Önder İmam Hatipliler Buluşmasında Yaptıkları Konuşma

09.09.2019

Sevgili Malatyalılar,

ÖNDER’in Kıymetli Yöneticileri,

İmam Hatip Camiasının Çok Değerli Mensupları,

Saygıdeğer Hocalarım,

Sevgili Genç Kardeşlerim,

Sizleri selamların en güzeliyle hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepimizin üzerine olsun.

Buradan ülkemizin dört bir yanındaki imam hatipli kardeşlerime selam ve sevgilerimi gönderiyorum. İmam Hatipliler Kurultayı vesilesiyle bugün bir kez daha imam hatip nesliyle, imam hatipli dostlarla bir araya gelmenin bahtiyarlığı içindeyim. Bu sene 16’ncısı düzenlenen İmam Hatip Kurultayı’nın özellikle başarılarla dolu olmasını Allah’tan temenni ediyorum.

Değerli Kardeşlerim,

Kurultaya davetleri için bu güzel atmosferde gönüllerimizi buluşturdukları için İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneğimize ÖNDER’e şahsım, milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

Bu vesileyle imam hatip okullarının temelini atanlar başta olmak üzere on yıllardır bu okulların kuruluşunda, gelişmesinde, sayılarının artmasında emeği olan vakıf insanlarımıza ülkem ve milletim adına teşekkür ediyorum. Okullarımızda görev yapmış olup da ahirete irtihal etmiş tüm öğretmenlerimizi, yöneticilerimizi, fedakârlıklarıyla, destekleriyle bu müesseseleri yaşatan bütün hayırseverlerimizi rahmetle anıyorum. Tek parti döneminde kapatılan bu okulları 1951 yılında tekrar açan Şehit Başbakan Adnan Menderes’e, onun Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’ye bir kez daha Yüce Mevla’dan rahmet ve mağfiret niyaz ediyorum. Son nefesine kadar imam hatip okullarının kök salması için mücadele eden büyük dava, ilim ve hikmet erbabı Celalettin Ökten Hocamızı, Hacı Veyiszade Mustafa Efendiyi, Ahmet Muhtar Büyükçınar’ı, Mahir İz’i, Ahmet Hamdi Akseki’yi ve diğer tüm alimlerimizi de tazimle yad ediyorum. Burada isimlerini tek tek sayamadığım tüm imam hatip gönüllülerini huzurlarınızda şükranlarımı sunuyorum. Onlar öncüler, önderler olarak vesayetin ufkumuzu kapladığı o karanlık günlerde mücadeleleriyle yolumuzu aydınlattılar. Onlar bizim için, gelecek nesiller için gerçekten zor zamanlarda sadece Hakk’a ve halka sığınarak çok büyük işler başardılar. Onlar merhum Nurettin Topçu’nun kırk yıllık öğretmenim hiçbir derse abdestsiz girmedim, gitmedim diyerek, ifade ettiği bir hassasiyetle gönül insanlarına mahsus yüce bir ruhla çalıştılar. Onlar köy köy, ilçe ilçe gezerek gerektiğinde sırtlarında tuğla taşıyarak, imam hatipleri kurmak için çetin mücadeleler verdiler. Onlar her türlü engele, her türlü imkânsızlığa rağmen manevi kalkınmanın öncüsü bir nesil idealinden asla vazgeçmediler. Onlar sadece okuyan değil, kendilerinden sonrakileri de okutan her biri vakıf çeşmesi misali kıraç gönülleri yeşerten idealist insanlardı. Rabbim tek tek hepsinden razı olsun, onları rahmetiyle, merhametiyle, şefaatiyle kuşatsın diyorum.

