Ak Parti Grup Toplantısında Yaptıkları Konuşma

16.10.2019

Aziz Milletim,

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım,

Kıymetli Misafirlerimiz,

Ülkemizin Umudu Sevgili Gençler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum.

Meclisimizin yeni yasama yılının bu ilk Grup Toplantımızın partimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Meclisimiz yeni yasama dönemine başladığından beri mutat grup toplantılarımızı Salı günleri yurt dışı programlarımız olduğu için gerçekleştiremedik.

Bir önceki hafta Sırbistan’daydık. Sırbistan’la ilişkilerimize ivme kazandıracağını düşündüğüm temaslarımız son derece verimli ve başarılı geçti. İkinci Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Toplantısı’nın ardından Sırbistan’la tam dokuz anlaşma imzaladık. İş Forumu’nda da Türk ve Sırp iş adamları somut işbirliği imkânlarını değerlendirdiler. Bu ziyaret vesilesiyle Türk şirketleri tarafından Sırbistan’da kurulan altı fabrikanın açılışını, bir fabrikanın da temel atma törenini icra ettik. TİKA’nın tamamladığı çeşitli projelerin açılışlarını yaptık. 2009 yılında kurulan Türkiye-Bosna Hersek-Sırbistan Üçlü Zirve Toplantısı’nı da düzenledik. Ayrıca, Balkanlar’da ulaşım bağlantılarını artırmak amacıyla bir Türk firmasınca üstlenilen Belgrad-Saraybosna Otoyol Projesi’nin temel atma törenini gerçekleştirdik. Projenin yeni bir dostluk köprüsü olacağına inanıyorum.

Biliyorsunuz dün de Türk Konseyi 7. Zirvesi dolayısıyla Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’deydik. Ziyaretim kapsamında Azerbaycan Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Türk Konseyi Zirvesi’ne iştirak eden Kazakistan Kurucu Cumhurbaşkanı, Kırgızistan ve Özbekistan cumhurbaşkanları ile Macaristan Başbakanı ile gerçekleştirdiğim temaslarda ikili ve bölgesel konuları ele aldık. Bugüne kadar hep şunu söylerdik: İki devlet bir millet. Dün ise şunu ifade ettim, dedim: Bundan sonra artık beş devlet, bir millet. İnşallah Türkmenistan’ı da buraya kattığımız zaman altı devlet bir millet olmak suretiyle bölgede çok daha güçlenerek yürüyeceğiz dedik.

Görüşmelerde Türk Dünyasına ve bölgemize ilişkin ortak gündemimizdeki meseleleri etraflıca değerlendirme fırsatı bulduk. Geçtiğimiz yıl zirveye onur konuğu olarak katılan Özbekistan, bu defa tam üye olarak aramızda yer aldı. Macaristan da geçen sene olduğu gibi gözlemci sıfatıyla bizlerle beraberdi. Böylece Türk Konseyi daha da güçlenmiş oldu. Ayrıca, Macaristan, Budapeşte’de Türk Konseyi’nin gayet güzel bir mekânda ofisini açtı. Bundan böyle Avrupa’nın içinde de Türk Konseyi’nin bir iletişim merkezi oluşmuş oldu.

Zirvede Türk Dünyası’nın Aksakalı, Kazakistan Cumhuriyeti kurucu Cumhurbaşkanı Elbaşı Nursultan Nazarbayev’e teklifim üzerine Türk Konseyi’nin Onursal Başkanı unvanı tevcih edildi.

TÜRKPA, TÜRKSOY, Türk Akademisi, Türk Kültür ve Miras Vakfı ile Türk Sanayi ve Ticaret Odası arasında iletişimi kuvvetlendirmek amacıyla Türk Konseyi Koordinasyon Komitesi’nin kurulmasını kararlaştırdık. 8. Zirve gelecek yıl inşallah Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek.

İki haftadır üst üste yapamadığımız Grup Toplantımızı daha fazla geciktirmeyerek Çarşamba günü de olsa gerçekleştirelim istedik. Gerçi bu arada tüm milletvekillerimiz, Genel Merkez yöneticilerimiz ve aileleriyle birlikte 4-6 Ekim tarihlerinde Kızılcahamam’da 29. İstişare ve Değerlendirme Toplantımızda biraraya geldik. AK Parti 7. Olağan Kongre sürecinin başladığı şu günlerde gerçekleştirdiğimiz bu toplantının önümüzdeki dönemde çalışmalarımıza ışık tutacağına inanıyorum.

Meclis gündeminde de çok önemli hazırlıklarımız, kanun tasarılarımız bulunuyor. Yargı reformunun birinci paketi başta olmak üzere tüm bu çalışmaları arkadaşlarımızın titizlikle takip ettiklerine inanıyorum. Ancak bir parantez açıyorum; milletvekili arkadaşlarımız Meclis’e iştirak noktasında zayıf olduklarını, Grup Başkan ve Başkanvekili arkadaşlarımdan istihbar ettim. Bu tabii bizim gibi böyle güçlü bir partiye yakışmıyor. Arkadaşlar, bizim Salı, Çarşamba, Perşembe fevkalade haller dışında üç gün, üç günümüzü biz bu Meclis çalışmalarına örnek bir parti olarak, AK Parti olarak veremezsek, bize yazıklar olsun. Burada hassas olmamız lazım, hele hele bu dönemde çok daha hassas olmamız lazım. Arkadaşlar sizleri bahçelerden toplayıp gruba getirmemesi lazım. Bunu özel bir ricam olarak söylüyorum.

