coğrafyada neler olduğuna baktığımızda gördüğümüz şudur: Bağımsızlığını kendi gücüyle kazanmış, kalkınmasını kendi iradesiyle gerçekleştirmiş Türkiye gibi birkaç ülke dışında herkes mutsuz, sıkıntılı ve zayıftır. Ne tek kaynağı petrol, doğal gaz olan finans gücü, ne toprak ve nüfus büyüklüğü, ne kayıtsız şartsız yeni düzene teslim olma çabası bu gerçeği değiştirmeye yetmemiştir. Sınırları telle ve kanla değil de, masa başında cetvelle çizilerek oluşturulan devletlerin hiçbir zaman gerçek devlet olamayacağı ortaya çıkmıştır. Özgürlüğün başkaları tarafından verilen bir lütuf değil, hak edilen, uğrunda mücadele edilen, yürek ve bilek gücüyle alınan, ölümüne bir kararlılıkla da korunan kutsal bir değer olduğunu bu süreçte bir kez daha gördük. Türkiye’nin coğrafyasındaki diğer devletlerden farklı işte burada yatıyor.

Biz sahip olduğumuz her şeyin bedelini misliyle ödemiş, hâlâ da ödemeye devam eden bir milletiz. Türkiye’yle ilgili değerlendirmelerin oryantalist kalıplardan ziyade işte bu derin tarihi perspektif içinde yapılması gerektiğine inanıyorum. Aksi takdirde sürekli yanlış hesaplar içine girilmesi kaçınılmazdır. Bu yanlış hesapları milletimizin çelikten iradesi, devletimizin çoğu defa görülmek ve kabul edilmek istenmeyen gücüyle bozmak zorunda kalıyoruz. Suriye ve Doğu Akdeniz’de son dönemde yaşadığımız gelişmeler yanlış hesapların bozulmaya mahkum olduğunun güncel birer örneğidir.

Burada yanlış anlamalara mahal vermemek bakımından bir kez daha altını çizerek ifade etmekte fayda görüyorum, Türkiye’nin hiçbir ülkenin topraklarında, hiçbir toplumun özgürlüğünde veya çıkarlarında gözü yoktur, bu böyle bilinmeli. Böyle bir ithamı kendimize yapılmış en büyük hakaret sayarız. Biz sadece kendimizin ve ayrılmaz bir parçamız olarak gördüğümüz kardeşlerimizin hakkını, hukukunu, geleceğini savunuyoruz. Geçmişinde ne sömürge, ne katliam, ne zulüm, ne yakım ayıbı olmayan bir milletin başkaca bir gayesi olamaz. Herkes Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Afrika’da, Balkanlar’da başka niyetlerle at koşturuyor olabilir, ama Türkiye sadece kardeşleriyle olan kader birliği sebebiyle oradadır. Bu bir damla petrolü, bir damla kandan daha değerli görenlerin asla anlayamayacağı büyük bir erdemdir. Yunus Emre’nin ve Mevlana’nın torunlarından başka türlü bir tavır bekleyenler ülkemizi asla kendi buhranlarının içine çekemeyeceklerdir.

Biz hiçbir ayrım yapmadan zalime zalim, teröriste terörist, haksızlığa haksızlık, zulme zulüm demeye devam edeceğiz. Bunlara karşı verdiğimiz mücadeleyi de ödediğimiz bedelleri şeref madalyamız görerek sonuna kadar sürdüreceğiz.

Hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak 17-18 yıllık görev süremizde biz terör örgütleriyle masaya oturmadık, oturmayız ve oturmayacağız. Aynı şekilde teröristlerle masaya oturmadık, oturmuyoruz ve oturmayacağız. Başkaları oturabilir, onlar da bizi o kadar ilgilendirmez. Ama bu aynı zamanda uluslararası siyasetin, savaş hukukunun ve terörle mücadelenin de nereden nereye geldiğini göstermesi bakımından çok önemli. Bir taraftan teröre karşı mücadele diyeceksiniz, öbür taraftan teröristleri bu şekilde şımartacaksınız. Öyle bir şımartma ki düşünün, şu anda Kuzey Suriye’de eğer 30 bin tır Irak üzerinden silah, mühimmat, araç, gereç buraya sokuluyorsa acaba bu, ben dünyanın en güçlüsüyüm, diyenler bunu neyle izah edecekler? Bunu hangi demokratik anlayışla izah edecekler? Bu demokrasinin neresinde yazıyor, bunu bize bir söylesinler. Uluslararası siyasetin neresinde yazıyor, bunu bize söylesinler. Uluslararası savaş hukukunda böyle bir şey var mı? bunu bize söylesinler, yok ve söyleyemezler. O zaman susuyorlar, ama biz susmayacağız.

Değerli Misafirler,

Teknolojinin ve iletişimin bu derece geliştiği bir dönemde küreselleşmeyi inkâr etmek, kendi kendini kandırmanın ötesinde bir anlam ifade etmez. Yapmamız gereken küreselleşmeyi yok saymak yerine, bu sürecin getirdiği imkânları kendimiz ve tüm insanlık için daha iyi bir gelecek inşa etmenin manivelası olarak kullanmaktır. TRT World Forum’un bu yıl ki konusunu, riskleri ve fırsatlarıyla tamda sözünü ettiğimiz başlıklar oluşturuyor. Bir asır önce kurulan küresel sistemden yeni bir safhaya geçişin sancılarını yaşayan dünyamız için bu tartışmalar ufuk açıcıdır. Tabi hala eski dünyanın parametreleri içinde düşünmeyi ve davranmayı alışkanlık haline getirenler bakımından bu durum rahatsız edici olacaktır. Türkiye’nin Suriye’de gerçekleştirdiği ve sınırlarının güvenliği ile Suriyeli sığınmacıların ülkelerine gönüllü dönüşünün teminini amaçlayan Barış Pınarı Harekâtı’na verilen tepkileri bu çerçevede okumak gerekiyor. Halbuki artık terör örgütleri kullanılarak ülkelere boyunduruk vurulamayacağı görülmelidir.

Kardeşlerim,

Şunu çok açık, net söylüyorum: İşte ülkemizde, İstanbul’umuzda bildiğiniz gibi Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’nda bir medya mensubunun oradaki bir nikâh akdiyle alakalı muamelesini yapmak üzere geldiğinde muhatap olduğu olay herhalde unutulmamıştır. Peki, Batı buna nasıl baktı? Batı bunu nasıl takip etti? Acaba Batı bu işi kovaladı mı, Amerika bu işi kovaladı mı? Maalesef önce şöyle birkaç çatlak ses, ondan sonra bu iş adeta bir kenara bırakılmıştır. Hani düşünce özgürlüğü? Düşünce özgürlüğünün aktörlerine karşı yapılan bu uygulamayı acaba nereye yerleştireceksiniz? Bu konuda maalesef dünyanın ben şu anda bu işi takip eder durumda olduğuna inanmıyorum, hâlâ suskun olduğuna inanıyorum. Ama bunların tek çıkışı nedir biliyor musunuz? Bizim dolarlarımız var dolayısıyla, biz dolarlarımızla bu işi hallederiz, her zaman yaptıkları bu değil mi? Bu. Şimdi de bunu yaparlar. Dolarlarımız var, petrolümüz var, tek bunların yöneldikleri yol bu. Ben inanıyorum ki, düşünce özgürlüğüne inananlar, inanç özgürlüğüne inananlar ne inancını, ne düşüncesini o yeşil dolara asla değişmeyecektir.

