3. Afrika Ülkeleri Dini Liderler Zirvesi’nde Yaptıkları Konuşma Yaptıkları Konuşma

19.10.2019

Bismillahirrahmanirrahim.

Değerli Misafirler,

Aziz Kardeşlerim,

Kıymetli Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.

Ülkemize ve güzel İstanbul’umuza hoş geldiniz. Öncelikle buradan sizlerin aracılığınızla dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerime sevgilerimi, saygılarımı şahsım ve milletim adına göndermek istiyorum.

Kıtaların ve kültürlerin buluşma noktası İstanbul’dan Afrika İslam medeniyetinin başkenti Timbuktu’ya, Kahire’ye, Marakeş’e, Zanzibar’a, Hartum’a, barış ve esenlik diyarı Darüsselam’a, evliyalar şehri Harar’a selam ediyorum.

Anadolu’dan Mama Afrika’nın 54 başkentinde yaşayan gözü ve gönlü bizimle olan tüm kardeşlerime aynı şekilde selamlarımı iletiyorum. Başlarının üstünde dünyanın yükünü taşıyan Afrika’nın emekçi kadınlarını, yiğit gençlerini, ciğerparelerini açlığa kurban veren Afrika’nın yüreği yanık analarını, her sabah evlatlarının rızkı için koşan, koşturan, ter döken Afrika’nın fedakâr babalarını selamlıyorum.

Sizleri 3. Afrika Müslüman Dini Liderler Zirvesi vesilesiyle Kudüs’ün kardeşi, Mekke ve Medine’nin sırdaşı, İslam dünyasının gözbebeği İstanbul’da ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum.

Bu vesileyle Kudüs aşığı Nuri Pakdil Abimizi, üstadımızı kaybetmenin ve bugün inşallah defni yapılacak, ruhuna sizleri birer Fatiha okumaya davet ediyorum.

Türkiye Cumhurbaşkanı olarak kıtanın dört bir ucundan binlerce kilometre mesafe kat edip toplantımızı şereflendirdiğiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Bu önemli zirveyi tertip eden Diyanet İşleri Başkanlığımızı, Sayın Başkan ve ekibini, organizasyonda emeği olan tüm kurumlarımızı tebrik ediyorum.

Bugün başlayan zirvemizin tüm Afrika Müslümanları için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. İnşallah önümüzdeki üç gün boyunca birbirinden önemli başlıklarda kapsamlı istişareler yapacaksınız. Dış politikadan eğitime, terörden Afrika’daki Müslümanlara yönelik tehditlere kadar birçok hassas konuyu tartışacaksınız. Alacağınız kararlarla Afrika’yla beraber tüm dünyanın barış ve huzuruna katkılarda bulunacaksınız. Bölgesel gelişmeler bağlamında kritik bir döneme tekabül eden zirvenin aramızdaki dayanışmayı güçlendireceğine, İslam aleminin sıkıntılarına çözüm yolları üreteceğine inanıyorum. Bu tarz zirveler birbirimizi daha iyi tanıma imkânı vermenin yanı sıra meselelerimizi özgürce konuştuğumuz önemli zeminlerdir. Bilhassa bizim gibi ülkeyi yönetme mesuliyeti taşıyan siyasetçiler için bu toplantılar ufuk açıcı, yol göstericidir. Sizlerden gönlünüzden geçtiği şekilde, tüm samimiyetinizle tenkit, teklif ve görüşlerinizi bizimle paylaşmanızı istirham ediyorum. Şimdiden her birinize zirvemize yapacağınız katkılar için teşekkürlerimi sunuyorum.

