Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında Yaptıkları Konuşma

10.10.2019

Değerli İl Başkanlarımız,

Kadın ve Gençlik Kollarımızın Kıymetli İl Başkanları,

Değerli Büyükşehir ve İl Belediye Başkanlarımız,

Kıymetli İl Genel Meclis Başkanı ve Büyükşehir Belediye Meclis Başkanvekillerimiz,

Sevgili Yol ve Dava Arkadaşlarım,

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Toplantımızın ülkemiz, milletimiz, partimiz için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

Geçtiğimiz hafta Kızılcahamam’da 29. İstişare ve Değerlendirme Toplantımızı gerçekleştirdik. Bu toplantımızda gerek partimizin, gerekse ülkemizin gündemindeki konularla ilgili kapsamlı sunumlar yapıldı, müzakereler gerçekleştirdik, bugün de sizlerle bir aradayız. Türkiye’nin güvenliğinden ekonomisine kadar her alanda kritik bir dönemden geçtiği şu günlerde yaptığımız istişarelerin, toplantılarımızda ortaya konan görüşlerin gerçekten çok ama çok kıymetli olduğuna inanıyorum.

Rabbimiz bize her işimizi kendi aramızda istişareyle yürütmemiz gerektiğini emrediyor. Biz de bu uygun şekilde her fırsatta ve her düzeyde istişare mekanizmalarımızı çalıştırıyoruz. En büyük istişaremizi de milletimizle yapıyoruz. AK Partiyi kuran ve bugünlere getiren milletimize şükran borcumuzu her alanda en iyi hizmetleri getirerek, en büyük yatırımları yaparak, en geniş hak ve özgürlükleri sağlayarak ödeyebiliriz. Bu inançla çıktığımız yolda 18. yılımızı geride bıraktık, inşallah daha nice yıllar boyunca milletimize hizmet etmeyi sürdüreceğiz.

AK Parti’nin varlık sebebi olan millete hizmet davasını ileriye taşımak için her fırsatı değerlendiriyoruz; 7. Olağan Kongre sürecimizi de bunun için bir imkân olarak görüyoruz. Delege seçimleri, belde, ilçe, ilk kongreleri ve ardından yapacağımız Olağan Büyük Kongremizde inşallah bu süreçten çok daha güçlenerek çıkacağız.

Değerli Kardeşlerim,

Değişim hayatın bir gerçeğidir, biz bu hakikati AK Parti içinde bayrak yarışında bir görev değişimi şeklinde hayata geçiriyoruz. Buradan milletimizin her bir ferdini AK Parti kadrolarında görev almak üzere partimiz saflarına katılmaya davet ediyorum. AK Parti içinde çalışan, gayret gösteren, kendisini geliştiren herkese tüm kapılar sonuna kadar açıktır. Bunun için AK Parti hiçbir zaman eskimeyecek, hiçbir zaman diriliğini, gücünü, enerjisini, icraat kabiliyetini kaybetmeyecek bir partidir. Sizlerden beklentim, Büyük Kongre sürecini AK Partinin bu vasfına uygun şekilde yürütmenizdir.

Her fırsatta ifade ettiğim gibi, partimiz şahısların partisi değildir, bu parti milletin partisidir. Milletimizin bize emanet ettiği davayı sahiplenmek ve en yükseğe çıkarmak için üstlendiğimiz görevlerde en iyisini yapmanın gayreti içinde olacağız. Asıl olan, medeniyet, kültür, tarih ve kalkınma davamızın ayakta kalması ve güçlenmesidir. Şahıslar gelir geçer, ama dava her zaman hep baki kalır. AK Parti için siyaset budur, böyle kalmaya da devam edecektir.

Kuruluşundan bugüne AK Partinin temsilcisi olduğu davamıza katkı sunan, emek veren, değer katan herkese şükranlarımı sunuyorum. Kongrelerimizde görev alacak veya görevlerine devam edecek tüm arkadaşlarımın bu şuurla hareket edeceklerine yürekten inanıyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye binlerce yıllık medeniyet birikimi ve devlet geleneği olan bir ülkedir. Dünyada bu vasıflara sahip pek az ülke görebilirsiniz. Sahip olduğumuz bu büyük hazinenin kıymetini bilmek mecburiyetindeyiz. Ülkemizi yıllarca kendi iç meseleleriyle uğraştırarak tarihi ve temsil ettiği değerleri unutturmaya çalıştılar. Bundan 107 yıl önce Balkan Savaşı başladığında kendi iç sorunlarımızla o kadar meşguldük ki, 15 günde neredeyse tek kurşun atmadan 168 bin kilometrekare vatan toprağını kaybettik. Takip eden 8 yıl içinde Balkanlar’da 5 milyon Müslüman katledildi, canlarını kurtarabilenler ise perişan bir şekilde Anadolu topraklarına dağıldı, sığındı.

