11. Rize Tanıtım Günleri Programı’nda Yaptığı Konuşma

20.10.2019

Aziz İstanbullular,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Aydınlık Yarınlarımızın Mimari Sevgili Gençler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Buradan Fatih’in emaneti güzel İstanbul’umuzdan Rize’mizin yiğit, mert, cömert, vefalı insanlarına selamlarımı iletiyorum. Karadeniz gibi ufku geniş, Kaçkar gibi başı dik, Fırtına Deresi gibi coşkun olan şehre, Rize’ye en derin muhabbetlerimi gönderiyorum. Bugün bir kez daha siz değerli hemşerilerime, sizlerle kucaklaşmanın, hasret gidermenin bahtiyarlığı içerisindeyim.

Yaklaşık 2 ay önce 24 Ağustos’ta Rize’deydik, Rizeli kardeşlerimle beraberdik. Rizeli kardeşlerimize 31 Mart Belediye seçimlerinde partimize verdikleri rekor destek için teşekkür ettik. Seçimlerde şampiyon olmak artık bir Rize klasiği haline geldi. Daha önceki seçimlerde olduğu gibi 31 Mart’ta da Rize yüzde 73 oy oranıyla Türkiye birincisi olarak, AK Parti’yi zirveye taşıdı. Bu ziyaretimizde ayrıca toplam yatırım tutarı 1 milyar 103 milyon lirayı bulan 28 adet projenin de toplu açılış törenini gerçekleştirdik. Açılışını yaptığımız eserler arasında ÇAYKUR’un 633 milyon liralık bir yatırımla hayata geçirdiği çay paketleme fabrikası da vardı. Aynı ziyarette hemşerilerimizle hepsi birbirinden önemli pek çok müjdeyi de paylaştık. Bu vesileyle açılışını yaptığımız eserlerin tekrar Rize’mize hayırlı olmasını diliyorum. 31 Mart seçimlerinde çok güçlü destek veren, ahde vefaları, dayanışmaları, tüm Rizeli kardeşlerimin her türlü teşekküre, şükrana layıktır tekrar buradan teşekkür ediyorum.

Kardeşlerim,

11. Rize Günleri vesilesiyle bu güzel İstanbul akşamında bizleri bir araya getiren Rize Dernekler Federasyonu RİDEF’e de ayrıca teşekkür ediyorum.

Kardeşlerim,

Elbette 81 vilayetimizin her biri kıymetlidir, her biri değerlidir, her biri bir başka güzeldir. Şehit kanlarıyla sulanmış mukaddes vatan toprağının her bir karışının gönlümüzün başköşesinde yeri vardır. 40 yıllık siyasi hayatımızda asla bölgecilik yapmadık. Ne insanlarımız, ne şehirlerimiz arasında hiçbir ayırıma gitmedik. 780 bin kilometrekarenin tamamına aynı nazarla baktık. Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni demeden Türkiye’nin renklerini aynı samimiyetle kucakladık. 82 milyonun her bir ferdine aynı sevda ile aynı heyecanla hizmet ettik, çünkü yaratılanı Yaratandan ötürü sevdik. Anayurdum, baba ocağım Rize’nin kalbimizde yeri tabii ki her zaman farklı oldu. Vefasıyla, desteğiyle, duasıyla Rize bize daima yoldaşlık etti. Rizeli hemşerilerim siyasi hayatımızın hiçbir döneminde bizi yalnız bırakmadı. 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğumuzda yanımızda sizler vardınız. 2001 yılında AK Parti’yi kurarken, 2002 senesinde iktidara yürürken Allah’ın yardımını ve sizlerin desteğini daima üzerimizde hissettik. 17 yıldır nice başarılara birlikte imza attık, nice badireleri yine beraber aştık. Hayatımın her safhasında siz hemşerilerimin dostluğunu, sadakatini, duasını yanımda buldum, bugün de aynı duygularla dolup taşıyorum, bugün de hayır dualarınızı talep ediyorum. Sizler bizi sevdiniz, bizi hep bağrınıza bastınız, inşallah bizler de bu can bu tende olduğu sürece Rize’yi sevmeyi, Rizeli hemşerilerimle iftihar etmeyi sürdüreceğiz.