Karanlıkta göz kırpılarak, perde arkasından toplumları yönetme devri kapanmıştır, o geride kaldı. Diplomasinin sadece güçlülerin baskı aracı olarak kullanılmaya devam edilebilmesi mümkün değildir. Darbeler dahil her yol mubah sayılarak kurulan çarpık düzenin artık sonuna gelinmiştir. Özellikle de küresel sistemin en zayıf halkasını oluşturan ekonomik ilişkilerin siyasi hedeflerin silahı haline dönüştürülmesi adeta intiharla eş anlamlıdır. Ülkemiz son 6 yılda tüm bunları bizzat yaşamış, bedelini ödemiş, yanlışlığını ortaya koymuştur. Daha acısı ise, bu mücadeleyi neredeyse tek başımıza yürütüyor olmamızdır. Uluslararası toplumdan ülkemizin terör örgütleriyle mücadelesi noktasında değerli dostlar, maruz kaldığı siyasi, diplomatik, ekonomik vandallıklara karşı güçlü bir duruş sergilemesini beklerdik. Maalesef bu konuda derin bir hayal kırıklığı, derin bir üzüntü içindeyiz. Sınırlı sayıdaki ülke ve kurum dışında bu onurlu tavrı gösterebilen çıkmadı. Bu ilkeli tavır sergilenemediği müddetçe tüm ülkeler ve toplumlar kendi geleceklerini kendi elleriyle tehdit altına sokuyor demektir. Türkiye ile empati yapmak yerine, başımızdaki terör ve sığınmacı sorunlarının ilanihaye bizimle sınırlı kalacağını düşünenler fena halde yanılıyorlar. Düşünebiliyor musunuz, tüm Batı evet teröristlerin yanında yer aldı ve hepsi birlikte bize saldırdılar. NATO ülkeleri dahil, Avrupa Birliği ülkeleri dahil hepsi. Hani siz terörizme karşıydınız? Hani siz teröre karşıydınız? Ne zamandan beri siz terörle beraber hareket etmeye başladınız? Hep söylüyorum, yine söyleyeceğim, yoksa bu terör örgütleri PYD, YPG bunlar NATO’ya üye oldu da bizim mi haberimiz olmadı? Bu nasıl bir iştir, bu nasıl bir akıl tutulmasıdır? Ama burada hep birlikte özellikle samimi olarak teröre karşı olanlar bir defa bunun ispatını yapmak zorundadırlar. Hangi uluslararası terör toplantısına gidersek, buradaki arkadaşlarıma da söylüyorum, önce bunun hesabını sorun, sizi biz tanırız deyin. Sizi biz teröristlerle nasıl yan yana olduğunuzu, nasıl dirsek teması içerisinde olduğunuzu biliriz, deyin ve onları uluslararası camiada da hesaba çekin, hesaba çekmek zorundayız, gün ola harman ola bunu yapmak durumundayız, insanlık bunları tanımalı. Terör ve sığınmacı sorununun çözüm yolu duvarları yükseltmekten, tel örgüleri tahkim etmekten geçmiyor. Çözüm, herkesin kendini güvenlik ve refah içinde yaşadığı sınırlarının içine hapsetmesinden de geçmiyor. Karşımızdaki mesele her şeyden önce bir insanlık meselesidir. İnsan olmakla, zalim olmak arasındaki çizginin ne tarafında durduğunuz meselesidir. Bu büyük sıkıntının yükünü sadece mağdurların ve şartlarını zorlayarak, onlara gönüllerini açanların sırtına yüklemeye kalkmak adaletsizliktir, haksızlıktır, bencilliktir. Daha da önemlisi, bu tavır sürdürülebilir değildir. Hem küreselleşmenin nimetlerinden sonuna kadar faydalanıp, hem de bu süreçteki çarpıklıkların bir ürünü olan sorunları ret etmek, sağlıksız bir ruh halinin işaretidir. Yeni dünya düzeni işte böyle bir iklimde şekilleniyor.

Değerli Arkadaşlar,

Türkiye sadece bölgesinde değil, dünyanın dört bir yanında sorumluluğunun gereğini yerine getirmek için şartları sonuna kadar zorluyor. Biz bunun için Suriye’deyiz, bunun için Balkanlar’dan Güney Asya’ya kadar o kadim coğrafyamızın her köşesindeyiz, bunun için Afrika’dan Güney Amerika’ya kadar her yerde biz uzatılan ellere karşılık vermenin çabası içindeyiz. İşte az önce de söylendi, bunun için dünya 5’ten büyüktür diyoruz. Bunun için gelen Birleşmiş Milletler başta olmak üzere küresel sistemin lokomotif kuruluşlarını yeniden yapılandıralım diyoruz. Kendimiz için ne istiyorsak tüm insanlık için de onu istiyoruz, çünkü biz Türkiye’yiz, çünkü biz insanlık ailesinin kadim mirasının günümüzdeki en güçlü temsilcisiyiz. Çünkü biz inşa etmek, yaşatmak, gönül yapmak üzerine kurulu bir medeniyeti ihya etmenin peşindeyiz.

