Barış Pınarı Harekâtına İlişkin Genel Yayın Yönetmenleri ile Yaptıkları Toplantıdaki Konuşmaları

13.10.2019

Medya Kuruluşlarımızın Değerli Genel Yayın Yönetmenleri,

Kıymetli Arkadaşlar,

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Az önce Şansölye Merkel’le de biraz uzun süren bir konuşmamız oldu, bundan dolayı geciktim, hakkınızı helal edin. Bu ara malum yoğunluklar devam ediyor. Sağ olsun Ankara’dan arkadaşlarımız da bu toplantı sebebiyle geldiler ve beraberiz. Şöyle istedik ki efradını cami, ağyarını mâni bir toplantı gerçekleştirelim. Bölgemiz ve ülkemiz bakımından önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde sizlerle bu sohbet toplantısında biraraya gelmekten duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum.

Suriye’deki terör koridorunu ortadan kaldırma kararlılığımızı daha önce Fırat’ın batısında hayata geçirmiştik. Münbiç’ten Irak sınırına kadar olan bölgeyi teröristlerden temizleme planımızı da her fırsatta kamuoyuyla paylaştık. Önceliğimiz, bu meseleyi bölgede bulunan müttefiklerimizle birlikte gerçekleştirmek, onlarla birlikte bunu çözmekten yana oldu. Uzun süren görüşmelere ve yapılan birtakım ortak çalışmalara rağmen bu konuda müttefiklerimizle arzu ettiğimiz yere ulaşamadık. Bunun üzerine kendi adımlarımızı atmaya mecbur kaldık. Yaptığımız planlamalar çerçevesinde 9 Ekim Çarşamba günü saat 16:00’da Barış Pınarı Harekatımızı başlattık.

Öncelikle Rasulayn ve Tel Abyad arasındaki 120 kilometrelik bölüme yoğunlaştık. Böylece 480 kilometrelik terör koridorunu tam ortadan bölmüş olacağız. Ardından bir yandan Haseke, diğer taraftan Ayn El Arap tarafını kontrol altına alarak operasyonu tamamlamış olacağız. Daha önceden deklare ettiğimiz güvenli bölge haritasına uygun şekilde yaklaşık 30-35 kilometrelik bir derinliğe kadar ineceğiz.

Bugün harekatın beşinci günündeyiz. Ekranda daha sonra mı bunu şey yapacağız.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz kara ve hava unsurlarıyla başarılı bir şekilde operasyonu yürütüyor. Suriye Milli Ordusu da gerçekten kahramanca bir mücadeleyle terör örgütünün yerleşim yerlerinden temizlenmesinde büyük başarılar gösteriyor. Bölücü terör örgütü Amerika tarafından 30 bin kamyonluk silah, mühimmat ve araç-gereçle teçhiz edilmiş olmasına rağmen ciddi bir direniş ortaya koyamıyor. En son geçen hafta dört yüz kamyon daha gelmek suretiyle araç-gereç, silah, mühimmat vesaire bunlarla beraber bunu sürdürüyor. Ve tabii bizler bunların bir kısmını da ele geçiriyoruz, ele geçirdikçe de nerede neler oluyor bunu da görüyoruz.

Özellikle şu anda Rasulayn şehir merkezi ve dört köy kontrol altına alınmıştır. Tel Abyad tarafında da 17 köy kontrol altına alınmış, şehir merkezi iki taraftan kuşatılmıştır. Ayrıca, Suriye Milli Ordusu Münbiç bölgesinde de teröristlerle göğüs göğse bir operasyon sürdürmektedir. Yani Suriye Milli Ordusu biliyorsunuz Özgür Suriye Ordusu, daha sonra ad değiştirmek suretiyle bu hale dönüştü.