Biz de bir imam hatipli olarak, o büyük insanların talebesi olarak, bu yapıyı hiçbir zaman öksüz bırakmamak, boynu büyük koymamak için çalıştık. Büyüklerimizin, ağabeylerimizin Celal Hoca gibi dava adamlarının emaneti olan bu okulları üç, beş kendini bilmezin insafına terk etmedik. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımızdan, Cumhurbaşkanlığımıza kadar üstlendiğimiz tüm görevlerde imam hatip neslinin yetişmesine özel önem verdik. Çünkü biz harcı bismillah denilerek karılan, her tuğlası yine bismillah denilerek konulan o güzel çatı altında önce vefayı öğrendik. Bu çatı bize dürüstlüğü, samimiyeti, hasbiliği, diğergamlığı, ülkesine, milletine, bayrağına yürekten bağlı olmayı öğretti. Biz bu okullarda mücadeleyi, sabrı, dirayeti, cesareti öğrendik. Biz imam hatiplerde ahlakı, dayanışmayı, sadece varlıkta değil yoklukta bile ekmeğimizi muhtaçlarla paylaşmayı öğrendik. Biz bu okullarda kardeşliğin, muhabbetin, birbirini sadece Allah için sevmenin eşsiz lezzetini tattık. Biz o kutlu çatı altında Afrikalı, Filistinli, Türkistanlı mazlumların dertleriyle dertlenmeyi öğrendik. Hepsinden önemlisi bu okullarda hayat karşısında soylu bir duruş sahibi olmayı öğrendik. Bundan dolayı dört evladının dördünü de imam hatip okullarına gönderdim, eğitim öğretimlerini de imam hatip okullarına emanet ettim, bundan da çok çok huzurluyum. Kendim de imam hatip lisesi mezunu olmayı hayatım boyunca büyük bir gurur vesilesi olarak hep yüreğimde taşıdım. Allah’ın izniyle son nefesini verinceye kadar da imam hatipli olmanın onurunu bir şeref payesi olarak üzerimde taşımaya devam edeceğim.

Kardeşlerim,

İmam hatipler ve gönüllü kuruluşlarımıza yönelik tacizlerin arttığı son günlerde bu buluşmamızın oldukça anlamlı olduğuna inanıyorum. Son seçimlerde kimi şehirlerimizde ortaya çıkan seçim sonuçlarının belli çevrelerdeki imam hatip hazımsızlığını tekrar nüksettirdiğini görüyoruz. Özellikle İstanbul Büyükşehir gibi uzun yılların ardından el değiştiren bazı belediyelerde 28 Şubat dönemini hatırlatan uygulamalara imza atılıyor. Adeta bir öç alma duygusuyla, intikam hissiyle asılsız ve çarpıtma bilgilerle gönüllü teşekküllerimiz hakkımda iftira kampanyaları yürütülüyor. FETÖ vari taktikler kullanılarak üniversiteli kız çocuklarımıza güvenli yurt imkanı sunan vakıf ve derneklerimiz hedef haline getiriliyor. Basın yayın organlarında, özellikle sosyal medyada millete ve gençlere hizmetten başka hiçbir gayesi olmayan kuruluşlarımıza yönelik itibar suikastleri düzenleniyor. Seçimlerden önce öğrencilere burs vermekten, ücretsiz yurt sağlamaktan bahsedenler koltuğa oturur oturmaz işe öğrenciye hizmet veren vakıf ve derneklere saldırmakla başladılar. Seçim döneminde inançlara saygıdan dem vuranlar, şimdi milletin saçıyla, sakalıyla, kılık kıyafetiyle uğraşıyor. İşte İstanbul’da İETT’de şu anda sakallılar bunlarla uğraşmaya başladılar. Bunu biz 12 Eylül’de yaşadık, ben de o zaman İETT’deydim. Göreve o zaman bir albay getirilmişti ne kadar İETT’de sakallı varsa hepsini çektiler, sakallarını kestiler. Ve belki ilginç gelecek o zaman benim de sakalım vardı en son ben kalmıştım beni de çağırdı dedi ki ya sakal ya istifa, ben de ertesi gün istifamı verdim ayrıldım. Ama ne kaybettim? 12500 lira alıyordum ve hemen özel sektörde bir işe başladım dört kat fazlası maaşla işe girdim ve 50 bin lira. Yani bütün tasarruf sahibi olan rezzaku alem olan Allah bir yerden kapılar kapatılıyorsa işte birçok yerden farklı kapılar açılıyor ve açıldı.

Seçim döneminde takılan dikkat edin özgürlük maskesi yerini bugün baskıya, fişlemeye, faşizmi aratmayan bir tahammülsüzlüğe bıraktı. Seçim öncesinde hiç kimsenin aşıyla, ekmeğiyle oynamayacağız diyenler daha şimdiden binlerce insanı kapı dışarı etti. Sevgi ve kucaklaşma sözlerinin yerini Suriyeli yetimlere verilen bir tas çorbaya göz diken, kimsesiz çocukları kapı dışarı eden, bölücülere gösterdiği empatiyi, evladı dağa kaçırılan analardan esirgeyen vicdansız, insafsız, nobran bir zihniyet aldı.