Çanakkale’de birlik ve beraberlik içinde hareket etmemiz sayesinde düşmanı yenilgiye uğrattık, İstiklal Harbimizi de aynı güçle zafere ulaştırdık. Cumhuriyetimizi kurduktan sonra ise maalesef birlik ve beraberlik iradesini ülkemizi hak ettiği yere ulaştıracak seviyede ortaya koyamadık. Kendi içimizdeki kavgalarla, çekişmelerle, farklılıklarla o kadar meşguldük ki asıl hedeflerimize bir türlü odaklanmadık. Tek parti zulmünden darbeler dönemine kadar yaşadığımız her sıkıntının amaçlarından biri, Türkiye’yi kendi içine kapanık bir şekilde tutmaya devam etmekti. Önce rahmetli Menderes, ardından rahmetli Özal ve son olarak AK Parti iktidarları döneminde Türkiye bu kısır döngüyü kıracak adımlar atabildi. Hiç şüphesiz bu hamlelerin en büyüğü ve en etkilisi AK Parti döneminde gerçekleşti. Türkiye demokraside ve ekonomide gösterdiği büyük atılma bölgesinde ve dünyada etkili bir ülke konumuna yükseldi. Tabii bu süreçte pek çok engeli aşmak, pek çok sıkıntıyı göğüslemek, pek çok saldırıyı bertaraf mecburiyetinde kaldık. Attığımız her adımda önümüze kurulan tuzaklarla, çıkartılan engellerle karşılaştık. Ülkemizin yükselişini durdurmak için sahnelenen her senaryonun amacı, Türkiye’yi yeniden kendi içine kapatmak, enerjisini ve zamanını boşa harcatacak işlerle uğraştırmaktı. Biz işte bu tuzağa düşmeyerek içeride nelerle uğraşacaksak uğraşalım, asıl hedeflerimizden asla şaşmadık.

Vesayet planlarından Gezi olaylarıyla sokakların karıştırılmasına, 17-25 Aralık Emniyet-Yargı girişiminden çukur eylemlerine ve 15 Temmuz hain darbe teşebbüsüne kadar her saldırının gerisinde bu gaye vardı. İçeride başarılı olmayınca, bu defa sınırlarımız boyunca dizayn ettikleri yeni tehditlerle karşımıza çıktılar. DEAŞ diye arkası karanlık bir örgütü kullanarak bölgemizle birlikte ülkemizi de kana ve ateşe boğmaya çalıştılar. PKK’nın Irak ve Suriye’deki yapılanmasını besleyip büyüterek, her türlü silahla ve malzemeyle teçhiz ederek, üstümüze saldılar. Demokrasimize ve bağımsızlığımıza saldıran FETÖ terör örgütüne karşı yürüttüğümüz mücadelede bizi yalnız bıraktılar. Bu süreçte elbette ekonomiyi de bir silah gibi kullanmaktan geri kalmadılar. Türkiye’nin bu kadar yükü çekemeyeceğini ve dizleri üstüne çökeceğini sandılar, ama hamdolsun başaramadılar.

Allah’ın yardımı ve milletimizin birliği, beraberliği, basiretiyle bu saldırıların hepsini de boşa çıkardık. Sadece bununla kalmadık, tehditleri kaynağında kurutmak üzere harekete geçtik. Sadece son 4 yılda sınırlarımız içinde 7 bin 500, sınırlarımız dışında 8 bin 500 olmak üzere toplam 16 bin teröristi etkisiz hale getirdik. Terör örgütünün merkezi yapılanmasını, ülkemize yönelik saldırıları için kullandığı Kuzey Irak topraklarında adeta hapsettik. Suriye’de oluşturulmaya çalışılan terör koridorunun önünü de Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarıyla sınırımızın batı tarafında kestik. Aynı şekilde Rusya ve İran’la yürüttüğümüz Astana sürecinin bir parçası olarak İdlib’de de büyük bir insani trajedi yaşanmasının önüne geçtik. Şimdi de Fırat’ın doğusunda Allah’ın yardımı ve güvenlik güçlerimizin kahramanlığıyla başarıya ulaşacağına inandığımız Barış Pınarı Harekâtını başlattık.

Değerli Kardeşlerim,

Türkiye’nin yaptığı diğer operasyonlar gibi Barış Planının da amacı, Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine katkıda bulunmaktır. Suriye topraklarının dörtte biri PKK, YPG terör örgütünün işgali altında iken bu ülkenin ne toprak bütünlüğünden, ne de siyasi birliğinden söz edilemeyeceği açıktır. PKK’nın, YPG’nin bu işgalini görmeyenler şu anda bizim Suriye’nin birliği-beraberliği için attığımız adıma laf ediyorlar. Şöyle siz kenarda durun, biz yolumuza devam ediyoruz. DEAŞ’a karşı bizim verdiğimiz mücadeleyi bu konuşanların hangisi verdi? Bunlar sadece kendi ülkelerinden Suriye’ye DEAŞ’ı ihraç ettiler. Fransa’dan DEAŞ Suriye’ye geldi, Almanya’dan DEAŞ Suriye’ye geldi, Hollanda’dan DEAŞ Suriye’ye geldi. Ve biz 5 bin 500 DEAŞ’lıyı geldikleri yerlere gönderdik.