Tabii biz sadece belirli bir bölgeyi kontrol altına almayı değil, aynı zamanda buna askerlerimizi ve Suriye Milli Ordusu saflarında savaşan kardeşlerimizi en az riske atarak yapmak istiyoruz. Teröristlerin karşımızda dayanamayacağını zaten biliyoruz. Önemli olan, en az kayıpla, en az acıyla bu süreci tamamlamaktır. Nitekim sahada askerlerimizin ve Suriye Milli Ordusu’nun karşısında duramayan hainler sınırlarımıza yakın yerlerden attıkları havan topları ve roketlerle sivil vatandaşlarımızı hedef alıyorlar. Şu ana kadar Şanlıurfa, Mardin, Şırnak ve Gaziantep illerimizdeki yerleşim yerlerine yönelik 652 havan ve roket saldırısı olmuştur. Teröristler saldırmak için daha çok Türkiye’nin henüz operasyon başlatmadığı yerleri seçiyorlar. Nitekim bu havan ve roketlerin yaklaşık yarısı Nusaybin ve Kızıltepe’ye düşmüştür. Teröristler saldırıları park gibi, hastane gibi, ibadethane gibi, sokak gibi sivillerin bulunduğu yerlerden yapıyorlar. Amaçları, Türkiye’nin karşılık vermesi halinde sivil kayıplar ortaya çıkmasını sağlamaktır. Hatta daha ileri gidiyorum, kilise içinden atış yaptıkları da vaki, bunları tabii biz İHA’larla tespit ediyoruz. Ancak biz kiliseye karşı bir harekatta bulunsak bu defa onu söyleyecekler, bak gittiler kiliseyi de vurdular; bu fırsatı da onlara vermek istemiyoruz. Masumların kanı üzerinden kendilerine propaganda malzemesi üretmeye çalışıyorlar, elbette biz bu oyuna gelmedik, gelmeyeceğiz. Gerekirse 100 tane sivilin arkasındaki tek bir teröristi tespit edip tereyağından kıl çeker gibi onu etkisiz hale getirebilecek tecrübeye, teknolojiye ve hepsinden önemlisi ahlaka sahibiz.

Sınır şehirlerimize yapılan saldırılarda önemli bir bölümü çocuk olmak üzere 18 vatandaşımız şehit oldu, 147 vatandaşımız da yaralandı. Bildiğiniz gibi bu 18 vatandaşımızın içinde 9 aylık bir Suriyeli Muhammed’imiz de var. Açtım babasıyla görüştüm ve Süleyman Bey kardeşimiz de ziyaretlerine gitmişti ve kendisiyle de görüştüğümde yani o 9 aylık evladını kaybetmiş olan babada o cesamet, o sabır, o tahammül hakikaten her türlü takdirin de, tebrikin de üzerindeydi. Ve harekat alınanda da iki askerimiz ile 16 Suriye Milli Ordusu mensubu şehit oldu. 27 askerimiz ile 57 Suriye Milli Ordusu mensubu yaralandı. Buna karşılık ölü, yaralı ve teslim alma olarak etkisiz hale getirilen teröristlerin sayısı 490 oldu. Bu 490’ın 440’ı öldürülmüş olanlar. Bunların içinde 26 yaralı var ve 24 tane teslim alınan var. Şu andaki son nihai tablo içeri girerken bu. Ve yine şu ana kadar kontrol altına alınan alan büyüklüğü 109 kilometrekaredir.

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza Rabbimden acil şifalar diliyorum. Sosyal medyada Barış Pınarı Harekâtı konusunda ülkemiz aleyhine faaliyet yürüten 129 kişi gözaltına alınmış, 589 kişiye de idari işlem yapılmıştır.

Değerli arkadaşlar,

Suriye’de yürüttüğümüz operasyonla ilgili tereddütlerin üç başlıkta toplandığını görüyoruz.

Birinci konu; bu operasyonun ardından Suriye’de bulunan DEAŞ’lıların durumudur.

İkinci konu; bu operasyonun terör örgütünü mü, yoksa Suriye’deki tüm Kürtleri mi hedef aldığıdır.

Üçüncü konu ise; Türkiye’nin Suriye’de kontrolü altına aldığı bölgelerle ilgili gelecekteki hesaplarıdır.

Kısaca da olsa her üç hususla da ilgili görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Türkiye, DEAŞ üzerinden ülkemizi itham etmeye kalkan ülkeler ve çevreler başta olmak üzere, bu alçak örgüte karşı gerçek anlamda mücadele vermiş tek devlettir. Geçtiğimiz Perşembe günü Ankara’da yaptığımız İl Başkanları Toplantımızda DEAŞ’la mücadelemizle ilgili rakamları tüm detaylarıyla kamuoyuyla paylaşmıştım. Halen Suriye’de bulunan DEAŞ’lılar konusunda her türlü sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğumuzu altını çizerek ifade ettik, ifade ediyorum. Buna rağmen ülkemizi hala DEAŞ konusunda itham etmeye devam edenler, asla iyi niyetle hareket etmiyor.