Rize’den sizlerden aldığımız cesaretle bugüne kadar olduğu gibi 81 şehrimizin her birine, 82 milyon vatandaşımızın her bir ferdine hizmet götüreceğiz. Ülkemize hedefleri ve hayalleriyle muhakkak buluşturacağız. Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin başını daima dik tutacağız. Tarihi şanlı zaferlerle dolu bu necip milleti dünya siyaset sahnesinde asla hayal kırıklığına uğratmayacağız. Rengini şehitlerimizin kanından alan al bayrağımızı daha büyük bir gururla dalgalandıracağız. Bağımsızlığımızın timsali olan ezanlarımızı daha gür bir nidayla okuyacağız. Her karışında bir şehidin yattığın vatanımızı daha çok seveceğiz. Kardeşlik türkülerimizi daha büyük bir coşkuyla söyleyeceğiz. İstikbalimizin teminatı olan Rabia’mıza daha çok sarılacağız. Tek millet diyeceğiz, tek bayrak diyeceğiz, tek vatan diyeceğiz, tek devlet diyeceğiz. 82 milyon bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, beraber olacağız, kardeş olacağız ve Türkiye olacağız.

Kardeşlerim,

Rizeliler atmaca gibi atak, Karadeniz gibi kabına sığmayan insanlardır. Benim hemşerilerim aynı zamanda son derece zeki ve esprilidir. Rize Günleri’nin bu sene ki temasında Rize’nin o ince zekâsına, pratikliğine bir kez daha şahit oluyoruz, “Bırakalım Sigarayı İçelim Rize Çayı”. Ama bugün burada bir karar vermemiz lazım, bu melaneti bırakalım da. Kendi kendimize zarar veriyoruz, yazıktır günahtır. Hem kasaya hem keseye hem vücuda yazıktır günahtır. Bu israf, ben vaazı nasihatte bulunmuyorum, ama bir Cumhurbaşkanı olarak sevdiklerime diyorum ki, inanın bu haramdır. Diyanet İşleri Başkanımız da söyledi haramdır dedi. Niye? Kasaya, emaneti ilahi olan bu vücuda zararı var mı? Var, doktorlar da burada, öyleyse haram. Kimi biz zenginleştiriyoruz? O malumlar var ya, adamlar geliyorlar bize yok elektronik sigara, sigaranın elektroniği mi olur? Bunun için bizden özellikle yer istiyorlar, müsaade istiyorlar vermedim, vermem. Ve marka olarak da söyleyeyim, işte bir radyo Philips değil ha, sigaranın da bir Philip’i var ve bunlar Türkiye’de yatırım yapacakmış adını da böyle koyuyorlar yatırım yapacağız. O yatırımı gidin siz başka bir yerde yapın. Ama şimdi ne yapıyorlar? Kaçak olarak bunu ülkeme sokuyorlar. Ve Ticaret Bakanıma da söylüyorum, bunları asla ülkemize sokmayacağız, çünkü bunlar benim vatandaşımı zehirleyerek zengin oluyorlar, bunlara fırsat vermeyeceğiz, asla müsaade de etmeyeceğiz. Ve ne olur baylar, bayanlar içmeyin bu sigarayı. İlla bir şey içecekseniz, işte size çay.

Sevgili Hemşerilerim,

Hem sağlıklı nesiller yetiştirme hedefimize hem de ülkemizin stratejik bir ürününe sahip çıkalım. Sigara ve bağımlılık yapan diğer tütün ürünleriyle mücadeleye verdiğim önemi sizler gayet iyi biliyorsunuz. Son 17 yılda bu alanda gerçekten tarihi nitelikte adımlar attık. Önce “Dumansız hayat” sloganıyla sigarayla gerçek anlamda mücadeleyi biz başlattık. Dünya Sağlık Örgütü de bundan dolayı bana bir ödül verdi. “Hayat sigarasız güzel” şiarıyla yürüttüğümüz bu mücadelede milletimizin tüm kesimlerinin desteğini aldık. Düzenlediğimiz kampanyalarla her şeyden önce sigaraya ve zararlı alışkanlıklara yönelik bakış açısını değiştirdik. Artık herkes sigaraya özenilmesi gereken bir alışkanlık olarak değil, çok ciddi sağlık problemlerine sebebiyet veren bir bela olarak bakıyor.