Kardeşlerim,

Afrika dostu, Afrika sevdalısı bir siyasetçiyim. 2003 senesinde Başbakanlık görevini üstlendikten sonra yılların ihmalini gidermek, kıta ile ilişkilerimizi geliştirmek için çok büyük gayret sarf ettim. Kahir ekseriyeti ülkemiz tarihinde ilk kez olmak üzere Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığım döneminde 27 Afrika ülkesini ziyaret ettim. Bunların arasında Güney Afrika, Senegal, Somali, Cezayir gibi farklı vesilelerle birkaç defa gittiklerim de bulunuyor. Bu ziyaretlerimiz sırasında bugün bu salonda bulunan pek çok kardeşimle biraraya gelme, istişare etme imkânı da bulduk. 2005 senesini ülkemizde “Afrika Yılı” ilan ederek ilişkilerimizi yepyeni bir anlayışla ele aldık. Allah’a hamdolsun çabalarımız neticesinde Türkiye-Afrika ilişkilerini 15 yıl önce hayal dahi edilemeyecek bir seviyeye getirdik. Afrika ülkelerindeki temsilciliklerimizin sayısının, kapasitesinin ve imkânlarının artırılmasına gayret gösteriyoruz. Kıtada göreve geldiğimizde 12 olan büyükelçilik sayımızı 42’ye çıkardık. Dünyadaki en büyük diplomatik temsilciliğimizi Somali’de açtık. Uluslararası kamuoyunun milyonlarca insanın dramına gözlerini kapattığı 2011 yılında eşimle beraber Somali’yi ziyaret eden ilk lider oldum. Afrika ülkelerinin Türkiye’deki diplomatik misyonlarının sayısını da artırdık. 2008 yılında sadece 10 büyükelçilik varken, bugün Afrika 36 büyükelçilikle ülkemizde temsil ediliyor. Ardından ilki İstanbul’da, ikincisi Ekvator Ginesi’nin başkenti Malabo’da olmak üzere iki Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi gerçekleştirdik. İnşallah bu zirvenin üçüncüsünü 2020 senesinde ülkemizde yapacağız.

TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı, Anadolu Ajansı, Türk Hava Yolları, Kızılay gibi kurumlarımızla varlığımızı daha da yaygınlaştırdık. TİKA 22 program ofisiyle tüm kıta genelinde Türk tipi kalkınma modelinin sancaktarlığını yapıyor. Bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları ise İstanbul’dan 38 Afrika ülkesindeki 58 noktaya uçuş düzenliyor. Bugün yüzbinlerce Afrikalı dostumuz gerek kutsal topraklara, gerekse diğer ülkelere ziyaretlerini İstanbul üzerinden gerçekleştiriyor.

Türkiye burslarıyla 4 bin 500 civarında Afrikalı öğrenciye lisans, yüksek lisans ve doktora alanında ücretsiz eğitim imkânı sunuyoruz. Son 25 senede mezun ettiğimiz 10 bin 480 öğrenci ise, Türkiye’nin gönül elçileri olarak Afrikalı kardeşlerimize hizmet ediyor. Gittiğimiz ülkelerde Türkiye mezunu doktorları, imamları, siyasetçileri, akademisyenleri, mühendis ve işadamlarını gördükçe gurur duyuyoruz elhamdülillah.

Sivil toplum kuruluşlarımız kıtanın dört bir köşesinde kimi zaman ciddi riskleri de göze alarak Afrikalı kardeşlerimize yardım ediyor. Yatırımcılarımız ürün satmanın ötesinde istihdam oluşturan, Afrika’nın kalkınmasını, güçlenmesini sağlayan projelere ağırlık veriyor. Afrika’nın köklü değerlerine saygı gösteren yaklaşımlarıyla Türk girişimciler kıtanın her yerinde çok büyük bir hüsnükabul görüyor. Hamdolsun bugün kıtayla münasebetlerimiz adeta altın çağını yaşıyor. 24 milyar doları bulan ikili ticaretimiz günden güne artıyor, turizm gelişiyor, işbirliğimiz güçleniyor, her seviyede karşılıklı ziyaretler sıklaşıyor. İnşallah önümüzdeki dönemde Türkiye-Afrika ticaretinin 50 milyar dolar seviyesinin de üstüne çıkacağına inanıyorum.