Harekâtımızın Suriye halkını, özellikle de oradaki Kürtleri değil teröristleri hedef aldığı açıkça ortadadır. Kendi güvenlik güçlerimizin ve vatandaşlarımızın hayatlarını riske atma pahasına sivillerin zarar görmemesi için sergilediğimiz hassasiyet bunun en büyük ispatıdır. Türkiye’nin asker gücü şayet insani duyarlılığımız olmasa terör örgütünü tüm operasyon sahasında birkaç gün içinde yerle yeksan etmeye yeterlidir. Ama biz adeta bir kuyumcu hassasiyetiyle çalışıyor, tek bir masumun burnunun bile kanamaması için gayret gösteriyoruz. Hele hele operasyonumuzun Kürtleri hedef alması gibi bir durum asla söz konusu değildir. Tam tersine bu operasyonda en büyük desteği Suriye Kürtlerinden alıyoruz. Gerek önde gelen Kürt sivil toplum temsilcilerinin yaptıkları açıklamalar, gerekse askerlerimizin girdiği yerlerde gördükleri hüsnükabul bu durumun ispatıdır. Altını çizerek tekrarlamam gerekirse, biz Kürtlere değil PKK, onun yan kuruluşları durumunda olan PYD-YPG, bunlara karşı operasyon yapıyoruz. Kısacası, biz Suriye’nin kuzeyinde bir terör devletinin kurulmasına müsaade etmiyoruz, müsaade etmeyeceğiz. Tabii bunun altındaki gizliliği de sizler de inanıyorum ki çok çok iyi biliyorsunuz, bu terör devletinden ne kastettiğimi.

Son olarak, Suriye’deki varlığımızın tamamen kendi sınırlarımızın güvenliği ve ülkemizdeki Suriyelilerin güvenle evlerine dönmelerini sağlamakla sınırlı olduğunu belirtmek istiyorum. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği sağlandığında bundan en çok memnun olacak ülke Türkiye’dir. Çünkü hemen yanı başımızda böylesine büyük insani dramların ve istikrarsızlığın yaşanmasının en büyük faturasını biz ödedik, biz ödüyoruz. Bizim kimsenin topraklarında gözümüz yok, ama topraklarımıza göz dikenlere de acıma lüksümüz yok.

Değerli Arkadaşlar,

Barış Pınarı Harekâtımız başladıktan sonra ülkemiz içinde ve uluslararası alanda kimlerin nerede durduğunu görme imkânı da elde ettik. Türkiye’nin bu meşru operasyonunu işgal olarak tanımlayacak kadar şuurunu kaybetmiş, kaybeden, kaybedecek olan ülkeler çıktı. Aylardır söylüyor olmamıza rağmen operasyonumuzun ardından ülkemizi ekonomik yaptırımlar ve silah ambargoları gibi konularla tehdit edenlere rastlıyoruz. Türkiye’yi bu tür tehditlerle yolundan döndürebileceklerini sananlar çok yanıldılar, çok yanılıyorlar. Her şeyden önce bu konunun ülkemiz ve milletimiz için taşıdığı önemin hâlâ anlaşılamadığını görüyoruz. İşte dün Alman Parlamentosunda Dışişleri Bakanı bir konuşma yapıyor ve Türkiye’ye silah satışını durduracağız diyor. Bir başka ülke aynı şekilde Türkiye’ye silah satışını durduracağız diyor. Az önce ben Şansölye Merkel’e de söyledim, dedim; Hükümetinizde ortağınız Dışişleri Bakanınız bu ifadeyi kullanıyor, bunu neyle izah edeceksiniz. Bana bir şeyi izah edin dedim; biz sizinle NATO’da müttefik miyiz-değil miyiz? Yoksa terör örgütünü NATO’ya aldınız da benim haberim mi yok, dedim. Böyle garip bir yaklaşım olabilir mi? Siz bizden yana mısınız, yoksa terör örgütünden yana mısınız? Bir taraftan oturuyoruz, kalkıyoruz dünyanın değişik yerlerinde terörle mücadele nasıl yapılır, bunun tartışmalarını yapıyoruz, öbür taraftan geliyorsunuz şu anda bu terör örgütünün yanında yer alıyorsunuz.

Amerika kalkıyor 30 bin tır silah, araç-gereç, mühimmat Irak üzerinden bunları terör örgütüne gönderiyor ve şu anda bu silahlarla terör örgütü bize karşı savaşıyor. NATO Antlaşmasının 5. maddesini nereye koyacağız, Adana Mutabakatını nereye koyacağız? Biz şu anda Suriye’de niye varız? Rejim teröriste karşı ayakta duramıyor, duramadığı için biz de Adana Mutabakatıyla ne yaptık, Suriye’ye girdik, Suriye’ye giriş sebebimiz bu. Bizim böyle bir lüksümüz yok. Ama bu tacizlerden, bu teröristlerin saldırılarından artık gına geldi ve bunu yapmak durumunda kaldık. Tabii Türkiye’yi bu tür tehditlerle yolundan döndürebileceklerini sananlar çok yanılıyorlar. Her şeyden önce bu konunun ülkemiz ve milletimiz için taşıdığı önemin hala anlaşılamadığını görüyorum.