Bunlar dürüst değil. Bunlar sadece laf üretiyorlar, biz ise iş üretiyoruz; farkımız bu. Ve şu anda bu mücadelede DEAŞ’a karşı da, PKK’ya, YPG’ye, PYD’ye karşı da bu mücadeleyi tüm onurumuzla birlikte sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Anayasa Komitesi’nin ilk toplantısını 30 Ekim’de yapacağı bir dönemde başlattığımız bu harekât, Suriye’nin geleceğinin daha sağlıklı bir şekilde planlanmasını temin edecektir. Suriye topraklarında üzerinde onlarca yabancı gücün adeta cirit attığı bir dönemde Türkiye’nin terör yapılanmasını engellemek için başlattığı bu harekâta yönelik eleştirileri asla kabul etmiyoruz.

Tek tek saymayacağım, ama bazı ülkelerin adını da burada bugün zikredeceğim. Zira kendilerini de dürüst olmaya davet edeceğim. Önce Suudi Arabistan’dan başlayacağım. Suudi Arabistan aynaya baksın. Yemen’i bu hale kimler getirdi? Yemen şu anda ne durumda? On binlerce insan Yemen’de ölmedi mi? Ey Suudi Arabistan siz önce bunun hesabını verin. Ve şu anda Yemen fakr-u zaruret içerisinde her tarafı yerle yeksan ettiniz, bunun hesabını verin. Kalkıp da bizim Suriye’nin birliği, beraberliği için attığımız terör örgütlerine karşı verdiğimiz bu mücadelede, siz bize laf edemezsiniz, konuşamazsınız. Hele Mısır sen hiç konuşamazsın. Zira sen ülkende demokrasi katili olan bir kişisin. Yüzde 52 oyla seçilmiş olan bir Mursi’yi, evet, mahkemede çırpınarak ölmesine sen neden oldun, belki de operasyon yaptın ve ailesini bile defnetmesine müsaade etmedin sen böyle bir katilsin. Sisi biriyle toplantı yapmış, bu operasyonu kınamış ya kınasan ne yazar, kınamasan ne yazar? Ya bizim abdestimizden şüphemiz yok ki namazımızdan şüphemiz olsun. Biz inanarak bu yola çıktık ve devam ediyoruz. Zira Suriye halkı özellikle bizim sınır bölgelerimizdeler, hep ‘ne zaman geleceksiniz, ne zaman geliyorsunuz?’ diye çağrıda bulundular. Tabii rejimin tutarsızlıkları işimizi zorlaştırdı. Eğer rejim 8 yıl önceki, 9 yıl önceki rejim olmuş olsaydı belki bugün bu işler çok daha kolay olacaktı, ama maalesef. Şimdi bizler Suriye halkımıza sevdamız zaten tartışılamaz o ayrı bir konu, ama bizim derdimiz Suriye’yi işgale çalışan DEAŞ, YPG, PYD gibi terör örgütleriyledir. Bizim oradaki Kürt kardeşlerimizle de sorunumuz yok, sorun tamamen terör örgütleriyledir. Bunu saptırmaya çalışıyorlar, kimse saptırmasın. Biz oradaki Kürt kardeşlerimizle değil, terör örgütüyle şu anda mücadele ediyoruz.

Türkiye belki de bu ülkenin topraklarındaki tek meşru güç olarak şu anda varlık gösteriyor, çünkü bizim hem kendi sınır güvenliğimiz tehdit altındadır hem de ülkemizde evlerine dönmeyi bekleyen 3,6 milyon Suriyeli sığınmacı vardır. Ey Avrupa Birliği, kendinize gelin. Bak gene söylüyorum, bizim şu andaki operasyonumuzu bir ‘işgal hareketi’ diye nitelendirmeye çalışırsanız işimiz kolay, kapıları açarız 3,6 milyon mülteciyi sizlere göndeririz. Şimdi kalkmışlar para hesabı yapıyorlar. Neymiş? İkinci taksit olan 3 milyar euroyu göndermeyeceklermiş. Ya zaten siz verdiğiniz sözü şu ana kadar yerine getirdiniz mi? Yok. Biz zaten sizden bir şey alarak yürümedik. 40 milyar doları biz harcadık. Allah’ın izniyle biz bir o kadar daha harcar ve yolumuza devam ederiz, ama kapıları da açarız kapıları da açarız bunu bilmeniz lazım. Siz bizi hiçbir zaman samimi, ta 1963’den bu yana oyaladınız. Avrupa Birliği’ne aldık, alıyoruz, alacağız, şuydu, buydu ya siz dürüst değilsiniz, hiçbir zaman doğru konuşmadınız. Hayatınız yalan üstüne bina edilmiş. Ondan sonra Tayyip Erdoğan’a saldırın, istediğiniz kadar saldırın, biz bu yolda emin adımlarla yürüyoruz, yürüyeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

Hiçbir ülkenin böyle bir sorunu, böyle bir derdi, böyle bir gerekçesi mevcut değildir. Buna rağmen Suriye’de diğer tüm gelişmelere gözlerini kapayıp sadece Türkiye’yi eleştirmeyi alışkanlık haline getirenleri akla, vicdana, ahlaka davet ediyoruz. Suriye topraklarındaki gerçek işgalcilere ses edemeyenlerin, Türkiye’nin meşru haklarını koruma konusundaki adımlarına karşı çıkması en basitinden bir acziyet, bir teslimiyet ifadesidir. Onlar aciz olabilir, ama Türkiye öyle değildir, hakkını gerektiğinde kendi gücüyle almasını bilir.

