3. Parlamento Başkanları Konferansı’nda Yaptıkları Konuşma

11.10.2019

Değerli Meclis Başkanları ve Başkanvekilleri,

Kıymetli Milletvekilleri,

Sevgili Dostlar.

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum, Türkiye’ye ve güzel İstanbul’umuza hoş geldiniz.

Terörle mücadele ve bölgesel bağlantılılığın güçlendirilmesi temalı 3. Meclis Başkanları Konferansı’nın ülkelerimiz ve dünyamız için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

2017 İslamabat Deklarasyonu ve 2018 Tahran Deklarasyonlarında ortaya konan terörle mücadele ve bölgesel iş birliğinin geliştirilmesi anlayışının 2019 İstanbul Deklarasyonu’yla çok daha ileriye bir seviyeye ulaşacağına inanıyorum.

Küresel ve bölgesel iş birlikleri toplumların geleceklerinin şekillenmesinde çok önemli yere sahiptir. Türkiye, barış ve refah amaçlı iş birliklerinin geliştirilmesi konusunda itina gösteren bir ülkedir. Eskiden beri bugün burada birlikte olduğumuz parlamento heyetlerinin yer aldığı coğrafyaya ise özel önem verdiğimizi belirtmek istiyorum. İnsanlığın en önemli medeniyet mirasları bu coğrafyada doğmuş, gelişmiş, dünyaya yayılmıştır. Bu kadim coğrafyanın huzurunu, güvenliğini, esenliğini dünya barışının anahtarı olarak görüyoruz. Maalesef uzunca bir süredir bu kadim coğrafyanın en azından önemli bir bölümü acıyı ve sefaleti sırtlanmak zorunda kalmıştır. Yaşadığımız sıkıntılar coğrafyamızın kaderi değildir, bu kötü gidişatı durdurmak ve eski parlak günlerimizi ihya etmek bizlerin elindedir. Sahip olduğumuz ortak medeniyet birikimini yeniden insanlığın kutup yıldızı haline getirebiliriz. Bunun için atmamız gereken ilk adım, her alanda özellikle coğrafyamızın üzerine bir utanç damgası gibi vurulmaya çalışılan terör konusunda fikir birliğine varmaktır. Meclis Başkanları Konferansı’nın bu doğrultuda önemli bir inisiyatif olduğuna inanıyorum. Kendi halklarının en yüksek temsil mercii olan parlamentoların sahip çıktığı böyle bir vizyonun ülkelerimizde kök salacağından şüphe duymuyorum.

Değerli Misafirler,

Terör yüzyılımızın vebasıdır. Gerek ülkelerin kendi içinde, gerek uluslararası alanda pek çok düşmanlık terör kılıfı altında hayata geçirilmekte, pek çok sorun yine terör kılıfı altında gizlenmektedir. Özellikle coğrafyamızdaki yıkımların, zulümlerin, acıların çoğu ülkeler arasındaki savaşlar veya toplumlar arasındaki mücadelelerle değil, terör yoluyla ortaya çıkmıştır.

Burada temsilcileri bulunan hemen her ülke terör sorunuyla yüzleşmiştir, ciddi de bedel ödemiştir. Türkiye olarak biz de yaklaşık 35 yıldır terör belasıyla mücadele ediyoruz. Farklı isimler altında faaliyet gösteren, ama hepsinin de amacı ülkemizin birliği, beraberliği, huzuru, refahı olan terör örgütlerinin saldırısı altındayız. Açık konuşmak gerekirse, bu örgütlerin arkasında Türkiye’yle yüz yüze hesaplaşmayı göze alamayan güçler daima olmuştur, bugün de vardır.

