Eskişehir Odunpazarı Modern Müzesi Açılışında Yaptıkları Konuşma

07.09.2019

Sevgili Eskişehirliler,

Kıymetli Misafirler,

Değerli Kardeşlerim,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum. Odunpazarı Modern Müzesi’nin Eskişehir’imize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. Japon ve Osmanlı mimarisinin modern bir yorumu olarak tasarlanan, temelini bizzat attığım bu müzenin açılışında da bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum.

Bu müzeyi kültür, sanat hayatımıza kazandıran Sayın Erol Tabanca ve değerli eşlerine, bu müzenin tasarım ve uygulama süreçlerinde emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Özellikle Japon dostlarımıza katkıları için şahsım ve ülkem adına teşekkürlerimi sunuyorum. Sergileme ve etkinlik alanları, atölyeleri, diğer bölümleriyle bu müzenin Eskişehir’den dalga dalga ülkemize ve dünyaya yayılan bir sanat ışığı olacağına inanıyorum. Bu müzeyi sanatseverlerimizin sahip olduğu koleksiyonları tüm toplumun istifadesine sunma erdeminin bir örneği olarak görüyorum. Sayın Erol Tabanca mimar ve müteahhit olarak ülkemizde ve dünyanın çeşitli yerlerinde gösterdiği başarıyı sanat alanında da tekrarlamıştır. Diğer sanatseverlerimizden benzer çabalar ve eserler beklediğimizi burada ifade etmek istiyorum.

Böyle bir müzenin kuruluşu için Eskişehir’in seçilmiş olması fevkalade isabetlidir. Dünyanın ve coğrafyamızın tüm kadim medeniyetlerine ev sahipliği yapan, her birinden izler taşıyan Eskişehir bugün de eğitimde, kültürde ve sanattaki canlılığıyla böyle bir müze için en ideal şehirdir. Şu anda bulunduğumuz Odunpazarı semti Dünya Kültür Mirası Geçici Listesi’nde yer alan gerçekten gözümüz gibi korumamız gereken bir yerdir. Bir yandan kadim Eskişehir’in mirasını yaşatan, diğer yandan bugün açılışını yaptığımız müze ve bunun yanında günümüze, geleceğe kucak açan bu bölgenin zenginliklerini dünyaya daha iyi tanıtmalıyız. Milli Eğitim ile Kültür ve Turizm eski Bakanlarımızdan Nabi Avcı Hocamızın da özel gayretleriyle son 17 yılda Eskişehir’e bu doğrultuda pek çok değer kazandırdık. Sağ olsun Eskişehir halkı da bu çabalara sahip çıktı.

Bugün Eskişehir ülkemizde gezilip görülmesi gereken şehirler denildiğinde ilk akla gelenler arasında yer alıyor. Eskişehir’in uluslararası tanıtımını da yeterli düzeyde gerçekleştirdiğimizde inanıyorum ki burası yabancı misafirlerimiz için de ana destinasyonlardan biri olacaktır. İşte son seyahatlerimizde Haneda Havalimanı’ndan Türkiye’ye artık uçak seferlerinin de başlatılmış olması inanıyorum ki burada tabii Japon dostlarımız için atılmış olan bu adımla birlikte Japonya’dan Türkiye’ye gelen turist sayısında da ciddi bir artışa vesile olacaktır.

Değerli Arkadaşlar,

Sık sık hayıflandığımı bir tespiti burada bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye geçtiğimiz 17 yılda her alanda tarihinin en büyük dönüşümlerine, en büyük reformlarına, en büyük yatırımlarına, en büyük eserlerine, en büyük hizmetlerine kavuşmuştur. Ülkemizi demokraside ve ekonomide getirdiğimiz yerin önemini elini vicdanına koyup geçmişten bugüne sağlıklı bir değerlendirme yapan herkes teslim edecektir.

Bununla birlikte iki konuda nispeten hedeflerimizin gerisinde kaldık. Bunlardan biri insan yetiştirme olan eğitim, diğeri ise insanı zenginleştirme olan kültür sanattır. Sorun asla kültür sanata bakışımızda bu alana verdiğimiz önemde değildir. Biz kültürü tıpkı toprak, bayrak, askeri ve ekonomik güç gibi özgürlüğümüzün sembollerinden biri olarak görüyoruz. Dünyadaki güçlü ülkelerin paraları ve orduları kadar, hatta onlardan daha önce kültür sanat alanındaki hakimiyetleriyle bu sıfatı elde ettiklerini biliyoruz. Kültür endüstrisinin dünyada girmedik ev, dokunmadık gönül bırakmadığı bir devirde aksini iddia etmek gerçeklere göz kapamakla eş değerdir. Hangi kıtaya ve hangi ülkeye giderseniz gidin insanların ne giyeceklerinden, hangi müziği dinleyeceklerine, kullandıkları teknolojik aletlerden, evlerinin mimarisini ve dizaynına kadar hayatlarının her anı bu dev kültür endüstrisi tarafından biçimlendirilmektedir. Bu devasa çarkın insanlığın binlerce yıllık birimlerinden geriye kalanları tamamen yok etmemesi için, farklılıkları zenginlik olarak gören anlayışa sıkı bir şekilde sahip çıkmamız gerekiyor. Kendi tarihine, kültürüne, sanatına, değerlerine sahip çıkamayan yeni nesillerin eğitimini bu bilinçle veremeyen bir ülkenin ve toplumun bir süre sonra kimliğini kaybetmesi kaçınılmazdır. Eğitimi ve kültürü özellikle güçlendirmenin yolu ise bu alanda gayret gösteren, mücadele eden, emeğini ve birikimini ortaya koyan insanları desteklemekten geçiyor. Devlet olarak bu çerçevede tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz. Ülkemizdeki her bir evladımızın eğitime erişimini sağlamak için 309 bin yeni derslik inşa ettik ve içlerini en modern şekilde donattık. Her derslikte öğrencilerimizin eğitim öğretim görebilmeleri için 632 bin yeni öğretmeni göreve başlattık. Müfredatın yenilenmesinden, eğitim öğretim kademeleri arasındaki geçişin düzenlenmesine kadar pek çok reformu hayata geçirdik. Buna rağmen hâlâ eksiklerimiz olduğunun farkındayız ve tamamlamak için tüm gücümüzle çalışıyoruz.