Üstelik biz bu noktada durduk yere de gelmedik. Suriye krizinin başladığı 2011 yılından beri, hatta daha öncesinden itibaren bu ülkedeki sorununun tüm kesimlerin haklarını güvence altına alan demokratik bir yöntemle çözümü için gayret gösterdik. Bizzat Beşar Esed’e bu doğrultuda defalarca telkinde bulunduk, maalesef rejimin tercihi demokratik yöntemlerden değil zor kullanmaktan yana oldu. 1 milyona yakın insanı Beşar Esed Suriye’de öldürdü, bunlar onun halkıydı. Kendi halkını öldüren, katleden, evet, bir insanla karşı karşıyayız.

Ve hala acaba o giderse yerine kim gelir, soruyu soran maalesef liderler var. Neymiş, DEAŞ gelirse ne olur? Ya DEAŞ’ı sen getirirsen benim buna söyleyecek bir şeyim yok. Bırakın Suriye halkına, Suriye halkı DEAŞ’ı getirir mi, getirmez mi görelim. Demokrasi diyorsan, demokrasi nedir? Halkın iradesine saygıdır, mesele bu kadar basittir. Ve Suriye halkı da DEAŞ’ı getirecek kadar aklını peynirle yememiştir, bunu da bilelim.

Yıllar süren ilk çatışmalarda rejimin, DEAŞ’ın ve PKK-YPG zulmü yüzünden 12 milyon Suriyeli evlerini terk etti, bunların yaklaşık yarısı da ülkelerinin dışına itmek zorunda kaldı. Şu anda ülkemizde yaklaşık 4 milyon Suriyeliye yıllar boyunca ev sahipliği yaptık. Bunların 365 bini Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtları ile güvenli hale getirdiğimiz bölgelere, başta Cerablus olmak üzere geri döndü, kalan 3,6 milyon Suriye kardeşimiz ülkemizin 81 vilayetine dağılmış şekilde hayatlarını sürdürüyor.

Utanmadan, sıkılmadan şu ifadeyi kullanıyorlar: Biz Kürtlere karşıymışız. Terbiyesizlik yapmayın; şu anda sadece Kobani’den bizim ülkemize gelen 300 bin Kürt hala bizim ülkemizde, evet, misafirimiz olarak yaşamaktadır. Önce bunu konuşalım, hala bizim ülkemizdeler, bunu niye konuşmuyoruz? Amerika bunu görmez, Avrupa Birliği bunu görmez, biz kime neyi anlatacağız ya? Hiç olmazsa kendi milletimiz bunu görsün. İşte Parlamentoda da terör örgütüne sırtını dayayan bir grup var, onlar zaten gözleri var görmez, böyle bir durum var. Ama göstereceğiz, öyle veya böyle göstereceğiz. Ve biz sadece bununla kalmadık, yaklaşık 3 milyon Suriyeliye de kendi toprakları içinde hayatlarını sürdürebilmeleri için gereken yardımları yapıyoruz. Bugüne kadar yaklaşık 40 milyar dolarlık bir harcamayla Suriye konusundaki insani duruşumuzu tüm dünyaya biz ispat ettik. Peki, dünyada hangi ülke bunu yaptı? Çıksınlar söylesinler, hangi ülke biz de bunu yaptık desin. DEAŞ’a karşı biz Türkiye’nin verdiği mücadeleyi verdik desin. Yok, hiçbirisi bunu yapmadı, ama biz yaptık. Bizi eleştiren az önce ifade ettiğim bazı Arap ve Avrupa ülkeleri acaba kaç tane Suriyeliye kucak açtı? Değerli kardeşlerim; bu soruların cevabını bekliyoruz.

Rejim bölgesine olduğu gibi, bölücü terör örgütünün kontrolü altındaki yerlere de kimse dönmüyor, dönmek istemiyor, çünkü insanlar zulüm bakımından bu iki yapıyı aynı görüyor. Bölücü örgütü himaye eden müttefiklerimize bu konudaki rahatsızlığımızı ve sorunu çözme kararlılığımızı en başından beri anlatıyoruz.

Bakın şurada bir şey daha söyleyeyim: Bu mücadelenin altında ne var biliyor musunuz? Bizim bu sınır ötesi harekâtımızın altında, güneyimizde bir terör devleti kurulmasını engellemek var, biz buna çalışıyoruz. Buna fırsat veremeyiz, buna eyvallah edemeyiz. Bunun daha ileri noktası var, onları burada konuşmaya şu anda dilim varmıyor.

Aradan geçen uzunca bir zaman boyunca maalesef beklediğimiz adımlar atılmamış, sadece ülkemizi oyalamaya yönelik taktiklere başvurulmuştur. Hâlbuki Türkiye gibi kadim bir devletin karşısında, bizzat muhataplarımızın ifadesiyle, parayla kullanılan bir örgütün hükmünün olamayacağı bellidir.