Hatırlayın, Cumartesi annelerini. Cumartesi anneleri için her Cumartesi Galatasaray’a gidenler yok muydu? Sanatçılar, şunlar, bunlar vesaire Galatasaray’a gitmiyorlar mıydı? Peki, Cumartesi anneleri için oraya giden bu sanatçılar vesaire yazarı, çizeri, şusu, busu vesaire şimdi Diyarbakır Belediyesi’nin önünde evlatları dağa kaçırılmış olan annelerin yanına niçin gitmiyorlar? Çünkü bunlar ikiyüzlü, bunlar dürüst değil. Aynısı Taksim’de 12-13 tane ağacın yeri değiştiriliyor diye kıyametler koparanlar ormanlarımız yakıldı, PKK bu ormanların yakılışını üstlendi mi? Üstlendi. Peki, bu ormanların yakılışını üstlenen PKK’ya karşı acaba şu anda çevre dostları niçin kalkıp da bunlara karşı durun demiyorlar? Dürüst değiller, dürüst değiller, samimi değiller.

Değerli Kardeşlerim,

Ama biz Elif gibi dimdik duracak ve yolumuza devam edeceğiz. Biz Diyarbakır’daki il başkanlığının önünde malum partinin o anaların yanındayız ve devlet olarak elimizden geleni yapıyoruz, takipçisiyiz, kovalamaya da devam edeceğiz. Bu terör örgütü kaçacak, biz kovalayacağız. Er veya geç bu işin hesabını da soracağız.

Değerli Kardeşlerim,

Şu anda bazı sanatçılar sağ olsun onlar Diyarbakır’a gidiyorlar diye haberlerini aldım, gittiler diye haberlerin aldım, bazı köşe yazarlarının gittiğinin haberini aldım. Ben de şahsım, milletim adına onlara teşekkür ediyorum. Çünkü burada milletimizin uyanışı çok önemli. PKK terör örgütünü arkasına almış olan bu siyasi partinin bugüne kadar neleri nasıl istismar ettiğini milletimizin bilmesi lazım, milletimize de bunları anlatmamız lazım. Bunlar bizim üzerimizdeki büyük yüklerdir. Ve biz bu işin arkasını bırakmayacağız.

Kardeşlerim,

Tabii biz milletin değerlerini, kurumlarını hedef alan saldırılarla ilk defa karşılaşmıyoruz. Modern Türkiye’nin tarihi azgın azınlığın, sessiz çoğunluğu sindirmeye, baskı ve tahakküm altına almaya yönelik tacizleriyle doludur. Milletin kökleriyle bağını koparmak, insanımızın hayat pınarlarını kurutmak için daha önce de pek teşebbüs yapılmıştır. İlim, irfan ve hizmet yuvalarına tahammülsüzlük maalesef toplumun belli bir kesiminde ideolojik saplantı halini almıştır. Tek parti döneminde ise bu ideolojik saplantı adeta bir devlet politikasına dönüşmüştür. Bu dönemde Batılılaşma adına yapılanlar hem milli bünyemizde hem de milletimizin hafızasında çok derin yaralara açmıştır. 80 yaş üstündeki büyüklerimize tek parti yıllarını sorduğunuzda alacağınız cevaplar sadece yokluktur, yoksulluktur, baskıdır. Camilerin emlak niyetine satıldığın, ibadethanelerin ahıra çevrildiği, Kur’an kurslarının kapatıldığı, ilim irfan merkezlerinin kapısına kilit vurulduğu günlerimiz oldu. Minarelerimizden Ezan-ı Muhammediye’nin Allah-u Ekber nidalarına hasret kaldığımız dönemler yaşandı bu ülkede. Kuran-ı Kerim’in tren vagonlarında, ahırlarda, derme çatma binalarda gizli saklı bir şekilde öğretildiği süreçlerden geçildi. Milletin cenazesini yıkayacak gassal dahi bulamadığı, yazdığı kitaplardan dolayı alimlerimizin darağacına gönderildiği zor zamanlarımız oldu. Rahmetli Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı ve Milli Türk Talebe Birliği’nde bir konferansını dinledim. Orada nasıl oldu da bu gassallık olayı bu imam hatipler meselesi gündeme geldi? Ve ne dese beğenirsin? Kendisine İnönü talimat veriyor, imam hatip okulu açma noktasında değil, ya sadece cenazeleri yıkayacak gassal yok. Ben senden diyor sadece cenazeleri yıkayacak gassal yetiştirmek için okullar açmanı istiyorum diyor, yani imam hatiplerin bil vesile açılışı da böyle. Onun için de imam hatipte bize bazı hocalarımız şunu derdi: Ya siz ölü yıkayıcısı mı olacaksınız? Bunu bize dediler ve bizim onurumuzla bu şekilde oynamaya çalıştılar. Ama ne oldu? Onların işte gassal diye düşündüklerinden cumhurbaşkanı çıktı, başbakan çıktı bunlar çıktı.