Bunun yanında bu dönemde de Cumhur İttifakı olarak Meclisi etkin şekilde çalıştırmakta kararlıyız, ancak bu iştirakleri tam yaparsak. Ülkemizin ve milletimizin hayrına olduğuna inandığımız her konuda Meclis’te temsil edilen diğer siyasi parti grupları ve milletvekilleriyle uzlaşma yollarını aramayı sürdüreceğiz. Bununla birlikte Meclis’in gereksiz yere oyalanmasına, kilitlenmesine, işlevsiz hale getirilmesine yönelik hiçbir girişime de eyvallah etmeyeceğiz.

Yeni yasama yılının bir kez daha ülkemize, Meclis’imize ve milletvekillerimize hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli Arkadaşlar;

Suriye’de 9 Ekim saat 16’da başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı hamdolsun başarıyla devam ediyor. Türkiye, Barış Pınarı Harekâtı’nı başlatma noktasına bir anda gelmemiştir. Bu işin bölücü terör örgütüyle mücadelemiz bakımından yaklaşık 40 yıllık, Suriye sorunu bakımından 8 yıllık mazisi var. Bugün geldiğimiz noktada 40 yıldır on binlerce vatandaşımızın canına mal olan, ülkemize yüzlerce milyar dolar maliyet getiren bölücü terör meselesinin nasıl ortaya çıktığını ve büyüdüğünü daha iyi anlıyoruz.

Ülkemiz her hal ve şart altında müttefiklik hukukunun gereklerini yerine getirmiştir. Buna karşılık müttefiklerimizin yüzümüze başka konuştuğu, arkamızdan ise başka işler çevirdiği inkarı mümkün olmayan bir şekilde açığa çıkmıştır. Her şeye rağmen Türkiye’nin tavrı barıştan, huzurdan, esenlikten yana olmuştur, böyle de olacaktır.

Suriye meselesi, Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasını yeniden dizayn edilmesini amaçlayan bir projenin ürünüdür. Gerçi biz Suriye yönetimine daha ortada hiçbir çatışma yokken demokrasiden, hukuktan, haktan, adaletten yana tavır takınması için çok tavsiyede bulunduk, çok çabaladık. Özellikle vatandaş dahi sayılmadıkları için ezilen, horlanan, dışlanan Kürt kardeşlerimize, yine ülkemizle irtibatları sebebiyle baskı altında tutulan Türkmen kardeşlerimize hakkaniyetle davranılması için ısrarcı olduk; bunu bizzat Esad’ın kendisine defaatle söylemiş bir liderim. Maalesef bizim hüsnüniyetle yaptığımız tekliflerimiz değerlendirmeye alınmadı, hatta tam tersine baskı, şiddet ve zulüm yolu seçildi. Suriye’de yaklaşık bir milyon masum insanın hayatına mal olan kriz işte böyle başladı. Son sekiz senede ülke nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan 12 milyon kişinin evlerinden kaçmalarına, bunların yarısının da ülke dışına gitmesine yol açan çatışmalar yaşanmıştır. Suriye dışına giden altı milyon civarındaki Suriyelinin dört milyonu da ülkemize gelmiştir. Bunların üç milyon 650 bini ağırlıklı olarak Arap, Türkmen, bunun yanında Ezidisi, Keldanisi vesaire, ama 350 bini de ağırlıklı değil, tamamına yakını Kürt’tür ve bunlar Kobani’den gelenlerdir, ağırlıklı olarak. Şu anda dört milyon Suriye’den gelen bu mülteciler var.

Dikkat edin, tamamına yakını Arap olan bu mülteciler bize, maalesef ifadeyi kullanmakta bile edep ettiğim, Arap Ligi’ne hiç yakışmıyor. Ey Arap Ligi, acaba siz ne kadar Suriyeliyi kabul ettiniz. Ya siz Suriye’yi Arap Ligi’nden çıkardınız, şimdi de Türkiye’ye hakaret etmek için Suriye’yi almak gibi bir projeyi hayata sokmaya çalışıyorsunuz.

Yaşanan bütün bu kaos ortamını fırsat bilen kimi güçler, DEAŞ adı altında bir cinayet makinesi icat etmiş ve iplerini sürekli ellerinde tutarak ortaya salmıştır. Arap Ligi’nin bugün bu mültecilerle ilgili bir Allah kuruşu destek verdiği vaki mi? Hayır. Avrupa Birliği’nin sadece üç milyar avro uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla Kızılay’a, AFAD’a gönderdiği destek, verdiği söz altı milyar avroydu. Ama biz, gelse de gelmese de şu ana kadar bu konuda yaptığımız harcama 40 milyar doları aşmıştır.

