Azerbaycan’da Gerçekleştirilen Dünya Türk İş Konseyi Toplantısı’nda Yaptıkları Konuşma

14.10.2019

Türk İş Dünyasının Kıymetli Üyeleri,

Sivil Toplum Kuruluşlarımızın Değerli Temsilcileri,

Değerli Azeri Kardeşlerim,

Kıymetli Misafirler,

Hanımefendiler,

Beyefendiler,

Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Anavatanımızdan ayrı tutmadığımız can Azerbaycan’a hoş geldiniz diyorum, zira biz burada kendimizi misafir gibi değil, evimizde gibi hissediyoruz.

Merhum Bahtiyar Vahapzade’nin o güzel mısralarıyla az önce de söylendi, tekrarında da fayda var, farklı da olsa fayda var:

“Dinimiz bir, dilimiz bir,

Ayımız bir, ilimiz bir,

Aşkımız bir, yolumuz bir,

Azerbaycan-Türkiye.”

Evet, biz iki ayrı devlet olsak da aynı milletin evlatlarıyız. Bunun için her fırsatta biz iki devlet tek milletiz, dedik, diyoruz. Şimdi tabii yapılacak Türk Konseyi’nde bunu biraz daha geliştiriyoruz. Şimdi, diyoruz ki; altı devlet, tek milletiz. Azerbaycan’ı olduğu gibi Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan’ı da kendimizden ayrı görmedik, görmüyoruz.

Türkistan coğrafyası bizim ata yurdumuz, ana ocağımızdır. Hepimiz aynı dili konuşan, aynı dine inanan, tarihi bir, kültürü, medeniyeti bir 300 milyonluk çok büyük bir aileyiz. Kazak, Kırgız, Özbek, Tacik ve Türkmen kardeşlerimizin de Türkiye’ye aynı nazarla baktıklarını, ülkemizi kendi evleri gibi gördüklerini biliyorum. İnşallah bu toplantımızın aramızdaki muhabbet ve kardeşlik bağlarını daha da perçinleyeceğine inanıyorum.

Bu güzel buluşmayı tertipleyen Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi’ni ve DEİK bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Türk İş Konseyi’ni tebrik ediyorum. Coğrafyamızın farklı köşelerinden toplantımıza teşrif eden siz misafirlerimize, girişimcilerimize, sivil toplum kuruluşlarımızın saygıdeğer yöneticilerine ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Dünya Türk İş Konseyi buluşmasının Türk iş dünyasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin artmasına vesile olmasını diliyorum.

Değerli Dostlar,

Çok Kıymetli Yatırımcılar;

Sınırların, mesafelerin anlamını yitirdiği, dünyamızın giderek devasa bir köye dönüştüğü bir dönemde yaşıyoruz. Globalleşmeyle eşzamanlı bir şekilde bölgesel iş birliğinin küresel siyaset ve ekonomideki ağırlığı da giderek artıyor. Aynı coğrafyayı paylaşan, aynı ortak kültür ve tarih havzasından beslenen, aynı dili konuşan milletlerin müşterek platformlar ve projeler zemininde daha fazla biraraya geldiğini görüyoruz.

Yarın 7. Zirvesi’ni yapacağımız Türk Konseyi, Türk dünyası olarak son dönemde bu yönde hayata geçirdiğimiz en kritik iş birliği mekanizmasıdır. Merhum İsmail Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” diyerek sembolleştirdiği bütünleşme ideali tam bir asır sonra Türk Keneşinde adeta gerçeğe dönüşmüştür. Kısa süre önce Özbekistan’ın tam üyeliğiyle konsey daha da güçlenmiştir. Son olarak Macaristan’ın gözlemci üye olarak Türk Keneşi’ne katılması ise örgütün geleceği bakımından çok önemli bir kazanımdır. Bu sene 10. Yaşını kutlayan Türk Konseyinin Türkmenistan’ın da tam üyeliğiyle merkezi konumunu pekiştireceğine inanıyorum. Amacımız ve arzumuz; tek bir kardeşimizin, tek bir soydaşımızın dahi dışarıda kalmadığı güçlü, kuşatıcı ve kapsayıcı bir yapıyı tesis etmektir.