Şimdi buradan tüm NATO ülkesi olanlara sesleniyorum, başta Amerika, biz Türkiye’yiz ve biz bir NATO üyesi ülkeyiz. 5. maddeyi gayet iyi biliyorlar, bu terör örgütleri NATO üyesi olan Türkiye’ye saldırırken siz buna bir defa sessiz kalamazsınız, buna hakkınız yok eğer NATO üyesi bir ülke iseniz. Ve NATO ülkeleri içerisinde NATO’ya karşı olan edimlerini yerine getiren en önemli ülkelerden bir tanesi hangisidir? Türkiye’dir. İlk üçün içinde, ilk beşin içinde ücretini takır takır ödeyen ülke Türkiye’dir. Siz Türkiye’yi birkaç tane zibidi terör örgütüne tercih etmeyeceksiniz öyle mi? Buna eyvallah edemeyiz. Dolayısıyla bunun da gereğini yapmaya mecburuz kim olursa olsun. “Allah’a dayan, saye sarıl, hükmüne ram ol, yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol”; biz böyle gideceğiz.

Bütün bunlara rağmen meseleyi suhuletle çözmek için sonuna kadar biz sabrettik, mücadele ettik, sonuçta artık her zaman söylediğim gibi kendi göbeğimizi kendimizin kesmesinden başka çare kalmadığını gördük, işte Barış Pınarı Harekâtı aşamasına böyle bir sürecin sonunda ulaştık. Dün saat 16:00 itibariyle hava kuvvetlerimiz önceden belirlenen hedefleri vurmaya başladı, ardından topçularımız yine önceden belirlenen hedefleri imha etti, son olarak da 22:30 civarında kara birliklerimiz devreye girdi. Şu anda harekâtımız tüm unsurlarımızın katılımıyla Tel Abyad ve Resulayn bölgesinde devam ediyor.

Benim konuşmamdan sonra ben ayrılmak durumundayım, Numan Bey’in riyasetinde toplantı devam edecek, o esnada da Savunma Bakanımız şöyle detay, teferruatlı bir bilgiyi sizlerle paylaşacak.

Harekât başladığı saatten şu ana kadar değerli kardeşlerim; 109 terörist öldürüldü. Terör örgütü ve yandaşları hemen ülkemizi karalamak, harekâtımıza gölge düşürmek için yalan-yanlış bir sürü haber yaymaya başladılar. Tabii 109’un dışında yaralılar filan da var, ayrıca teslim olanlar var, operasyonlar devam ediyor. Henüz operasyona başladığımız bir yerde şunu uydurdular: ‘Hıristiyan Suriye vatandaşlarının yaşadığı bir bölgeye önce roket atıp, ardından Türkiye sivilleri bombalıyor’ diye ortalığı ayağa kaldırmaya kalktılar. Bombayı atan sizsiniz, füzeleri atan sizsiniz terbiyesiz herifler. Bu kara propaganda makinesine karşı gerekli tedbirleri derhal aldık, doğruları tüm dünya kamuoyuyla paylaştık, paylaşıyoruz. Hatta onların liderleri, yani oradaki Hıristiyan olan vatandaşların liderleri kendileri açıklama yaptılar ve bize olan güvenlerini ifade ettiler.

Terör örgütü sınır ötesinden yaptığı saldırılarla çeşitli ilçelerimizde evleri tahrip etti, sivil vatandaşlarımızın yaralanmasına yol açtı. Askerimizin karşısına çıkacak yüreği olmayanlar, boş buldukları yerlerde sivillere saldırarak gerçek yüzlerini ortaya koyuyorlar. Bunlar öyle terbiyesiz ki, tutuyorlar kendi yayın organlarından çocukları gösteriyorlar. Ya çocuk katili sizsiniz, kadınlara saldıran, onların katili sizsiniz. Biz öyle bir milletiz ki bizim savunma imkânı olmayanlara, kadına-çocuğa asla elimiz kalkmaz. Bu bizim inancımızın gereği de haramdır, biz bunları yapamayız. Ama inşallah bu yılanların hepsinin de başını en kısa sürede ezeceğiz, hiç endişeniz olmasın.

Suriyeli kardeşlerimizin huzuru için, bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimizin huzuru için bunu başaracağız. Henüz harekâta başladığımız diğer bölgelerle ilgili çalışmalarımız sürüyor. Vakti saati geldiğinde oralarda da Türkiye’nin gücünü göstereceğiz. Daha önceki harekâtlarımızda ne yaptıysak, burada da onu yapacağız. Yani gittiğimiz yerlere barışı, huzuru, güvenliği, esenliği getireceğiz.

Rabbim ordumuzu muzaffer eylesin.  Rabbim kahraman güvenlik güçlerimizin her birini korusun. Rabbim ülkemizi ve milletimizi her türlü beladan, şerden, musibetten, husumetten,  düşmanlıktan muhafaza buyursun.

Ve Barış Pınarı Harekâtımıza destek veren Milliyetçi Hareket Partisi, İyi Parti, CHP başta olmak üzere tüm siyasi parti liderlerimize, tüm siyaset ve devlet insanlarımıza, sivil toplum kuruluşlarımıza, temsilcilerine, sanatçılarımıza, gazetecilerimize, sporcularımıza, her kesimden vatandaşlarımıza şahsim, milletim adına teşekkür ediyorum.