DEAŞ’ın faaliyet gösterdiği, katliamlar yaptığı, müdahalelere sebebiyet verdiği bölgelerin tamamı da coğrafyamızın kadim halklarının yaşadığı yerlerdir. İslam’la uzaktan-yakından ilgisi olmayan bu vahşi örgüt, İslam ve Müslümanların en büyük düşmanıdır ve yüzkarasıdır. Bugün dahi hala bölgede Müslümanlar lehine atılabilecek her adımın önüne DEAŞ faktörü bir engel olarak çıkartılmaya devam ediyor. Üstelik DEAŞ’ı proje olarak geliştiren, maddi olarak destekleyen, fiilen yönlendiren ülkeler, bugün karşımıza güya en büyük DEAŞ düşmanı görüntüsüyle çıkıyor. Halbuki biz bu konuda kimin ne rolü oynadığını gayet iyi biliyoruz.

DEAŞ’ın bölgemizde çöküşünü başlatan ise yine biz olduk. Nerede başlattık bunu? El Bab’da ve orada üç bin DEAŞ’lıyı etkisiz hale getiren biz olduk. Ama bunlar, başta FETÖ’cüler olmak üzere hep aleyhte, güya biz DEAŞ’a karşı müşfikmişiz. Tıpkı bir balon gibi sürekli şişirilen, gücü sadece masumlara yeten bu örgütün foyasını Fırat Kalkanı Harekatıyla biz ortaya çıkardık. Bu harekâtta, az önce ifade ettiğim gibi, yaklaşık üç bin teröristi etkisiz hale getirerek, DEAŞ balonunu söndürdük. Esasen Fırat Kalkanı’nın ardından müttefiklere Rakka ve Deyrizor tarafı başta olmak üzere Suriye’de DEAŞ’ın elindeki diğer yerleri de özgürleştirmeyi teklif ettik, hatta harekât planlarımız dahi hazırdı. Ancak o anda anlaşılmaz gibi gözüken, ama artık gayet iyi bildiğimiz sebeplerle müttefikler Türkiye gibi meşru bir güç yerine, evet, PKK-YPG gibi bir terör örgütüyle hareket etmeyi tercih ettiler, hâlâ onlarla beraberler.

Teröristler Fransa’da bir eylem yaptığında Fransız halkının acısını paylaşmak üzere tüm dünya ile birlikte biz de oradaydık. Buna karşılık, DEAŞ ülkemizde 50 kişinin, 100 kişinin öldüğü pek çok canlı bomba saldırısı gerçekleştirdiğinde yanımızda hiç kimseyi bulamadık.

Meselenin DEAŞ değil, hele PKK hiç değil, sadece ve sadece bölgemize yönelik bir projenin hayata geçirilmesi olduğu gerçeği, attığı her adımda bir kez daha karşımıza çıktı. Bu durumda önümüzde iki yol vardı; ya Avrupa’da ve Amerika’da yazılan bu senaryoda bize biçilen role teslim olacak, yanı başımıza gelenlere ve geleceklere rıza gösterecek, kasap bıçağına boynumuzu uzatacaktık ya da mücadele edecektik. Türkiye’nin ve Türk milletinin mazisinde teslim olma seçeneği asla olmamıştır. Biz de yapmamız gerekeni yaptık, milletimizle birlikte mücadele bayrağını yükselttik, ya istiklal, ya ölüm diyerek devletini kurmuş bir millete başka türlüsü zaten yakışmazdı.

Değerli Kardeşlerim,

Suriye’de Türkiye’nin başlattığı operasyonun ardından DEAŞ tehdidi ortadan kalktığında karşımızda garip bir manzara bulduk, anlaşılır gibi değil. Bir tarafta rejim yüzbinlerce insanı katlederek, milyonca insanı yerinden ederek ilerliyordu, diğer tarafta ise PKK-YPG Amerika’nın ve Avrupa’nın sınırsız desteğiyle bir milyon Arap’ı, Kürt’ü, Türkmen’i, Süryani’yi ve her kesimden insanı yerinden ederek sınırlarımız dibinde bir terör koridoru oluşturuyordu. Bugün sivil kayıpları konusundaki hassasiyetlerinden dem vurarak karşımıza dikilenlerin hiçbirinin de o günlerde sesi çıkmıyordu. Biz İdlib’de dört milyon insanın hayatını kurtarmak için var gücümüzle çalışırken, yasak savma kabilinden cılız sesler dışında bunların hiçbirinden destek göremedik. Zeytin Dalı Harekâtıyla Afrin’i teröristlerden temizlerken destek bir yana, sürekli eleştiriye maruz kaldık. Şimdi Barış Pınarı Harekâtı’nı yürütüyoruz, bu defa çok daha aleni bir dirençle, hatta saldırıyla karşı karşıyayız. Bugünlerde hemen her gün, hatta kimi günler birkaç tane Batılı lider Barış Pınarı Harekâtı’nı durdurmamız için bizi arıyor, bu harekâtı durdurun diyorlar. Ama bugüne kadar bizi teröristler tarafından ülkemize atılan 900’e yakın havan ve roketler için üzüntülerini bildirmek üzere kimse aramadı. Bizi bu saldırılarda hayatını kaybeden 20 vatandaşımız için başsağlığı, yaralanan 170 vatandaşımız için geçmiş olsun dileklerini iletmek üzere de kimse aramadı. Bunları iyi tanıyın, bunlara hiç güvenmeyin, zira bunlara güvenilmez. Hatta terör örgütünü korumak için bizi arayanlar şöyle bir yarım ağızla dahi olsun bu konuda tek kelime etmediler. Türk Ordusu’nun bu kadar süratle mesafe alacağını bunlar beklemiyordu, ummuyordu. Baktılar ki hesap dersine döndü, ha bunun üzerine şimdi aramaya başladılar. Tabii sadece terör örgütü temsilcilerinin yönlendirmesiyle bizi itham etmeye, teröristlerden beslenen medyanın malzemeleriyle bizi eleştirmeye kalktılar. Tabii hepsine de gereken cevabı verdik, veriyoruz. 