Sınırlarımız dışında örgütlenen, eğitilen, donatılan teröristler buldukları her fırsatta vatandaşlarımızın huzurunu, devletimizin bütünlüğünü tehdit eden kanlı eylemler gerçekleştiriyor. Uzun terörle mücadele dönemimizde güvenlik güçlerimizden ve masum vatandaşlarımızdan binlerce şehit verdik. Çocukları, kundaktaki bebekleri, okula giden öğrencileri, ibadethaneleri, kütüphaneleri hedef almaktan çekinmeyen bir barbarlığa şahit olduk. Terör örgütlerinin kayıpları onbinleri bulmasına rağmen, maalesef arkalarındaki destek kesilmediği için soruna köklü çözüm bulamadık. PKK, DHKP-C, MLKP gibi ideolojik söylemli örgütlerin yanı sıra, DEAŞ ve FETÖ gibi dini söylemleri istismar eden örgütlerle karşı karşıya kaldık. Bir süre önce terörle mücadele konseptimizde köklü bir değişikliğe gittik, teröristlerin kapımıza dayanmasını beklemek yerine sorunu kaynağında kurutma kararı aldık. Bu amaçla sınırlarımız dışında yuvalanan terör örgütlerini ise bulundukları yerlerde imha etmeyi amaçlayan bir mücadele stratejisi geliştirdik.

Türkiye, komşularının ve diğer tüm ülkelerin toprakları üzerindeki egemenlik haklarına ve sınırlarına saygılıdır. Ama bir şartla, bu şart da, buralardan ülkemize yönelik eylemler yapılmaması, düşmanca faaliyetler yürütülmemesidir. Eğer bir devlet kendi sınırları içinde bizim bu hassasiyetimize uygun tedbirleri alıyor ve teröristlerin faaliyetlerini engelliyorsa ülkemizin en büyük dostu olur. Topraklarındaki terörist faaliyetlerini engellemeyenler ise hiç kusura bakmasınlar, ülkemizin veya bir başka ülkenin müdahalesine kendi elleriyle kapıları açmış olurlar.

Açıkça ifade etmek isterim ki; Kuzey Irak ve Suriye’de yürüttüğümüz terörle mücadele operasyonları asla bu ülkelerin toprak bütünlüğünü ve egemenlik haklarını hedef almıyor. Tek amacımız, ülkemize saldırmak için oralarda üslenen eli kanlı canileri engellemek, teröristleri yok etmektir. Önceki gün Suriye’de başlattığımız Barış Pınarı Harekâtı’nın gayesi de aynıdır. Fırat’ın batısını olduğu gibi doğusunu da terör örgütlerinden temizleyerek, hem sınırlarımızın güvenliğini temin edeceğiz, hem de ülkemizdeki Suriyelilerin kendi evlerine huzuru kalple geri dönmelerini sağlayacağız. Tüm dostlarımızdan ülkemiz ve Suriye halkı için hayati önem taşıyan bu operasyonumuza destek bekliyoruz.

Değerli Arkadaşlar,

Güvenlik olmadan barış olmaz, barış olmadan kalkınma olmaz, kalkınma olmadan huzur ve refah olmaz, huzur ve refah olmadan da toplumlar geleceğine güvenle bakamaz, herkes için kalıcı istikrarın formülü işte budur. Kendi arımızdaki ilişkileri ne kadar sıkı tutarsak, bu formülü o derece işler kılabiliriz.

Bugün küresel düzeyde bir yeniden yapılanma sürecinin yaşandığına şahit oluyoruz. Güvenlik paradigmalarının değişiminden ticaret savaşlarına kadar pek çok emaresi olan bu süreç bizler için yeni tehditlerle birlikte yeni fırsatları da içinde barındırıyor. Yapmamız gereken, tehditlerin üstesinden birlikte gelmek, fırsatları da yine birlikte değerlendirmektir. Şayet bizler bu erdemi gösteremezsek, ortak sorunlarımızla değil de birbirimize uğraşmaya devam edersek, tarihin tekerrürü kaçınılmazdır. Bilhassa geçtiğimiz asırda tüm ağırlığıyla yaşadığımız sıkıntılar hepimize ders olmalıdır. Bölgesel iş birliği kanallarını ne kadar çeşitlendirir ve etkin şekilde işletirsek, ortak hedeflerimize o derece hızla ulaşırız. Bunun için önce terör meselesinde ilkeli bir duruş sergilemek ve bunu hayata geçirmek mecburiyetindeyiz. Toplantımızın işte böyle bir hayırlı sürecin miladı olmasını temenni ediyorum.