300 milyonluk Türk dünyası içinde barındırdığı muazzam potansiyeli ancak bu şekilde tam manasıyla hayata geçirebilir. Bu potansiyeli kullanma noktasında 15-20 yıl öncesine göre gerçekten büyük mesafe aldık. Ancak iş dünyasının lokomotif rolünü oynamadığı her proje akim ve eksik kalmaya mahkûmdur. Çünkü işadamlarımız ticari ve ekonomik ilişkilerimizin alperenleridir. Siyasi ve kültürel ilişkiler ticari işbirlikleriyle tahkim edildiği, desteklendiği müddetçe krizlere, şoklara karşı direnç kazanır. Bunun için iş dünyamızı siz ticaret erbabımızı biraraya getiren çalışmalara büyük önem veriyoruz. Bir taraftan ikili ticaretimizin önündeki engelleri kaldırırken, diğer taraftan da ortak ulaşım projeleriyle ülkelerimiz arasındaki mesafeleri kısaltıyoruz. Önümüzdeki dönemde sizlerin rekabet gücünü artıracak çalışmalara öncelik vermeyi sürdüreceğiz.

Kardeşlerim,

Türk dünyası olarak hem birbirimize, hem de Avrupa’dan Amerika’ya kadar dünyanın farklı ülkelerine göç veriyoruz. Her yıl on binlerce insanımız ya iş için, ya eğitim için ya da kendisine ve evlatlarına daha iyi bir gelecek kurmak için başka ülkelere göç ediyor. Türkiye, 1960’lardan itibaren vatandaşlarını yurt dışına işçi olarak göndermiş, son yıllarda ise komşu coğrafyalardan çok ciddi göç almış bir ülkedir. Hâlihazıra 6,5 milyon vatandaşımız başta Avrupa olmak üzere dünyanın yüzlerce ülkesinde hayatlarına devam ediyor. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşayan Türkiye kökenli insanların sayılarının 20 milyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Batı Trakya’dan Doğu Avrupa’ya kadar pek çok yerde hala bir asır önce bıraktığımız kardeşlerimiz bulunuyor. Türk cumhuriyetlerinden de kendi vatanlarından uzakta yaşayan on milyonlarca kardeşimiz, bir başka ifadeyle diasporamız var. Değerli dostum İlham Aliyev’in dediği gibi, bir milletin iki diasporası olmaz. Biz Kazak, Özbek, Türkmen, Azeri, Kırgız, Tatar, Çerkez, Ahıska, Çeçen, tüm kardeşlerimize Türk diasporasının doğal bir üyesi nazarıyla bakıyoruz. Ailesinin rızkını kazanmak için geçici olarak yurt dışına giden insanlarımızın önemli bir bölümü zaman içinde bulundukları ülkelerde kalıcı hale geldi. Elbette bu insanlar ana vatanlarıyla bağlarını hiçbir zaman koparmadılar. Fakat geleceklerini kendi ülkelerinde değil, göç ettikleri yerlerde görmeye başladılar. Yurt dışına giden insanlarımız arasında artık sadece işçiler değil doktorlar, siyasetçiler, akademisyenler, bakanlar, hatta bulundukları şehirleri yöneten belediye başkanları var, irili-ufaklı. Ayrıca, doğrudan iş kurmak, yatırım yapmak, ticari faaliyette bulunmak gayesiyle yurt dışına giden girişimcilerimizin oranı da giderek artıyor. Şu anda içimizde bu tür arkadaşlarımız, kardeşlerimiz var. Başarılarıyla göğsümüzü kabartan bu kardeşlerimizin her türlü imkânsızlığa rağmen ulaştıkları konumlardan gurur duyuyoruz. Biz de Türkiye olarak bulundukları ülkelerde Türk diasporasını daha da güçlendirmek için elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız. Bu amaçla Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığımızı kurduk. Yine DEİK bünyesinde kurulun Dünya Türk İş Konseyi de Türk diasporasının ekonomik ve ticari potansiyelini hayata geçirmeyi amaçlayan bir diğer önemli projemizdir. Ekonomik bakından kalkınmış ve yaşadıkları ülkenin sisteminde güçlenmiş bir Türk toplumunun anavatana daha çok katkıda bulunacağı açıktır.