Terör örgütünün desteği ile Parlamentoya girmiş olan sözde siyasi partiye sesleniyorum; benim ordumu işgal gücü olarak gösteremez. Bu ahlaksızlığın daniskasıdır, edepsizliğin daniskasıdır. Eğer işgal varsa o sizin maharetinizdir. Siz bulunduğunuz yerde sadece işgalle kalmadınız. Bulunduğunuz yerlerde işgal kuvvetleri olarak binaları kendi içinden tünellerle açmak suretiyle oralarda adeta sorgulama hücreleri kuracak kadar alçaksınız. Tabii artık oraları kaybettiniz.

Şimdi Türkiye’de bu tünelleriniz kalmayınca Suriye’de tüneller açtınız. Oraları da yıkacağız, oralarda da bu tünelleri artık bulamayacaksınız.

Şimdi bütün bunlardan hareketle tabii ki büyük teşekkürü bu harekâtı canı gönülden destekleyen milletimizedir. Rabbimizin yardımı ve milletimizin desteği olduğu müddetçe Allah’ın izniyle bu ülkenin sırtı ilanihaye yere gelmez.

Değerli Kardeşlerim,

Barış Pınarı Harekâtı bölgesini güvenli hale getirdikten sonra öncelikle buralarda yaşayan herkesin kendi evine, kendi şehrine dönmesini sağlayacaktır, hedefimiz budur. Bölücü örgütün bozmaya çalıştığı demografik yapıyı, iç savaş öncesindeki haline uygun şekilde yeniden tesis edeceğiz. Bilindiği gibi bölücü örgüt kontrolü altında tuttuğu bölgelerde 1 milyon kişiyi yerinden etmiştir. Bunların yaklaşık üçte biri de Kürt kardeşlerimizden oluşuyor. Tekrar altını çizerek söylüyorum; bizim planımız, herkesin yeniden kendi evine dönebilmesidir. Daha açık anlatmak gerekirse; Araplar kendi evlerine, Kürtler kendi evlerine, Türkmenler kendi evlerine, Süryaniler, Asuriler, diğer etnik ve dini gruplar kendi evlerine döneceklerdir, biz bunun teminine çalışıyoruz. Böylece bölgeyi bozulmaya çalışılan demografik zenginliğine yeniden kavuşturacağız. Tabii bir de kendi ülkesine dönmek isteyip de artık oturacak evi kalmamış olanlar var. İşte bunlar için de 1 milyon kişilik yeni yerleşim yerleri inşa etmeyi planlıyoruz. Bu yerleşim yerlerini uluslararası toplumun finansmanıyla inşa etmeyi planlıyoruz. Böylece Suriye’nin herkes için geri dönülebilir, yaşanabilir, yeni bir gelecek kurulabilir hale gelmesini temin etmiş olacağız. Türkiye’nin hiç kimsenin toprağında, malında, mülkünde gözü yoktur. Aynı şekilde Türkiye’yle birlikte hareket eden Suriye Milli Ordusu’nun da asla böyle bir niyeti yoktur. Türkiye olarak bölge halkına bu konuda en küçük bir taşkınlığa müsaade edilmeyeceğinin garantisini şimdiden veriyoruz.

Bu vesileyle şu veya bu sebeple YPG saflarına katılmaya zorlanmış Suriyeli kardeşlerimize bir çağrıda bulunmak istiyorum. İster Arap, ister Kürt, ister bir başka kesimden olsun hemen şimdi PYD saflarını terk edip, kendi evlerini, köylerini, şehirlerini, kendi namuslarını korumak için harekete geçecek herkese kucağımız açıktır.

Değerli Kardeşlerim,

Biz bu operasyonda hiç kimsenin bilhassa da sivillerin kılına dahi zarar gelmesini asla kabullenemeyiz. Sadece bize karşı silah kullananları, saldıranları, tuzak kuranları hedef alıyoruz. Şayet böyle bir tavrın içinde değilse, hiçbir Suriyeli kardeşimiz korkmasın, endişe duymasın. Harekâtımızın adını Barış Pınarı olarak belirlerken rastgele bir tercihte bulunmadık. Biz terör örgütünü bölgeden kazıyarak Suriye’de gerçek anlamda barışı tesis etmek üzere bu adımları atıyoruz. Bizim sınır Suriye tarafında hep pınarlarla doludur, işte o pınarlardan hareketle biz bunun adını Barış Pınarı koyduk. Harekâtımızı tek başımıza değil, Suriyeli kardeşlerimizle birlikte yapıyoruz. Daha harekâtımız başlar başlamaz Suriye halkını temsil eden pek çok sivil toplum kuruluşu temsilcisi, kanaat önderi, aşiret lideri ülkemize destek açıklaması yaptı. Bölgedeki pek çok yerde terör örgütüne karşı tavır alındığının haberleri geliyor. İnşallah çok kısa bir sürede Münbiç’ten Irak sınırına kadar tüm bölgeyi güvenliğe, huzura kavuşturup Suriye halkının üzerinde 8 yıldır dolaşan karabulutları dağıtacağız. Stratejik müttefikimiz ne yazık ki, Münbiç’ten 90 günde çıkılacağının sözünü bize vermiş olmalarına rağmen çıkmadılar. Yüzde 90’ı Arap olan Münbiç’i maalesef terör örgütlerine bıraktılar, bunları da biz gayet iyi biliyoruz, önce bunları yerine getirmeleri lazım. Suriye’de tüm kesimlerin katılımıyla tesis edilecek meşru yönetimin ülkenin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliği çerçevesinde atacağı adımlara desteğimizi şimdiden ifade ediyoruz. O gün gelene kadar Suriye halkının yanında yer almaya, kardeşlerimizin her türlü sıkıntısını gidermeye devam edeceğiz.