Esasen bu yeni karşılaştığımız bir durum da değildir, geçmişte de aynı tavırlarla karşılaşmıştık. Bir gecede 251 insanımızı şehit verdiğimiz 15 Temmuz darbe girişiminde sınırlı sayıda dostumuzun desteği dışında tamamen yalnız bırakılmıştık. Bize bugüne kadar terörle mücadelenizde size nasıl yardımcı olabiliriz, diye gelen neredeyse hiç olmadı. Sadece ve sadece teröristlerin iddialarını, taleplerini, çıkarlarını korumak için karşımızda çıktılar.

Şimdi sesleniyorum, ey Batı, ey Arap Ligi, ey azıcık da olsa ahlak ve vicdan sahibi tüm ülkeler, hepinize sesleniyorum; bu devran elbette dönecek. Asla böyle bir duruma düşmenizi istemeyiz. Ama şunu bilin ki; yarın, öbür gün siz de bizimle benzer sıkıntılarla karşı karşıya kalacaksınız, işte o zaman birileri de sizin karşınıza terörle mücadelenizle destek için de değil de teröristlere kol kanat germek için çıkacak. Emin olun, o zaman bizi çok iyi anlayacaksınız, ama iş işten geçmiş olacak.

Teröristler kapınıza dayandığında sınırlarınızdan içeri düşen bombalarla vatandaşlarınız ölür ve yaralanırken, şehirleriniz canlı bomba saldırılarıyla, terörist eylemleriyle sarsılırken, terör örgütü mensupları müttefik dediğiniz ülkelerde ellerini, kollarını sallayarak dolaşır, en üst düzeyde ağırlanırken, evet, işte bunlar olurken bakalım teröristleri destekleyenlere siz ne diyeceksiniz, nasıl davranacaksınız?

Unutmayın, bu dünya etme bulma dünyasıdır. Türkiye binlerce yıllık güçlü devlet geleneği, kadim medeniyet mirası, milletinin sarsılmaz birliği ve beraberliği sayesinde bu mücadeleyi Allah’ın izniyle başarıya ulaştırır, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ama bakalım o kara gün geldiğinde siz ne yapacaksınız? Kendinizi güvende sandığınız sırça köşkünüz paramparça olup üzerine çökmeye başladığında, vatandaşlarınız yakanıza yapıştığında bakalım teröristlere bugünkü gibi sahip çıkmayı sürdürebilecek misiniz? Biz bugüne kadar nerede bir masum kanı akmışsa, nerede bir mazlumun ahı göğe yükselmişse, nerede bir garip çaresizce etrafına bakınmışsa, tüm kalbimizle ve imkanlarımızla hep orada olmaya çalıştık, inşallah bundan sonra da aynısını yapacağız. Teröristler canınızı yakmaya başladığında da yine bu asil millet yanınızda olacaktır. Onun için diyorum ki, gelin bu mücadelede Türkiye’nin karşısında değil, yanında yer alın, en azından karışmayın.

Hele hele NATO üyesi ülkelere sesleniyorum, geçenlerde söyledim, ya bu PKK-YPG ne zaman NATO’nun üyesi oldu da benim haberim olmadı, bu nasıl iştir? NATO üyesi ülkeler YPG’nin, PYD’nin yanında yer alıyor ve onlara her türlü desteği veriyor, silahsa silah, mühimmatsa mühimmat, başta Amerika, 30 bin tır Irak üzerinden bunlara silah, mühimmat, araç-gereç desteği verildi. Öbür tarafta Avrupa Almanya’sıyla, Fransa’sıyla her türlü desteği veriyor. İşte şu anda tüneller var, 90 kilometreyi aşkın tünel; nerede? Suriye’de. Peki, bunun çimentosu nereden geliyor? Lafarge. Lafarge nerede? Hemen orada, bu bir Fransız firması. Neyle izah edeceksiniz, kimi aldatacaksınız? Bunların durumu devekuşu gibi, saklayamıyorlar, her şey meydanda, ama bunların da hesabını verecekler.