Her yer ve ortamda sigara içme özgürlüğü yerine, bireylerin temiz hava soluma hakkından bahsediliyor. Bir dönem ülkemizde hatırlayın otobüslerde, uçaklarda, devlet dairelerinde, kapalı alanların hepsinde rahatça sigara içilebildiğini düşündüğümüzde elde edilen başarıların değeri daha iyi anlaşılacaktır. Şu anda dünyada öyle bir konuma geldik ki, bakıyorsunuz caddenin bir kenarındaki kaldırımlarda sigara yasak, bir diğer tarafta serbest bırakıyorlar. Şu anda Almanya’da bu tartışılıyor her iki kaldırımda da yasak bu konuşuluyor, bu tartışılıyor. Niye? Her şey ortada da onun için.

Geçen sene yürürlüğe giren yasayla reklamlar, sinema ve tiyatro salonlarında sergilenen eserlerde, internet ile topluma açık ortamlarda tütün ürünlerinin veya görüntülerinin kullanılmasını yasakladık. Eğitim, sağlık ve spor tesislerinde sigara satışını da men ettik. Şimdi tek tip paket uygulamasına geçiyoruz, artık sigara paketlerinin üzerinde ilgi çekici, özendirici hiçbir unsurun olmasına müsaade etmeyeceğiz. Açık alan yerine, açık sınırlanmış alan tarifi üzerinde çalışıyoruz. Yurt dışında oldukça yaygın olan ve duman odaları diye tarif edilen sigara içme ortamlarını biz de devreye alacağız. Tütünle mücadelemizi gevşetmeden, geri adım atmadan, asla rehavete düşmeden kararlılıkla sürdürmemiz gerekiyor. Çünkü mücadele zayıfladığında kullanım oranlarının evet maalesef tekrar arttığını görüyoruz.

Bakınız dünya genelinde günde 20 bin kişi başta akciğer kanseri olmak üzere sigaraya bağlı hastalıklardan dolayı hayatını kaybediyor. Ülkemizde her sene binlerce kardeşimizi sigaraya kurban veriyoruz. Devlet olarak tek bir insanımızın dahi sigara illetinin pençesine düşmesine seyirci kalamayız. Bu süreçte gönüllü kuruluşlarımızın, ailelerimizin, üniversitelerimizin, gençlerimizin kendilerine rol model gördüğü sanatçı ve sporcularımızın bize destek olması çok ama çok önemli. Devlet ne kadar kararlı olursa olsun sivil toplumun omuz vermediği bir mücadelenin başarıya ulaşma şansı yoktur. Bunun için Türkiye Cumhurbaşkanı olarak muhalefet partilerinden meslek odalarımıza, esnafımızdan diğer kurum ve kuruluşlarımıza kadar toplumumuzun tüm kesimlerini bize yardımcı olmaya çağırıyorum. Gelin bu mücadeleyi beraberce yürütelim, gelin insanımızı tütün illetinden beraberce kurtaralım. Ben Rize Dernekleri Federasyonu’na sigarayla mücadeleye öncülük ettiği için teşekkür ediyorum. Diğer dernek, vakıf ve federasyonlarımızdan da bu meselede aynı dirayetli tavrı bekliyorum.

Sevgili Hemşerilerim,

Tadıyla, rengiyle, sohbetlerinizin ayrılmaz bir parçası, yeni dostlukların vesilesi olan çay bizim kültürümüzde bambaşka bir yere sahiptir. Bir bardak çayın birlikte yudumlandığı mekânlar muhabbetin, kardeşliğin, huzurun ve barışın tesis edildiği yerlerdir.

Doğu Karadeniz bölgemizi adeta yemyeşil bir halı gibi kuşatan çay, ülkemiz için buğday gibi, incir gibi, fındık gibi son derece stratejik bir üründür. Dünyanın pek çok yerinde gastronomi turizmiyle beraber çay kültürünün de yaygınlık kazandığını inşallah görüyoruz. Şimdi Ayder’i Sayın Valim inşallah bu noktada farklı bir yere taşıyacağız, ama süratle, zaman kaybına tahammülümüz yok. Çay üretiminde ilk sıralarda olan Türkiye’nin artık bu ürününü markalaştıran ülkeler arasında da yerini alması gerekiyor. Gelişmiş devletler, üreticisi oldukları ürünler yanında, üretmedikleri pek çok ürünü de markalaştırarak, dış ticarette çok ciddi kazançlar sağlıyor,  bu manzara çayda da geçerlidir. Bugün çay üreticisi olmayan birçok ülke pazarı kontrol ederek dünyanın en meşhur çay markalarıyla anılıyor. Sektörde tahakküm kurmuş büyük Batılı şirketler genellikle mahsulün üreticisinden daha çok kazanıyor. Şayet ürünlerinizi ucuza ihraç ediyor, işlenmiş halde daha pahalıya alıyorsanız bu işte büyük bir yanlışlık var demektir.