Şu anda Suriye’de yaşananlar 10 bin kilometre uzaktan koalisyon güçleriyle düşünün Suriye’de yer alanlar bir şeyi ihmal ediyorlar. O da nedir? Bizim defaatle söylediğimiz, PYD, YPG, DEAŞ, bunlar birer terör örgütüdür. Ne yazık ki Batı PKK’ya terör örgütü diyor, ama onun yan kolları olan PYD, YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmiyor, bütün belgeleriyle kendilerine verdiğimiz halde kabul etmiyor. Ve biz mücadelemizi bunlarla sürdürüyoruz.

Peki, bunlar ne diyor? Batı ve Amerika hep birlikte söyledikleri şu: Siz Kürtleri öldürüyorsunuz. Kürtler bizim kardeşimizdir. Bizim bu mücadelemiz Kürtlerle değil, bu mücadelemiz bizim terör örgütleridir ve PYD, YPG, DEAŞ, bunların hepsi birer terör örgütüdür, bütün belgeler, her şey elimizde. Biz Suriye’yi bölmeye değil, parçalamaya değil, orada tüm yaşayanları, Arap’ıyla, Kürt’üyle, Ezidi`’siyle, Keldani’siyle, hepsinin hukukunu korumak için orada yer almış bulunuyoruz, ama şu anda koalisyon güçlerinin böyle bir derdi yok, diğerlerinin böyle bir derdi yok. Ama bizim böyle bir derdimiz var, çünkü biz sürekli oralardan tehdit alıyoruz. Ve bizim 911 kilometre sınırımız var, nereye? Suriye’ye. Peki, diğerlerinin burada sınırı mı var? Irak hariç bunların hiçbirinin Suriye’yle sınırı yok. İşte bugün yine havan toplarının atışlarıyla, evet, 1 yaşındaki Suriyeli öldü, çocuk, bunun yanında yine 10’a yakın insanımız öldü, daha önce yüzlercesi öldürüldü. Biz bunu ne zamana kadar bekleyeceğiz? Bekleyemeyiz.

Biz Türkiye olarak 911 kilometre sınırımız olan ve Suriye rejiminin dahi kabul etmediği PYD, YPG karşı, evet, attığımız bu adımı asla durdurmayacağız, kim ne derse desin durdurmayacağız. Bize sağdan-soldan şu anda tehditler geliyor, bu gidişi durdurun diye. Ben Sayın Trump’a da söyledim, diğerlerine de söyledim, eğer bunu durduracaksanız durdurun, dedik size, ama durdurmadınız. Ve şimdi biz kendi göbeğimizi kendimiz kesiyoruz, artık geri adım atmayacağız. Ve burada teröristlerin tamamıyla Sayın Trump’ın ifade ettiği 32 kilometrelik sınırdan daha güneye gidene kadar biz bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu bölgeyi terk edecekler, çünkü biz bu bölgeyi güvenli bölge olarak ilan ettik, kim için? Ülkemizde yaşayan 4 milyona yakın mülteci için. Şu anda bu mültecilerin içinde Kürt var mı? Var. Arap var mı? Var. Biz bunların hukukunu koruyoruz, bunların hakkını koruyoruz. Peki soruyorum, acaba bu ülkelerin dünyada hangisi Suriye’den ne kadar insanı kabul edip de onlara bakıyor? Bakan biziz, en ufak bir destek vermiyorlar, ama konuşmaya gelince konuşuyorlar. Öyleyse başımızın çaresine bakma zamanı gelmiştir, geçiyor ve bu kararlı duruşumuzu da devam ettireceğiz.

Ben bu vesileyle hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sizlerden ülkelerinize döndüğünüzde halklarınıza şahsımın ve milletimin selamlarını iletmenizi özellikle rica ediyorum.

Kalın sağlıcakla.