Dünya Türk İş Konseyi ülkesine ve kökenine bakmadan yurt dışında yaşayan tüm Türkler için bir referans ve buluşma noktasıdır. Bu çatı anavatan sevgisinin merkeze alındığı, herkesi kucaklayan, kuşatan, hiç kimseyi dışlamayan bir yapıdır. Dünya Türk İş Konseyi’ni ülkenizdeki diğer Türk dernekleri ve kuruluşlarının rakibi olarak değil, tam tersine onları destekleyen, onlara her türlü istişare fırsatı sunan bir platform olarak görüyoruz. Buradan yurt dışında yaşayan tüm müteşebbislerimizi Dünya Türk İş Konseyi’ne üye olmaya davet ediyorum.

Dünya Türk İş Konseyi Başkanı ve yönetiminden de Türklerin yaşadığı her yere ulaşmalarını, bir temsilciyle de olsa muhakkak varlık göstermelerini bekliyorum.

Şu gerçeği bir an olsun aklımızdan çıkarmamız gerekiyor: Türkiye ve Azerbaycan Türklerinin bulundukları ülkelerde bir millet iki devlet şiarıyla hareket ettikleri takdirde aşamayacakları engel yoktur.

Türkiye ve Azerbaycan ne kadar güçlü olursa, yurt dışında yaşayan kardeşlerimiz de o kadar güçlü olur. Aynı şekilde Türk dünyası ne kadar güçlü olursa, Türk diasporası da kendini güçlü hissedecek, geleceğine çok daha güvenle bakacaktır, bunun için farklılıklarımızı ortak paydalarımızın önüne geçirmeden el birliği içinde çalışmalarımızı sürdürmeliyiz. Sivil toplumdan üniversitelere, iş dünyasından kültüre kadar her alanda iş birliğimizi derinleştirmenin yollarını aramalıyız.

Kıymetli Dostlar,

İnsanlığın barış ve huzuruna kasteden belaların başında terörizm geliyor. Günümüzde ne kadar gelişmiş olursa olsun dünyanın hiçbir ülkesi terör tehlikesinden azade değildir. Ancak, bizler coğrafi konumumuz hasebiyle terör tehdidine daha fazla maruz kalıyoruz. Türkiye yaklaşık 40 yıldır aralıksız bölücü terörle mücadele ediyor. DEAŞ’tan FETÖ’süne, PKK’sından El Kaide’sine kadar dünyanın en kalleş terör örgütlerinin hedefi olmuş, terör eylemlerine on binlerce vatandaşını kurban vermiş bir ülkeyiz, dolayısıyla terörün acısını en iyi bilen milletlerden birisi biziz.

Yaklaşık 40 yıllık terörle mücadele tarihimizde pek çok hadise yaşadık. Müttefiklerimizin ve dost bildiğimiz ülkelerin türlü ayak oyunlarına şahit olduk, ancak terörle mücadele konusunda Suriye krizindeki kadar çiftçe standarda, tutarsızlığa maruz kalmadık. DEAŞ’la mücadele bahanesiyle soykırımcı ve vahşi bir terör örgütünün 30 bin tır dolusu silah ve mühimmatla donatıldığını gördük. Daha geçen hafta 400 kamyon mühimmat, araç-gereç bu teröristlere Irak üzerinden geldi, 400 uçak kargo aynı şekilde geldi. Düşünebiliyor musunuz, bütün bunlar dünyanın gözü önünde, sözde en prestijli dergilerinin kapaklarını teröristlerin fotoğraflarıyla süslediğine şahit olduk. Terörle mücadele ediyoruz diye ambargodan ekonomik yaptırımlara kadar akla, hayale gelmedik tehditle karşı karşıya kaldık, fakat ülkemizin bekası için yurt içinde ve yurt dışında attığımız adımlardan hiçbir zaman pişmanlık duymadık.