Değerli Kardeşlerim,

İşte bu noktadan hareketle bizim birliğimiz, bizim beraberliğimiz, bizim kardeşliğimiz çok ama çok önemli. Onun için bizi bölmek, parçalamak gayreti içerisinde olanlar olabilir, bu oyunu işte bu kadrolar bozacak. Türkiye üstadın ifadesiyle, Allah ve ahlak demenin yasak olduğu, din adına ne varsa her şeyin yer altına itildiği ıstırap dolu günlere şahitlik etti. Daha sonraki yıllarda da bu baskıların tırmandırıldığı dönemler yaşandı. Bu ülkede insanlar sakalından, kılık kıyafetinden dolayı polis tarafından sokaklardan toplandı. Anadolu insanın takunyalı, mürteci diyerek aşağılamaya çalıştılar. Yeri geldi göbeğini kaşıyan adam, yeri geldi makarnacı, kömürcü, patatesçi, diyerek insanımıza kan kusturdular, kin kusturdular. Yeri geldi ölü yıkayıcısı, dediler. Başörtülü kızlarımıza sıkma baş, diyerek hakaret ettiler. Anadolu’nun zeki çocuklarının okuyup kaymakam, vali, hakim, savcı, diplomat olmasına tahammül edemediler. Ne dediler? Sen git temizlikçi ol, sen git işte tarlada, bahçede çalış. Niye? Başörtülüden gelip de hakim, savcı, doktor olamaz, bunu yakıştırdılar. Ama hep söyledik ya vemekeru ve mekerallah vallahu hayrul makirin ve bu tecelli etti. Çünkü hesapların üzerindeki hesap Rabbimizin hesabıydı, bu tecelli etti. Bunun karşısında dayanamadılar, duramadılar ve bu tecelli etti. Bu ülkede onların kabullenemediği bu makamların hepsine de imam hatip mezunları da geldi.

Tek parti döneminden 27 Mayıs darbesine, 12 Mart’tan 12 Eylül’e ve 28 Şubat’a kadar demokrasinin askıya alındığı ara dönemleri milletle ve milli iradeyle hesaplaşma aracına dönüştürdüler. Özellikle medeniyet birikimimizi yeni nesillere aşılayan vakıf, dernek ve kurumlarımızı hedef aldılar. Kimileri bu vakıfları kapatmayı denedi, kimileri tehdit diliyle yıldırmaya çalıştı, ama hiç birisi de hamdolsun başarılı olamadı. Her defasında Hakk’ın ve halkın iradesi galip geldi.

Kardeşlerim,

Yaşadığımız acı tecrübeler bize şu hakikati birçok defa göstermiştir: Bin kere mazlum olmak bir kere zalim olmaktan iyidir. Çünkü zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur. Dünyada zulümle ve baskıyla payidar olan hiç kimse yoktur. Milletin kurumlarıyla, milletin değerleriyle kavga edenler her dönemde olduğu gibi bugün de kendilerini bekleyen akıbetten kurtulamayacaktır. Milletimiz kendine ve evlatlarına hizmetten başka gayesi bulunmayan vakıflarımızın yıpratılmasına müsaade etmeyecektir. Bu millet nasıl şimdiye kadar varını, yoğunu harcayarak kendi kurumlarına sahip çıkmışsa inşallah bundan sonra da dişinden tırnağından artırdıkları ile gönüllü teşekküllerimizi desteklemeyi sürdürecektir. Milletimizin ruh köküyle bağını tekrar güçlendirmesine kimse mani olamaz. Bu topraklardaki 1071’den 2071’e ve ötesine giden kutlu yolculuğumuza kimse set vuramaz. Bu millet bir daha asla yeni 27 Mayısların, 12 Eylüllerin, 28 Şubatların yaşanmasına izin vermez.