Bu mesele değerli arkadaşlar, Türkiye için bir beka meselesidir. Ülkemiz 35 yıldır terör tehdidi altındadır, binlerce güvenlik görevlimizi, binlerce vatandaşımızı terör saldırılarında kaybettik. Terörün ülkemize maliyeti artık yüzlerce milyar dolarla ifade ediliyor. Bir başka ifadeyle Türkiye 35 yıldır terörden ve bağlantılı sorunlardan gördüğü zararı milli gelirine eklemiş olsaydı, herhalde bugün bulunduğumuz yerin iki-üç kat önünde bir yerde yer alırdık. Örgüt mensupları bu niyetlerini alenen söylemekten de çekinmiyorlar. Nitekim daha operasyon başlar başlamaz ülkemiz topraklarına başlattığı saldırı terör örgütünün gerçek yüzünü göstermiştir. Türkiye’nin meşru sebeplerini dinlemek dahi istemeyenlerin, terör örgütünün her söylediğini peşinen doğru kabul etmesinin takdirini ben ekranları başında bizi izleyen milletimize bırakıyorum. Biz bir yandan doğruları yapmaya, bir yandan doğruları anlatmaya devam edeceğiz. Kararlılığımızın karşısında bunların hiçbirinin önemi yoktur.

İşte böyle bir ortamda sizler aracılığıyla hem milletimizi, hem de dünya kamuoyunu aydınlatalım istiyoruz. Ayrıca, Türkiye’deki uluslararası kamu temsilcileriyle de hafta içinde Ankara’da bir toplantı yapacağım.

Hava savunma ihtiyaçlarımızı yerli ve milli imkânlarla karşılamak üzere başlattığımız HİSAR Projelerimizde dün itibariyle önemli bir aşamayı daha geride bıraktık. HİSAR’ı Savunma Sanayi Bakanlığı yönetiminde ASELSAN ve ROKETSAN tarafından tamamen milli ve yerli olarak geliştirdik. Dün yapılan nihai testlerde HİSAR-A alçak irtifa hava savunma füze sistemi hedefi yüzde yüz başarıyla imha etmiştir; bu önemli ve kritik bir başarıdır. HİSAR’ı bizim mühendislerimiz, bizim kaynaklarımız, bizim çalışanlarımız, bizim kurumlarımız, velhasıl bizim milletimiz yaptı. HİSAR projesi, askeri üs, liman, tesis ve birliklerin hava tehditlerinden korunmasını amaçlıyor. Sabit ve döner kanatlı uçaklara, seyir füzelerine, havadan karaya atılan füzelere ve insansız hava araçlarına karşı etkili bir savunma sistemi. Dün yapılan başarılı testin ardından HİSAR’ın seri üretimine başlıyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri bu alçak irtifa hava savunma füze sistemini inşallah önümüzdeki yıldan itibaren kullanmaya başlayacaktır.

Bu başarı uzun menzilli hava savunma füze sistemimiz SİPER bakımından da büyük bir müjdedir. Bir başka ifadeyle sıra artık Patriot ve S-400 benzeri sistemlere geldi. Evet, onların Patriot’u varsa bizim de SİPER’imiz olacak. Kendi göbeğimizi kesiyoruz, kesmeye devam edeceğiz.