Değerli Dostlar;

Çok açık, samimi, bakınız şu son attığımız adımın tek sebebi var, Suriye’nin kuzeyini özellikle bu PKK’nın yan unsurları durumunda olan PYD, YPG ve DEAŞ, bu terör örgütlerinden temizleme ve orayı gerçek sahiplerine teslim etmektir. Biz bunu El Bab’da yaptık mı? Yaptık. El Bab’ı kimlerden temizledik? DEAŞ’tan, 3 bin 500 DEAŞ’lıyı oradan etkisiz hale getirerek derdest ettik. Dünya bunu görmüyor, gözleri var görmez, kulakları var duymaz.

Değerli Kardeşlerim,

Aynı şekilde Cerablus’u biz bu teröristlerden temizledik mi? Temizledik. Peki, Cerablus’ta şu anda Türkler mi var? Yok, gerçek sahipleri var, bunu bunlar görmüyor mu? Görüyor. Ey Avrupa Birliği, bunu görmüyor musun? Ey Arap Ligi, sen bunu görmüyor musun?

Ya bu Arap Ligi Suriye’yi Arap Ligi’nden çıkaranlar değil miydi? Dün Suriye’yi Arap Ligi’nden çıkaranlar, şimdi bu operasyon sebebiyle yeniden Suriye’yi Arap Ligi’ne alma adımını atıyorlar. Bu ne menem iştir ya?

Koy bir kenara, bir başka adım; Türkiye’ NATO’nun üyesi mi? Üyesi. Avrupa Birliği ülkelerinin hemen hemen tamamına yakını NATO’nun üyesi mi? Üyesi. Peki ya, ne zamandan beri terör örgütleri NATO üyesine karşı savunulur hale geldi? Dün basın toplantısında onu söyledim, ya dedim yoksa bu terör örgütlerini siz NATO’ya üye olarak aldınız da benim mi haberim olmadı? Anlamak mümkün değil. Bu ikiyüzlülük, bu çok yüzlülük neyle izah edilir?

PKK, Avrupa Birliği’nin biliyorsunuz terör örgütleri listesindedir, en baştadır. PKK’nın bu diğer PYD, YPG gibi yan kolları, bunlar aynı şekilde birlikte hareket ediyorlar. İşte bakın şu anda Suriye’de gerek Özgür Suriye Ordusu bütün arama-taramaları yaparken, hatta cezaevini DEAŞ’lıların kaldığı çıkardılar, orada kimin resimleri var? Terörist başının resimleri var; işte ispat, buyurun PKK, bunlar hala PKK değil gibi ifadeler kullanıyorlar. Ya siz bizi ne zannediyorsunuz ya? Bütün gerçekleri biz istihbarat örgütlerimizle, her şeyiyle tepeden tırnağa gayet iyi biliyoruz, ama siz inadına bunu yapıyorsunuz. Niye? Güçlenen bir Türkiye karşısında böyle bir adımı atıyorsunuz. İşte onun için biz bu attığımız adımdan vazgeçmeyeceğiz ne derseniz deyin.

Biz Mehmet’imizle, Mehmetçiğimizle, Suriye, evet, Milli Ordusuyla oradayız ve şu anda bu yolculuğumuz devam ediyor, edecek. Bakın şu anda bütün kardeşlerimiz, Mehmetçiklerimiz ve Özgür Suriye Ordusu bu mücadeleyi sürdürürken biz de buradayız, yarın tekrar beraberiz, bu mücadeleden yılmayacağız. Şu anda milletimiz yekvücut halinde, sadece terör örgütünün bir sözde siyasi organizması var, onun haricinde hep beraberiz. Şu anda Türk milleti yekvücut.