Türkiye son 17 yılda markalaşma anlamında da gerçekten ciddi bir mesafe almıştır, ama her şeye rağmen geldiğimiz konumu yeterli görmüyoruz. Daha fazlasını başarabilecek ürün yelpazesine sahip olduğumuzu da biliyoruz. El attığı her işi en güzel şekilde yapan Rizeli kardeşlerimin Rize çayı gibi bir ürünü dünya çapında bir markaya dönüştürmeleri gerekiyor. Bizim topraklarımızın mahsulü ve bizim milletimizin alın teri olan ürünler başkalarının değil, ülkemizin zenginleşmesine hizmet etmelidir. Bizim çayımız artık sadece Rize’yi değil bütün Türkiye’yi temsil edecek küresel bir markaya dönüşmelidir. Bu konuda üniversite, özel sektör ve kamu iş birliği ile kısa zamanda hedeflerimize ulaşabileceğimize inanıyorum. Devletimizin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sizlerin yanında olduğunuzu ve olduğunu biliyorum.

Kardeşlerim,

Türkiye artık 17 yıl öncesinin Türkiye’si değildir. Ekonomiden tarıma, savunma sanayinden üretime, ulaşıma, ticarete, diplomasiye, siyasete kadar hamdolsun her alanda ülkemize çağ atlattık. İnsanımızın zihnine vurulan prangaları parçalayarak tekrar özgüven ve cesaret sahibi olmasını sağladık. Bu millete şayet dik durursa, sağlam durursa, duvarın tuğlaları gibi birbirine kenetlenirse aşamayacağı hiçbir engelin olmadığını gösterdik. 17 yıl öncesine göre milli güvenliğine yönelik hususlarda gerektiğinde kendi kararını kendisi veren ve uygulayan bir ülkeyiz. Vatanımızın bekası, milletimizin huzuru söz konusu olduğunda kimsenin icazetini arama ihtiyacı hissetmiyoruz. İşte 9 Ekim tarihinde başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı’yla ülkemizin bu tavizsiz duruşunu bir kez daha ortaya koyduk. Türkiye’nin iradesini, yumuşak ve sert gücünü, operasyon kabiliyetini, askeri imkan ve yeteneklerini tüm dünyaya gösterdik. Silahlı Kuvvetlerimizin kahramanlıkları ve Suriye Milli Ordusu’ndaki kardeşlerimizin mücadeleleriyle kısa sürede sahada büyük bir başarıya imzayı attık. Sadece 9 gün içinde bir kısmı üst düzey, 765 teröristi etkisiz hale getirerek bin 500 kilometrekarelik alanı örgütün zulmünden kurtardık.

Resulayn ve Tel Abyad’ın da içinde olduğu toplam 111 yerleşim birimini kontrol altına aldık. Bölgede yaşayan kardeşlerimizin herhangi bir sıkıntı yaşamaması için başta gıda, sağlık ve güvenlik olmak üzere gereken tüm önlemleri alıyoruz. Kızılay’ımız, AFAD’ımız, Sağlık Bakanlığımız ve sivil toplum kuruluşlarımız yardım çalışmalarına başladı. Maalesef bu süreçte 5 askerimizi, 20 sivil vatandaşımızı, 76 Suriye Milli Ordusu’ndan kardeşimizi bu çatışmalarda şehit verdik. Ben bu vesileyle bir kez daha tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Ama biz bir şeyi biliyoruz, Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar diridirler, ancak siz bilemezsiniz. Şehitlerimizin yakınların ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Yaralılarımızın her birine Rabbim’den acil şifalar temenni ediyorum. Harekâtın ilk gününden itibaren yekvücut olarak güvenlik güçlerimizin yanında dimdik duran aziz milletimi de şükranlarımı sunuyorum.

Şu anda 13 maddelik ortak bildirinin biliyorsunuz 120 saatlik bir süreci var, bunun yarıdan fazlası geride kaldı. Buna uyulduğu takdirde ne ala, uyulmadığı takdirde 120 saat bittiği anda biz tekrar Barış Pınarı Harekâtı’nı aynen bırakılan yerden devam ettiririz. Bunu Sayın Trump’ın gönderdiği heyete zaten söyledim. Diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelere aynen söyledim. Bunun yanında Salı günü Soçi’deyiz Sayın Putin’le de bunları tekrar konuşacağız. Ve attığımız bu adımların hepsi de sadece topraklarımızı koruyama yöneliktir, teröristlerin bize taciz atışlarına karşıdır ve kendi evlatlarımızı korurken değerli kardeşlerim, teröre karşı da bir mücadelenin adıdır. Dünya teröre karşı mücadele vermiyor mu? Lafa geldiği zaman veriyor. Türkiye verdiği zaman niye rahatsız oluyorsunuz? Bu mücadeleyi vereceğiz.