Değerli Arkadaşlar,

Tabii bu düşüncelerle birkaç ayrıntıyı sizlere ayrıca vermek istiyorum. O da şudur: Bazı ülkeler kendi kendilerine gelin-güvey oluyorlar. Bizimle terör örgütü arasında arabuluculuk yapmaya talip olanlar var. Bunlar nasıl başbakandır, nasıl devlet başkanıdır anlamak mümkün değil. Ya siz ne zamandan beri bir devletin terör örgütüyle masaya oturduğunu gördünüz, önce bunu bir defa bunların anlaması lazım. Bunlara bir de kavram açıklamaları yapıyoruz. Diyoruz ki; bak Türkiye’nin karşısında bir terör örgütü var ve siz bir terör örgütüyle Türkiye’yi mi masaya davet ediyorsunuz? Önce bu yaklaşımınızı bir düzeltin. Ondan sonra “nein nein” diyorlar. Ne, nein’i işte, söyledim. Yani bu tür durumlar var. Şimdi biz attığımız adımları gayet iyi biliyoruz, biz bu işe bir hafta hazırlanmadık, bir ayda hazırlanmadık, aylardır bunun çalışmasını yapıyoruz. Yani Silahlı Kuvvetlerimiz bir taraftan, siyasetçilerimiz bir taraftan, İstihbaratımız bir taraftan enine boyuna İçişleri vesaire çalışmalarımızı yaptık ve ona göre de adımlarımızı attık. Bildiğiniz gibi Türkiye’de bunların inlerine girdik, ama uzantı güneye kadar, Suriye’nin kuzeyi. Suriye’de rejim eğer bunların hakkından gelmiş olsaydı işimiz kolaydı. Ama Suriye’de maalesef rejimin böyle bir durumu yok. Aynı şey Irak için de söz konusu, onu da söyleyeyim, Irak’ta da durum berbat. Ve biz Irak’la da birçok şeyleri konuşurken bizim karşımızda, bizim yanımızda farklı konuşuyorlar, ama arkamızdan maalesef farklı açıklamalarda bulunuyorlar. İşte şimdi şurada birkaç gün içinde yaptığı açıklamalara bakıyoruz, isim vermek istemezdim, ama canım yanıyor. Onlar dara düştükleri zaman biz, bizim farklı değerlerimiz var, diye yanlarında yer alıyoruz, onların karşısına asla dikilmedik, dikilmiyoruz, ama bunlara gelince bunlar bakıyorsunuz kalkıyorlar teröristlerin yanında yer alıyorlar. Neymiş, Kürt’müş. Kardeşim, beni Kürt’ü, şusu-busu ilgilendirmez, bunlar önce insan değil, terörist. Bizim teröriste bakışımızla insana bakışımız farklıdır. Kaldı ki biz ırkçı değiliz. Bunlar aynı zamanda da tam manasıyla ırkçı. Diğer yanı ne olursa olsun diyor, teröristmiş, şuymuş-buymuş önemli değil, diyor. Bunlar kimleri öldürdü, kimler bizim ülkemize kaçıp geldi? Şu anda ülkemizdeki 4 milyon mültecinin 400 bini Kürt, 3 milyon 600 bini de Arap; bunların hepsine biz bakıyoruz, Arap’ına da biz bakıyoruz, Kürt’üne de biz bakıyoruz. Çok cüzi bir miktarda da Türkmen var, onlara da biz bakıyoruz, ayrım yok. Ha bu da değil Ezidi’si var, Keldani’si var, Hristiyan’ı var, bunlar da oradan kaçtılar, aynı şekilde onlara da biz bakıyoruz. Bütün bunların hepsini başta Amerika olmak üzere Avrupalıların hepsine anlattık, anlatıyoruz. Ama hani bir sözümüz var ya bizim “kellim kellim la yenfa” diye, konuş konuş fayda vermiyor, maalesef tablo böyle.

Bu durum içerisinde biz dini azınlıkları asla bir kenara koymadık, onlara da gereken bütün hassasiyeti gösterdik. Ve bütün bunların yanında işte bakın açıklamalar geliyor, Ermeni Patrikliği açıklamasını yaptı, Kadim Süryani Kilisesi ve Süryani Arami Kilisesi açıklamalarını gayet güzel, olumlu bir şekilde yaptılar, PYD-YPG’nin zulmüne karşı harekata desteklerini ifade ettiler. Çünkü bunlar Suriye’de çok çektiler, kimlerden? Bunlardan. Bunlara çok zulüm ettiler. Ve Suriye’yi oradan kaçarak terk edenler oldu. Sadece bize gelenler değil Avrupa’ya gidenler de oldu. Ben bunu Sayın Trump’a söylediğim zaman biz bunları bilmiyorduk dedi. Ben şimdi size anlatıyorum dedim.

Ve bu tablo içerisinde bugüne geldik. Tabii bizim kalkıp da teröristlerle masaya oturmak gibi Allah göstermesin kendimizi inkâr edecek halimiz söz konusu değildir, böyle bir şeyi asla yapamayız. Ve bu bizim bugüne kadar aldığımız siyasi terbiyeyle de asla bağdaşmaz. Bu bizim ne karakterimize, ne cibilliyetimize, ne de bizim tarihi duruşumuza asla uymaz. Ve bizim teröristlerle duruşumuz, onlar 30 kilometre derinlik ve en batıdan en doğuya bütün o havzayı bunlar terk edene kadar devam edecek. Bunu dün İngiltere Başbakanı’na da söyledim, bugün Şansölye Merkel’e de söyledim.