Değerli Kardeşlerim,

DEAŞ’ın en çok tehdit ettiği ve zarar verdiği ülkelerden biri Türkiye’dir. Aynı şekilde DEAŞ’a karşı en ciddi mücadeleyi veren, en somut başarıları kazanan ülke de yine Türkiye’dir. Dolayısıyla, hiç kimsenin DEAŞ’la mücadele konusunda ülkemize söyleyecek tek sözü olamaz. Bugün DEAŞ tehdidi lafını ağızlarından düşürmeyenlerin daha düne kadar bu örgüte gizli, açık ne tür destekler verdiklerini gayet iyi biliyoruz. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, sadece ülkemiz üzerinden Suriye’ye geçmeye çalışan DEAŞ sempatizanlarının önlenmesi konusunda nasıl yalnız bırakıldığımızı anlatsak bunların hiçbirinin sokağa çıkacak yüzü kalmaz. Ülkemiz bugüne kadar DEAŞ’la bağlantılı olabileceğini düşündüğü çok büyük bir bölümü de Türk vatandaşı olmayan 17 bin kişiyi gözaltına almıştır. Bunlardan yarısı yabancı uyruklu olmak üzere, 5 bin 500’e yakını halen ülkemizde cezaevlerinde tutuklu veya hükümlü olarak bulunuyor. Yine DEAŞ’la mücadele çerçevesinde 151 ayrı ülkeden 77 bine yakın şahsa Türkiye’ye giriş yasağı koyduk. Ülkemize kadar gelebilen 102 ayrı ülkeden 7 bin 600 kişiyi sınır dışı ettik. Halen geri gönderme merkezlerinde sınır dışı edilmek üzere bekleyen kişi sayısı da 851’dir.

Bundan 3 yıl kadar önce sınırlarımıza yönelik tacizlerin artması ve büyük şehirlerimizde yapılan canlı bomba eylemleri üzerine sınır ötesi operasyona mecbur kaldık. Fırat Kalkanı Harekâtı’nda 3 binin üzerinde DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdik. Bu harekâtta güvenlik güçlerimiz 72 şehit verirken, ülkemize destek olmak üzere cepheye koşan Suriyeli kardeşlerimiz 688 şehitle adeta bir destan yazdılar, yani şimdi Suriye Milli Ordusu olarak vasıflandırılan yapı. Zeytin Dalı Harekât’ında ise güvenlik güçlerimiz 52 şehit verirken, bizimle aynı safta savaşan Suriyeli kardeşlerimizin kayıpları 413’ü buldu. Bu harekâtta etkisiz hale getirdiğimiz terörist sayısı ise 4 bin 600’ün üzerindedir. Görüldüğü gibi Suriye’de hiçbir zaman Türkiye terör örgütlerini kullanma yoluna gitmemiş, tam tersine hepsinin de başını ezmiştir.

Bugün bize sürekli Barış Pınarı Harekâtı’ndan sonra bölgedeki hapishanelerde veya kamplarda tutulan DEAŞ’lılara ne yapacağımız soruluyor. Her şeyden önce, biz asla sorumluluktan kaçan bir ülke olmadık. DEAŞ’ın bir daha kendi başımıza bela olmasını istemediğimiz gibi, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dünyanın da böyle bir musibete duçar olmasını arzu etmeyiz. Dolayısıyla kontrolümüze geçecek bölgelerdeki DEAŞ’lılara ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Cezaevinde tutulması gerekenler cezaevinde tutacak, uyruğu olduğu ülkelere gidebilecekleri de kabul edilmeleri halinde oraya göndereceğiz. Geride kalan kadın ve çocukları da bir ıslah programı çerçevesinde yeniden kendi toplumlarına kazandırmanın gayreti içinde olacağız. Türkiye, bu bölgenin kontrolünü ele aldıktan sonra DEAŞ’ın yeniden bölgede varlık gösteremeyeceğinden herkes emin olmalıdır. Bu güvenceyi huzurlarınızda tüm dünyaya vermek istiyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Biz tam bin yıldır bu topraklarda beraberce yaşıyoruz. Sultan Alp Arslan Anadolu’yu vatanımız yapacak kapıları açarken, Malazgirt’te hep birlikte mücadele ettik, bunun için hiçbir zaman herhangi bir etnik veya dini azınlığı sistematik ayrımcılığa tabii tutmadık. Şayet böyle bir anlayışımız olsaydı, bölgenin demografik yapısı bin yılda bin defa değişirdi. Ama tüm kadim halklar, tüm kadim inançlar, tüm kadim kültürler bölgemizde yaşamaya devam ediyor. İşte alın şöyle Malazgirt’ten gelin batıya doğru, buralarda Kürt’ü vardı, Arap’ı vardı, Zaza’sı vardı, Türk’ü vardı, öyle mi? Peki bunlar şimdi dağıldı mı? Evet, dağıldı.