Terör örgütlerine ve onların yularını elinde tutan şer odaklarına rağmen terörü kaynağında yok etme irademizi asla sekteye uğratmadık. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtları ülkemizin hiçbir ayrım yapmadan terörle mücadelede hiçbir ayrım yapmama kararlılığımızın nişaneleridir. Bu iki harekâtla Fırat Nehri’nin batısındaki 4 bin kilometrekarelik bir alanı DEAŞ’lı ve PKK-YPG’li teröristlerden temizlemiştik. 9 Ekim’de başlattığımız Barış Pınarı Harekâtıyla bu kez Fırat’ın doğusunu terörden arındırmayı hedefliyoruz batıyı temizlediğimiz gibi.

Harekâtımızın iki önemli amacı bulunuyor. Bunlardan ilk, Suriye’nin kuzeyindeki PKK-YPG kaynaklı terör tehdidinin tamamen ortadan kaldırılmasıdır. Buradan bize tehdit var, şu ana kadar 700’ü aşkın havan topu, evet, bizim ülkemize, ilçelerimize atıldı, 18 şehidimiz var ve bunun yanında 200’e yakın yaralımız var. 9 aylık Muhammed’imiz şehit oldu; hani sivil öldürmüyorlardı bunlar? Ya bunlar her zaman sivil öldürdüler ya. Bunların sivil vatandaşlarımızı öldürmediği zaman mı var? Her zaman yaptıkları iş bu, teröristin yaptığı iş bu. Son dönemde güvenlik güçlerimizi ve sivilleri hedef alan terör eyleminin arkasında Suriye’nin kuzeyinde eğitim gören PKK-YPG’li teröristler var. Bu terör örgütünün işgali altındaki bölgelerde yerel halkı göçe zorladığı, çocuk savaşçı kullandığı 13-14 yaşında, 15 yaşında, bunları Kandil’e götürdüler. Diyarbakır’daki malum partinin önünde haftalardır ellerinde evlatlarının resimleriyle ağlayan anneleri, ey Avrupa Birliği, niye görmüyorsun? Niye oraya milletvekillerinizi göndermiyorsunuz? Ama farklı olduğu zaman gönderiyordunuz, hadi buraya da gönderin, gelsinler o anneleri dinlesinler; işlerine gelmez. Gelse de, gelmese de biz bu yola kararlılıkla devam ediyoruz.

Bunlar etnik temizlik yaptılar, muhaliflerini katlettiler, uluslararası kuruluşlar tarafından da bunlar belgeli olduğu halde hala ses çıkarmıyorlar. Barış Pınarı Harekâtı başladığından bu yana sadece Mardin, Şırnak ve Gaziantep şehirlerimizde az önce söylediğim gibi 700’ün üzerinde havan ve roket atıldı. İşte yine söyledim, 9 ay alık mülteci bir bebek olmak üzere 18 insanımız hayatını kaybetti, 148 kardeşimiz ise bu saldılar sırasında yaralandı.

Ey Arap Ligi, şu anda 3 milyon 650 bin Arap bizim topraklarımızda misafir, niye görmüyorsunuz bunları? Bunlar Arap kardeşlerimiz. Nereden kaçtı bunlar? Suriye’den kaçtı, Suriye’den varil bombalarından kaçtı. Şu anda onlara biz bakıyoruz, bir kardeşlik görevi olarak bunu yapıyoruz. Peki, siz bir kuruş destek mi verdiniz bunun için? Elinizi mi uzattınız? Yok. Şimdi kalkmışsınız Türkiye ile ilgili ileri geri kendinize göre bazı kararlar alıyorsunuz. Ya alın be, alsanız ne yazar, almasanız ne yazar?