Dünyayı, evet, 5 daimi üyenin bir tanesinin iki dudağı arasına mahkum etmek insani değildir, adil değildir.  Kaç üyesi var? 196, 195 neyse, hepsinin de burada daimi üye olma şansını yakalayabileceği bir reformist anlayışla adım atmak gerekir. Hani şu anda geçici üyeler var ya, geçici üye olmak için bazı devletler yarışıyorlar. Ya geçici üye olsan ne olur, olmasan ne olur? Senin el kaldırmak, indirmekten başka veya söyleyeceğin birkaç sözden başka orada hiçbir kıymeti harbiyen yok. Her şey o 5 daimi üye, hatta onlardan bir tanesi için geçerli, evet-evet, hayır-hayır, o kadar basit. Onun için bu reformist hareketi gerçekleştirmemiz lazım. Dünya, Birinci Dünya Savaşı sonrası dünya değil, değişti artık, öyleyse bu reformun yapılması lazım.

Yeni dünya düzenini bir önceki gibi zulüm ve acı üzerine değil, adalet ve barış üzerine kurmak istiyorsak, önce bu konuda anlaşmamız ve birlikte hareket etme iradesin göstermemiz şarttır. İşte böyle bir atmosferde TRT World Forum’da 2 gün boyunca tartışılacak başlıkların her biri ülkemizin tüm insanlık adına temenni ettiği ve hayata geçmesi için çaba gösterdiği konuları kapsıyor. Hayallerimizin ve bunların gerçekleşmesi için geliştirdiğimiz fikirlerin konuşulup tartışılmasının önünü ne kadar açarsak, hep birlikte o derece kazançlı çıkarız.

Ülkemizin tespitlerine, endişelerine, temennilerine, tekliflerine,  yaptıklarına karşı çıkanlardan tek bir isteğimiz var, bizi terör örgütlerinin kalemşörlerinden değil, bizden dinleyin bizden, biz bunu istiyoruz. Bizi yeminli Türkiye düşmanlarının söyledikleriyle değerlendirmek yerine, gelip burada neler yaşandığına bakın. Bizi dinlerken de tarihi ve siyasi bağnazlıkların ürünü o filtreleriniz var ya, onları bir kenara bırakın, açık, şeffaf, hasbi olun, işte o zaman birlikte yapabileceğimiz çok şey bulunduğunu göreceksiniz. Bu tür tartışma platformları karşılıklı olarak birbirimize kulak verebilmemiz bakımından önemli fırsatlardır.

Kendi ülkelerinin fikir liderleri, ufuk açıcıları, siyaset yapıcıları, toplumsal vicdanın ve sağduyunun temsilcileri olarak gördüğüm siz değerli katılımcılara buna imkân verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Bir kez daha Forum’un başarılı geçmesini diliyorum. TRT Yönetimini bu isabetli girişimlerini hem de böyle hassas bir dönemde gerçekleştirdikleri için tebrik ediyorum.

Sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Bildiğiniz gibi 120 saatlik şu anda bir ara durum var, dolayısıyla bu 120 saatin artık büyük bölümü sona erdi. Şimdi yarın bizim bir Rusya, Soçi seyahatimiz var, bu seyahatte Sayın Putin’le bu sürece ele alacak, ondan sonra da atılması gereken adımları inşallah atmış olacağız.

Sizlere saygılar sunuyorum, ekranları başında bizi izleyen, evet, milletime ve tüm insanlığa en kalbi selam, sevgilerimi sunuyorum.

Kalın sağlıcakla.