Altını çizerek ifade etmek isterim ki Türkiye’de 3 Kasım 2002 tarihi itibariyle vesayetin kapısı tekrar açılmamak üzere kapanmıştır. 15 Temmuz gecesi yaşananlar ise milletimizin iradesini korumak uğrunda neleri göze alabileceğini dost düşman herkese göstermiştir. Bu ülkenin sahibi şu veya bu kesim değil, 82 milyonun tamamıdır. Bunun için her fırsatta işimize yoğunlaşmamız gerektiğini söylüyorum. Unutmayalım ki, biz zaferle değil, seferle mükellefiz. Zaferin de, kaderin de zamanında sahibi alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Bizim görevimiz sabırlı olmak, inancımızdan, vakarımızdan, asaletimizden, ilkelerimizden taviz vermeden mücadelemizi sürdürmektir. Üstadın bizlere umut aşılayan o güzel ifadesiyle söyleyecek olursak;

Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin, eve dönsek de!

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Evet, üstadın müjdelediği gibi ebed bizimdir, istikbal bizimdir. İstikbal milletin emanetine canı pahasına sahip çıkanlarındır. İstikbal saldırılar ve zorluk karşısında yeise düşmeden hizmet sancağını daha yüksek burçlara taşıyan gönüllü kuruluşlarımızındır. İstikbal gece gündüz demeden imanlı, ahlaklı, erdemli nesillerin yetişmesi için ter dökün hocalarımızındır. İstikbal az önce Fuat Bey’in de ifade ettiği gibi kim var diye sorulduğunda sağına, soluna bakmadan ben varım diyebilen dava erlerinindir. İstikbal millete hizmet yolunda can veren şehit Kaymakam Muhammet Fatih Safitürk ile Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz gibi vatanperver imam hatiplilerindir. İstikbal, 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi gerektiğinde vatanı, ezanı, bayrağı ve bağımsızlığı uğrunda şehadeti göze alan yiğitlerindir. İstikbal, bölücülerin tehditlerine aldırmadan, evlatlarını bölücü terör örgütünden kurtarmaya çalışan Diyarbakırlı cesur analarındır. Nasıl 28 Şubat’ta üniversite kapılarında gözyaşı döken kızlarımızın ahı, ikna odacılarının peşini hiç bırakmamışsa, ciğerpareleri dağa kaçırılan anaların direnişi de Kandil’deki kan tüccarlarına diz çöktürecektir.

Sevgili Hocalarım,

Kıymetli ÖNDER Mensupları,

Türkiye’nin parlak yarınlarının inşasında sizlere, imam hatip nesline büyük sorumluluk düşüyor. Bugün gençlerimiz bir taraftan DEAŞ, FETÖ ve PKK gibi terör örgütleriyle, diğer taraftan uyuşturucudan alkole, sanal bağımlılıktan nihilizme kadar birçok farklı tehditle mücadele etmek zorunda kalıyor. Gençlerimizin bu sınamalarda mücadele edebilmesi için milli ve manevi değerlerimizle tezyin edilmesi önemlidir. Evlatlarımızın bir taraftan geleceğin dünyasına hazırlıklı bir şekilde yetişirken, aynı zamanda da kökleriyle bağlarını güçlü tutmaları gerekiyor. Bu altın oranın yakalanması ancak kaliteli, nitelikli ve özgün bir eğitim öğretimle mümkün olacaktır. Onun için imam hatip neslinden beklentim ve beklentimiz çok. İhlas ve sabırla yürütülen çetin bir mücadelenin en tatlı meyvesi olan imam hatipler bu noktada hayati role sahiptir. Bu okullar sıradan bir eğitim öğretim kurumu olmanın ötesinde, ülkemize istikamet çizen, ufkumuzu aydınlatan, en önemlisi de öz değerlerimize sahip çıkan nesillerin yetiştiği eğitim öğretim kurumlarıdır. Milletimiz hala imam hatipleri çöldeki vaha gözüyle bakıyor. Anadolu insanı bu okulları evlatlarını huzuru kalple emanet edebilecekleri güvenli bir liman olarak görüyor. Hiçbirimizin bu beklentileri boşa çıkarma gibi bir hakkı yoktur. Allah’a hamdolsun artık kat sayı gibi ucubelerle uğraşmak zorunda değiliz.