Bölücü terör örgütünün yandaşları dışında tüm Türkiye bu kritik dönemde gerçekten alkışlanacak bir dayanışma sergilemiştir. Ülkemiz Barış Pınarı Harekâtı’yla Suriye sınırımızda kurulmaya çalışılan terör koridoruna öldürücü darbeyi indirmiştir. Bunun yanında harekat bölgemize yönelik emperyalist senaryoları da darmadağın etmiştir. Böylece ülkemiz hem kendi güvenliğini hem de Suriye’nin toprak bütünlüğünü garanti altına alacak hayati önemde bir adım atmıştır.

Kardeşlerim,

Perşembe günü Amerika Birleşik Devletleriyle vardığımız mutabakat ise sahadaki başarımızın diplomasi masasına bir yansımasından ibarettir. Güvenli bölge ilan ettiğimiz yerlerin tekrar ediyorum, 120 saat içinde tamamen boşaltılması noktasında Amerika Birleşik Devletleriyle anlaştık, Perşembe gecesinden bu yana bu süre işliyor. İlgili birimlerimizle sahadaki gelişmeleri yakından takip ediyoruz. 120 saatin bitiminde şayet Amerika ile anlaşmaya vardığımız hususlarda, dikkat edin terör örgütüyle anlaşmadık, Amerika Birleşik Devletleriyle anlaştık, burada birileri saptırma yapıyor böyle bir şey yok. Kuzeyden güneye 32 kilometre, Irak sınırından Cerablus’a 444 kilometre burası bizim güvenlik bölgemizdir. Bu güvenlik bölgesini evet biz koruma altına alacağız. Dersimizi çalıştık, planlarımız tamam, projelerimiz tamam, adımlarımızı da buna göre atıyoruz. Kimsenin gözünün yaşına bakmayacak son teröristi de bölgeden temizleyene kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bu sabah İngiltere Başbakanı Sayın Boris Johnson’la da bunları konuştuk. Dedik ki, bakın bizi anlayın, teröristlerin yanında yer almayın. Biz NATO’da sizlerle beraberiz, bu terör örgütleri eğer NATO’ya girdiyse ondan haberimiz yok. Lütfen bu konularda hassas olun ve bu mücadeleyi hep beraber vermemiz lazım. Amerikalı müttefiklerimizden beklentimiz Türkiye’ye verdikleri sözlere bu sefer bağlı kalmalarıdır. Daha önce Münbiç’te yapılan oyalama taktiklerinin ülkemize kaybettirdiği zaman ortadadır. Bu tarz yanlış hesapların bir daha tekrarlanmaması istiyoruz. Türkiye olarak 17 Ekim mutabakatının Türk-Amerikan ilişkilerinde yeni bir sıçrama tahtası olmasını arzu ediyoruz. İnşallah iki köklü müttefike yaraşır şekilde iş birliğimizi ticaretten, terörle mücadele kadar her alanda daha da güçlendireceğiz. Artık sorunlara değil, her iki ülkenin de menfaatine olan pozitif gündemlere odaklanmayı istiyoruz. Ülkemizin ve bölgemizin barışı için tüm dostlarımızla eşgüdüm içinde çalışmayı arzu ediyoruz. İnşallah önümüzdeki süreç hem Suriye hem Türk-Amerikan ilişkileri hem de terörle mücadele bağlamında yeni bir dönemin müjdecisi olacaktır. Rusya Federasyonu ve diğer ortaklarımızla ortak adımlarla Suriye 8 yıldır hasretini çektiği huzur ve istikrar ortamına kavuşacaktır. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha 11. Rize Günlerinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Tütün ürünleriyle mücadelemize destek veren ve bu akşam bizleri bir araya getiren Rize Dernekleri Federasyonuna şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Siz Rizeli hemşerilerime de vefanız, sabrınız ve muhabbetiniz için gönülden teşekkür ediyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum, Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.

Kalın sağlıcakla.