Bugün ülkemiz aleyhinde yürütülen kampanyanın en önemli malzemelerinden biri, sivil katliam iftirasıdır. Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde sivil katliamı yapmamıştır ve yapmaz. Bizim inancımı, ne kültürümüz, ne ahlakımız buna izin vermez. Buna karşılık bize bu ithamı yöneltenlerin geçmişleri sivil katliamlarıyla doludur. Geçen Sayın Macron’a söyledim, Ruanda’da yüzbinlerce insanı katleden siz değil misiniz, dedim. Cezayir’de yüzbinlerce insanı katleden siz değil misiniz, dedim. Sen bana nasıl bunları söylersin, dedim, aynaya bak aynaya dedim. Bunlar için Afrika’nın kitabını şöyle bir açtığımız zaman, Afrika’nın kitaplarında neler var, neler var. Yani bunların hepsi maalesef bu tür kara kaplı, evet, defter ve kitaplarla bunların mazisi dolu.

Suriye konusunda utanmadan, sıkılmadan bizi sivil katliamıyla itham edenlere ben şunu söylemek istiyorum: Sivil katliamı görmek istiyorsanız, hemen yanı başımızda Suriye’nin Halep’inden İdlib’ine, Haseke’sinden Rakka’sına, Deyrizor’undan Dera’sına kadar Türkiye’nin ayak basmadığı yerlere bakın. Bitmedi, sivil katliamı görmek istiyorsanız Afganistan’a bakın. Sivil katliamı girmek istiyorsanız, Arakan’a bakın. Sivil katliamı görmek istiyorsanız, Kafkaslar’da Yukarı Karabağ’a, Balkanlar’da Bosna’ya bakın. Sivil katliamı görmek istiyorsanız, Türkiye’nin müdahalesinden önce Kıbrıs’a bakın. Sivil katliamı görmek istiyorsanız, hemen burnunuzun dibinde neredeyse her gün Müslümanların sokaklarda taammüden öldürüldüğü Filistin’e bakın. Sivil katliamı görmek istiyorsanız, bölücü terör örgütünün kadın, çocuk, yaşlı demeden ülkemiz topraklarında 40 yıldır yaptığı terör eylemlerine bakın. Velhasıl sivil katliamı görmek istiyorsanız, aynanın karşısına geçin ve tarih boyunca ellerinize bulaşmış olan masum kanlarına bakın. Türkiye bu konuda asla itham edilebilecek bir ülke değildir. Türkiye’yi sivilleri katletmekle suçlayanların gözü kör, kulağı sağır, dili çatal, yüreği taşlaşmış, vicdanı kararmış demektir.

Bugün dünyada böylesine kapsamlı bir terörle mücadele operasyonu yürütüp de Türkiye kadar temiz iş çıkartan başka bir ülke yoktur. Suriye’de bizi sivilleri hedef almakla itham edenlerin, Suriye operasyonunu, Irak operasyonunu, Afganistan operasyonunu hatırlayın, demekle uyarıyorum. Neredeyse her gün güya yanlışlıkla vurulan sivil hedeflere, evlere, okullara, hastanelere, pazar yerlerine, sokaklara, düğünlere, otobüslere ilişkin haberlerin, resimlerin, görüntülerin utancıyla güne başlıyorduk. Biz yurt içindeki ve yurt dışındaki tüm operasyonlarımızla kendi güvenlik güçlerimizin hayatlarını riske atma pahasına tek bir sivilin zarar görmemesi için çalışmış bir ülkeyiz. Hiç kimse bize taammüden hedef alınmış tek bir sivil hedef gösteremez.

Barış Pınarı Harekâtı’nda teröristler sırf sivil kayıp oluşsun diye askerlerimize evlerden, parklardan, kiliselerden, camilerden, okullardan, hastanelerden saldırırken, biz bunlara asla aynıyla mukabele etmedik. Kiliseden sniperlarla ateş ediyorlar. Niye? Kiliseyi vuralım diye. Ama biz vurmadık, çünkü orası bir ibadethaneydi, biz bu kadar hassasız. Hep onların çıkmalarını, meydanda olmalarını bekledik. Kaldı ki bunlar bizim topraklarımızda da değildi, Suriye’nin kuzeyindeki bölgelerde ve Öyle bir dezenformasyon yaptılar ki, güya biz ibadethaneleri de bombalıyormuşuz, bunları anlatmaya gayret ettiler. Ve tabii bunun üzerinden de maalesef Batı medyası bunları kullanmaya çalıştı. Biz teröristleri takip ettik, sivillerden uzaklaştıkları anda da imha ettik. Bu şekilde adeta adım adım ilerleyerek, şu ana kadar 1220 kilometrekare alanı temizledik.

Değerli Kardeşlerim;

Buradan herkesin kolaylıkla anlayabilmesi için şu 6 hususu tane tane anlatmak istiyorum, ekranları başında bizi izleyen milletim de bunları böylece duymuş olsun.