Aynı şekilde kültür ve sanat alanında ülkemizin hak ettiği yere gelmesini sağlamanın mücadelesi içerisindeyiz. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içinde ülkemizin en büyük kütüphanesini inşa ettik. İnşallah 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda şu anda kitap yerleştirme işlemleri süren bu kütüphaneyi resmen hizmete açmayı planlıyoruz.

İstanbul’da da şehrin en büyük tarihi eserlerinden biri olan Rami Kışlası’nı kütüphaneye çeviriyoruz. Rami Kışlası’ndaki çalışmalar bittiğinde burası sadece ülkemizin değil, dünyanın en önemli kütüphaneleri arasında yerini alacaktır. Çocuklara ve gençlere en etkili şekilde ulaşmak için televizyondan sinemaya, müzikten bilgisayar oyunlarına kadar popüler kültürün tüm alanlarında kendi tarihimizden beslenen içerik üretimine ağırlık veriyoruz. Her yıl takdim ettiğimiz Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülleriyle ülkemizin kültür sanat erbabına desteğimizi gösteriyoruz. Ülkemizi diğer alanlarla birlikte, kültür sanatta da dünyanın en büyükleri arasına çıkarana kadar mücadeleye devam edeceğiz.

Değerli Dostlar,

Medeniyet demek her şey gibi kültür ve sanatı da sürekli olarak yeniden ve yeniden inşa demektir. Tarihimizle elbette kıvanç duyacağız, bu topraklarda üretilmiş her türlü kültür eseriyle, sanat birikimiyle, her dönemden kalma mimari eserlerle topluma rengini vermiş tüm güzel hasetlerimizle elbette iftihar edeceğiz. Ama daha önemlisi biz bunların üzerine ne koyduğumuza da bakacağız. Şayet geçmişe dahi doğru dürüst sahip çıkamıyor, günümüzde de özgün bir üretim gerçekleştiremiyorsak şapkamızı önümüze koyup düşünmemiz gerekir. Türkiye’nin son iki asırdır siyasi, sosyal, askeri her alanda yaşadığı büyük savrulmaların en tehlikeli fay hattı işte bu noktadır. Kimliğinizi kaybettiğimizde geriye hiçbir şeyimiz kalmaz. Hep söyleriz, insanları diğer canlılardan ayıran doğruyu ve yanlışı ayırt etme, buna göre irade ortaya koyabilme kabiliyetidir. Öyleyse toplumları birbirinden farklı kılan da kendi medeniyet, tarih, kültür ve sanat mirasıdır. Hangi medeniyetin kodlarına göre oturuyor, kalkıyor, çalışıyor, eğleniyor, ilişkilerinizi düzenliyorsanız oraya aitsiniz demektir. Diğer medeniyetlerin birikimlerinden faydalanmakla, bizatihi onun bir parçası haline gelmek farklı şeylerdir. Biz özgürlüğümüzü koruyarak, dünyayla bütünleşmenin peşindeyiz. Bugün aramızda bulunan Japon dostlarımızın da aynı anlayışta olduklarını biliyorum. Dünya son bir asırdır çok fazla acı yaşadı ve çok fazla örselendi. Mayıs’ta Japonya’daydım, şimdi Ekim’in 21-22’sinde tekrar Japonya’daki İmparatorun devir teslimiyle alakalı resmi törenine inşallah katılacağız. Dünya büyük, ama artık ilişkiler küçükleşen bu dünyada daha da artıyor.

Geleceğimizi daha huzurlu, güvenli, müreffeh yapmak, hep birlikte daha adil bir dünyada yaşayabilmek için farklılıklara saygıyı, insanlığın ortak mirasına sahip çıkmayı hayatımızın merkezine yerleştirmeliyiz. Bugün burada açılışını yaptığımız müzeyi işte böyle bir çabanın sembolü olarak görüyorum.

Bir kez daha bu muhteşem eserin, bana göre farklılıklar arz eden bu eserin şehrimize ve ülkemize kazandırılmasında emeği geçen Erol Tabanca kardeşimi ve değerli eşlerini şahsım, milletim adına kutluyorum, tebrik ediyorum. Mimarından mühendisine, işçisine kadar hepsine tebriklerimi özellikle sunuyorum. Sizlere de sevgilerimi, saygılarımı ifade etmek istiyorum.

Kalın sağlıcakla.