Kardeşlerim,

Türkiye’nin kıtayla bin yılı aşan geçmişini bilmeyenler bizi zaman zaman Afrika’da ne işiniz var diyerek, suçluyorlar. Kimi Batılı devletler bizim Afrika’daki kardeşlerimizle, siz dostlarımızla kucaklaşmamızdan çok ciddi rahatsız oluyorlar. Yıllarca kıtanın kaynaklarını sömürenler, Afrikalı mazlumların kanı, canı, elması, petrolü üzerinden kendilerine ikbal devşirenler, Türkiye’nin eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde yürüttüğü işbirliğini hazmedemiyorlar. İstiyorlar ki Afrika halkları kendilerine bağımlı olmaya devam etsin. İstiyorlar ki Afrika’nın doğal kaynakları kıtayı değil Batılı şirketleri, Batılı devletleri zenginleştirsin. İstiyorlar ki Afrikalı çocuklar, daha ana kucağındaki bebekler açlık, fakirlik ve yoksulluğun kurbanı olsun. Afrika’nın ayağa kalkmasını, muazzam potansiyelini hayata geçirmesini, kıtanın tamamında barışın hakim olmasını arzu etmiyorlar. Kendilerine, kendi vatandaşlarına hak gördüklerini, Afrika ve diğer coğrafyalar için lüks görüyorlar. Özgürlüğü size ve bize çok görüyorlar. Demokrasiyi size ve bize çok görüyorlar. Refah, huzur, ekonomik kalkınmayı size ve bize çok görüyorlar. Bunun için de etnik ve dini farklılıkların kışkırtılmasından darbelere, iç savaş tahrikinden yaptırımlara kadar ellerindeki her imkânı kullanıyorlar. Kıtanın tarihi biraz da bundan dolayı yıkımların, soykırımların, çatışmaların tarihidir. 1994 yılındaki, burası çok önemli, Ruanda soykırımında hangi sömürgeci devletin parmağı olduğunu herhalde sizler benden iyi biliyorsunuz. Batı dünyası ve Birleşmiş Milletler Ruanda’da tam üç ay boyunca 800 bin insanın vahşice öldürülmesini sadece seyretmiştir. Öyle ki Kagera Nehri devasa bir kabristana dönüşmüş, sadece bir günde 60 bin insanın cesedi kıyıya vurmuştur.

Barış Pınarı Harekâtı’ndan dolayı bugün bize silah ambargosu uygulayanlar, o günlerde eli kanlı katilleri silah ve mühimmata boğmuştur. Sahada devam eden vahşete rağmen bu batılı devletler soykırımcılara silah satışını durdurmayı akıllarından dahi geçirmemiştir. Aynı şekilde Somali’nin senelerce iç savaşla boğuşmasının arka planında kimlerin menfaati olduğu malumunuzdur. Çok uzun yıllar kıtanın en huzurlu ülkelerinden biri olan Orta Afrika Cumhuriyeti’ni karıştıranlar da yine aynı odaklardır. Libya’nın istikrara kavuşmaması için savaş baronlarını destekleyenlerin kimler olduğunu da gayet iyi biliyoruz. Kıtadaki birçok karışıklığın arkasından Batılı silah ve petrol şirketleri çıkıyor. Bugün bize hak, hukuk ve özgürlük dersi verenlerin neredeyse tamamının geçmişinde ya katliam, ya işgal ya da sömürgecilik lekesi muhakkak vardır.

Burada bir Batılı devlet adamının şu ibretlik sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum: “Bir damla petrol, bir damla kandan daha kıymetlidir.” Evet, yaklaşık bir asır önce William Churchill’in Avam Kamarasında söylediği bu cümle tarihi bir itiraf olarak halen geçerlidir. Bunlar 300 yıl önce Dakar’da dünyanın en büyük köle pazarını kurmuşlardı. Goree Adasından yüzbinlerce insanı gemilere istifleyip Amerika’ya, Avrupa’ya taşımışlardı. Kongo’daki kauçuk tarlalarını insanların ölüm tarlasına çevirmişlerdi. Cezayir’de işledikleri cinayetlerle, Namibya’da yaptıkları katliamlarla ise insanlık tarihine birer utanç lekesi eklediler. Aynı çevreler bugün de menfaatleri söz konusu olduğunda insana yine bu nazarla bakıyorlar. Aradan yüzyıllar geçse de beyaz adamın Afrika’ya, Asya’ya, Latin Amerika’ya, Ortadoğu’ya yönelik bu bakış açısı değişmiyor. Batılıların beyaz ırkın üstünlüğüne dayanan kibrinde hiçbir azalma, eksilme olmuyor. Bittiği iddia edilen sömürgecilik yeni yöntemler kullanılarak, yeni biçimler alarak devam ettiriliyor. Günümüzde kıtanın onca zenginliğine rağmen halen açlıkla, yokluk ve yoksullukla gündeme gelmesinin sebebi, neo-kolonyalizmdir.