Bir; Türkiye, Suriye’de ne Kürtleri, ne Arapları, ne de bir başka kesimi değil, sadece ve sadece teröristleri hedef alıyor. Ülkemiz Suriye topraklarında işgal ve istila değil, terörle mücadele harekâtı yürütüyor. Suriye halkına karşı değil, Suriye halkıyla birlikte zalimlere karşı mücadele ediyoruz. Siz ne derseniz deyin, biz teröriste terörist demeye ve öyle muamelede bulunmaya devam edeceğiz. Sırf ülkemize zarar vermek için teröristleri makamlarında ağırlayanlar bunun utancını ömür boyu taşıyacaklardır, bunları da yüzlerine söylüyorum ha, onu da söyleyeyim, öyle gizli kapaklı değil.

Bak şunu da söyleyeyim: Bu teröristlerle bize arabuluculuk yapmaya çalışan bazı liderler var. Dedim siz uluslararası savaş hukukunda veya siyaset biliminde ne zamandan beri devletlerin terör örgütleriyle masaya oturduğunu duydunuz? Bu o tür devletler varsa bile Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde bir devlet olarak bir terör örgütüyle aynı masaya oturmak yoktur ve bundan sonra da bizden böyle bir şeyi beklemeyin. Bunun için de arabulucu filan aramıyoruz ha, buna da ihtiyacımız yok.

İki; Türkiye operasyon bölgesi içinde kalacak DEAŞ’lıların sorumluluğunu üstlenmeye hazır olduğunu en başta ifade ettik; kime? Sayın Trump’a. Buna karşılık birileri tarafından ısrarla korunup, kollanan PKK-YPG terör örgütü şantaj malzemesi olarak kullandığı DEAŞ mensuplarını serbest bırakmaya başlamıştır; nerede? Cezaevinde. Bakın kimin eli kimin cebinde belli. Biz ülkemizi hedef almaya kalkacak DEAŞ’lıları bir şekilde tepeleriz, gerisini bunların yöneleceği diğer yerlerin yöneticileri düşünsün. Kontrol altına aldığımız yerlerde PKK-YPG’lilerle birlikte DEAŞ’lıları da etkisiz hale getirmeyi de sürdüreceğiz.

Üç; Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine saygılıdır, bundan kimsenin tereddüdü olmasın. Bu ülkede tüm kesimleri temsil eden meşru bir hükümet kurulduğunda güvenliğini sağladığımız yerlerin sevk ve iradesini biz kendilerine bırakacağız Cerablus’ta olduğu gibi, El Bab’da olduğu gibi, Afrin’de olduğu gibi. Biz sadece inşa ederiz, ihya ederiz, ama asla zulmetmeyiz. Suriye toprakları terörist işgali altındayken, bu ülke adına söylenen hiçbir sözün ve atılan hiçbir adımın kıymeti olamaz.

Dört; Barış Pınarı Harekâtı Münbiç’ten Irak sınırına kadar olan hattın tamamında daha önceden ilan ettiğimiz 30-35 kilometrelik derinliğe ulaşana kadar sürecektir. Bu konuda hiçbir istisnamız, hiçbir tereddüdümüz, hiçbir açık kapımız yoktur. Yürüdüğümüz bu yolda bize destek olanları da, yolumuza taş ve diken döşeyenleri de not ediyoruz. Zira Sayın Trump, 20 mil, yani 32 kilometre derinliği ifade ettiğinde, daha sonra kendileriyle bunları konuşup en doğudan 444 kilometrelik batıya olan o bölgeyi biz güvenli bölge olarak ilan ettik ve bu güvenli bölgede de biz şu anda bütün plan çalışmalarımızı yaptık, yapıyoruz. Hatta Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız burayla ilgili proje çalışmalarını da yapmış bulunuyor ve ben bu proje çalışmalarının da yapılmış olduğu kitapçıkları dünya liderlerine, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir kısmını kendileriyle yaptığım görüşmelerde buyurun dedim ve anlattım. Şimdi de yine Türk Konseyi’nde aynı şekilde kendilerine takdim ettik. Tabii gördüklerinde güzel, diyorlar. Tabii bal bal demekle ağız tatlanmıyor, bizim bala ihtiyacımız var. Onun için de burada paraya ihtiyaç var, eğer bu olursa biz bu güvenli bölgeyi halleder ve buranın lojistik desteğini de sağlarız.

Beş; güvenli hale getirdiğimiz yerlerde 1 milyon ile 2 milyon arası Suriyelinin geri dönüşü için çalışmalara hemen başlamak istiyoruz. Uluslararası toplumdan ricamız, elindeki imkânları bu projeye destek vermek için kullanmalarıdır. Suriye halkını 8 yıldır yaşadığı azaptan kurtaracak çalışmalarımıza destek olmak tüm dünyanın görevidir.