Avrupa Birliği söz verdi 6 milyar euro 3+3 biz destek vereceğiz. Bizim milli bütçemize değil ha. Nereye? Uluslararası yardım kuruluşları vasıtasıyla AFAD’a, Kızılay’a. Peki, şu ana kadar ne verdiler? 3 milyar Euro, ondan sonra bir şey gelmedi. Peki, biz şu ana kadar ne yaptık? Söyleyeyim, 40 milyar Dolar biz şu ana kadar yaptığımız harcamalar, hala da yapıyoruz ve yapacağız, gelse de gelmese de yapacağız, çünkü bizim medeniyetimizde evet bu tür darda kalmışların elinden tutmak var.

Değerli Kardeşlerim,

Bu mücadelede 9’undan bu yana şimdiye kadar 550’nin üzerinde teröristi etkisiz hale getirdik ve bunların 500’ü ölmüş vaziyette, bu tabii sabah 08.30 itibariyle. 26’sı bunların yaralı durumda, bunların içinde 24’ü de teslim olmuş durumda.

Kardeşlerim,

Barış Pınarı Harekâtı’nın Kürtleri hedef aldığı, DEAŞ’la mücadeleyi zaafa uğratacağı, demografik yapıyı değiştireceği, siyasi çözümü tıkayacağı ve insanî, bu noktada bir felaketle karşı karşıya olduğunu söyleyenlere şunu söylüyorum: İddialarınızın hepsi yalan, iftira ve bühtandır. Bizim işimiz değerli kardeşlerim, teröristlerledir. Ve şu anda benim partimin Parlamento’daki Kürt milletvekili sayısı 50’dir, 50 tane şu anda benim milletvekili arkadaşlarım içinde Kürt orijinli arkadaşım var. Ana Muhalefette kaç tane var bilmiyorum, diğerlerinde kaç tane var bilmiyorum, ama benim partimde bu var. Böyle bir ayrımcılık olsa herhalde bu olmazdı, böyle bir ayrımcılık bizde yok. Türk’müş, Kürt’müş, Arap’mış asla. Niye biz yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdik onun için.

Suriye’nin kuzeyindeki terör bataklığı kurutulmadan ne ülkemiz, ne bölgemiz, ne de Suriye halkı huzura kavuşacaktır. Harekâtın ikinci gayesi ise 8 yıldır ülkemizde misafir ettiğimiz 3 milyon 650 bin Suriyelinin vatan hasretini bitirmektir. Ve bunun dışında da 350 bin Kürt var, onları da biz misafir ediyoruz, onlar da şu an da bizim ülkemizde. Onlar nereden kaçtılar? Obama zamanında Kobani’den kaçtılar, niye bunları görmüyorsunuz? Biz Kürt, Arap ayırt etmedik ya onu da misafir ediyoruz, onu da misafir ediyoruz. Türkiye Suriye kaynaklı düzensiz göç akınına en fazla maruz kalan siyasi, ekonomik ve sosyal olarak en ağır bedelleri ödeyen ülkelerin başında geliyor. Ülkemizdeki yaklaşık 4 milyon sığınmacı için bugüne kadar az önce rakamları verdim verilen destek ortada. Bizim yaptığımız harcama ise işte 40 milyar doların üzerinde. Bütün liderlere hemen dedim, gelin şöyle bir Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge ilan edelim, buyurun size haritalar, buyurun size projeler buraları beraber yapalım, bu insanları çadırlardan kurtaralım. Bu insanları özellikle de değişik illere dağılmış olan bu insanları oralardan kurtaralım, konteynır kentlerden kurtaralım. Hepsi çok güzel, ama destek vermeye gelince bir kuruş kimseden destek yok. Onun için biz şu anda 444 kilometre batıdan doğuya ve kuzeyden güneye de 32 kilometrelik bir alanı güvenli bölge olarak ilan ettik, bunu, bunun için yaptık, kendimiz için değil. Buraya kimler gelecek? İşte yine bizdeki mülteciler gelecek. Bu süreçte uluslararası toplumdan maalesef arzu ettiğimiz desteği de alamadık. Ama ben çağrımızı yine yapıyorum, icabında biz Uluslararası Donörler Toplantısı’na da bu daveti yaptık Birleşmiş Milletler’de. Hadi buyurun, orada da sizi görelim. Bugüne kadar verdikleri sözlerin hiçbirini tutmadılar, milletimizin gösterdiği fedakârlığın kıymetini bilmediler. Çok daha vahimi, bizzat Batılı ülkeler tarafından YPG-PYD terör örgütü meşrulaştırılmaya çalışıldı.