Devlet idaresinde imam hatip okullarını adeta bir tehdit gibi gören jakoben zihniyeti de söküp attık. 28 Şubat döneminde birçoğunun kapısına kilit vurulan, orta bölümleri kapatılan, öğrenci sayıları 60 binlere kadar düşen 600 binden 60 bine. Şimdi ise hamdolsun 1 milyon 300 bine ulaşan bir yapıyla bu demektir ki, milletimizin en fazla rağbet ettiği eğitim kurumlarından birisi hale geldi. Bundan sonra beklenen ney? Başarı. Şimdi başarıyı bekliyoruz ve bu başarı arttıkça da buralara katılım daha da artacaktır.

2002-2003 eğitim öğretim yılında sadece 443 imam hatip okulu varken, bugün bu sayı 1623’e çıktı. İmam hatip liselerinin toplam liseler içindeki oranı 17 yıl önce yüzde 8’ken bugün yüzde 18’e yükseldi. İmam hatip lisesi öğrencilerinin toplam lise öğrencileri içindeki oranı 2002 yılında yüzde 3’ken, bugün bu oran yüzde 14’ü buldu. Okullarımızın hem öğrenci sayısında hem de öğrencileri sunduğu sosyal, sportif ve diğer imkanların kalitesinde ciddi artışlar oldu, özellikle bu proje imam hatipler vasıtasıyla. Akademik başarısı yüksek öğrencilerin imam hatip okullarını tercih oranı giderek yükseliyor. Kaliteleriyle temayüz etmiş imam hatiplere yerleşme şansı bulamayıp dışarıda kalan pek çok öğrenci olduğunu biliyoruz. Gerek altyapı, gerekse destek ve sahiplenme noktasında imam hatipler adeta altın çağını yaşıyor. Bizden önce uzun yıllar imam hatipler sadece milletin okullarıydı. Bugün milletin yanında devlette imam hatipleri sahipleniyor.

Değerli Kardeşlerim,

Dolayısıyla artık imam hatipler hem milletin hem de devletin okullarıdır. İmam hatip liselerinin sahip oldukları engin tecrübeyi günün imkanlarıyla buluşturarak geleceğin okulları haline dönüşmesini hedefliyoruz. Bu okulların cazibe merkezi olmayı sürdürebilmeleri için artık nicelikten ziyade niteliğe ve başarıya yoğunlaşmalıyız. Akademik başarı yanında sanat, kültür, spor gibi hayatın farklı alanlarında da başarıya odaklanan çalışmalar yürütmeliyiz. Unutmayın, bu okulların harcında kara tahta önünde ölmek isterim, diyen ertesi günkü dersine hazırlanırken son nefesine veren Celal Hocamız gibi mesleğine âşık öğretmenlerin fedakârlığı vardır. Okullarımızı istikbale taşıyacak olan da yine sizlerin öğretmenlerimizin ve idarecilerimizin çabalarıdır. Sizlerden ayrım yapmadan, ülkemizin bütün gençlerini kucaklamanızı, onların aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi kuşaklar olarak yetişmeleri için her türlü gayreti göstermenizi bekliyorum. Binlerce kitaptan bir gönül çıkmaz, ancak bir gönülden binlerce kitap çıkar inancıyla gönüller yapmanızı, gençlerimizin gönlünü kazanacak çalışmalara imza atmanızı istiyorum.

Ehliyet ve liyakat temasıyla düzenlenen 16’ncı İmam Hatipliler Kurultayı’nın okullarımızın geleceğine damga vuracak proje ve yeni fikirlere öncülük edeceğine inanıyorum. Kurultaya katkı veren hocalarımıza, eğitim öğretim camiamızın kıymetli mensuplarına buradan tekrar milletim adına, şahsım teşekkür ediyorum. Bu temennilerle sözlerime son verirken bir kez daha çalışmalarında ÖNDER muvakkatiyetler diliyorum. Rabbim yolunuzu, yolumuzu, bahtımızı açık etsin diyor, Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.

Selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Allah’a emanet olun, sağ olun diyorum.