Kardeşlerim,

Biz insanı eşrefi mahlûkat, yani yaratılmışların en şereflisi olarak gören bir inancın, bir dinin mensuplarıyız. Bizim medeniyetimizde her insan en büyük kalemin çizdiği nakıştır. Bu topraklara İslam mührü vuran Allah dostları bize yaratılanı sev, Yaradan’dan ötürü diye buyurmuşlardır. Ecdadımız yönettiği 22 milyon kilometrekarenin her karışında adaleti ve hakkaniyeti gözetmiştir. Bunun için bizim binlerce yıllık tarihimizin hiçbir döneminde ırkçılık yoktur, sömürgecilik yoktur, işgal, zulüm, katliam yoktur. Ülke ve millet olarak hiçbir toplumun doğal kaynağı, alın teri, emeği ve kanı üzerinden refah devşirmenin peşinde koşmadık. Hiçbir insanı dilinden, renginden, inancından dolayı hor, hakir görmedik. Emperyalistler gibi kıtaya altın, elmas, petrol penceresinden de bakmadık. Tarih boyunca nereye gittiysek daima, az önce Sayın Başkanımızın da ifade ettiği gibi; kazandırmak, kalkındırmak, ihya ve imar etmek için çalıştık. İşte bunun için bugün de Cape Town’dan Sevakin Adasına, Harar’dan Trablus’a kadar kıtanın neresine gitsek ata yadigârı camilerle, medreselerle, ilim ve irfan yuvalarıyla karşılaşıyoruz. Kıtanın hangi ülkesini ziyaret edersek edelim hem halk, hem de devlet ricali özellikle samimi teveccüh gösteriyor.

İnancımızdan, değerlerimizden ve kıtadaki bu eşsiz tarihimizden aldığımız ilhamla Türkiye olarak, Afrika’da kapısı çalınmadık dost, yarası sarılmadık gönül, işbirliği yapılmadık devlet bırakmıyoruz.

Uluslararası platformlarda kendimizinkini özellikle ne kadar önemsiyorsak, Afrikalı kardeşlerimizin hakkını-hukukunu da o denli savunuyoruz. Dünya beşten büyüktür diyerek, Kudüs kırmızı çizgimizdir, diyerek, adaletsizliklere karşı tepkimizi güçlü bir şekilde ortaya koyuyoruz. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi Afrika’da da gönülden yaparsan, gönüller kazanırsın inancıyla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Sömürmenin değil, Afrika ülkeleriyle işbirliğimizi karşılıklı saygı, eşit ortaklık, adalet temelinde yükseltmenin peşindeyiz. Hiç kimsenin ötekileştirilmediği, haksızlığa uğramadığı, kazan-kazan esasında yürüyen farklı bir işbirliğinin mümkün olduğuna inanıyoruz. Özellikle kıta ülkelerine yönelik Batılı devletlerin sergilediği o mütekebbir, müdahaleci, nobran tavırları asla tasvip etmedik, etmiyoruz.

Aziz Kardeşlerim,

Biz Resul olmadan önce içinde yaşadığı toplumda el-emin sıfatıyla tanınan bir Peygamberin ümmetiyiz. Bunun için Resulü Kibriya Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz ümmetini tarif ederken, “Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir. Mümin ise, insanların canları ve malları konusunda kendisinden emin olduğu kişidir” buyuruyor. Nitekim dinimiz İslam’ın çok kısa sürede farklı bölgelere yayılmasının gerisinde bu kutlu tavsiyeye sıkıca sarılan Müslümanların, bilhassa da Müslüman tüccarların ve alimlerin çabaları vardır. Güzel ahlak ve müsamaha sahibi bu Müslümanlar hayatlarıyla örnek olmuş, daima adaleti, hakkaniyeti gözetmiştir. Afrika’nın İslamlaşmasına bunlar öncülük etmişler. Hatta Mozambik gibi kıtadaki kimi ülkelerin isim babası olmuşlardır.