Altı; Türkiye teröristlerle pazarlık yapılmayacağını, yapılsa da anlamı ve neticesi olmayacağını bilecek kadar tecrübe ve dirayet sahibi bir ülkedir. Yıllardır teröristlerle kucak kucağa yaşayanlar, onlarla istedikleri pazarlığı yapabilirler, ama biz bu yola asla tevessül etmeyiz. Bu vesileyle bizi arayıp teröristler adına taleplerde bulunanlara şunları söylemek istiyorum: Madem terör örgütüyle bu kadar içli dışlısınız, madem terör örgütünü bu kadar seviyorsunuz ve kolluyorsunuz, madem masumların akan kanının değil de, teröristlerin ezilen başlarının derdindesiniz, madem teröristlerin gönlünü etmek uğruna Türkiye’nin müttefikliğini hiçe saymayı göze alıyorsunuz, öyleyse size bir teklifimiz var, bizim terörist bile olsa kimseyi taammüden öldürmek gibi bir niyetimiz zaten olamaz, çünkü biz sizler gibi değiliz. Yunus Emre’nin, Hazreti Mevlana’nın, Şeyh Edebali’nin, Hacı Bayram Veli’nin torunları öldürmek değil, yaşatmak için çalışır. Suriye’deki sorunun en kestirme yolu bunun için de teklifimiz hemen bu gece tüm teröristler silahlarını, malzemelerini, her şeylerini bırakıp kurdukları tuzakları imha edip, belirlediğimiz güvenli bölgeden dışarı çıksınlar.

Münbiç’ten Irak sınırına kadar olan bölgede bu dediğimiz yapıldığında sadece teröristleri hedef alan Barış Pınarı Harekâtımız zaten kendiliğinden sona ermiş olacaktır. Gerçek derdi bölge halkının zarar görmemesi olan herkesin bu teklife derhal olumlu cevap vermesi gerekir. Şayet dert bölge halkının can güvenliği değil de, teröristlerin canını kurtarmak ise yine bu teklife olumlu cevap verilmesini bekleriz. Yok dert terör örgütünün ülkemize yönelik saldırılarının ve bölge halkı üzerindeki baskısının devamı ise hiç kimse kusura bakmasın böyle bir şeye rıza göstermeyiz. Bu yöndeki tekliflere de üstü örtülü veya açık tehditlere de eyvallah etmeyeceğimiz bugüne kadar ki tavrımızla herhalde anlaşılmıştır. Barış Pınarı Harekâtı’yla veya harekât alanındaki herhangi bir yerle ilgili kimseye bir söz vermedik, ama Barış Pınarı Harekâtından önce gerek başta Amerika olmak üzere, Rusya ve Avrupa Birliği üyesi ülkeler NATO hepsini bilgilendirdik. Yani biz bunlara haber vermeden bunu yapmadık, hepsini haberdar ettik, bilgilendirdik, adımı da böyle attık. Soranlara sadece terör örgütünün sınırlarımızın 30 kilometre uzağına çekilmesiyle ilgili sayısız defa tekrarladığımız duruşumuzu ifade ettik. Ne zaman ki Münbiç’ten Irak sınırına kadar olan hat boyunca istisnasız bir şekilde 30-35 kilometrelik bir derinliği kontrol altına aldık işte o zaman harekâtımız sona erer. Bu hedefe ulaşana kadar hiçbir güç bizi durduramaz.

Suriye’deki gelişmeler sebebiyle bizi ekonomik yaptırımla tehdit edenlere de diyoruz ki, azdan az gider, çoktan çok gider. Yahu biz Çanakkale’de bir tas çorbayı paylaşan milletin torunlarıyız, onunla Çanakkale Destanı’nı yazanların torunlarıyız. Bizde açtığınız her yaranın çok daha büyüğü sizin ekonominizde açılır. Bizim kesilen sakalımız bir süre sonra çok daha gür şekilde yerine gelir, ama sizin kayıplarınızın telafisi o kadar kolay olmaz.

Suriye konusunu görüşmek üzere ülkemize gelecek veya bizi arayacak olan herkes Türkiye’nin bu gayet açık, gayet samimi, gayet makul yaklaşımını göz önünde bulundurarak hazırlıklarını yapmalıdır. Aksi takdirde beyhude yere zaman ve enerji harcamış olur. Düşünün, bize ülkelerine girme yasağı koyanlar, onlar da iyi düşünmeleri lazım. Bu ne demektir? Türkiye gibi bir devlete siz ülkenize girme yasağı koyacaksınız. Bize düşen nedir? Hayırlı olsun. Gelmezsek ne olur, batar mıyız, biter miyiz, öyle bir şey mi var? Çok mu meraklıyız? Ve düşünün, yani şahsıma, aileme, bakan arkadaşlarıma, üç-dört tane bakan arkadaşıma vize yasağı koyuldu. Ya bu siyasetten zerre kadar nasibini almış olan insanlara yakışır mı? Bir ülkeye, bir devlete bu yakışır mı? Siyaset duygusallık sanatı değildir. Siyaset, birinci derecede insan yönetme. İki, ülke yönetme sanatıdır.