Türkiye, sabrının sonuna gelmiş ve artık kendi göbeğini kendi kesmeye karar vermiştir. Mülteciler meselesine Suriye’nin içinde çözüm bulunması gerektiğini daha önce defalarca ifade ettik. Hatta bundan dört yıl önce G-20 Antalya Zirvesi’nde tüm dünyaya bu sorunu çözecek somut bir öneride bulunduk. Fakat aradan geçen süreye rağmen birkaç güzel söz dışında hiçbir adım atılmadı. Bunun bedelini de Suriyeli anneler, babalar, minicik bedenleri sahile vuran Aylan bebekler ödedi ve Ege’de, Akdeniz’de ne yazık ki boğulmayla karşı karşıya olanlar ödedi. Bugün sabah-akşam bizi eleştirenlerin hiçbiri terör örgütünün katlettiği veya göçe zorladığı insanların dramları karşısında kılını bile kıpırdatmadı. Etkisiz hale getirilen teröristlere gösterilen empatinin-sempatinin binde biri 4 gün önce teröristlerin vahşice şehit ettiği o Muhammed Ömer’e gösterilmedi. Barış Pınarı Harekâtı’yla inşallah bunu ülke olarak biz kendimiz yapıyoruz. Suriye sınırımızın tamamını güvenli hale getirerek ülkemizdeki mültecilerin kendi topraklarına dönebilecekleri bir iklimi tesis edeceğiz. Terörden arındırılmış bölgelerde uluslararası toplumun da katkısıyla yeni yerleşim birimleri inşa edeceğiz. Böylece bir taraftan ülkemizin güvenliğini ve Suriyeli sığınmacıların geri dönüşünü temin ederken, diğer taraftan da bölücü terör örgütünü ortadan kaldırarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini tahkim edeceğiz.

Son bir haftadır şahit olduğumuz tepkiler bölgemize ve ülkemize yönelik kimlerin hesabını bozduğumuzun birer ispatıdır. Türkiye, Barış Pınarı Harekâtı’yla en az 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı kadar hayati önemde bir adım atmıştır. Tehditlere ve baskılara aldırmadan harekâtımızı sonuna kadar götürmekte kararlıyız. Açık söylüyorum; başladığımız işi muhakkak bitireceğiz.

Merhum Mehmet Emin Resulzade’nin dediği gibi: “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez.” Biz de nihai zafere ulaşana dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu süreçte Türk dünyasının desteği ve duasının bizimle olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde Ortadoğu’dan Afrika’ya, Güney Asya’dan Balkanlar’a kadar tüm kardeşlerimizin de Türkiye’ye dua ettiğini biliyorum.

Siz kıymetli işadamlarımızdan da güçlü destek beklediğimizi burada özellikle ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle başta Azerbaycan olmak üzere harekâtın ilk anlarından itibaren ülkemizle dayanışma sergileyen tüm liderlere, kardeşlerimize teşekkür ediyorum.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken Dünya Türk İş Konseyi Bakü Buluşması’nın hayırlı olmasını diliyorum. Dünyanın dört bir yanından gelen siz kıymetli girişimcilerimize selamlarımı, saygılarımı, başarı dileklerimi ifade ediyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah’a emanet olunuz diyorum.