Ancak son bir asra kadar nüfusunun yarıdan fazlası Müslüman olan Afrika’nın giderek bu özelliğini kaybettiğini görüyoruz. 19. yüzyılın başında kıta nüfusunun sadece yüzde 7’si Hristiyan iken, bugün bu oran yüzde 55’lere yaklaşıyor. Bir dönem nüfusunun yüzde 70’i, yüzde 80’i Müslüman olan Doğu ve Batı Afrika’daki birçok ülkede Müslüman artık azınlık durumundadır. Bizler de gittiğimiz yerlerde adı Mustafa, Ahmet, Abdullah olan, ancak İslam’la bağını koparmış pek çok insana ne yazık ki rastlıyoruz. Şüphesiz bu yürek dağlayıcı tablonun oluşmasında uzun yıllardır büyük güçlerin himayesinde yürütülen misyonerlik faaliyetlerinin çok ciddi etkisi vardır. Öyleyse görevimiz çok ağır, DEAŞ, Boko Haram, Eş-Şebab, FETÖ gibi terör örgütleri sebep oldukları kötülüklerle bu sürece katkı sunuyorlar. Uluslararası medya kuruluşları da yanlı-yanlış ve art niyetli haberleriyle kamuoyunu İslam’dan soğutmaya çalışıyor. Yaşanan her menfur hadise sonrasında hemen İslami terör ifadesinin piyasaya sürülmesinin altında yatan sebep budur.

Kelime anlamı itibariyle barış olan İslam’a terörü yüklemek en büyük hakarettir, bunu kabul etmemiz mümkün değildir, çünkü İslam bir barış dinidir. Dikkat edin, bu medya kuruluşlarından hiçbiri Yeni Zelanda’daki cami saldırısı için Hristiyan terörü, Arakan’daki vahşet için Budist terörü ifadelerini kullanmamışlardır. Avrupa’daki Müslümanların ibadethanelerini, iş yerlerini hedef alan saldırılara da neo-Nazi terörü denildiğini göremezsiniz. Biz bunun tesadüf olmadığını, arkasında bilinçli bir İslam düşmanlığının yattığını çok iyi biliyoruz. Ancak onlar ne yaparlarsa yapsın, İslam güneşinin balçıkla sıvanamayacağına tüm kalbimizle iman ediyoruz. Çünkü bu dinin sahibi alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Tabii bu hakikat bir Müslüman olarak bizi görevlerimizden azade kılmıyor. Her birimizin Kur’an ve sünnet rehberliğinde yeryüzünde hakkın, adaletin, barış ve huzurun hakim olması için mücadele etmesi gerekiyor. Biz kendimizi düzeltirsek, biz bir Müslümana yakışır şekilde hayatımızı idame ettirirsek Rabbimiz de nusretiyle bize yardımcı olacaktır. Bunun için öncelikle Allah’ın ipine sımsıkı sarılacak, fitneye düşmeyecek, kardeşliğimize asla halel getirmeyeceğiz. Emperyalistlerin bizi Şii-Sünni, siyah-beyaz, Türk-Kürt, Arap-Farisi diye bölmesine müsaade etmeyeceğiz. Biz birbirimizi etnik kimliğinden, kabilesinden, ırkından dolayı değil sadece ve sadece Allah için, Allah’ın rızası için seveceğiz. Müslümanlar olarak ümmet bilincini, kardeşlik ahlakı ve hukukunu daima gözeteceğiz. Aramızda çizilen yapay sınırlar bizim ufkumuzu belirleyemez. Ufkumuz, ülkelerimizden hareketle tüm Afrika’yı, Afrika’dan hareketle de tüm dünyayı kuşatmalıdır.

Rabbim bizi Kur’an ışığından, Habibi Muhammed Mustafa’nın Aleyhissalatu Vesselam mübarek yolundan ayırmasın diyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken toplantımızın alemi İslam ve tüm insanlık için şu sıkıntılı dönemeçte hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Ülkelerinize ve toplumlarınıza bizim dostluk ve kardeşlik mesajlarımızı iletmenizi istiyorum. Anadolu’dan Mama Afrika’ya kucak dolusu selamlarımızı götürmenizi sizlerden özellikle istirham ediyorum.

Hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.