Ben Siirt damadıyım, bak Siirt’te neredeyse şimdi Arap hemen hemen hiç kalmadı. Niye? Çünkü oradaki bu terör örgütleri oradaki Arapları tamamen Siirt’ten göç etmeye mahkûm ettiler. Hadi çıkın da aksini söyleyin, söyleyemezsiniz. Bunlar kayda geçenler, bunlar bilinenler, kime neyi anlatıyorsunuz? Eğer işgal gücü aranıyorsa, siz ta kendisisiniz. Demek ki bizim birbirimizle meselemiz yok. Peki, öyleyse bunca sıkıntı neden yaşanıyor? Ne zaman bölgeye dışarıdan bir el girmişse, önce herkesi birbirine düşman etmiş, ardından bu kin ve nefret ikliminde kendi çıkar düzenini kurmuştur.

İşte Diyarbakır, Diyarbakır’da malum siyasi partinin önünde haftalardır bekleyen o anneleri nasıl anlatacaksınız? O annelerin yavrularını Kandil’e kaçıranlar bunun hesabını nasıl verecek veya çok daha farklı yerlere kaçıranlar bunun hesabını nasıl verecek? Ya siz önce bunun hesabını verin. Bir adı Kandil olan Kandil var, bir de Diyarbakır’ın içinde kandil var, böyle bir yapı. Ve bütün planlamalar oradan yapılıyor, ondan sonra da hemen tutuyorlar kolundan, Kandil mi? Kandil. Bir başka sınır mı? Bir başka sınır, buralara gönderiyorlar.

Değerli Kardeşlerim,

Tarihi hakikatler şunu gösteriyor: Bizim birbirimizden başka dostumuz, birbirimizden başka sırtımızı yaslayacak hiç kimsemiz yoktur. Son dönemde Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Kuzey Afrika’da, daha önce Balkanlar’da, Kafkaslar’da yaşananlar bu hakikatin birer örneğidir. İşte bunun için her fırsatta tüm kardeşlerimize, dostlarımıza, tüm mazlumlara birlik ve beraberlik çağrısında bulunuyorum. İşte bunun için one minute diyoruz. İşte bunun için Kudüs kırmızı çizgimizdir diyoruz. İşte bunun için dünya beşten büyüktür diyoruz. İşte bunun için herkes için adalet, herkes için refah, herkes için huzur diyoruz. İşte bunun için hiçbir ayrım yapmadan 4 milyon Suriyeli muhaciri yıllardır topraklarımızda misafir ediyoruz. İşte bunun için Suriyeli kardeşlerimizin huzurla evlerine dönebilmeleri için bizzat sahaya iniyoruz. İşte bunun için kendi güvenliğimiz, kendi huzurumuz kadar çevremizdeki ülkelerin de esenliğini istiyor, gözetiyor, çaba gösteriyoruz. Çünkü biz Türkiye’yiz. Çünkü biz sadece yaşatmak için, sadece barış ve huzur götürmek için gideriz. Bizim inancımız, bizim medeniyetimiz, bizim kültürümüz bunu emrediyor. Şanlı tarihimiz bu duruşun örnekleriyle doludur. İnşallah Barış Pınarı Harekâtıyla şanlı tarihimize yeni bir altın sayfa ekleyeceğiz.

Bir kez daha Allah ülkemizin, milletimizin, ordumuzun, kardeşlerimizin yardımcısı olsun diyoruz.

Değerli Kardeşlerim,

Rabbimiz müjdeliyor. Esteîzü billah Bismillah: “nasrun minallahi ve fethun karib, ve beşşiril mu'minin…” Evet, Rabbim bize inşallah fethi lütfedeceğine inanıyorum ve bu müjdeyle beraber de bizler evet Mehmetçiklerimizi uğurladık. Ve sağ olsun Diyanet İşleri Teşkilatımız Türkiye’deki tüm camilerde bu sabah namazı Fetih surelerini okudular, Hacı Bayramı Camii’nden de dualar yapıldı ve oradan tüm askerlerimiz uğurlanmış oldu.

Allah yar ve yardımcımız olsun. İnşallah en kısa zamanda bu fetih müyesser olur ve böylece Suriye’ye refah, huzur gelir. Bölgemize aynı şekilde refah, huzur gelir ve bizler de emin adımlarla yolumuza devam ederiz.

Bu duygularla sizlere sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Kalın sağlıcakla diyorum.

Tabii bu arada bir şeyi daha söylemek durumundayım, o da şu: Değerli kardeşlerim, hani diyorlar ya, işte Kürtlere AK Parti’de yer yok filan diye. Söyleyeyim size; şu anda Parlamento içinde AK Parti Grubunda değerli kardeşlerim, 291 milletvekilimizin 50 tanesi Kürt kökenlidir. En sonunda bize bunu söyletmeye mecbur bıraktılar. Çünkü bizim için önemli olan kökenler falan olmaktan öte, insan olmak.