Aziz Milletim, ülkemizin zor bir dönemden geçtiğini biliyoruz. En büyük gücümüz, her zaman olduğu gibi milletimizin bizatihi kendisidir. Allah’ın yardımı, milletimizin desteği, dostlarımızın duası yanımızda olduğu müddetçe bu mücadeleden de başarıyla çıkacağımızdan şüphe duymuyoruz. Yaşadığımız süreç Suriye meselesinin sadece Suriyelileri ilgilendirmediğini, asıl hedefin bizim ülkemizin ve milletimizin bekası olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymuştur ve biz burada bir, NATO’nun beşinci maddesinin uygulanması; iki, Adana Mutabakatı sebebiyle bu harekâtı yürütüyoruz. Şu anda tabii ben bilemiyorum koalisyon güçlerini Suriye’ye kim davet etti? Rejim güçleri değil, onu biliyorum. Öyleyse niçin? Ama Rusya’yı rejimin davet ettiğini biliyorum. Burada kim davetlidir, kim rastgele gelmiştir ortada. Kökü sağlam olan ağacı unutmayın rüzgar deviremez. Hamdolsun biz kökü binlerce yıl ötesine uzanan sapasağlam bir milletiz. Gerekirse yedi düveli karşımıza almak pahasına bu ümmetin ve bu milletin onurunu, izzetini, haysiyetini yere düşürmedik, düşürmeyeceğiz.

Kardeşlerim,

Şehitler tepesi hiç boş kalmayacak. Kalmayacak olsa da hak için, hakikat için, ülkemize ve milletimize hizmet için mücadeleye devam edeceğiz. Son nefesimize, gücümüzün son takatine kadar bu yoldan dönmeyeceğiz. En büyük hesabın Allah’ın hesabı olduğu inancıyla bize dayatılan değil doğru bildiğimiz yolda yürümekte kararlıyız. Atamız Dede Korkut’un dediği gibi: “Yer ve gök, yerdekiler ve göktekiler ve Yüce Allah şahit olsun ki; sen er oldukça, yiğit oldukça, adam oldukça ve senden olanlar, senin yanındakiler böyle oldukça Türk milletinin sırtı yere gelmez.” Evet, biz dik durursak, sağlam durursak, bir ve beraber olursak, Allah’ın izniyle kimse bizim sırtımızı yere getiremez.

Bu duygularla Barış Pınarı Harekâtı bölgesinde ve diğer yerlerde kahramanca mücadele eden güvenlik güçlerimize, kınalı yavrularımıza, Mehmetçiklerimize başarılar diliyorum.

Ülkemizin yanında, cephenin en önünde aslanlar gibi mücadele eden ve şu ana kadar 46 şehit veren Suriye Milli Ordusu’ndaki kardeşlerimize Rabbimden muvaffakiyetler temenni ediyorum.

Ve bu arada çeşitli spor müsabakalarında şampiyon olan ve başarıdan başarıya koşan sporcularımızın Mehmetçiklerimize verdikleri selamların kendilerine başarıyla dönmesini Allah’tan niyaz ediyorum.

Yürekleri Türkiye ile birlikte atan, ayak bastığımız her yerde boynumuza sarılan Suriyeli kardeşlerime teşekkür ediyorum. Dünyanın dört bir yanında ülkemizin haklı davasını anlatmak için gayret gösteren her vatandaşımıza, her dostumuza şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Somali’den Katar’a, Azerbaycan’dan Libya’ya, Afrika’dan Asya’ya, Balkanlar’a kadar ülkemiz ve kahraman Mehmetçiklerimiz için dua eden kardeşlerimize selam ediyorum.

Türkiye’nin bu önemli davasında siyasi ve fikri ayrılık gözetmeksizin ülkesinin yanında yer alan herkesi yürekten selamlıyorum.  Bu ülkenin ekmeğini yiyip, suyunu içip, havasını soluyup sonra da bulduğu her fırsatta gâvurun kılıcını çalanları da milletimizin engin irfanına, takdirine havale ediyorum.

Günün kavga etme değil birlik olma, tek yumruk, tek bilek, tek yürek olma günü olduğunu bildiğimiz için bu konuları tartışmayı ileri bırakıyoruz. Bizim niyetimiz de, çabamız da, hedefimiz de ülkemizin, milletimizin, evlatlarımızın daha güvenli, daha huzurlu, daha müreffeh bir geleceğe sahip olmasıdır.

Bildiğiniz gibi Savunma Bakanımı siyasi partilerin liderlerine gönderdik ve gerek Ana Muhalefet, gerek İyi Parti, gerekse Milliyetçi Hareket Partisi liderlerini ziyaret ettiler, kendilerini bilgilendirdiler, görüştüler ve süreci de bu şekilde sıcak tutarak yürütüyoruz. Bugün de Dışişleri Bakanımız Parlamentoda yine bir geniş bilgilendirme konuşması ayrıca yapacaklar. İş bu kadar böyle adeta nakış işler gibi hassasiyetle yürüyor.

Kendimiz için ne istiyorsak kardeşlerimiz, dostlarımız, tüm insanlık için de onu istiyoruz.  Şahit ol ya Rab, şahit ol ya Rab, şahit ol ya Rab.

Kalın sağlıcakla.